|
FENER RUM PATRİKHANESİ’NİN
STATÜSÜ VE
HEYBELİADA RUHBAN OKULU
SALİM GÖKÇEN
Fener Rum Patrikhanesi’nin dindışı siyasi
faaliyetleri, 1453’te Fatih Sultan Mehmed’in
İstanbul’u aldıktan sonra Rum-Ortodoks cemaatini
teşkilâtlandırıp başlarına patrik seçtirerek,
“millet başkanı”statüsüyle hem ruhanî hem de
cismanî yetkiler vermesiyle başlar.
Fatih Sultan Mehmed, fetih sırasında Galata da
Cenevizlilerin himayesine sığınan halkın, kendi
âdet, din ve ananelerini gereğince
yaşayabileceğini ilân etti(1). Bunun ardından II.
Anastasios’un çekilmesinden itibaren boş olan
patriklik makamına bir kişinin seçilmesini
istedi. Bu makamı boş bırakmak elinde olduğu
halde, İstanbul’da Türkler ile Hıristiyanlar
arasında tam bir uyuşma meydana getirmek
istediği anlaşılan Fatih’in bu teşebbüsü üzerine
Ortodokslar, Georgios Skolarios’u, Gennadios
lakabı ile patrik seçtiler. Bununla beraber
takdis töreni ancak ertesi sene 1454’te Marmara
Ereğlisi Metropolidi tarafından yapıldı(2).
Fatih Sultan Mehmed, Türk hakimiyeti altında ilk
İstanbul Patriği olan Gennadios’a, kendisini her
türlü vergi ve rüsûmdan muaf tutan bir ferman
verdi(3). Fatih Sultan Mehmed’in tuğrasını
taşıyan ferman, patriklerin görev ve
sorumluluklarını belirliyor, Patrikhane ye
ibadet hürriyeti ile esas teşkilâtını ve akaid-i
diniyesini, ruhanî meclislerde tâdil etmemek
hakkını tam olarak veriyor ve ibadet yerlerini
tanıyordu(4).
Ferman, patriğin dinî ibadete ait hizmetleri
yerine getirmesi şartıyla, tahta çıkan her yeni
padişah tarafından yenilendi. Bununla beraber
vezirle aynı derecede tutulup gerektiğinde
Divan’da söz alma hakkı tanınan patriğin(5)
medenî ve dinî hukukunu özenle tespit eden
Devlet, onun dinî olmakla beraber, siyasî
mahiyet arz eden Doğu ve Batı Kiliseleri’nin
birleşmeleri ile ilgili meselelerle uğraşmasını
da yasakladı. Bu suretle sırf dinî bir
fonksiyonu olup, kendisine Osmanlı İmparatorluğu
dahilinde olanlardan başka Mısır, Suriye,
Filistin, Kıbrıs ve Rusya Ortodokslarının’da
bağlandığı patrik, dinî olan salahiyetlerini
aşmadıkça her türlü müdahaleden masûn kaldı(6).
Osmanlı İmparatorluğu’nda İstanbul patrikleri,
devlete sadık kaldıkları müddetçe makamlarını,
salahiyetlerini muhafaza ettiler. Buna rağmen,
devleti parçalayıp önce bağımsız bir Yunanistan,
sonra da yeni bir Doğu Roma Devleti kurmak
kararını alan Etnik-i Eterya Cemiyeti’nin tabiî
azalarından olan Fenerli Rum ailelerin
telkinleri ile hareket etmek suretiyle kanuna ve
kamu düzenine aykırı faaliyetlerde bulunan
patrikler, fermanda belirtilen çerçevenin
tamamen dışına çıkmaya başladılar. Nitekim
1657’de, siyasî faaliyetlere girişip Eflâk
Voyvodası Constantin Şerban’ı isyana teşvik
etmek suretiyle dinî olan salahiyetlerini aşan
patrik III. Parthenios, IV. Mehmed’in emri ile
Parmakkapı’da asıldı. Bu olaydan sonra yeni
patriğin tâyin merasimi Bâb-ı Âli’de Sadrâzam
huzurunda yapılmağa başlandı. Bununla birlikte
Eflâk ve Mora isyanları ile ilgisi tespit edilen
Patrik II. Grigorios, 1821’de II. Mahmud’un emri
ile Bendereli Ali Paşa tarafından paskalya
gecesi boynuna yaftası iliştirilerek
Patrikhanenin Orta Kapısı’ nda asıldı(7).
Patrikhane, Osmanlı Devleti’nin son 60 yılında,
1860-1862 Nizâmnâme’sine(8) göre idare edildi.
Sultan Abdülaziz tarafından onaylanan bu
Nizâmnâmeye göre Patrikhane, patriğin
nezâretinde olup sivil işler için dört
metropolit ve sekiz sivil kişiden meydana gelen
karma bir meclisin de yardımını temin eden 12
kişilik Synode tarafından idare ediliyordu.
PATRİKHANE’NİN HUKUKÎ
STATÜSÜNÜN DEĞİŞTİRİLMESİNE
NEDEN OLAN BAZI FAALİYETLERİ
Fener Rum Patrikhanesi, 1453’ten Lozan
Antlaşması’na kadar geçen süre zarfında Türk
kanunları himayesinde tam bir emniyet altında
bulunmuş, fakat bu güveni suiistimalde asla
tereddüt etmemiştir. Bu geçen süre zarfında
Fener Rumları yabancı dil bilmeleri nedeniyle
Osmanlı sarayına tercüman olarak girmişler ve
hatta Türk devlet idaresinde önemli idarî
makamları da işgal etmişlerdir.
1814-1919 tarihleri arasında Patrikhane, Etnik-i
Eterya Cemiyeti(9) nin merkezi olarak çalışmış,
bir taraftan dinî vazifelerini ifâ eder
görünürken diğer taraftan yıkıcı faaliyetlerden
geri durmamıştır. Patrikhane, bu dönem
içerisinde Türk kanunlarının himayesinde
kiliseler inşa etmiş, okullar açmış ve buralarda
dinî ayin perdesi arkasında Rumları devlete
karşı teşkilatlandırmıştır.
Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra,
Fener Rum Patrikhanesi, İstanbul’un Yunanistan’a
ilhakını istemeye(10) ve uluslararası bir
idareye kavuşturulması için bazı girişimlerde
bulunmaya başladı. Bununla birlikte Patrikhane,
Türklerle meskun bölgelerde Türkleri göçe
zorlamak için sık sık yangınlar dahi
çıkarttı(11).
13 Ekim 1919’da Fener Rum Patrikhanesi, batılı
devletlere gönderdiği bir muhtıra ile Anadolu da
başlayan Kuva-yı Milliye hareketinin aslında
Türk barbarlığından başka bir şey olmadığını
ileri sürerek, Rumların kurtuluşunun ancak
batılı devletler tarafından Anadolu’nun işgal
edilmesine bağlı olduğunu bildirdi(12).
Patrikhane’nin hazırladığı bu bildiri, Atina
Metropolidi Meletios tarafından İngiltere ve
Amerika Birleşik Devletleri yönetimine
ulaştırılarak, Hıristiyan dünyanın acil
müdahalesi istendi.
Doğu Roma İmparatorluğu’nu yeniden ihyâ etmek
doğrultusunda kurulan Etnik-i Eterya
Cemiyeti’nin yanısıra, merkezi Fener Rum
Patrikhanesi’nde, şubeleri Anadolu’da bulunmak
üzere Mavri Mira Cemiyeti(13), Rum İzci
Cemiyeti, Rum Kızılhaç Cemiyeti(14), Pontus
Cemiyeti(15) ve Kordos Komitesi(16) kuruldu.
Karadeniz’de bir Pontus Devleti kurma amacına
yönelik faaliyetleri de yürüten Patrikhane,
Batum ve Poti gibi diğer Karadeniz şehirlerinde
bulunan Rumların, Trabzon ve Samsun civarına
yerleşmelerine yönelik iskân hareketi(17) içinde
de bulundu.
Böylece temel statüsünden ayrılan Patrikhane,
Yunanistan’ın Türkiye’deki şubesi haline geldi.
Patrikhane, bütün işlerini birinci derecede
İstanbul daki Yunan Temsilciliği, ikinci
derecede ise, Müttefik Temsilcileri ile görmeye
başladı.
Patrikhane konusunda Mustafa Kemal Paşa, 25
Aralık 1922’de Le Journal gazetesi muhabiri Paul
Heriot ya Çankaya’da verdiği beyanâtta şunları
söylemektedir(18):
“Bir fesad ve hıyânet ocağı olan ve
memleketimize nifak tohumları eken,
uyuşmazlıklar yaratan, Hıristiyan
hemşehrilerimizin huzur ve refahı için de
uğursuzluğa ve felâkete sebep olan Rum
Patrikhanesi’ni artık topraklarımız üzerinde
bırakamayız. Bu tehlikeli teşkilâtı
memleketimizde muhafazaya bizi mecbur etmek için
ne gibi vesile ve sebepler gösterilebilir?
Türkiye’nin Rum Patrikhanesi için arazi üzerinde
bir sığınılacak yer göstermeye ne mecburiyeti
var? Bu fesad ocağının hakiki yeri Yunanistan
değil midir? Büyük Millet Meclisi tarafından
idare edilmekte olan yeni Türkiye, Bâb-ı Âli’nin
taht-ı idâresindeki eski Osmanlı İmparatorluğu
değildir. Yeni Türkiye, şeref ve haysiyet,
kudret ve kuvvetini müdrik ve hukûkunu muhâfaza
için mevcûdiyetini tehlikeye atmaya hazır ve
âmâdedir”.
Lozan görüşmeleri devam ederken, Türkiye Büyük
Millet Meclisi’nde Isparta Mebusu Hüseyin Hüsnü
Efendi’nin Rauf (Orbay) Bey’e; “Patrikhane
İstanbul’da kalacak mı?” sorusuna karşılık; Rauf
Bey’in, Patrikhane’nin ihanetkâr
faaliyetlerinden bahsettiği sırada mebuslar,
“Aynaroz’a Atina’ya gitsin” şeklinde tempo
tuttular(19). Yine Patrikhane’nin İstanbul’da
kalıp kalmaması ile ilgili olarak da Meclis’in
gizli oturumunda, 2 Mart 1923’te, Rıza Nur
Bey’in konuşması(20) ile birlikte hararetli
tartışmalar meydana geldi.
Lozan görüşmelerinde Patrikhane konusu,
“Azınlıklar Alt Komisyonu”nda gündeme geldi(21).
Türkiye, Mustafa Kemal Paşa’nın da dediği gibi
bir fesad ocağı haline gelen Patrikhane’nin
kesinlikle Türk topraklarından çıkarılmasını
istiyordu, ancak Türk Heyeti, karşısında bu
isteğe direnen çok sert bir muhalefet buldu(22).
Görüşmeler süresince, Türk delegelerini en çok
uğraştıran konuların başında gelen Patrikhane
meselesi, yapılan yoğun tartışmaların ardından,
Osmanlı döneminde bütün ayrıcalıkların
kaldırılıp, yalnızca dini yetkileri ile sınırlı
kalması koşuluyla, Patrikhane’nin İstanbul’da
kalmasının kabul edilmesiyle sonuçlandı.
Başdelege İsmet Paşa’da, bu konuda taraf
devletlerin vermiş oldukları sözleri “sözlü
senet” olarak kabul ettiğini bildirdi(23).
PATRİKHANE’NİN BUGÜNKÜ
STATÜSÜ VE DİNDIŞI FAALİYETLERİ
Lozan Andlaşması metinleri içerisinde Patrikhane
sözü geçmemekle birlikte, Cumhuriyet’in ilanı
ile birlikte Patrikhane, laik bir devlet içinde
İstanbul’daki Rum azınlığın bir kilisesi olarak
varlığını korumuştur. Lozan Andlaşması ile
birlikte Patrikhane’nin idarî, siyasî ve
yargısal yetkilerine son verilmiş ve sadece dini
bir kurum olarak kalması sağlanmıştır. Bu da
Patrikhane’nin herhangi bir yargı yetkisinin
olmaması ve üniter devletin yargı yetkisinin
bütün vatandaşlar için geçerli olması demektir.
Lozan da azınlıklara tanınan haklar artık
çok-hukuklu değil, mütekabiliyet ilkesine bağlı
ve klasik azınlık haklarıdır(24).
Lozan’da yapılan müzakerelere ve anlaşma
hükümlerine göre Patrikhane’nin hukukî durumu şu
şekilde özetlenebilir:
1) Patrikhane’nin İstanbul’da kalması bir
anlaşma hükmü ile değil, Türkiye’nin tek taraflı
bir tasarrufu ile olmuştur.
2) Patrikhane, bir Türk kuruluşudur.
Patrik ve Patrikhane memurları Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşıdır. Türk Hükümeti’nin
muvafakatiyle tâyin edilirler ve Türk
Hükümeti’nin denetimine tabidirler.
3) Patrik ve Patrikhane’nin 1453’ten
1923’e kadar sahip olduğu siyasî ve idarî, hak
ve imtiyazlar kaldırılmıştır. Patrikhane ancak
dinî ve ruhanî işlerle uğraşabilir.
4) Patrikhane İstanbul’daki Rum cemaatinin
resmi temsilcisi olmadığı gibi bu cemaat ile
Türk resmi makamları arasında sözcülük, aracılık
gibi işleri de yapamaz.
5) Patrikhane ile Patrik ve Patrikhane
görevlilerinin tabî oldukları genel hükümlere
gelince; Patrikhane, Türkiye’deki gayrimüslim
azınlıklara ait herhangi bir kilise veya sinagog
gibi Lozan Andlaşması’nın 40. ve 42.
maddelerinde ifade edilmiş olan serbestlik ve
himayeden faydalanır. Anlaşmanın 45. maddesi
gereğince de aynı haklardan Yunanistan’daki Türk
azınlığa ait dinî kuruluşlarda istifade
ederler(25).
Patrik ve Patrikhaneye bağlı görevliler; Rum
azınlığa mensup birer fert olarak Lozan
Andlaşması’nın azınlıkların himayesine dair
hükümlerinden faydalanırlar. Yani bu kişiler,
Anayasamızdaki temel hak ve hürriyetler
hususunda Türk tebaası Müslümanlardan farklı
hükümlere tabî tutulmazlar. Lozan
Andlaşması’ndaki bu hükmün nedeni, ülkelerin
genellikle anayasalarında bulunduğu gibi
Yunanistan’ın da aynı hükmü kendi
topraklarındaki Türk azınlığa tatbik etmeyi
anlaşmanın 45. maddesi ile kabul etmiş
olmasıdır.
Patrik ve Patrikhaneye bağlı görevliler; bir
Türk resmi kuruluşunun memuru olarak da
sıfatlarına ilişkin Türk kanunlarına tabîdirler.
Bu nedenle, görevlerini herhangi bir şekilde
kötüye kullanmaları durumunda veya Türk
Devleti’nin şahsiyetine karşı işleyebilecekleri
herhangi bir cürüm halinde Türk Ceza Kanunu’nun
öngördüğü müeyyidelere tabîdirler.
Patrikhane ve Patrikhane görevlilerinin Türkiye
Cumhuriyeti içerisindeki hukukî konumlarını
inceledikten sonra, şimdi de patriklik makamının
işleyiş düzenine bir göz atalım. Patrikhane de
işler, komisyonlarca yürütülür. Her komisyonun
başında bir metropolit bulunmaktadır(26). Fener
Patriği, 6 Aralık 1923 tarihli valilik
tezkeresine dayanan bir prosedür içerisinde(27)
St. Synode tarafından seçilir. St. Synode,
patrik adayları listesini İstanbul Valiliği’ne
sunar. Bu adaylar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı
olup makamları, Türkiye Cumhuriyeti sınırları
içinde yer alan metropolitliklerdir. İstanbul
Valiliği, gerekçe göstermeden seçilmesini
istemediği adayları listeden çıkarabilir.
Valilik ten gelen listedeki adaylar, St.
Synode’da oylanır ve biri patrik seçilir(28).
Fener Patrikleri, Türkiye Cumhuriyeti yasaları
çerçevesinde idarî açıdan, Eyüp Kaymakamlığı na,
Fatih Savcılığı’na ve İstanbul Valiliği’ne
bağlıdırlar. Çoğu cemaatsiz 18 metropolit
tarafından yapılan seçimin onayını İstanbul
Valiliği verir. Buna göre patriğin Türkiye
Cumhuriyeti Devleti içindeki en yüksek dereceli
muhatabı İstanbul Valisi’dir(29).
Sonuç olarak Fener Rum Patriği, Türkiye’de her
fert gibi Türk Anayasası’nın ve Türk
Kanunlarının himayesi ve teminatı altındadır.
Bundan başka kendisinin ülkemizde yaşayan bir
cemaatin dinî başkanı olarak, ruhanî ve dinî
hüviyetini muhafaza ettiği ve görevini başka
amaçlara alet etmeye teşebbüs etmediği sürece
Türkiye’de geleneksel olarak asırlardan beri her
din adamının gördüğü hürmet ve itibarı görmesi
doğaldır(30).
Fener Rum Patrikhanesi, Lozan Andlaşması na
göre, tamamen Türkiye Cumhuriyeti yasalarına ve
Türk makamlarının denetimine tabiî olmasına
rağmen Türk hükümetinin vakıfların kontrol ve
denetlenmesi ile ilgili kanuna dayanarak,
Patrikhane hesaplarının kontrolünü istemesi
üzerine Patrikhane yetkilileri; “Bu müessese
Lozan Andlaşmasınca tanınmıştır ve denetlenemez”
diyerek kontrole karşı çıkmıştı(31). Oysa, Lozan
Andlaşması’nda Patrikhane’nin iddia ettiği gibi
bir hüküm bulunmamaktadır. Bu durum,
Patrikhane’ye Türk toplumunun sosyal kurumları
içinde üstün ve imtiyazlı bir konum sağlama
düşüncesinin bir göstergesidir. Halbuki,
Türkiye’de bu imtiyaz sadece, karşılıklı olmak
şartıyla yabancı devletlerin temsilcilerine
verilmiştir. Bunun dışında Türkiye Cumhuriyeti
sınırları içerisinde faaliyette bulunan her
çeşit Türk ve yabancı kuruluş, Türkiye
Cumhuriyeti Devleti nin kayıtsız şartsız denetim
ve teftişine tabîdir. Patrikhane’nin iddia
ettiği Lozan Andlaşması’nın ilgili hükümleri,
yalnız gayrimüslim Türk vatandaşlarının din ve
ibadet özgürlükleri ile ilgilidir.
Fener Patrikhanesi, Cumhuriyet’in ilânı ile
birlikte kendisine çizilen sınırları sürekli
zorlamıştır. Görev alanını hâla 1862
Nizamnâmesi’ne göre belirleyen Patrikhane, yine
eski alışkanlıkları ile Ekümenik sıfatını
kullanmaya devam etmiş, tutum ve davranışlarını
buna göre belirlemiştir. Fener patriklerinin
Ekümenik sıfatını taşıyıp taşımayacakları uzun
yıllar tartışılmıştır. Türkiye, bu konudaki en
tutarlı dış müdahalesini 1965 yılında Paris teki
Uluslararası Diplomasi Akademisi’nde yapmış ve
Fener Patriği’nin bu sıfatı kullanmaya yetkisi
olmadığını ileri sürmüştür(32). Buna rağmen
Patrikhane, bu sıfatı taşımaya devam etmiştir.
Patrikhane’nin iddiasına göre, bu sıfat dünyevi
değil ruhanî bir sıfattır. Evrensellik
denildiğinde anlaşılması gereken ise
Patrikhane’nin evrenselliğidir.
Lozan Andlaşması’nın ardından Türkiye
Cumhuriyeti yasalarına tabiî olan Patrikhane’ye
1948 yılından itibaren ABD’nin ilgi alanına
girdi. II. Dünya Savaşı ile birlikte bir
canlanma içerisine giren Patrikhane’nin bu
hareketliliği ABD yi rahatsız etmeye
başladı(33). 21 Şubat 1946’da patrik seçilen
Maksimos’un Sovyet yanlısı olduğu iddiaları
üzerine ABD el altından yeni aday arayışına
girmiş ve sonunda Patrik Maksimos, 1948 de
istifa ettirilerek Kuzey ve Güney Amerika
Başpiskoposu Athenagoras patrikliğe
getirilmiştir(34). Bu dönem, ABD’nin artık
Patrikhane ile doğrudan ilgilenmeye başladığı
dönemdir. Bunun temel nedeni, Stalin’in II.
Dünya Savaşı’ndan itibaren Rus Kilisesi’nin
üzerindeki baskıları hafifletmeye başlaması,
buna karşılık bu kilisenin de “Komünizme
muhalefet”ten vazgeçmesidir(35).
Athenagoras’ın 1972’deki ölümüne kadar süren
patrikliği döneminde, Hıristiyan dünyası ile bir
çok önemli olay meydana geldi. Patrik, Papa VI.
Paul ile Kudüs’te görüştü, ardından Papa,
İstanbul’u ziyaret etti ve Vatikan ile Fener
karşılıklı olarak Aforozları kaldırdılar(36).
Yine Athenagoras döneminde, Heybeliada Ruhban
Okulu’nun yapısında ve statüsünde yeni
düzenlemelerle, değişiklikler de yapıldı.
Cumhuriyet döneminin en uzun süre görevde kalan
patriği olan Athenagoras kadar, hatta ondan daha
faal bir görüntü sergileyen Bartholomeos (Dimitrios
Archondonis), 22 Ekim 1991’de patrikliğe
seçildi. Bartholomeos; Türkiye Cumhuriyeti
Anayasası, Lozan Andlaşması, 3335 sayı ve 26
Mart 1987 tarihli yasa(37), 2908 sayılı
Dernekler Kanunu(38) ve Türk Medeni Kanunu’na
göre kurulan Vakıfların eylemlerini düzenleyen
25 Temmuz 1970 tarih ve 7-1066 Sayılı
Tüzük’e(39) göre Bakanlar Kurulu’nun izni
olmadan uluslararası faaliyetlerde bulunmaması
gerekirken, bu zamana kadar yaptığı faaliyetler
ve verdiği demeçlerle bu yasalara pek de itibar
etmediğini göstermiştir.
1994 yılında bir sempozyumda Türk Ortodoks
Patriği Selçuk Erenerol Patrik Bartholomeos ile
ilgili olarak şunları söylemektedir: “#Bartholomeos,
Ekümenik Patrik unvanına sahip olur olmaz ilk
icraat olarak Ruhban Okulu’nu açacaktır.
Ruhbanlar için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı
olma zorunluluğu kalkacak, dolayısıyla dışarıdan
öğrenci ithal edecekler. En korkulan nokta ise,
bunun Vatikan usulü olmasıdır. Bu noktaya
gelindiği an ‘İstanbul bizimdir’ deyip mal
varlıklarını talep edecekler. Atina’da Rum mal
varlığı ile ilgili çalışmalar vardır. Uygun bir
zamanda La Haye Adalet Divanı’na
gideceklerdir”(40).
Bartholomeos’nun dünya Hıristiyanlarını
birleştirme ve hepsini Fener Patrikhanesi’ne
bağlama girişimlerini, düzenlenmesinde öncülük
ettiği; Patmos Adası’nda “Vahiy ve Çevre” (1995)
ve Karadeniz’de “Din, Bilim ve Çevre Sempozyumu”
(1997) adındaki organizasyonlarla(41)
sürdürdüğü, dönemin basın-yayın organlarında
detaylı bir şekilde incelenmiştir.
Bartholomeos, Temmuz 1997’de Dünya Ermenileri
Patriği I. Karekin’in davetlisi olarak yapacağı
Ermenistan ziyaretinden önce Leyla Emeç
Tavşanoğlu ile yaptığı söyleşide,(42) Ermenistan
ziyaretinin amacının parçalanmış olan Hıristiyan
kiliselerini birleştirmek olduğunu açıkladı.
Patrik yine bu söyleşide, Türkiye’nin AB’ne
girmesinin Heybeliada Ruhban Okulu’nu açması ile
yakından ilgili olduğunu belirterek Türkiye’nin
bu okulu açması gerektiği üzerinde durmuştur.
HEYBELİADA RUHBAN OKULU
Okulun Açılışı, Faaliyetleri ve Kapatılması
19. yüzyılın başlarından itibaren Fener Rum
Patrikhanesi, Ortodoks milletler arasında dinî
birliği korumak amacıyla bir teoloji okulunun
açılmasını gündeme getirmişti(43).
Patrikhane’nin bu yoldaki girişimlerinin
ardından, 9. yüzyılda Patrik Fotios’nun
yaptırmış olduğu Heybeliada’daki Ayia Triada
Manastırı’nın 1821’de yanan kısımları Patrik IV.
Germanos tarafından 1842’de tamir ettirilerek, 1
Ekim 1844’te Heybeliada Ruhban Okulu açıldı. Bu
okuldaki eğitimin amacının bilgili ve münevver
ruhaniler yetiştirmek olarak açıklandı(44). Bu
bina bir müddet sonra yanmış, fakat Padişahın
bir fermanıyla yeniden yaptırılmıştır. 1894
yılında bu kez depremden yıkılan binanın
yapılmasına izin verilmiş ve Pavlos İstefanaki
isminde bir hayırsever tarafından bugünkü
şekilde inşa ettirilmiştir.(45)
Ruhban Okulu, açılışından 1923 yılına kadar
Yüksek Ortodoks Teoloji Okulu adını taşıdı(46).
Yedi sınıfı bulunan okulun ilk dört sınıfında
liselerde okutulan bütün Fen dersleri, son üç
sınıfında da Ortodoks Teoloji Bilimleri
okutuldu. İhtisas sınıflarında, 1937 yılına
kadar yalnız Türkçe dersi okutulurken, bu
tarihten itibaren Maarif Vekilliği’nin onayıyla
kültür derslerinden Tarih, Coğrafya, Sosyoloji
derleri de okutulmağa başlandı(47).
Okuldaki eğitim-öğretim aşamalarını aşağıdaki
şekilde görebiliriz(48):
1) 1844-1919 Dört yıl ortaokul ve üç yıl
teoloji,
2) 1919-1923 Ortaöğretimsiz beş yıllık teoloji
eğitimi,
3) 1923-1951 Dört yıl ortaokul ve üç yıl
teoloji,
4) 1951-1971 Dört yıl lise ve üç yıl teoloji.
Fener Patrikhanesi’nin yetki alanında olan
Heybeliada Ruhban Okulu’nda okul müdürü,
metropolitler arasından atanır ve bu müdür aynı
zamanda Ayia Triada Manastırı’nın da
sorumlusudur(49).
Heybeliada Ruhban Okulu, Ortodoks dünyasının en
stratejik kurumu konumundadır. Dünya
Ortodokslarının dinî ve siyasî açıdan kontrol
edilip yönlendirilmesi, bu okuldan Patrikhane
ideolojisine bağlı din adamlarının
yetiştirilmesine bağlıdır. Okulun, Patrikhane ve
Ortodoks dünyası için taşıdığı stratejik önemi,
okul açıldıktan sonra Patrik Germanos’un sarf
ettiği şu sözlerden anlamak mümkündür: “Ben nâm
olsun diye, para kazanayım diye patrik olmadım.
Okul açıldı, isterlerse gelsinler alsınlar
patrikliği, ben de rahat edeyim.”
Okul, 1919’da Akademi statüsüne dönüştürüldü.
Akademi süresi; önce beş, sonra dört yıl olarak
tespit edildi. 1921-1922 öğretim yılı başında
okula kaydolmak üzere sadece bir öğrenci
müracaat edince okulun Akademi statüsüne son
verildi. 1922-1923 öğretim yılında da Akademi
öğrencilerinin tamamı mezun edildi(50).
Fener Rum Patrikleri, Heybeliada Ruhban Okulu’nu
Lozan Andlaşması ile yürürlükten kalkmış
olmasına rağmen 1862 tarihli Nizamnâme’nin
“İstanbul Patriği ile Cemaat-ı Metropolitanın
Yekdiğerine Olan Münâsebatını Havi Nizamnâme
Tercümesi” kısmının 14, 15 ve 16.
maddelerini(51) yürürlükte sayarak Patrikhane’ye
bağlı eğitim-öğretim kurumu olarak devam
etmesini sağlamışlardır.
2762 sayılı Vakıflar Kanunu Muvakkat
Maddesi’ne(52) göre, 1936 yılında beyannâmesi
verilmiş olan Heybeliada Ruhban Okulu Vakfı’nın
yöneticileri ve kurucusu, yine adı geçen
Nizamnâmenin aynı maddelerine istinaden St.
Synode Meclisince papazlar arasından seçildiler.
Heybeliada Ruhban Okulu, 5 Haziran 1935 tarih ve
2762 sayılı Vakıflar Kanunu(53) gereği mülhak
vakıflar kapsamına alınarak ve aynı kanunun
muvakkat maddesi(54) gereğince, 12 Mart 1936
tarihinde Tarabya Metropolidi Iovakom ve Bursa
Metropolidi Polikarpos tarafından Kadıköy Evkâf
İdaresine vakfın beyannâmesi verildi(55).
Bununla birlikte Heybeliada Ruhban Okulu nun,
Teoloji Okulu olarak derecelendirilmesi, Milli
Eğitim Bakanlığı’nın 8 Aralık 1950 tarih ve
9127/7 ile 2601 sayılı emri ile uygun görüldü.
Bu emir üzerine 25 Eylül 1951 tarih ve 151
sayılı karar ile Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve
Terbiye Dairesi, “Rum Rahipler Okulu
Yönetmeliği”ni onayladı(56). Bu yönetmeliğe göre
Heybeliada Ruhban Okulu’nun amacı, rahiplik
mesleğine girecek kişileri yetiştirmektir.
Bununla birlikte Fener Rum Patrikhanesi
tarafından Heybeliada Ruhban Okulu’na yabancı
öğretmen ve yurt dışından öğrenci getirilmesi
konusunda, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri
nezdinde birçok defa girişimlerde bulunuldu.
1947’de Patrikhane’nin yapmış olduğu girişim ve
istekler, 26 Ekim 1949’da toplanan Hükümet
Komisyonu tarafından; “Heybeliada Ruhban
Okulu’nun yabancı uyruklu talebeyi okutmaya
değil, münhasıran Türkiye’deki azınlık için din
ve kilise adamı yetiştirmeye mahsus bir
müessesedir.” kararı gerekçesiyle
reddedildi(57). Ancak, 1950 seçimleri sırasında,
Patrikhane’nin istekleri o sıralarda İstanbul’da
100 bin civarında Rum’un yaşaması göz önünde
bulundurularak (seçimlerde oy kaygısı nedeniyle)
Demokrat Parti tarafından bir söz verilmiş ve
iktidara geldiklerinde de Başbakan Adnan
Menderes’in bakanlığa talimatı ile okula çok
sayıda yabancı öğrenci gelmeye başlamıştır.
Oysa, Lozan Andlaşmasının “ekalliyetlerin
himâyesi”ne dair hükümlerin gereği Türkiye’deki
azınlık eğitim-öğretim kurumlarının amacı,
sadece azınlığın ihtiyaçlarına cevap vermektir.
Buna rağmen, 1950’ lerin sonuna geldiğimizde
Heybeliada Ruhban Okulu nda 64 yabancı öğrenciye
karşılık sadece 12 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı
öğrenci bulunmaktaydı(58).
Okulda hızla artan yabancı uyruklu öğrenci
sayısı, okulun kuruluş amacından uzaklaştığının
ve Patrikhane’nin ekümenikliğinin tanınmasında
yardımcı olacak elemanları yetiştiren bir kurum
haline geldiğinin göstergesidir. Bunun önlenmesi
için 30 Mayıs 1963 tarihli genelge ile 1951
yılında alınan karar yürürlükten kaldırıldı(59).
Bir İlahiyat Fakültesi haline getirilmesi için
Patrik Athenagoras tarafından büyük gayretler
sarfedilen Okul, 1844’ten itibaren “Yunanlılık”
emellerine hizmet eden bir eğitim kurumu gibi
faaliyet göstermiş ve mezunlarına ifrat
derecesinde “Helenlik Ruhu” aşılamıştır.
Makarios’da dahil buradan mezun olan birçok
papaz, İmparatorluk içinde Yunan bağımsızlığı
için çalışmış ve çarpışmışlardır(60).
625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Yasası’nın 1.
ve 13. maddeleri ile 8. maddelerinin özel yüksek
okullara ilişkin 2, 3 ve 4. fıkralarının ve 48.
maddenin(61) özel yüksek okullara ilişkin
hükümlerinin iptal edilmesiyle, Türkiye’de 1844
yılından beri faaliyette bulunan, teoloji
eğitimi veren ve bir yüksekokul statüsünde olan
Heybeliada Ruhban Okulu kapatıldı. Kapatılma
kararı, İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’nün 12
Ağustos 1971 tarih ve Özel Öğretim Kurumları
101787 sayılı gizli işaretli yazıları ile
“Anayasa Mahkemesi’nin 12 Ocak 1971 tarihli
kararı(62) ve 26 Mart 1971 tarihli gerekçesi
muvacehesinde okulunuzun, bu kararın kapsamına
girer durumda olduğu anlaşıldığından diğer
yüksek okullar gibi özel bir yüksek okul
mahiyetinde bulunan teoloji bölümünün 9 Temmuz
1971 tarihinden itibaren hiçbir hukukî varlığı
kalmamıştır” denilerek, Heybeliada Ruhban Okulu
Müdürlüğü’ne bildirildi(63).
Heybeliada Ruhban Okulu, kuruluşundan itibaren
127 yıl içerisinde toplam 930 mezun verdi.
Bunlardan 343’ü piskopos oldu. Piskoposlardan
12’si patriklik makamına kadar yükseldi(64).
Mezun olan 930 öğrencinin 255’i, 1950-1969
arasında eğitimlerini tamamladı. Bunların da
sadece 38’i Rum asıllı Türk vatandaşıdır. Yine
bu dönemde 162’si Yunan uyruklu olmak üzere
toplam 187 yabancı öğrenci mezun oldu(65).
HEYBELİADA RUHBAN OKULU’NU
YENİDEN AÇMA GİRİŞİMLERİ
Fener Rum Patrikhanesi, Ortodoks azınlığın dinî
ihtiyaçlarını karşılayan tamamiyle Türkiye
Cumhuriyeti yasalarına tabî dinî bir
müessesedir. Tüzel bir kişiliği yoktur. Bu
duruma göre, Türk Medeni Kanunu’nun ancak gerçek
ve tüzel kişilere tanıdığı okul, vakıf, dernek
gibi kuruluşları kurmak, yönetmek ve denetlemek
gibi bir hakkı da bulunmamaktadır. Patrikhane ve
St. Synode Meclisi’nin tüzel kişiliğinin
bulunmamasından dolayı 625 Sayılı Özel Öğretim
Kurumları Kanunu’nun 1. maddesine göre,(66) özel
öğretim kurumu da açamazlar. Ancak Lozan
Andlaşması’ndan itibaren Patrikhane, bu konuyu
sürekli istismar etmiş ve Heybeliada Ruhban
Okulu’nu doğrudan yöneterek gözetim ve denetimi
altında tutmuştur(67).
Patrikhane, eğitim ve öğretim faaliyetlerinin en
önemli bölümünü oluşturan Heybeliada Ruhban
Okulu’nun tekrar açılması için ilgili makamlar
nezdinde ve yurt dışı bazı plâtformlarda sürekli
girişimlerde bulunarak bir takım hukukî, idarî
ve hatta şifahi yolları denemiş, halâ da
denemeye devam etmektedir(68).
1 Temmuz 1971’de okulun kapatılmasının hemen
ardından Patrik Athenagoras, dönemin Başbakanı
Nihat Erim’e gerekçeli bir başvuruda bulunarak
Anayasa Mahkemesi’nin kararı kapsamına
girmediklerini beyan etmiş ve bu konuda yardım
istemiş(69) ancak, amacına ulaşamamıştır. Bunun
ardından kapatılan Ruhban Okulu Kayyumluğunca,
Danıştay’a Milli Eğitim Bakanlığı aleyhinde bir
dava açılır. Dava dilekçesinde Ruhban Okulu’nun
yüksek okul olmadığı savunulur ve eski durumunun
devamı istenir. Yine bu davaya mesnet teşkil
etmesi için de Ankara Üniversitesi Hukuk
Profesörü Hicri Fişek e 10 Şubat 1972 de bir
görüş hazırlatılır(70)
Patrikhane’nin iddia ettiği gibi bir yüksek okul
olmadığı ileri sürülen Heybeliada Ruhban Okulu,
nasıl oluyor da mezunlarına diplomalarında
“Ortodoks Hıristiyan Teoloji Öğretmeni” unvanı
veriyor? Yine iddia edildiği gibi okul, lise
seviyesinde ise ancak bir yüksek okulun
verebileceği böyle bir unvanı öğrencilerine
nasıl bir hak olarak tanıyor?
Heybeliada Ruhban Okulu, icra etmiş olduğu
eğitim ve öğretim metodu ve işleyişi itibariyle
bir yüksek okul görünümündedir. Bu nedenle
Anayasa Mahkemesi kararı kapsamına girmektedir.
Nitekim 25 Eylül 1951 tarih ve 151 sayılı okul
yönetmeliğinin 1. maddesinde; “Okulun amacı,
rahiplik mesleğine girecek olanları
yetiştirmektir.” 3. maddesinde; “Okul, üç
sınıflı lise bölümü ile dört sınıflı Teoloji
İhtisas Bölümü’nden teşekkül eder.” 54.
maddesinde; “Lise mezunlarından rahiplik
mesleğine intibak edebilecekler alınır.” 55.
maddesinde; “Kayıt kabulle ilgili bölümde,
okula yazılmak isteyenlerden lise bitirme
diploması istenir.” denilmektedir. Ayrıca
Teoloji bölümünden mezun olan öğrenciler,
Yunanistan’da bazı liselerde din dersi
öğretmenliği yapmışlar ve bu okuldan mezun
olanlar, Yunanistan’daki İlahiyat okullarından
mezun olanlarla eşdeğer tutulmuşlardır. Zaten
okulun son 11 öğrencisi de Selanik İlahiyat
Fakültesi’ne yatay geçiş yapmıştır(71).
Anayasa Mahkemesi Kararı’na bağlanmış kesin bir
hüküm vardır ki, bu; din farkı gözetmeksizin
bütün vatandaşlar için geçerlidir: “Türkiye’de
din eğitimi alanında hangi derecede ve türde
olursa olsun, özel eğitim kurumu açılamaz.”(72)
Lozan ve diğer uluslararası belgeler, azınlıklar
için imtiyaz değil, bütün vatandaşlar için eşit
haklar tanımışlardır. Din görevlilerinin özel
okullarda değil devlet okullarında
yetiştirilmesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası,
Anayasa Mahkemesi Kararı, Yüksek Öğretim
Kurumları Kanunu ve Milli Eğitim Temel Kanunu
ile düzenlenmiş devlet politikasıdır. Bu
nedenle, Patrikhane’nin iddia ettiği insan
haklarına ve Anayasaya aykırılık, gerçek
dışıdır.
Patrikhane de rahip veya papaz olmak için
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak ve yüksek
öğretim yapmak şarttır. Türkiye’deki Ortodoks
aileler ise çoğunlukla çocuklarını rahip yapmak
istememektedirler. Başka ülkelerden, özellikle
Yunanistan’dan, rahip getirilmesi yasal olarak
mümkün değildir. Bu nedenle Patrikhane, konuyu
uluslararası bir sorun haline getirmeye
çalışmakta ve kendisine taraftar
aramaktadır(73). Patrikhane’nin bu çalışmaları
neticesinde Avrupa Birliği ülkeleri başta olmak
üzere hemen hemen bütün Hıristiyan ülkelerin
temsilcileri, ne zaman Türkiye’yi ziyaret
etseler ya da ne zaman Türkiye’nin bulunduğu
herhangi bir platformda bulunsalar mutlaka
Ruhban Okulu’nu gündeme getirmektedirler(74).
Yunanistan Başbakanı Mitsotakis Aralık 1991’ de
ABD’deki Yunanlara, Ruhban Okulu’nun
açılabilmesi için Türkiye’ye baskı
uygulanmasının gerekliliğinden bahsetmiş, 1
Şubat 1992’de de Davos’ta Türkiye Cumhuriyeti
Başbakanı’na okulun açılması için ricada
bulunmuştur(75).
Patrik Bartholomeos ise, ilk olarak 16 Ocak
1992’de okulun resmen açılması için Milli Eğitim
Bakanı’ndan istekte bulundu(76). Bu girişiminin
hemen ardından Avrupa Topluluğu Komisyonu
Başkanı Jacques Delors, Türkiye Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanı’na bir mesaj göndererek okulun
açılması talebini iletmiş, Dünya Kiliseler
Birliği ve Fransa Katolik Konseyi’de Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti nezdinde aynı amaçla
isteklerini dile getirmişlerdir(77).
Ayrıca, konuyla ilgili olarak ABD Dışişleri
Bakanı’nın İnsan Haklarından Sorumlu Yardımcısı
John Shattuck’ın çabalarıyla ABD Dışişleri
Bakanlığı nda “Din Özgürlüğü Danışma Komitesi”
kuruldu(78). Bu komitenin temel amacı, ABD
yönetimi ile dinî cemaatler arasındaki diyalogu
geliştirmek ve bu cemaatlere dünya genelinde
yapılan baskılar konusunda ABD yönetimine ulaşan
bilgileri artırmaktır. Bu nedenle ABD, zaman
zaman Türkiye’deki gayrimüslim cemaatlerin istek
ve arzularını Türkiye’ye iletmektedir(79).
Nisan 1994’te, ABD Başkanı Bill Clinton’ın
Ruhban Okulu’nun açılması ve Patrikhane’nin
statüsünün iyileştirilmesi ile ilgili dönemin
Başbakanı Tansu Çiller’e göndermiş olduğu
mektup(80), ABD’nin konuya ilgisiz kalmadığı ve
ABD’deki Yunan Lobisi’nin ve Patrikhane’nin
etkinliğini göstermesi bakımından önemlidir.
Patrik Bartholomeos, Time Dergisi’ne vermiş
olduğu bir röportajda, “25 yıl önce yeni
papazlar, rahipler yetiştirilmemesi için
kapatılan Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması,
en büyük arzumuzdur, yeni bir kan alabilmemiz
için bu okulun açılması gerekiyor”(81) ifadesini
kullanmıştır. Patrik Bartholomeos, bir yandan
Avrupa Birliği’ne; Fener Rum Patriği’nin Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşı olma zorunluluğunun insan
hakları konusundaki bütün uluslararası belgelere
aykırı düştüğünü belirterek şikayet etmekte
diğer yandan da Heybeliada Ruhban Okulu’nun
açılacağını ümit ettiğini ve okulun açılmasıyla,
Türkiye’nin Batı nezdindeki imajının
düzeleceğini söyleyerek Türkiye’ye yol
göstermeye çalışmaktadır.
Bartholomeos, 11-18 Kasım 1994 tarihleri
arasında gerçekleştirdiği Belçika, Lüksemburg,
Hollanda ziyaretlerinden sonra, ilginç bir
açıklamada bulundu. Patrik, İstanbul Vali
Yardımcısı ile yapmış olduğu görüşmede;
Heybeliada Ruhban Okulu konusundaki isteklerinde
bir değişiklik olduğunu, artık bir Teoloji
Fakültesi istemediklerini, bunun yerine İmam
Hatip Okulları gibi bir meslek okulu açılmasını
talep ettiklerini ifade etmiştir(82).
4 Nisan 1996 tarihinde Bartholomeos bu kez
dönemin başbakanı Mesut Yılmaz’a Heybeliada
Ruhban Okulu ‘un tekrar açılması için bir
dilekçe verdi(83). 27 Nisan 1996 tarihinde
Avrupa Parlamentosu’ndan Hıristiyan Demokrat
grup üyesi yirmi parlamenter Fener Rum
Patrikhanesi’ni ziyaret ederek Patrikhane’nin
statüsü ve Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması
ile ilgili patrikle görüştüler. Patrik
Bartholomeos bu görüşme sırasında
parlamenterlerden Ruhban Okulu’nun açılması ile
ilgili kendilerinden destek istedi(84).
Bunun ardından Avrupa Parlamentosu,
Patrikhane’nin ve diğer dinsel yerlerin
binalarının korunması ve gerekli önlemleri
alması için Türkiye ye çağrıda bulundu(85) ve
Heybeliada Ruhban Okulu’nun derhal yeniden
açılmasını isteyerek(86) bu konuda Türkiye’nin
gerekli uygulamaları hayata geçirmesini istedi.
Aynı zamanda Avrupa Komisyonu’da “2000 Yılına
İlişkin İlerleme Raporu’nda Heybeliada Ruhban
Okulu’nun kapalı kalması konusu da dahil olmak
üzere, 1923 Lozan Andlaşması kapsamında
olsun-olmasın, Müslüman olmayan bütün kesimlerin
somut taleplerinin yeterince incelenmesi
gerektiğini” belirtti(87). Avrupa Komisyonu, bu
konuda Türkiye’yi şöyle eleştirmektedir:
“Hıristiyan kiliseleri, özellikle mülkiyetle
ilgili olarak, zorluklarla karşı karşıya
bulunmaya devam etmektedir. Heybeliada’daki
Ortodoks Ruhban Okulu’nun 1971 yılında
kapatılması konusunda bir ilerleme
bildirilmemiştir. Çeşitli kiliselerin yasal
statülerinin tanınmamış olması, dini personelin
Türkiye’ye erişebilmesi de dahil olmak üzere,
bazı kısıtlamalar yaratmaktadır.”(88)
Patrikhane, Ruhban Okulu ile ilgili istekleri
konusunda Türk makamları tarafından, bu isteğin
yasalara aykırı olduğu gerekçesiyle birçok kez
uyarılmasına rağmen, Hıristiyan dünyanın çok
duyarlı olduğu bu konunun Türkiye ye yönelik bir
dış baskıya dönüşmesine yol açmıştır(89).
Patrik Bartholomeos’nun özellikle 1994’ten bu
yana yapmış olduğu dış gezilerin siyasî yönü
ağır basmaktadır. Örneğin, 20 Nisan 1994
tarihinde, Avrupa Parlamentosu’na Ekümenik
Patrik sıfatıyla davet edilen patrik, burada
devlet başkanı protokolü ile karşılanmıştır. 19
Ekim 1997’de Yunanistan Hava Yolları’nın tahsis
ettiği bir uçakla çıkmış olduğu bir aylık ABD
gezisinde, ABD yetkililerinden Ruhban Okulu’nun
açılması için Türkiye’ye baskı yapılmasını
istemiştir(90). Yine bu gezi esnasında, ABD
Başkanı Clinton, Patrik’i 300 milyon Ortodoks
Hıristiyan’ın Ruhanî Lideri olarak taltif etmiş,
Bartholomeos’da, okulun açılmasını
istediklerini; bunun da bir lüks değil, ihtiyaç
olduğunu ifade etmiştir(91).
Yunan basınında yer alan Washington kaynaklı bir
haberde de, 1 Nisan 2000 tarihinde ABD Ortodoks
Kilisesinin Başpiskoposu Dimitrios, Başkan
Clinton’u ziyaret ederek, Heybeliada Ruhban
Okulu’nun açılması için Ankara’ya baskı
yapmasını istemiştir(92).
Bunların dışında Alman Cumhurbaşkanı Johannes
Rau’nun 8 Nisan 2000 tarihinde Patrikhane’yi
ziyaret etmesi ilginçtir. Bartholomeos, bu
ziyaret anısına Rau’nun boynuna Engelpiyon adı
verilen kalın bir haç taktı(93). Takılan bu haç,
Ortodoksluğun en büyük nişanı olan ve
Ortodoksluğa büyük hizmetleri olan kişilere
verilen Aziz Andreas nişanı idi. Patrik’in bu
nişanı Rau’ya vermesinin altında, daha önceki
örneklerinde gördüğümüz gibi, Ruhban Okulu’nun
açılması için Türkiye’ye yapılacak baskıların
kapsamını genişletmek olduğu sanılmaktadır.
ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright,
Dimitrios onuruna verdiği bir yemekte, papaza
hitaben, “Heybeliada’daki Ruhban Okulu’nun
kapalı kalmaya devam etmesinin Patriklik
üzerindeki etkisini anlıyoruz. Bu yüzdendir ki,
inancınızla ilgili ihtiyaçlarınızın karşılanması
ve saygın bir geleneğin sürmesi için, Türkiye’yi
sürekli olarak okulu yeniden açması konusunda
teşvik ediyoruz” demiştir(94).
Fener Rum Patrikhanesi’nin ısrarcı bir şekilde,
Heybeliada Ruhban Okulu açılmalıdır ve dünyanın
her tarafından öğrenci alabilmelidir. Türkiye
Cumhuriyeti Devleti’nin bu okul üzerinde hiçbir
şekilde denetim hakkı olmamalıdır. Patrik ve
patriğe bağlı Metropolitlerin de Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşı olma şartı kaldırılmalıdır
isteklerini dile getirmesinin altında Ekümenizm
yatmaktadır. Yukarıda sayılan isteklerin
gerçekleşmesi halinde Fener Rum Patrikhanesi’nin
Vatikan tipi bir yapılanma içerisine gireceği
aşikârdır. Patrikhane, başta Selanik Teoloji
Fakültesi olmak üzere, Teoloji eğitimi veren
dünya üzerindeki birçok okulda, personeline
gerekli eğitimi aldırmaktadır. Ayrıca,
Ortodoksların bulunduğu dünyanın diğer
bölgelerinde de bu tür okulları açma imkânı
mevcutken, ısrarla Ruhban Okulu’nun açılmasını
istemesi, Patrikhane’nin uzak ve yakın
hedeflerinin anlaşılması bakımından önemlidir.
Teoloji Bölümü’nün kapatılmasının ve tekrar
açılmamasının hukukî dayanaklarını şu şekilde
sıralamak mümkündür(95);
1) Lozan Andlaşması’nın azınlıklara bir üstünlük
ve imtiyaz değil, Müslüman Türk halkla eşit
muamele görme hakkı tanıması ve bu durumun
Anayasa’nın 12. maddesindeki eşitlik prensibine
uygun olması,
2) 403 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun
Türkiye’de dinî eğitimi cemaatlerden ve özel
kişilerden alıp devlet görevi olarak Milli
Eğitim Bakanlığı’na vermesi,
3) 625 Sayılı Kanun’un 3. maddesinde özel şahıs
ve tüzel kişilere dinî eğitim ve öğretim yapan
özel öğretim kurumu açma yetkisinin verilmemesi,
ayrıca Mekâtib-i Hususî Talimatnâmesi’nde de
aynı hükmün olması,
4) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2.
maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin laik bir
devlet olarak nitelenmiş bulunması ve bunun
gereği olarak dinî öğretim yapan okul açmanın ve
yönetmenin yasak olması,
5) 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun
3. maddesinin 3. paragrafı ile 28, 40 ve 41.
maddelerinin kesin hükümler taşıması,
6) Anayasa’nın 24. maddesinde, “Din ve Ahlâk
eğitim öğretimi devletin gözetim ve denetimi
altında yapılır” hükmünün bulunması,
7) Türk Milli Eğitiminin Genel Amaç ve Temel
İlkeleri’nin, 1973 Milli Eğitim Temel Kanunu ve
1981 Yüksek Öğretim Kanunu ile belirlenmiş
olması ve hangi derece ve türde olursa olsun
okul programının bu genel amaç ve temel ilkelere
uygun olarak geliştirilmesinin zorunlu olması.
Ruhban Okulu’nun idarî ve hukukî olarak tekrar
açılabilmesi için okulun bir İlahiyat
Fakültesi’ne veya kişi kararının rol oynadığı
bir vakıf üniversitesine değil, İlahiyat
Fakültesi olan bir devlet üniversitesine
bağlanması gerekmektedir. Aksi durumda, yani
Patrikhane’ye bağlı özerk bir Ruhban Okulu’nun
açılması durumunda, vatandaşlar arasındaki
eşitlik bozulacaktır.
Bununla birlikte, Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’nde yüksek okulların kuruluş koşullarını
belirleyen Anayasa’nın 130. ve 132. maddeleri
de, Ruhban Okulu’nun yüksek okul statüsünde
eğitim yapmasını engellemektedir(96).
Anayasa’nın 130. maddesi, bilimsel özerkliğe
sahip üniversitelerin devlet tarafından
kanunlarla kurulmasını emretmektedir. Dinî
özerkliğe sahip bir okulun kurulması, ancak bu
maddenin değiştirilmesi ile mümkündür. 132.
madde ise, sadece Türk Silahlı Kuvvetleri ve
Emniyet Teşkilâtına bağlı özel yüksek öğretim
kurumları açılabilir demektedir. Bir Hukuk
Devleti olduğu hususunda kimsenin şüphesinin
olmadığı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde,
Anayasa’nın bu maddeleri çerçevesinde.
Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması
mümkün değildir.
SONUÇ
İstanbul’daki Ortodoks Rumların bir azınlık
kilisesi durumundaki Fener Rum Patrikhanesi,
bugün hâlâ kendisini Osmanlı Devleti’nin
kendisine vermiş olduğu statüde kabul etmekte ve
bu şekilde uluslararası zeminlerde meşruiyet
aramaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti
yasalarına tabî olan Fener Rum Patrikhanesi,
artık, Osmanlı Devleti dönemindeki gibi
imtiyazlı bir statüye sahip değildir. Ancak, son
20 yıl içerisinde Patrikhane’nin özellikle
Patrik Barholomeos’nun faaliyetlerinin Ekümenik
olma yolunda tezahür ettiği görülmektedir. Lozan
Andlaşması’na ve Türk yasalarına rağmen
Patrikhane, özel bir statü ile Vatikan benzeri
bir patriklik meydana getirme çalışmaları
içerisindedir.
Patrikhane’nin sürekli uluslararası bir mesele
haline getirmeye çalıştığı Heybeliada Ruhban
Okulu’nun kuruluş amacı ise, Türkiye de yaşayan
1500-2000 civarındaki Ortodoks Rum vatandaşının
din adamı ihtiyacını karşılamak olmasına rağmen,
temel amacından ayrılarak Patrikhane’nin
ekümenik iddialarını gerçekleştirmeye yönelik
elemanlar yetiştirme faaliyetlerinde bulunması,
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına ve eşitlik
ilkesine aykırı düşmektedir. Milli Mücadele
yıllarında bir terör örgütü gibi çalışan okuldan
mezun olan; Patrik Vekili Doroteos Mamelis,
Trabzon Metropoliti Chrisantos, Samsun
Metropoliti Germanos, İzmir Metropoliti
Chrisostomos, Edirne Metropoliti Palikaryos
adetâ terör örgütünün liderleri gibi çalıştılar.
1971 yılında Anayasa Mahkemesi Kararı ile
kapatılan Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması
isteği, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına olduğu
gibi Lozan Andlaşması’nın ruhuna ve uluslararası
diğer sözleşmelere de aykırı bir imtiyaz talebi
niteliğindedir. Özellikle Patrik Bartholemos’nun
çabaları neticesinde bir çeşit uluslararası
baskı haline dönüşen Ruhban Okulu’nun açılması
meselesi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları
arasında eşitlik dengesini bozan bir siyasî
imtiyaz talebidir.
Patrikhane bugün, “Benim okulum kapalı, ruhban
yetiştiremiyorum” diyor. Ancak Heybeliada Ruhban
Okulu’na eşdeğer veya aynı türden eğitim veren
dünya üzerinde birçok okul bulunmaktadır. Bu
nedenle Heybeliada Ruhban Okulu’nda bu kadar
ısrarcı olunmasının altında başka nedenler
yatmaktadır. Türkiye’de de bu okul açılmasın
diyen yok, sadece YÖK’e veya MEB’na bağlansın
şeklinde teklifler var. Üstelik statüsü belli
olan ve herhangi bir okul açma yetkisi
bulunmayan Patrikhane’nin kendi gözetim ve
denetiminde olmasını istediği okulun açılması,
bu şekliyle mümkün değildir.
Uluslararası psikolojik baskı niteliği taşıyan
Patrikhane’nin faaliyetleri ile Heybeliada
Ruhban Okulu’nun açılması ve buna bağlı olarak
Patrikhane’nin statüsünde yapılması düşünülen
değişikliklerin gerçekleşmesi amaçlanmaktadır.
Hemen hemen herkesin bildiği, Tanzimat Nazırı
Fuat Paşa’ya mal edilen bir söz vardır. Fuat
Paşa, bir konferansta şöyle demiştir:
“Bu devlet, devletlerin en sağlamı. Siz dışarıda
biz içeride yıkmaya çalışıyoruz, bir türlü
yıkılmıyor.”
Sanırız şakacı nazır ya da ona bu sözü
yakıştıran Türk mizahı yanlış söylememiş. Genel
durum bugün de pek farklı değil. Papaz içeride,
onlar dışarıda çalışıyorlar. Aktörler farklı,
ancak senaryo aynı. Devlet uyuyan aydınların,
duygusuz politikacıların elinde kaldığı sürece
bu senaryo oynanmaya devam edecektir.
DİPNOTLAR
* Atatürk Üniversitesi Atatürk İlkeleri
ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü Araştırma Görevlisi.
1 M. Süreyya Şahin, Fener Patrikhanesi ve
Türkiye, Ötüken Yay, İstanbul, 1996, s.50-51.
Selahattin Salışık, Tarih Boyunca Türk-Yunan
İlişkileri Tarihi ve Etnik-i Eterya, Kitaş Yay.
İstanbul, 1968, s.286. Süleyman Kocabaş, Tarihte
ve Günümüzde Türk-Yunan Mücadelesi, Vatan Yay,
İstanbul, 1988, s.18-22. Niyazi Berkes,
Patrikhane ve Ekümeniklik, Kaynak Yay.,
İstanbul, 2002, s.11. Necdet Sevinç, Osmanlı dan
Günümüze Misyoner Faaliyetleri, Milenyum Yay.,
İstanbul 2002, s.223-225.
2 Şehabettin Tekindağ, #Osmanlı
İdaresinde Patrik ve Patrikhaneƒ, BTTD, S:1,
(Ekim 1967), s.52-54. Şahin, Fener Patrikhanesi,
s.52. Orhan Türker, Fenari’den Fener’e, Sel
Yay., İstanbul, 2001, s.21-23.
3 Hidayet Vahapoğlu, Osmanlı’dan Günümüze
Azınlık ve Yabancı Okullar, MEB Yay., İstanbul,
1997, s.72.
4 Tekindağ, “Osmanlı İdaresinde Patrik ve
Patrikhane”, s.54. Coşkun Üçok, “#Osmanlı
İmparatorluğu ve Rum-Ortodoks Kilisesi”, Tarih
Boyunca Türk-Yunan İlişkileri, ATASE Yay. Gnkur.
Basımevi, Ankara, 1986. La Gorce, Çağlar Boyu
Yunanlılar, Belge Yay., İstanbul, 1986,
s.259-262. Gerasimos Augustinos, Küçük Asya
Rumları, Ayraç Yay., Ankara, 1997, s.200-201.
“…Türkler Ortodoks halka iki nimet verdiler,
Bizans döneminde bile köylülere ızdırap veren
köleliğe son verdiler ve üçyüz yıldan beri bir
Hıristiyan kilisesinin baskısı altında atıl bir
halde tutulan Ortodoks Piskoposluğunu ihya
ettiler.” bkz. Sir Harry Luke, Cyprus / A
Partrait and an Appreciation, George G. Harrap
and Co. Ltd. Londra, 1957, s.73.
5 M. Zafer Karaca, “#Fetihten Sonra
İstanbul ve Rum Toplumu”, Tarih ve Toplum, c.18,
S:104, (Ağustos 1992), s.80
6 Tekindağ, “Osmanlı İdaresinde Patrik ve
Patrikhane”, s.54-55. İlber Ortaylı, #Ortodoks
Kilisesiƒ, Mülkiyeliler Birliği Dergisi, c.XI,
S:87, (Haziran 1987), s.24. Cavide Işıksal,
“Osmanlı İmparatorluğu İdaresinde İstanbul Rum
Patriklerinin Tam Listesi ve Siyasî
Faaliyetlerinden Örnekler”, BTTD, S:18, (Mart
1969), s.39.
7 Tekindağ, “Osmanlı İdaresinde Patrik ve
Patrikhane”, s.55. Salışık, Türk-Yunan
İlişkileri Tarihi, s.158. Hüsnü Sina Gürel,
Tarihsel Boyut İçinde Türk-Yunan İlişkileri
81821-1993), Ümit Yay. Ankara, 1993, s.28.
8 DÜSTUR, Birinci Tertip, c.II, (1289),
s.902-937.
9 Şahin, Fener Patrikhanesi, s.179-190
10 Mustafa Kemal Paşa’nın Hariciye Nezareti
ne gönderdiği şifre için bkz. Harp Tarihi
Vesikâları Dergisi, Sayı:11, Vesika No: 256.
11 Adnan Sofuoğlu, Fener Rum Patrikhanesi
ve Siyasi Faaliyetleri, Turan Yay., İstanbul,
1996, s.96.
12 Mesut Çapa, Pontus Meselesi / Trabzon ve
Giresun’da Milli Mücadele, TKAE Yay. Ankara,
1993, s.38.
13 Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, TTK, c.I,
Ankara, 1989, s.2-4.
14 Muzaffer Tayip Gökbilgin, “#Meclis-i
Vükelâ Mazbatalarına Göre 1919 Senesinde Ecnebi
İşgalleri ve Talepleri Karşısında İstanbul
Hükümetleri”, V. Tarih Kongresi, s.719.
15 Geniş bilgi için bkz. Yılmaz Kurt,
Pontus Meslesi, Ankara, 1995.
16 Ertuğrul Zekai Ökte, “Yunanistan’ın
İstanbul’da Kurduğu Gizli İhtilâl Cemiyeti
KORDUS”, BTTD, S:40, (Ocak 1971), s.22.
17 Harp Tarihi Vesikalârı Dergisi, S:12,
Vesika No: 318, 319, 320, 321.
18 Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri,
(haz.Nimet Arsan), c.III, AAM Yay. Ankara, 1997,
s.79.
19 TBMM Zabıt Ceridesi, Ankara, 1960, c.26,
Devre:I, İctima:167, s.154.
20 TBMM Gizli Celse Zabıtları, Türkiye İş
Bankası Yay. c.4, Devre:I, İnikat:2 Celse:3,
Ankara, 1985,, s.4-28.
21 Lozan Konferansları /
Tutanaklar-Belgeler, (haz.Seha L. Meray-Osman
Olcay), Takım:1, c.I Kitap:1, AÜSBF Yay. Ankara,
1969, s.328.
22 Lozan Konferansları /
Tutanaklar-Belgeler, s.328-329. Rıza Nur, Hayat
ve Hatıratım, İşaret Yay., c.II, İstanbul, 1992,
s.288-289.
23 Şahin, Fener Patrikhanesi, s.367.
24 Halit Ertuğrul, “#Osmanlı’dan Günümüze
Azınlık ve Yabancılarla İlgili Yapılan Hukukî
Düzenlemeler”, Askeri Tarih Bülteni, S:47,
(Ağustos 1999), s.33. Taha Akyol, “Lozan’da
Üniter Devlet”, Milliyet-Gazete Pazar, (23
Ağustos 1998).
25 Settar F. İksel, “#İstanbul Rum
Patrikhanesi”, BTTD, c.XI, S:63, (Aralık 1972),
s.42
26 Ortaylı, “#Ortodoks Kilisesi”, s.25.
27 İstanbul Valiliği’nin St. Synode’a
göndermiş olduğu yazıda; Patrik adayının Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşı olması ve seçim sırasında
Türkiye’de görevli bulunması gerektiği
bildirilmektedir. bkz. A. Suat Bilge, Büyük Düş
/ Türk-Yunan Siyasi İlişkileri, 21. Yüzyıl Yay.
Ankara, 2000, s.254.
28 M. Süreyya Şahin, “Fener Rum Ortodoks
Patrikhanesi”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c.12,
İstanbul 1995, s.347.
29 Aytunç Altındal, Türkiye ve Ortodokslar,
Anahtar Kitaplar, İstanbul, 1995, s.89.
30 İksel, “#İstanbul Rum Patrikhanesi”,
s.43.
31 Şahin, Fener Patrikhanesi, s.276.
32 Türkiye’nin itirazına göre; Türkiye
Cumhuriyeti Devleti, Evrensel değil, ulusal bir
devlettir. Osmanlı Devleti’nde Ekümenik sıfatını
taşımaya hak kazanmış olan Fener Patrikleri’nin
bu devletin dağılmasından ve yerine Milli
Devlet’in kurulmasından sonra artık bu sıfatı
taşıyamayacakları anlatılmıştır. bkz. Altındal,
Türkiye ve Ortodokslar, s.90
33 Benlisoy-Elçin, Fener Patrikhanesi,
s.53.
34 ABD’nin Rusya da oluşan yeni siyasal
yapılanma ortamında Patrikhane yi Rusya ya karşı
bir silah olarak kullandığı Athenagoras ın şu
sözleri ile gerçeklik kazanmaktadır: “#Ben,
Truman Doktrini’nin dini bölümünü teşkil
etmekteyim”. http://www.turkatak.gen.tr/guncel/rum.htm.
(16.03.2001)
35 Athenagoras, Patrik seçilecek kişinin
Türkiye vatandaşı olma zorunluluğu nedeniyle
hemen Türkiye vatandaşı yapılmış ve 1 Kasım 1948
de patrik seçilmiştir. 26 Ocak 1949 da ABD
Başkanı Truman’ın özel uçağı ile Türkiye’ye
gelen Athenagoras, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü
tarafından kabul edilmiş ve kendisine Truman’ın
özel mektubunu iletmiştir. http://www.inaf.gen.tr/turkish/newslet/tn1031.htm
(21.05.1999).
36 Athenagoras’ın patrikliği döneminde 6-7
Eylül Olayları meydana gelmiş, Kıbrıs Sorunu bu
patrik döneminde başlamış ve 1964 te yaklaşık 12
bin Yunanistan vatandaşının sınırdışı edilmesi
yine bu dönemde yaşanmıştır. Geniş bilgi için
bkz. Benlisoy-Elçin, Fener Patrikhanesi,
s.54-55. Atatürk döneminde Patrikhane ye bağlı
olarak yedi metropolitlik vardı (Atatürk, 40
olan Metropolit sayısını 7 ye düşürmüştür).
Athenagoras ise bu sayıyı 20 ye çıkartmıştır.
Başbakan Suat Hayri Ürgüplü nün beyanı için bkz.
Hürriyet, (19 Ekim 1965). Süleyman Yeşilyurt,
Türk Hıristiyanların Patrikhanesi¸ Serajans Yay.
?, s.78-79.
37 Resmi Gazete, Sayı:19424, (07 Nisan
1987).
38 DÜSTUR, Beşinci Tertip, c.22, s.636.
Resmi Gazete, Sayı:18184, (7 Ekim 1983).
39 DÜSTUR, Beşinci Tertip, c.9, s.2592,
Resmi Gazete, Sayı:13586, (21 Ağustos 1970).
40 http://www.enfal.de/tarih10.htm. (20
Mayıs 1999).
41 Geniş bilgi için bkz. Salim Gökçen,
“#Fener Rum Patrikhanesi ve Pontus’u Canlandırma
Hayali”, s.819-846.
42 Leyla Emeç Tavşanoğlu, Türk-Yunan
Sorunları: Akiller Tartışıyor, Çağdaş Yay.,
İstanbul, 1998, s.201.
43 Ali Güler, “Heybeliada Ruhban (Papaz)
Okulu ve Gerçekler”, Bilge, S:16, (Bahar 1998),
s.29.
44 Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi, Eser
Kültür Yay., c.I-II, İstanbul, 1977, s.743-744.
Sevinç, Misyoner Faaliyetleri, s.380
45 Binanın iki yıl süren yapımı sırasında
okulun lise sınıfları Fener’deki okulda, ihtisas
sınıfları da hâla mevcut olan Kınalıada
Tepesi’ndeki Metamorfosis Manastırı’nda eğitime
devam etmişlerdir. Okul binası içinde Fener Rum
Patriğinin yazlık ikâmetgâhı da bulunmakta,
Patrik yaz aylarını burada geçirmektedir. bkz.
Ergin, Türk Maarif Tarihi, s.744.
46 Okul bu tarihten sonra birinci derecede
orta ihtisaslı Rum rahipleri yetiştiren müessese
unvanını almıştır. Bkz. Ergin, Türk Maarif
Tarihi, s.744.
47 Ergin, Türk Maarif Tarihi, s.744.
48 Yorgo Benlisoy-Elçin Macar, Fener
Patrikhanesi, Ayraç Yay, Ankara, 1996, s.66.
49 Benlisoy-Macar, Fener Patrikhanesi,
s.66.
50 Emre Özyılmaz, Heybeliada Ruhban Okulu,
Tamga Yay, Ankara, 2000, s.33.
51 DÜSTUR, Birinci Tertip c.II, (1289),
S.920.
52 DÜSTUR, Üçüncü Tertip, c.16, (Teşrin-i
Sani 1934-Teşrin-i Evvel 1935), s.1303.
53 DÜSTUR, Üçüncü Tertip, c.16, (Teşrin-i
Sani 1934-Teşrin-i Evvel 1935), s.1293-1303.
54 DÜSTUR, Üçüncü Tertip, c.16, (Teşrin-i
Sani 1934-Teşrin-i Evvel 1935), s.1303.
55 Özyılmaz, Heybeliada Ruhban Okulu, s.77.
56 Özyılmaz, Heybeliada Ruhban Okulu, s.78.
Erol Cihangir, Papa Eftim’in Muhtıraları ve
Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi, Turan Yay.,
İstanbul, 1996, s.18.
57 Özyılmaz, Heybeliada Ruhban Okulu,
s.84-85.
58 Özyılmaz, Heybeliada Ruhban Okulu, s.87.
59 Özyılmaz, Heybeliada Ruhban Okulu, s.89.
60 Ali Güler, Dünden Bugüne Yunan-Rum
Terörü, Ocak Yay., Ankara, 1999, s.60.
61 DÜSTUR, Beşinci Tertip, c.IV, Üçüncü
Kitap, (16 Nisan 1965-8 Ekim 1965), s.2847-2855.
62 Resmi Gazete, Sayı: 13790, (26 Mart
1971). Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, S:9,
Ankara, 1972, s.131-193
63 Özyılmaz, Heybeliada Ruhban Okulu,
s.101.
64 Benlisoy-Macar, Fener Patrikhanesi,
s.67.
65 Güler, Yunan-Rum Terörü, s.64.
66 DÜSTUR, Beşinci Tertip, c.IV, Üçüncü
Kitap, (16 Nisan 1965-8 Ekim 1965), s.2847-2848.
67 M. Toroslu, “#Rum Azınlık Okulları”,
Türk Kültürü, c.IV, S:40, (Şubat 1966), s.400.
68 Taha Akyol, “Patrikhane ve ABD”,
Milliyet, (27 Nisan 1994).
69 Özyılmaz, Heybeliada Ruhban Okulu,
s.103.
70 Özyılmaz, Heybeliada Ruhban Okulu,
s.105.
71 Özyılmaz, Heybeliada Ruhban Okulu,
s.109-110.
72 625 Sayılı Kanun, DÜSTUR, Beşinci
Tertip, c.IV, Üçüncü Kitap, (16 Nisan 1965-8
Ekim 1965), s.2847-2855.
73 Nokta, S:37, (4-10 Eylül 1994), s.27.
Milliyet, (7 Kasım 1991).
74 Özyılmaz, Heybeliada Ruhban Okulu,
s.111-113.
75 Güler, Yunan-Rum Terörü, s.65.
76 Sofuoğlu, Fener Rum Patrikhanesi, s.215
77 Güler, Yunan-Rum Terörü, s.66.
78 Özyılmaz, Heybeliada Ruhban Okulu,
s.114.
79 Bu arada ABD Temsilciler Meclisi #İnanç
Komisyonuƒnun isteği üzerine Temmuz 1997 de
hazırlanan bir rapor, Heybeliada Ruhban Okulu
nun açılması ve Fener Rum Patrikhanesi ne
ayrıcalıklar tanınması konusunda Türkiye’ye
baskı yapılmasının gerekliliği üzerinde
durmaktadır. Milliyet, (24 Ekim 1997).
80 Nokta, S:37, (4-10 Eylül 1994), s.28.
81 Zaman, (30 Nisan 1997).
82 Patrikhane’nin bu ağız değişikliğinin
sebebini Patrikhane yetkilileri, Türk
makamlarının Heybeliada Ruhban Okulu’nun özel
üniversite olarak açılması fikrine karşı çıkması
halinde, Heybeliada Papaz Meslek Okulu olarak
eğitim-öğretime başlatılmasının isteneceği,
okulun bu isimle faaliyetine izin verilse dahi
dünyadaki Ortodoks kuruluşlarca üniversite
olarak kabul edileceği, önemli olanın öğretime
geçmesinin sağlanması olduğunu belirtmişlerdir.
bkz. Özyılmaz, Heybeliada Ruhban Okulu, s.117.
83 Özyılmaz, Heybeliada Ruhban Okulu,
s.126. Yine 1994 yılı Ağustos ayında Patrikhane
tarafından Heybeliada Ruhban Okulu nun 150.
Kuruluş Yıldönümünü Kutlama Törenleri düzenledi.
Dünyanın dört bir tarafından gelen başpiskopos,
kilise temsilcileri ve davetliler, okulun
açılması taleplerini dile getirdiler. bkz.
Nokta, S:37, (4-10 Eylül 1994), s.26. Güler,
Yunan-Rum Terörü, s.67. Sofuoğlu, Fener Rum
Patrikhanesi, s.215-216.
84 Türkiye, (29 Nisan 1996).
85 European Parliament, Resolution on
Violations of Religious Freedom’in Turkey (BA-1132,
1134, 1156, 1163 and 1179/96), (24 Ekim 1996).
86 European Parliament, Resolution on
Violations of Religious Freedom’in Turkey (BA-1132,
1134, 1156, 1163 and 1179/96), (24 Ekim 1996).
87 Commission of the European Communities,
Turkey 2000 / 2000 Regular Report from the
Commission on Turkey’s Progress Towards
Accession, 8 November 2000, s.18.
88 Commission of the European Communities,
2001 Regular Report on Turkey’s Progress Towards
Accession (SEC(2001) 1756), 13 November 2001,
s.27.
89 Aralık 1997 de ABD tarafından Ruhban
Okulu nun açılması isteği bu defa, dönemin
Başbakanı Mesut Yılmaz’a ABD Başkan Yardımcısı
Al Gore aracılığı ile iletilmiştir. Hürriyet,
(21 Aralık 1997).
90 Türkiye, (20 Ekim 1997). Zaman, (20, 24
Ekim 1997). ABD de yaşayan Rumlar, Eylül-Ekim
1997 tarihlerinde ABD Senatosu içindeki
lobilerini devreye sokarak Heybeliada Ruhban
Okulu’nun açılmasını gündeme getirdiler ve bir
takım kararlar alarak Başkan Clinton’a
aktarılmasına zemin hazırladılar. INAF Haber
Bülteni, (4 Aralık 1997).
91 Türkiye, (24 Ekim 1997). 27 Ekim 1997
tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri
Kofi Annan tarafından Bartholomeos şerefine bir
yemek verilmiş ve Patrik Birleşmiş Milletler
Genel Kurulu na katılarak burada kendisi Yeni
Roma Patriği olarak takdim edilmiştir. Kendi
kilisesinden Ana Kilise, diğer kiliselerden Onun
Çocukları şeklinde bahseden Patriğe, Birleşmiş
Milletler tarafından Kongre Altın Madalyası
(Golden Madel) takdim edilmiştir. Bu madalya,
Patrik Bartholomeos dan önce sadece dört kişiye,
George Washington, Thomas Edison, Winston
Churchill ve Rahibe Teresa ya verilmiştir. bkz.
Mehmet Çelik, Türkiye’nin Fener Patrikhanesi
Meselesi, İzmir, 1998, s.28.
92 INAF Haber Bülteni, (3 Nisan 2000).
93 INAF Haber Bülteni, (9 Nisan 2000).
94 Akşam, (18 Mayıs 2000).
95 Özyılmaz, Heybeliada Ruhban Okulu,
s.133-134.
96 Göknur Calan, “#Fener Patrikhanesi
Vatikan Olma Yılunda”, Nokta, S:37, (4-10 Eylül
1994), s.27. Aytunç Altındal, “Statü Meselesi
Sorundur”, Nokta, S:37, (4-10 Eylül 1994), s.30.
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |