|
CUMHURİYETİ SORGULAMAK
ERSEN TOLUNAY
Cumhuriyetimiz’in ilanının 80. yıldönümü,
kimilerince sorgulamaya dönüştürüldü. TÜRKİYE
CUMHURİYETİ, 1923’ten bu yana geçen seksen
yılda, amaçladıklarının tümünü
gerçekleştirebildi mi? Ya da bir başka deyişle,
ulaşmak istediği ‘çağdaş uygarlık düzeyi’ne
ulaşabildi mi? Cumhuriyeti kuranlar ve de
cumhuriyetin kurulduğu yılların kuşakları,
inançla, özveriyle ve de günümüzde rastlanılması
güç bir ülkücülükle, cumhuriyetin amaçları
doğrultusunda, ellerinden geleni sonuna değin
yaptılar. Bunu tartışmak ve görmezden gelmek, o
kuşaklara ve o kuşakların gönülden çabalarına
saygısızlık olur. Üstelik o kuşakların
Anadolu’nun yoksulluğu ve yoksunluğuna karşın
verdikleri özverili ve yürekli savaşın,
cumhuriyet düşüncesinin ve anlayışının
ürünlerini taşıdı ışıksız ve umarsız dağ
köylerine varıncaya değin. Öyleyse sorun sonraki
kuşaklarda yatıyor. O kuşakların Türk
aydınlanmacılığının temel taşları olan KÖY
ENSTİTÜLERİ, HALKEVLERİ gibi topluma ışık saçan
Cumhuriyet yapıtlarının yok edilişleri
karşısında gösterdikleri duyarsızlık, -deyim
yerindeyse- binilen dalın kesilişini ıraktan
izlemek aymazlığı, TÜKİYE CUMHURİYETİ’nin ilk
yirmibeş yılda gösterdiği devimini engelledi.
KÖY ENSTİTÜLERİ’ni ve HALKEVLERİ’ni bir çırpıda
yok eden anlayış, hiç kuşkusuz siyasi utkusunu
gerçekleştirme özleminin ardındaydı. Kırsal
kesimi, Cumhuriyetin imlediği olanaklarla
donatmak yerine, yönetme erkini elde tutmak
amacıyla ve de birebir gözetip, denetlemek
ereğiyle, kentlere yerleştiren anlayış, oy
çoğalımı uğruna sayısal artışı da güdüleyince,
ülkenin doğal varsıllıkları tükenmeye, ekonomik
dengeler bozulmaya başladı.
Şimdi de madalyonun öteki yüzüne bakalım.
Çocukluğumdan belleğimde kalan bir tümceyi
cumhuiryet tartışmaları gündeme geldiğinde hep
anımsarım. ‘Toplu iğneyi bile dışardan alan’ bir
ülkeydik. Elbette. Ağır koşullarda ‘yedi düvel’e
karşı gerçekleştirilen bir KURTULUŞ SAVAŞI’nın
ardından, ülkeyi ‘demir ağlarla örmek’ gibi
yürekli girişimleri omuzlayan bir yönetimin
sanayi de, ekonomi de, bankacılık da
gerçekleştirdiklerini gözardı edip, üstelik
orada da durmayıp, sanattan dile, müziğe,
giysiye, yazıya değin çeşitli alanlardaki
kazanımları, bardağın ‘dolu yarısı’ benzetmesine
bilerek sırtımızı çevirerek, Cumhuriyeti tümüyle
olumsuz göstermeye uğraşmak, bulunca ve tüzeye
sığar mı? Kaldı ki CUMHURİYET bir yönetim
biçimi. Şu son günlerde çokça sözü edilen
‘cumhur’ sözcüğünden yola çıkarak, saygıdeğer
cumhurumuzun – halkımızın- Cumhuriyetimizin
kazanımlarını korumada ve cumhuriyet bilincini
yaşamada ve yaşatmada gösterdiği tavırları
sorgulamak, sekseninci kuruluş yılını
kutladığımız şu günlerde, aynı dini
paylaştığımız ülkelerden (laiklik ilkesi
nedeniyle) uygarlığa yakınlığımız, çağdaşlaşmaya
özlemimiz, usa ve bilime inancımızla, daha önde
ve daha ayrıcalıklı oluşumuz gerçeğinden
Cumhuriyetimiz’in üstünlüğü olarak övgüyle ve de
gurula söz etmemiz gerekmez mi? Zaman zaman bize
abartılı gibi görünse de, “TÜRKİYE, ORTADOĞU VE
BALKANLARI!IN PARLAYAN YILDIZI” tanımlamasının
seksen yıllık Cumhuriyetimiz’in bizi ulaştırdığı
nokta olması nedeniyle gururumuzu okşadığını
yadsıyabilir miyiz?
CUMHURİYETİMİZ 80. yılında düşlediğimiz,
umduğumuz, beklediğimiz atılımları
gerçekleştirememişse, bugün bile zaman zaman
karamsarlığımızı tetikleyen olgularla olaylarla
karşılaşıyorsak, günümüz kuşaklarını usun,
bilimin, aydınlığın ve çağdaşlığın kulvarında
koşturmada sorunlarımız varsa, sağlıkta,
ekonmide, yaşam düzeyinde yeterince sıçrama
yapamıyorsak, bireysel etikteki yozlaşma,
toplumsal etiğe sancılı bir biçimde yansımışsa,
uygar ülkeler sıralamasında önlerde koşmak
özlemimizi gerçekleştiremiyorsak, durup bir
hesaplaşma yapmamız gerekiyor. Bu hesaplaşma-
Cumhuriyetin ilk kuşakları dışında – tümümüzü
kapsamalı. Ve de sekseninci yıl bir nirengi
noktası olmalı. Geçmişten ders alarak, geleceğe
uzanacak yeni seksen yıllarda, ülkemizin doğal
varsıllıklarını (ormanlarını, ırmaklarını,
denizlerini, madenlerini, tarihini ve ekinini)
özenle koruyarak, cumhuriyeti anlayacak,
inanacak, özümseyecek ve de koruyacak kuşaklar
yetiştirmeye çaba göstererek, sırtüstü yatarak
yaşamak yerine, çalışıp üreterek yaşamayı
yeğleyerek, TÜRKİYE’yi uygarlık ve çağdaşlık
parkurunda koşturmanın kurallarını uygulayarak
ve de ulusca silkinip, yekinerek yeniden yola
koyulmalıyız.
ÇAĞDAŞ UYGARLIK DÜZEYİ’ne ulaşmanın salt
CUMHURİYET’i sorgulayarak gerçekleşmeyeceğini
usumuzdan hiç çıkarmadan.
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |