Aralık 2003  Sayı: 64 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   ARALIK 2003  

HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ

CEMAL GÜRLEK

Arapça ‘hak’ kavramından türetilen (bu kavramın çoğulu olan) hukuk (türe); “Tanrı, doğruluk, gerçek, türe (adalet)...gibi” değerleri içeriyor. İnsanların özgürleşme, erinç içinde yaşamlarını sürdürme, düzen içinde olma gereksinimleri bu kavramların kaynağını oluşturmaktadır.Söz konusu değerler toplumun değerleri olup insanoğlunun sürekli gündemindedir.

Konuya evrensel türe (hukuk) ilkeleri olarak geniş bir açıdan baktığımızda hukukun yalnızca bir ülkenin (toplumun) içteki insan ilişkilerini, davranışlarını düzenleyen, toplumun düzenini sağlayan kurallar bütünü değil, bütün toplumlardaki ilişkileri düzenleyen, toplumların düzenini sağlayan kurallar bütünü olduğunu görürüz. Buna göre, hukukun evrensel ilkelerinin, kurallarının bozulması-tanınmaması-bir ülkenin içteki ilişkilerini etkilediği gibi, dıştaki ilişkilerini de etkilemektedir.

Bir toplumda hukukun özürlü olup olmadığının(eksik ya da yokluğunun) tartışılır duruma gelmesi, üzerinde önemle durulması gereken bir sorundur.

Toplumsal bir varlık olan insan, doğumdan başlayarak birtakım temel hakların sahibi olur, yaşamı boyunca sık sık hukuk ile karşılaşır; özgürleşme, özgürlüğünün sağlanması, korunması gereksinimi içindedir. Örneğin, yaşam hakkı, bu temel hakların başında gelir. Anayasamızın da belirttiği gibi, herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel haklara,özgürlüklere sahip olup bunlar, kişinin topluma, ailesine, başka kişilere karşı ödevlerini, sorumluluklarını da içerir. Bu temel hakların, özgürlüklerin saldırıya uğraması, bozulması karşısında hukukun ortaya çıktığı görülür. Düzen hukuk kuralları ile sağlanır. Buna göre, toplumsal bir gerçeklik olan hukuk, genel bir anlatımla: “Kişilerin gerek birbirleri ile gerek (toplumun siyasal, hukuksal örgenleşmesi-kurumsallaşması olan) devletle ilişkilerini, davranışlarını, gerekse toplumların (devletlerin) birbirleriyle olan ilişkilerini düzenleyen, toplumların düzenini sağlayan, uyulması zorunlu, yaptırımları olan kuralların bütünüdür biçiminde tanımlanabilir.Özünü, hak-adalet gibi değerler oluşturur. Amacı:,haklılığı, doğruluğu, hakka saygınlığı, özgürlüğü içeren adalettir.

Hukuk (adalet) devletin de, demokrasinin de temelidir. Hukuk yoksa demokrasiden de söz edilemez. Çünkü demokrasi; kişi haklarının,özgürlüklerinin korunduğu,düşüncelerin özgürce sergilendiği, karşılıklı çıkarların dengelendiği; bir başka deyişle, ilişkilerin, bireylerin, toplumun esenliği için düzenlendiği, yönetimin halkın özgür istenciyle oluştuğu bir yönetim biçimidir. Amaca ulaşmak ise, hukukun üstünlüğü ile olanaklıdır.

Kişilerin haklarını, özgürlüklerini belirten ilkeler yüzyılların süzgecinden geçerek oluşan evrensel ilkelerdir. Bunların korunması, güvence altına alınması ise devletin en başta gelen görevlerindendir. Uygulamalardaki eksikliklerin, yetersizliklerin, olumsuzlukların ise toplumun bütün kesimlerini etkilediği kuşkusuzdur. Bir ülkede hukuku uygulayacak olan yargının bağımsızlığı tartışılır duruma gelmişse, uygulamalardaki olumsuzluklar gündemden bir türlü düşmüyorsa, o ülkede hukukun üstünlüğünden söz etmek (hukuk ilkelerine uyuluyor demek), havada kalan boş bir söz olmaktan öteye geçemez. Örneğin, yasama organınca çıkarılan bir yasa, hukukun evrensel kurallarına, anayasaya uymuyorsa, üstelik gerek yasama, gerekse yürütme organları bu aykırılıkta direniyorsa, hukuk değil, hukuksuzluk var demektir. İnsanların, toplumların erinci, esenliği içindir hukuk.

Uygar dünyadaki (ileriye doğru) değişmelerin, gelişmelerin, yeniliklerin gerek uluslararası hukuku, gerekse ülkelerin iç hukukunu da etkileyeceği kuşkusuzdur. Bir devlette, bir toplumda hukukun-hukukun üstünlüğü ilkesinin egemen olması; o devletin, o toplumun gelişmişliğinin, evrimleşmiş olduğunun açık göstergesidir.

Yıl 2003.Cumhuriyetimizin 80.yılındayız :

Ülkemizin gündeminde hukuk devleti ,hukukun üstünlüğü ilkesi/sorunu baş sırada bulunmaktadır. Değerlendirmelerin, yukarıda belirtmeye çalıştığımız ölçütler ışığında yapılması doğru sonuçlara ulaşmamızı sağlayacak; böylece sorunların çözümünün de, umarlarının da (çarelerinin de) bulunması kolaylaşacaktır.

Bu konuda, sayın Cumhurbaşkanı değerli hukukçu  Ahmet Necdet Sezer, Adli Yılı’nın açılışı dolayısıyla Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya’ya göndermiş olduğu mesajında şöyle söylüyor: “Devletin keyfilikten uzaklaştırılması ve bireylerin devlet gücü karşısında korunması gereksiniminden doğan hukuk devleti, yönetenleri ve yönetilenleri hukukla bağlamakta, görev ve yetkilerin kullanılmasının hukuksal sınırlarını çizmekte, kişi hak ve özgürlüklerini koruyarak, bireye hukuk güvenliği sağlamaktadır. Hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkesi, devletin tüm eylem ve işlemlerinin yargı denetimine bağlı tutulmasını öngörmektedir.Yargısal denetim, demokratik hukuk devletinin olmazsa olmaz koşuludur.”

Evet sevgili okur, bu sözlerin altını bir kez daha çizmek gerek!..

 


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |