|
CEPHELER OLUŞURKEN
TANJU ERDEM
Amiral (E)
Bu cepheleşmeyi yaratan olay ve eylemler son
günlerde açık seçik ortaya çıkmıştır. İç ve dış
egemen güçlerin etkileriyle, yaşanan ekonomik
bunalımın baskılarıyla, ülkeyi yönetmenin Batılı
güç odaklarıyla iyi geçinerek mümkün olabileceği
sanısıyla ya da kendine özgü niyet ve
hesaplarla, belki de hepsinin bileşkesi olarak
siyasal yönetim, birbiri ardına Batı’nın doymak
bilmeyen istek ve istemlerini karşılayacak
konuları gündeme getirmektedir.
Küreselleşme operasyonunda ABD’ nin ve AB’nin
istek ve istemleri (talepleri) karşısında
Türkiye’de şimdi iki cephe oluşmaktadır. Bu
cephelerden biri Batı ile işbirliği yapan, Batı
‘dan gelen istek ve istemleri şu ya da bu
nedenle kabul etme gereğine inananlar, Batı’nın
gönüllü temsilcileri ve/ya da ajanları ki, bu
cepheyi genelde büyük holding medyasının sahip,
yönetici ve bir kısım yazarları, TÜSİAD
yöneticilerinin ön planda gözüktüğü büyük
sermaye sahipleri, bir kısım üniversite öğretim
üyeleri, bir kısım bürokratlar ve politikacılar,
yani Türkiye yönetimine egemen güçler
oluşturuyor. Öbür cephe ise yakın geçmişte, Batı
emperyalizminin pençelerinden yaşamını bir
ulusal kurtuluş savaşıyla boğuşarak, kan dökerek
kurtarmış Türkiye gerçeğini bilinçle algılayan,
özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası çok
partili demokrasi döneminde ABD’nin gönüllü
güdümüne girmesini izleyen günlerde Cumhuriyetin
temel değerlerinin sürekli aşındırılarak
bugünlere, Osmanlı İmparatorluğu’nun son
günlerine benzer koşullara geldiğimizi gören, bu
gidişi durdurmak için çareler arayan, uyarılarda
bulunan, halkımızı aydınlatmaya çalışan,
dikkatle, ihtiyatla hareket edilmesini isteyen
ulusal güçler, Türk egemen medyası, bu
mücadeleyi Türk halkına yansıtmayarak ya da
sözde demokrasi ve popülizm adına, emperyal
güçlerin istediği, Cumhuriyetimizin temel
değerlerini aşındıran her girişimde halkımızı
yanıltarak, sistematik bir propagandayı ve
psikolojik savaşı bilinçle yürütmekte.
Bu cepheleşmeyi yaratan olay ve eylemler son
günlerde açık seçik ortaya çıkmıştır. İç ve dış
egemen güçlerin etkileriyle, yaşanan ekonomik
bunalımın baskılarıyla, ülkeyi yönetmenin Batılı
güç odaklarıyla iyi geçinerek mümkün olabileceği
sanısıyla ya da kendine özgü niyet ve
hesaplarla, belki de hepsinin bileşkesi olarak
siyasal yönetim, birbiri ardına Batı’nın doymak
bilmeyen istek ve istemlerini karşılayacak
konuları gündeme getirmektedir.
Bunlar özetle:
• Askeri yapıya dönük faaliyetler, (MGK
yapılanması, Savunma Bütçesi’nin TBMM’ce
denetlenmediği savı, Ege Hava Sahası denetim
sorununda askerin yalnız bırakılması.)
• Kamu yönetim reformu (üniter devletin
zayıflatılıp yerel yönetimlerin aşırı
güçlendirilmesi),
• Apartmanlarda ibadet yeri açılmasına olanak
sağlanarak olası çatışmaların, cepheleşmelerin
yolunun açılması,
• Yabancı sermayeye imtiyazlar verilmesi,
• Azınlık vakıflarının taşınmaz mal
(gayrimenkul) edinmeleri,
• Maden ve doğal kaynaklar için yabancı
sermayeye imtiyazlar verilmesi,
• Stratejik ve büyük değerler yaratan ulusal
ekonomi ve finans kurumlarının özelleştirilmesi
yoluyla ulusal ekonominin zayıflatılması,
• SİT alanlarına yapılaşma izni verilmesi, orman
arazilerinin satışına olanak vermek üzere
anayasa değişikliği,
• Kürtçe TV ve radyo yayın hakkının TRT özerk
ulusal kuruluşu yerine özel TV ve radyo
kuruluşlarına verilmesi,
• BM ekonomik, sosyal ve kültürel haklar ve
kişisel ve siyasal haklar sözleşmelerinin
Türkiye ortam ve koşulları içinde yeterince
incelenmeden, gerekli çekinceler konmadan
yürürlüğe girmesi...
• Dış politikada ABD yönetiminin tehdit ve
hakarete varan hareketlerine karşın;
komşularıyla iyi geçinme ve bağımsızlık
ilkelerini bir yana atıp; ABD’nin İran’a dönük
saldırgan politikalarının gelişme eğilimlerini
bilmeden, görmeden yanında olduğumuzu açıkça
belirtme, Irak olayında büyük olanaklar
sağladığımız ABD’den af dileyen bir tutum içine
girerek orada her türlü verilecek göreve hazır
olduğumuzu belirtme, Kıbrıs ‘ta Helenizmin
Enosis’i gerçekleştirme (Annan planı) tasarımını
hala desteklediğimizi açıklayıp çözümü ABD ve AB
‘den bekleme aymazlığı, ABD ile ilişkilerimizde
hiçbir anlamı olmayan, bize hiçbir yarar
sağlayamayan Stratejik Ortaklık sloganına ümit
bağlanması,
• Ve genel gidişat içinde daha birçokları...
Bunların her biri tek tek ele alınabilecek geniş
konulardır. Ancak tüm bu konuların ortak paydası
vardır.
ABD ve AB, Yeni Dünya Düzeni oluşturulmasında
Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkeyi teslim
alacak isteklerde bulunabilirler. Doğru olanı,
Türkiye yönetimlerinin tarihin gerçeklerinden
doğmuş bağımsız, üniter ulus-devleti, onun
ulusal kurumlarını, ulusal ekonomisini, ulusal
kültürünü, ulusal güvenlik sistemlerini
Cumhuriyetin temel değerlerini koruyarak
modernize ve reforme etmektir. Bu yol gösterici
çağdaşlaşma ilkesini bir yana bırakıp isteneni,
istenmeyeni bir teslimiyet anlayışıyla
gerçekleştirmeye kalkarsanız sonuçta ortada ne
bağımsız üniter ulus-devlet, ne ülkenin bölünmez
bütünlüğü, ne ulusal ekonomi ve ne de ulusal
kültür bireşimi (sentezi) ve ulusal güvenlik
politikaları kalır. ABD ve AB’ye bağımlı,
onların ülke kaynaklarını ve jeopolitik konumunu
sömürü konusu yapacakları bir uydu devlet
durumuna gelirsiniz.
Asıl görevi ulusal sınırları savunmak,
Cumhuriyetin temel değerlerini koruyup kollamak
ve ulusal güvenliğin sağlanmasında ulusun
bilinçli çekirdek gücü olan Silahlı Kuvvetler’in
görev ve yetki alanları etrafında ülkeyi
istikrarsızlığa sürükleyen gerginlikler yaşanır.
Ulusal kimlik konusu sorgulanır duruma gelir.
Sonuç, Türkiye’nin çökertilmesidir. Türkiye, bu
filmi Tanzimat’tan imparatorluğun çöküşüne giden
süreçte görüp yaşamadı mı?
Türkiye yönetimleri bu gerçekleri yakın
tarihimizin ışığında değerlendirmeli, karar
sorumluluğunu ulusal vicdan, bilgi ve bilinçle
kullanmalıdır. Keza halkımızı da demokratik
süreçte bireyin önem taşıyan sorumluluğuyla
yönetimleri sınayıp yönlendirmelidir.
Halkımız; ulusal güçlerin, Atatürk’ün onu güzel
yurdumuzun onurlu vatandaşı yapma ülküsüne
destek verenlerin yanında yer almalı, cepheleşme
bitmelidir. Medyada ulusa yabancılaşan; iç ve
dış egemen güçlere yandaşlığı, hizmetkarlığı
açıkça ortaya çıkanların, propaganda ve
koşullandırma çabalarına karşın halkımızın
potansiyel eğilimi ulusal güçlerden yanadır.
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |