Ekim 2003  Sayı: 62 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   EKİM 2003  

CEPHELER OLUŞURKEN

TANJU ERDEM
Amiral (E)

Bu cepheleşmeyi yaratan olay ve eylemler son günlerde açık seçik ortaya çıkmıştır. İç ve dış egemen güçlerin etkileriyle, yaşanan ekonomik bunalımın baskılarıyla, ülkeyi yönetmenin Batılı güç odaklarıyla iyi geçinerek mümkün olabileceği sanısıyla ya da kendine özgü niyet ve hesaplarla, belki de hepsinin bileşkesi olarak siyasal yönetim, birbiri ardına Batı’nın doymak bilmeyen istek ve istemlerini karşılayacak konuları gündeme getirmektedir.

Küreselleşme operasyonunda ABD’ nin ve AB’nin istek ve istemleri (talepleri) karşısında Türkiye’de şimdi iki cephe oluşmaktadır. Bu cephelerden biri Batı ile işbirliği yapan, Batı ‘dan gelen istek ve istemleri şu ya da bu nedenle kabul etme gereğine inananlar, Batı’nın gönüllü temsilcileri ve/ya da ajanları ki, bu cepheyi genelde büyük holding medyasının sahip, yönetici ve bir kısım yazarları, TÜSİAD yöneticilerinin ön planda gözüktüğü büyük sermaye sahipleri, bir kısım üniversite öğretim üyeleri, bir kısım bürokratlar ve politikacılar, yani Türkiye yönetimine egemen güçler oluşturuyor. Öbür cephe ise yakın geçmişte, Batı emperyalizminin pençelerinden yaşamını bir ulusal kurtuluş savaşıyla boğuşarak, kan dökerek kurtarmış Türkiye gerçeğini bilinçle algılayan, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası çok partili demokrasi döneminde ABD’nin gönüllü güdümüne girmesini izleyen günlerde Cumhuriyetin temel değerlerinin sürekli aşındırılarak bugünlere, Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerine benzer koşullara geldiğimizi gören, bu gidişi durdurmak için çareler arayan, uyarılarda bulunan, halkımızı aydınlatmaya çalışan, dikkatle, ihtiyatla hareket edilmesini isteyen ulusal güçler, Türk egemen medyası, bu mücadeleyi Türk halkına yansıtmayarak ya da sözde demokrasi ve popülizm adına, emperyal güçlerin istediği, Cumhuriyetimizin temel değerlerini aşındıran her girişimde halkımızı yanıltarak, sistematik bir propagandayı ve psikolojik savaşı bilinçle yürütmekte.

Bu cepheleşmeyi yaratan olay ve eylemler son günlerde açık seçik ortaya çıkmıştır. İç ve dış egemen güçlerin etkileriyle, yaşanan ekonomik bunalımın baskılarıyla, ülkeyi yönetmenin Batılı güç odaklarıyla iyi geçinerek mümkün olabileceği sanısıyla ya da kendine özgü niyet ve hesaplarla, belki de hepsinin bileşkesi olarak siyasal yönetim, birbiri ardına Batı’nın doymak bilmeyen istek ve istemlerini karşılayacak konuları gündeme getirmektedir.

Bunlar özetle:

• Askeri yapıya dönük faaliyetler, (MGK yapılanması, Savunma Bütçesi’nin TBMM’ce denetlenmediği savı, Ege Hava Sahası denetim sorununda askerin yalnız bırakılması.)

• Kamu yönetim reformu (üniter devletin zayıflatılıp yerel yönetimlerin aşırı güçlendirilmesi),

• Apartmanlarda ibadet yeri açılmasına olanak sağlanarak olası çatışmaların, cepheleşmelerin yolunun açılması,

• Yabancı sermayeye imtiyazlar verilmesi,

• Azınlık vakıflarının taşınmaz mal (gayrimenkul) edinmeleri,

• Maden ve doğal kaynaklar için yabancı sermayeye imtiyazlar verilmesi,

• Stratejik ve büyük değerler yaratan ulusal ekonomi ve finans kurumlarının özelleştirilmesi yoluyla ulusal ekonominin zayıflatılması,

• SİT alanlarına yapılaşma izni verilmesi, orman arazilerinin satışına olanak vermek üzere anayasa değişikliği,

• Kürtçe TV ve radyo yayın hakkının TRT özerk ulusal kuruluşu yerine özel TV ve radyo kuruluşlarına verilmesi,

• BM ekonomik, sosyal ve kültürel haklar ve kişisel ve siyasal haklar sözleşmelerinin Türkiye ortam ve koşulları içinde yeterince incelenmeden, gerekli çekinceler konmadan yürürlüğe girmesi...

• Dış politikada ABD yönetiminin tehdit ve hakarete varan hareketlerine karşın; komşularıyla iyi geçinme ve bağımsızlık ilkelerini bir yana atıp; ABD’nin İran’a dönük saldırgan politikalarının gelişme eğilimlerini bilmeden, görmeden yanında olduğumuzu açıkça belirtme, Irak olayında büyük olanaklar sağladığımız ABD’den af dileyen bir tutum içine girerek orada her türlü verilecek göreve hazır olduğumuzu belirtme, Kıbrıs ‘ta Helenizmin Enosis’i gerçekleştirme (Annan planı) tasarımını hala desteklediğimizi açıklayıp çözümü ABD ve AB ‘den bekleme aymazlığı, ABD ile ilişkilerimizde hiçbir anlamı olmayan, bize hiçbir yarar sağlayamayan Stratejik Ortaklık sloganına ümit bağlanması,

• Ve genel gidişat içinde daha birçokları...

Bunların her biri tek tek ele alınabilecek geniş konulardır. Ancak tüm bu konuların ortak paydası vardır.

ABD ve AB, Yeni Dünya Düzeni oluşturulmasında Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkeyi teslim alacak isteklerde bulunabilirler. Doğru olanı, Türkiye yönetimlerinin tarihin gerçeklerinden doğmuş bağımsız, üniter ulus-devleti, onun ulusal kurumlarını, ulusal ekonomisini, ulusal kültürünü, ulusal güvenlik sistemlerini Cumhuriyetin temel değerlerini koruyarak modernize ve reforme etmektir. Bu yol gösterici çağdaşlaşma ilkesini bir yana bırakıp isteneni, istenmeyeni bir teslimiyet anlayışıyla gerçekleştirmeye kalkarsanız sonuçta ortada ne bağımsız üniter ulus-devlet, ne ülkenin bölünmez bütünlüğü, ne ulusal ekonomi ve ne de ulusal kültür bireşimi (sentezi) ve ulusal güvenlik politikaları kalır. ABD ve AB’ye bağımlı, onların ülke kaynaklarını ve jeopolitik konumunu sömürü konusu yapacakları bir uydu devlet durumuna gelirsiniz.

Asıl görevi ulusal sınırları savunmak, Cumhuriyetin temel değerlerini koruyup kollamak ve ulusal güvenliğin sağlanmasında ulusun bilinçli çekirdek gücü olan Silahlı Kuvvetler’in görev ve yetki alanları etrafında ülkeyi istikrarsızlığa sürükleyen gerginlikler yaşanır. Ulusal kimlik konusu sorgulanır duruma gelir.

Sonuç, Türkiye’nin çökertilmesidir. Türkiye, bu filmi Tanzimat’tan imparatorluğun çöküşüne giden süreçte görüp yaşamadı mı?

Türkiye yönetimleri bu gerçekleri yakın tarihimizin ışığında değerlendirmeli, karar sorumluluğunu ulusal vicdan, bilgi ve bilinçle kullanmalıdır. Keza halkımızı da demokratik süreçte bireyin önem taşıyan sorumluluğuyla yönetimleri sınayıp yönlendirmelidir.

Halkımız; ulusal güçlerin, Atatürk’ün onu güzel yurdumuzun onurlu vatandaşı yapma ülküsüne destek verenlerin yanında yer almalı, cepheleşme bitmelidir. Medyada ulusa yabancılaşan; iç ve dış egemen güçlere yandaşlığı, hizmetkarlığı açıkça ortaya çıkanların, propaganda ve koşullandırma çabalarına karşın halkımızın potansiyel eğilimi ulusal güçlerden yanadır.


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |