|
Türkiye-Avrupa
İlişkilerinde Doğrular Ve Yanlışlar
Erol MANİSALI
Türkiye'nin
Avrupa ile ilişkileri Cumhuriyet öncesinde de,
sonrasında da büyük bir yoğunluk içindedir.
Tarih ve coğrafyanın getirdiği bir sonuçtur
bu. Ancak Türkiye, Avrupa ile ilişkilerinde
kendi siyasal, ekonomik ve kültürel
çıkarlarını ya da yararlarını dengelemekte
sürekli zaaf göstermiştir ve halen de zaaf
göstermektedir.
Avrupa ile olan ilişkilerimiz sadece,
Atatürk'ün sağ olduğu dönemde
dengelenebilmiştir.
Türkiye-Avrupa ilişkilerinde doğru ve
yanlışları serinkanlı ayırmamız, birbirine
karıştırmamamız gerekiyor.
İlişkilerde
'doğrular' neler?
1)
Türkiye'nin Batı ya da “Avrupa akılcılığını”
benimsemesi doğrudur.
2) Bazı “Avrupa
kurumlarının) ve mevzuatının” alınması da
yararlı bir politika olmuş ve olmakta dır,
bunda da eleştirecek bir yan yoktur.
3) Avrupa’nın
(ve Batı'nın) teknolojisinin alınması,
öğrenilmek istenmesinden doğal bir şey olamaz.
Japonya bu
alanda, Meici döneminden başlayarak
teknoloji ağırlıklı dönüşümünü
gerçekleştirmiş, hatta birçok alanda Batı'nın
da önüne geçmiştir. Yukarıda, Türkiye için
“yararlı sayabileceğim” hususlarda Japonya,
başarılı bir uygulama yürütmüştür.
Ya
'yanlışlar' nasıl ortaya Çıktı?
Türkiye (ve
Osmanlı), Avrupa ile ilişkilerinde çok büyük
yanlışlar da yapmıştır. Bu yanlışların önemli
bir kısmı, Osmanlı'nın gerileme sürecinin bir
sonucudur ve gerilemenin son safhasında
Tanzimat ile birlikte, tek yanlı bağlanma
süreci hızlanmıştır. Yanlışlar neredeydi? .
1) Tek yanlı
bağlanma, “mandacılık” fikri ve uygulaması
benimsenmiştir. Osmanlı, Avrupa'nın, “adı
konmamış, örtülü bir sömürgesi” durumuna
getirilmiştir. İstiklal Savaşı sadece
işgalcilere karşı değil, aynı zamanda
sömürgecilere karşı da bir savaştı. Atatürk'ün
“millileştirme hareketi”, özünde
sömürgeciliğe karşı verilen bir savaştır.
Lozan'daki tutanaklar, bunu açık olarak
ortaya koyar.
İktisadi, siyasi
ve kültürel sömürünün ortadan kaldırılması
için yapılmıştır. Ata'nın konuşmalarında bu
açık olarak görülür.
2) Kültürel
olarak “Avrupa taklitçiliği” yanlış bir
harekettir, iktisadi ve siyasi sömürgeciliğe
'karşı koymak için kültürel olarak da kimliğin
korunması gerekir; taklitçiliğe karşı
çıkılması gerekir. Hareket bir bütündür,
parçalanamaz.
Kritik 'geri
dönüş'!
Bugün Türkiye, yeniden ,”Avrupa’ya tek yanlı
bağlanmak istenmektedir”, aynen Osmanlı’da
olduğu gibi, içinde bulunduğumuz dönem çok
kritiktir.
-
1995'te Türkiye, AB'ye tek yanlı bağlanmıştır
(Gümrük Birliği),
- Halen
Türkiye, yarın da içine alınmayacağı AB
önünde, daha da bağımlı hale getirilmek
istenmektedir. Kemal Derviş dahil
birçok çevre, Türkiye'nin AB para sistemine
tek yanlı bağlanmasını savunuyor; yani
egemenlik hakkımızın “tek yanlı devrini”
istiyor. Aynen Osmanlı'nın son döneminde
olduğu gibi.
AGSK'de
Türkiye'nin tek taraflı bağlanmasını
istiyorlar. Yani fiilen, adı konmamış bir
sömürge, bir manda yaratmak istiyorlar.
Türkiye' de
özelleştirme adı altında “yabancılaştırma”
faaliyetleri sürdürülmektedir. Bu hareket,
Atatürk ve Cumhuriyet devrimlerinin
millileştirme 'hareketinin karşıdevrimini
oluşturan bir çizgide gelişiyor.
Bugün
Türkiye-Avrupa ilişkileri, Türkiye için çok
tehlikeli bir süreç içinde ilerlemektedir.
Türkiye'nin içine sokulduğu tünelin sonunda,
bir daha. kolay kolay kurtulamayacağı bir
“kapan” gizlenmiş bulunuyor.
Türkiye'nin
AB'ye sokulacağı aldatmacası ile Türkiye,
yavaş yavaş bu kapana doğru çekilmektedir.
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |