Ekim 2004  Sayı: 74 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   EKİM 2004  

85 YIL SONRA CUMHURİYET
Ahmet Sağlam


Dünyanın emperyalist güçlerinin tüm imkanlarını kullanarak yok etmeye çalışmasına

karşın, Lozan anlaşması yapma gücünü ve becerisini sağlamış bir ulusun, şu anda içinde bulunduğu durumu kabul etmek asla mümkün değildir. Özellikle 1938 yılından sonra ülkede sinsice bir karşı devrim süreci başlatılmış ve ülke bu noktaya getirilmiştir. Üniter yapısı ve bağımsızlığı
konusunda ülkemiz yol ayırımındadır. Ülke nasıl bu zavallı duruma getirilmiş, nasıl tüketilmiştir.

Türkiye gibi geri kalmış tüm ülkelere uyarlanabilen Eduardo Galeano 'nun

"Kucaklaşmanın Kitabı" adlı yapıtındaki saptaması bu konuda açıklık getirebilir. Bu kitaptaki Düzen/1 adlı yazısında yazarın bu konudaki saptaması aynen şöyledir ;
"Görevliler,görevlerini yapmaz.
Politikacılar, konuşur, ama hiçbir şey söylemezler.
Seçmenler,oy kullanır, ama seçmezler.
Bilgilendirme medyası bilgilendirmez.
Okullar cahillik öğretir.
Yargıçlar, kurbanları cezalandırır.
Ordular, kendi vatandaşları ile savaşır.
Polisle, suç işlemekten, suçla savaşmaya zaman bulamaz.
Karlar özelleştirilirken, iflaslar kamulaştırılır.
Para, insanlardan özgürdür.
İnsanlar, nesnelerin hizmetindedir."

 

Sanki aynada Türkiye yi görür gibi oluyorsunuz.
Cumhuriyetin 1. dönem adalet bakanı Cumhuriyet savcılarına şöyle sesleniyordu:

            “Cumhuriyet Savcıları Meriç kıyılarında çalışan Türk köylüsünün kaybolan sapanlarından tutunuz da ,bu yurtta yaşayanların uğrayacakları en ufak bir haksızlıktan, hatta Bingöl dağlarının ıssız kuytularında nafakalarını bekleyen öksüzlerin gözyaşlarından siz sorumlusunuz”

Emperyalist devletler için Lozan dosyası, imza edildiği gün açılmış ve ülkenin kötü yönetimleri ile sistemli bir şekilde ülke tüketilmiştir. Şu anda ki adalet sistemimize bir bakınız.Hala yargı bağımsızlığının kavgası verilmekte, ceza ve infaz sistemi ile mahkemelerde sanığın avukat tutmasına gerek bulunmamaktadır.Sistem zaten adi suçluyu beslemekte,korumakta hatta sürekli bir af niteliğinde olan infaz sistemi ile de suçu teşvik
etmektedir. Politik nedenlerle sürekli çıkarılan af yasaları ile ülke suç cennetine dönüştürülmüştür.

Ancak düşünce suçu her şartta en ağır şekilde cezalandırılmaktadır.Düşünen insanlarımız yıllardır ya devlet tarafından ağır bir biçimde cezalandırılmakta ya da yabancı istihbarat örgütlerince katledilmektedirler.Afganlı Taliban sanat eserlerini parçalamakta, bizlerde
yıllardır düşünce yasaklayıp,kitap yakmaktayız. Emniyet ve istihbarat örgütlerinin suçla ve suçlularla nasıl içli dışlı olduklarını, yine bu örgütün üst düzeyinde görev yapmış kişilerin
sitelerinde ve basındaki itiraflarından ibretle öğrenmekteyiz. Konuştuğunuz her kesimden insanların aşağı yukarı tamamı bu durumu ve gidişi onaylamamaktadırlar.Ancak niye hiçbir şey değişmemekte hatta daha kötüye gitmektedir ?

 

Yurtseverlerin eksiği nedir de; onaylamadıkları bir sistemi değiştirememektedirler ?

En büyük eksiklik örgütsüzlüktür. Tabanla bütünleşemeyen bir örgütlenme
başarılı olamaz.

Var olan örgütler ya yabancılardan beslenmekte ya da tabandan yoksun yeteneksiz lider ve kadroların elinde günü yaşamaktadır.

Şu anda bütün direncini yitirmiş bir toplum haline dönüştürüldük.Yıllardır üzerine basa basa söylenen kırmızı çizgilerin ne olduğunu unuttuğumuz bir yana, askerinin başına çuval geçirilen ancak ses getirecek hiçbir tepki veremeyen ulus haline getirildik.

Düşünen yurtsever insanlarımız teker teker katledilirken ; bunlar yabancı istihbaratların işidir diyerek uzaktan seyrettik.Ülkenin zenginliklerini özelleştirme adı altında yabancılara peşkeş çekmemiz yetmedi, topraklarımızı satışa çıkardık.Çalışmadan kazanmayı marifet saydık. Ülkemiz insanları bilinçli ve sistemli bir şekilde yozlaştırıldı.Tarihin en büyük lideri Atatürk' ün, ülkenin sanki bugününü görür gibi olan şu tespitinin , doğruluğunu anlamamız ve gerekli dersi almamız gerekir. Yüce Atatürk toplumların dününe ve yarınına şu sözleri ile ışık tutmuştur. "Çalışmadan,öğrenmeden,yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler,evvela haysiyetlerini,sonra hürriyetlerini ve daha sonra
da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar”

AB'nin isteği ile çıkarılan 644 sayılı Tapu kanununun 35 ve 36.maddeleri ile 442 sayılı Köy kanununun 87.maddesini değiştiren 19 Temmuz 2003 tarihli 4919 sayılı kanun kapsamında;yabancıların Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde 30 hektara(300.000 m2) kadar taşınmaz mal almalarına olanak sağlanmıştır.30 hektarı geçen durumlarda ise bakanlar kurulu yetkili kılınmıştır. Bu değişiklik kapsamında yabancılar 280.967 dekar arazi ve emlak alımında bulunmuştur.

Bu alımlarda Yunanlılar, Almanlar, İngilizler ve Suriyeliler başı çekmektedir. En çok taşınmaz alınan şehirler Hatay başta olmak üzere(120.676.669 m2), Kilis, Mardin,
Gaziantep,Adana,Antalya,İstanbul,İzmir,Muğla,Mersin,Bursa,Balıkesir’ir.Ülke ir kuşatma altındadır. Bu sadece yabancıların resmi olarak taşınmaz satın aldıkları yerler ve rakamlardır.

Bunların dışında özellikle GAP bölgesinde , yabancılar adına Türk vatandaşlarının almış oldukları taşınmazlar var ki ; asıl sorun buradadır.Yapılan bir araştırmaya göre bu yolla sadece GAP bölgesinde İsraillerin almış oldukları taşınmaz yüzölçümü, 450.000 dönüm
civarındadır.Bu tapuların üzerinde şimdilik Türk vatandaşlarının isimleri yazıyor.İsrail in, kuzey Irak ta ki kürtleri aleni olarak örgütlediği düşünülür ise,aynen Filistin de olduğu gibi,suyun ve petrolün kontrolünü ele geçirmek için arazi satın aldığı ortadadır.

Gaflet ve dalalet içinde olan ülkemiz AB'nin ve ABD.'nin isteklerini itirazsız yerine getirirken, örneğin toprak konusunda 1 Mayıs 2004 ' te AB a yeni katılan ülkelerin hepsi " ülkelerinde yabancılara toprak satışını yasakladı. " AB ' na bu ayrıcalıkları(derogasyonlar) ile kabul etti.

Ancak ülkemizde toprak satışı ile de kalınmamış ; Hükümet,Köy Kanunu,Maden
Kanunu,Vakıflar Kanunu,Yabancı Yatırımlar Kanunu gibi kanunlarda değişiklik yaparak,ülke topraklarının % 15 i yani 100.000 km2 lik bölümünü 20 adet Amerikan,Kanada ve Anglo-Amerikan kökenli çok uluslu şirketlere (ÇUŞ),maden arama imtiyazı sınırsız ayrıcalıklar tanınarak verilmiştir.Buradaki kontrol yabancıların sadece beyanına tabidir.Aslında Osmanlının yıkım sürecide böyle başlatılmıştır.

Ordunun üst kademesi gelişmeleri iyi okumuştur.Yapılan saptama şudur ; "Güçlü ülkelerin küreselleşme adına daha az güçlü ülkelerden istedikleri açıktır.... Sermayenin serbest dolaşımına engel olan devlet organizasyonları ve bürokrasinin kaldırılması,uluslar arası sermayenin muhatabının devlet kurumları değil ; yerel yönetimler ve özel kuruluşlar olması ve sermayenin serbest dolaşımına engel olan ulusal devlet anlayışının bertaraf edilmesi....Halbuki gelişmiş ülkeler bunu tam tersini uyguluyor.” Yeni dünya düzensizliğinde süper güçler asimetrik tehdit oluşturmaktadır ve Türkiye ekonomik ve askeri manada asimetrik harp tehdidi altındadır. Gelişmeleri bu şekilde doğru okuyan TSK'.nin ; şimdiye dek terör konusunda samimi bir eylem göstermemiş, hatta terörü kendi çıkarları için kullanma
eğilimi gösteren ABD ile imzalamış olduğu " Terörle İşbirliği Mutabakatı"nın anlamı nedir ve bu anlaşma ile kendini niçin bağlamıştır ? TSK.'nin milli reflekslerindeki tahribatın boyutunu gösteren çuval olayı ve ondan sonra gelen olaylar zinciri,toplumda geleceğe yönelik kaygıları
beraberinde getirmiştir.Çuval olayından bir gün sonra,sayın genelkurmay başkanımız, ABD büyükelçisi ile görüşmesini dahi iptal etme davranışını gösterememiştir.

Çuval olayı ile başlayan süreçte,kuzey Irakta Türkmenler'in ABD korumasındaki peşmergeler tarafından öldürüldükleri gün,Türk irtibat subayları,Türk askerlerinin başına çuval geçiren albayın yanında yılbaşı kutlamalarında poz vermişlerdir. TSK.nın AKP ile arasına gelince ; Cüneyt Zapsu ' nun söylediği gibi, "Tayyip Erdoğan ' la askerin arası şiir gibidir.”

Sonuç olarak şunu görüyoruz : Türkiye ' de iktidarı belirleyen güçlerle, Nato ve müttefiklik şemsiyesi altında bugün TSK.'nin "milli strateji”  belirleme yeteneğini ve milli hareket etme refleksini ciddi manada köreltmeyi başaran güçler aynıdır.

Ancak tüm bunlara karşın TSK,ulusun güven duyduğu bir kurum olarak kalmalıdır.

Türk ulusu,ülkesinin yol ayırımında, büyük önderin Bursa nutkunu tekrar tekrar okumalıdır.
 

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |