|
85 YIL
SONRA CUMHURİYET
Ahmet Sağlam
Dünyanın emperyalist güçlerinin tüm imkanlarını kullanarak
yok etmeye çalışmasına
karşın,
Lozan anlaşması yapma gücünü ve becerisini sağlamış bir
ulusun, şu anda içinde bulunduğu durumu kabul etmek asla
mümkün değildir. Özellikle 1938 yılından sonra ülkede
sinsice bir karşı devrim süreci başlatılmış ve ülke bu
noktaya getirilmiştir. Üniter yapısı ve bağımsızlığı
konusunda ülkemiz yol ayırımındadır. Ülke nasıl bu zavallı
duruma getirilmiş, nasıl tüketilmiştir.
Türkiye gibi geri kalmış tüm
ülkelere uyarlanabilen Eduardo Galeano 'nun
"Kucaklaşmanın Kitabı" adlı yapıtındaki saptaması bu
konuda açıklık getirebilir. Bu kitaptaki Düzen/1 adlı
yazısında yazarın bu konudaki saptaması aynen şöyledir ;
"Görevliler,görevlerini yapmaz.
Politikacılar, konuşur, ama hiçbir şey söylemezler.
Seçmenler,oy kullanır, ama seçmezler.
Bilgilendirme medyası bilgilendirmez.
Okullar cahillik öğretir.
Yargıçlar, kurbanları cezalandırır.
Ordular, kendi vatandaşları ile savaşır.
Polisle, suç işlemekten, suçla savaşmaya zaman bulamaz.
Karlar özelleştirilirken, iflaslar kamulaştırılır.
Para, insanlardan özgürdür.
İnsanlar, nesnelerin hizmetindedir."
Sanki
aynada Türkiye yi görür gibi oluyorsunuz.
Cumhuriyetin 1. dönem adalet bakanı Cumhuriyet savcılarına
şöyle sesleniyordu:
“Cumhuriyet Savcıları Meriç kıyılarında
çalışan Türk köylüsünün kaybolan sapanlarından tutunuz da
,bu yurtta yaşayanların uğrayacakları en ufak bir
haksızlıktan, hatta Bingöl dağlarının ıssız kuytularında
nafakalarını bekleyen öksüzlerin gözyaşlarından siz
sorumlusunuz”
Emperyalist devletler için
Lozan dosyası, imza edildiği gün açılmış ve ülkenin kötü
yönetimleri ile sistemli bir şekilde ülke tüketilmiştir.
Şu anda ki adalet sistemimize bir bakınız.Hala yargı
bağımsızlığının kavgası verilmekte, ceza ve infaz sistemi
ile mahkemelerde sanığın avukat tutmasına gerek
bulunmamaktadır.Sistem zaten adi suçluyu
beslemekte,korumakta hatta sürekli bir af niteliğinde olan
infaz sistemi ile de suçu teşvik
etmektedir. Politik nedenlerle sürekli çıkarılan af
yasaları ile ülke suç cennetine dönüştürülmüştür.
Ancak düşünce suçu her
şartta en ağır şekilde cezalandırılmaktadır.Düşünen
insanlarımız yıllardır ya devlet tarafından ağır bir
biçimde cezalandırılmakta ya da yabancı istihbarat
örgütlerince katledilmektedirler.Afganlı Taliban sanat
eserlerini parçalamakta, bizlerde
yıllardır düşünce yasaklayıp,kitap yakmaktayız. Emniyet ve
istihbarat örgütlerinin suçla ve suçlularla nasıl içli
dışlı olduklarını, yine bu örgütün üst düzeyinde görev
yapmış kişilerin
sitelerinde ve basındaki itiraflarından ibretle
öğrenmekteyiz. Konuştuğunuz her kesimden insanların aşağı
yukarı tamamı bu durumu ve gidişi
onaylamamaktadırlar.Ancak niye hiçbir şey değişmemekte
hatta daha kötüye gitmektedir ?
Yurtseverlerin eksiği nedir
de; onaylamadıkları bir sistemi değiştirememektedirler ?
En büyük eksiklik
örgütsüzlüktür. Tabanla bütünleşemeyen bir örgütlenme
başarılı olamaz.
Var olan örgütler ya
yabancılardan beslenmekte ya da tabandan yoksun yeteneksiz
lider ve kadroların elinde günü yaşamaktadır.
Şu anda bütün direncini
yitirmiş bir toplum haline dönüştürüldük.Yıllardır üzerine
basa basa söylenen kırmızı çizgilerin ne olduğunu
unuttuğumuz bir yana, askerinin başına çuval geçirilen
ancak ses getirecek hiçbir tepki veremeyen ulus haline
getirildik.
Düşünen yurtsever
insanlarımız teker teker katledilirken ; bunlar yabancı
istihbaratların işidir diyerek uzaktan seyrettik.Ülkenin
zenginliklerini özelleştirme adı altında yabancılara
peşkeş çekmemiz yetmedi, topraklarımızı satışa
çıkardık.Çalışmadan kazanmayı marifet saydık. Ülkemiz
insanları bilinçli ve sistemli bir şekilde
yozlaştırıldı.Tarihin en büyük lideri Atatürk' ün, ülkenin
sanki bugününü görür gibi olan şu tespitinin , doğruluğunu
anlamamız ve gerekli dersi almamız gerekir. Yüce Atatürk
toplumların dününe ve yarınına şu sözleri ile ışık
tutmuştur. "Çalışmadan,öğrenmeden,yorulmadan rahat
yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş
milletler,evvela haysiyetlerini,sonra hürriyetlerini ve
daha sonra
da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar”
AB'nin isteği ile çıkarılan
644 sayılı Tapu kanununun 35 ve 36.maddeleri ile 442
sayılı Köy kanununun 87.maddesini değiştiren 19 Temmuz
2003 tarihli 4919 sayılı kanun kapsamında;yabancıların
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde 30 hektara(300.000
m2) kadar taşınmaz mal almalarına olanak sağlanmıştır.30
hektarı geçen durumlarda ise bakanlar kurulu yetkili
kılınmıştır. Bu değişiklik kapsamında yabancılar 280.967
dekar arazi ve emlak alımında bulunmuştur.
Bu alımlarda Yunanlılar,
Almanlar, İngilizler ve Suriyeliler başı çekmektedir. En
çok taşınmaz alınan şehirler Hatay başta olmak
üzere(120.676.669 m2), Kilis, Mardin,
Gaziantep,Adana,Antalya,İstanbul,İzmir,Muğla,Mersin,Bursa,Balıkesir’ir.Ülke
ir kuşatma altındadır. Bu sadece yabancıların resmi olarak
taşınmaz satın aldıkları yerler ve rakamlardır.
Bunların dışında özellikle
GAP bölgesinde , yabancılar adına Türk vatandaşlarının
almış oldukları taşınmazlar var ki ; asıl sorun
buradadır.Yapılan bir araştırmaya göre bu yolla sadece GAP
bölgesinde İsraillerin almış oldukları taşınmaz yüzölçümü,
450.000 dönüm
civarındadır.Bu tapuların üzerinde şimdilik Türk
vatandaşlarının isimleri yazıyor.İsrail in, kuzey Irak ta
ki kürtleri aleni olarak örgütlediği düşünülür ise,aynen
Filistin de olduğu gibi,suyun ve petrolün kontrolünü ele
geçirmek için arazi satın aldığı ortadadır.
Gaflet ve dalalet içinde
olan ülkemiz AB'nin ve ABD.'nin isteklerini itirazsız
yerine getirirken, örneğin toprak konusunda 1 Mayıs 2004 '
te AB a yeni katılan ülkelerin hepsi " ülkelerinde
yabancılara toprak satışını yasakladı. " AB ' na bu
ayrıcalıkları(derogasyonlar) ile kabul etti.
Ancak ülkemizde toprak
satışı ile de kalınmamış ; Hükümet,Köy Kanunu,Maden
Kanunu,Vakıflar Kanunu,Yabancı Yatırımlar Kanunu gibi
kanunlarda değişiklik yaparak,ülke topraklarının % 15 i
yani 100.000 km2 lik bölümünü 20 adet Amerikan,Kanada ve
Anglo-Amerikan kökenli çok uluslu şirketlere (ÇUŞ),maden
arama imtiyazı sınırsız ayrıcalıklar tanınarak
verilmiştir.Buradaki kontrol yabancıların sadece beyanına
tabidir.Aslında Osmanlının yıkım sürecide böyle
başlatılmıştır.
Ordunun üst kademesi
gelişmeleri iyi okumuştur.Yapılan saptama şudur ;
"Güçlü ülkelerin küreselleşme adına daha az güçlü
ülkelerden istedikleri açıktır.... Sermayenin serbest
dolaşımına engel olan devlet organizasyonları ve
bürokrasinin kaldırılması,uluslar arası sermayenin
muhatabının devlet kurumları değil ; yerel yönetimler ve
özel kuruluşlar olması ve sermayenin serbest dolaşımına
engel olan ulusal devlet anlayışının bertaraf
edilmesi....Halbuki gelişmiş ülkeler bunu tam tersini
uyguluyor.” Yeni dünya düzensizliğinde süper güçler
asimetrik tehdit oluşturmaktadır ve Türkiye ekonomik ve
askeri manada asimetrik harp tehdidi altındadır.
Gelişmeleri bu şekilde doğru okuyan TSK'.nin ; şimdiye dek
terör konusunda samimi bir eylem göstermemiş, hatta terörü
kendi çıkarları için kullanma
eğilimi gösteren ABD ile imzalamış olduğu " Terörle
İşbirliği Mutabakatı"nın anlamı nedir ve bu anlaşma ile
kendini niçin bağlamıştır ? TSK.'nin milli
reflekslerindeki tahribatın boyutunu gösteren çuval olayı
ve ondan sonra gelen olaylar zinciri,toplumda geleceğe
yönelik kaygıları
beraberinde getirmiştir.Çuval olayından bir gün
sonra,sayın genelkurmay başkanımız, ABD büyükelçisi ile
görüşmesini dahi iptal etme davranışını gösterememiştir.
Çuval olayı ile başlayan
süreçte,kuzey Irakta Türkmenler'in ABD korumasındaki
peşmergeler tarafından öldürüldükleri gün,Türk irtibat
subayları,Türk askerlerinin başına çuval geçiren albayın
yanında yılbaşı kutlamalarında poz vermişlerdir. TSK.nın
AKP ile arasına gelince ; Cüneyt Zapsu ' nun söylediği
gibi, "Tayyip Erdoğan ' la askerin arası şiir gibidir.”
Sonuç olarak şunu görüyoruz
: Türkiye ' de iktidarı belirleyen güçlerle, Nato ve
müttefiklik şemsiyesi altında bugün TSK.'nin "milli
strateji” belirleme yeteneğini ve milli hareket
etme refleksini ciddi manada köreltmeyi başaran güçler
aynıdır.
Ancak tüm bunlara karşın
TSK,ulusun güven duyduğu bir kurum olarak kalmalıdır.
Türk ulusu,ülkesinin yol
ayırımında, büyük önderin Bursa nutkunu tekrar tekrar
okumalıdır.
|