Ulusalcılık ve İşadamlarımız
Öztin
AKGÜÇ
Bazı işadamlarımızın,
işadamlarımızın kurduğu ya da oluşturduğu kimi kuruluş
ve örgütlerin, dış kaynaklı ekonomik ve siyasal
reçetelerin, programların, politikaların sözcülüğünü
yapmaları, ancak bu reçete ve programların Türkiye ve
geniş kitleler çıkarına sonuçlar vermemesi kafalarda
soru işaretleri doğurmuş, kuşkular yaratmıştır.
İşbirlikçi, komprador, burjuvazi, ulusal olmayan,
kapitalizm gibi küçültücü nitelemeler, tanımlamalar,
işadamlarına ilişkin olarak kullanılmaya
başlanılmıştır.
Bu yazıda bizim gibi
ülkelerde işadamlarının, uzun sürede ayakta
kalabilmeleri, başarılı olabilmeleri için ulusalcı
olmaları gereği, aksi halde bindikleri dalı
kesecekleri, kesmekte oldukları savı anlatılmaya
çalışılmıştır.
Kavramlar, farklı
biçimlerde algılandıklarından, kullanıldıklarından,
öncelikle ulusalcılık kavramına açıklık getirmek
gerekir. Ulusalcılıkta kuşkusuz, onur, ulusal kimlik,
özgüven, gurur, bağımsızlık, özgürlük; sömürgeciliğe,
emperyalizme karşı çıkış olmalıdır. Eksiklikleri
olmakla beraber ulusalcılığa ilişkin şöyle bir tanım
verilebilir. "Ulusalcılık, ulusal benlik ve bilinç
yaratarak, onur ve özgüven duygularını geliştirmek,
haksız uygulamalara son vermek, tüm vatandaşlara
gereken hizmetleri sunmak, ülke çıkarlarını koruyarak
dış sömürgeciliğe, yayılmacığa karşı çıkmak, özgür ve
bağımsız yaşamak, her alanda ulusal gurur ve övünce
olanak verecek başarılar sağlamaktır" Kuşkusuz
ulusalcılığa ilişkin daha kapsamlı, daha iyi ifade
edilmiş tanımlar verilebilir.
İşadamlarımız, yetersiz de
görülse yukarıda verdiğimiz tanım kapsamında ulusalcı
olabilirler mi? Bazı kişiler, yazarlar, bu soruya hemen
olumsuz yanıt vereceklerdir. Diyeceklerdir ki,
"Kapitalizmin kökü dışarıdadır. Emperyalizm, gelişmekte
olan ülkelerde, üçüncü dünya ülkelerinde, ezilen
dünyada kendine bağlı uydu yapılar kurar. Uydu yapının
aktörleri, uygulayıcıları da komprador, işbirlikçi
burjuvazidir. Bu nedenle, burjuvazi yerli de olsa
ulusalcı olamaz." Bazı işadamlarımızın ve
örgütlerinin ulusal devletten yana olmamaları, ulusal
devlet karşıtı sloganlara katılmaları ulusal burjuvazi,
ulusalcı işadamları olur mu sorusunu gündeme
getirmektedir.
Emperyalizm, daha nazik
bir deyişle ekonomik küreselleşme, ulusal devletlere
karşıdır. Ulusal devletleri, özellikle yayılmacılığa
karşı olan ya da olabilecek devletleri yıkma
peşindedir. Bu amaçla özelleştirmeyi, etnik
ayrımcılığı, yerli işbirlikçileri araç olarak
kullanmaktadır. Bu nedenle de işbirlikçi, komprador
burjuvaziye karşı ulusalcı burjuvazi olabilir mi,
yaşayabilir mi sorusu gündeme gelmektedir.
Cumhuriyet hükümetleri, ta
cumhuriyetin ilanından, 1926 yılında çıkarılan Teşvik-i
Sanayi Kanunu'ndan beri, ulusal burjuvazi oluşturma,
yaşatma çabasında olmuştur. Amaç, herhalde Türkiye'de
kurulan tesislerin TC nüfus kağıdı sahiplerine ait
olması değildir; oluşacak burjuvazinin ulusalcı olması,
ulusal çıkarları korumasıdır. Bu konuda toplum önemli
boyutta özveride bulunmuş, kaynak aktarmıştır. Bugün,
işadamlarımızdan yerli burjuvaziden söz ediyorsak, bu
yapı hemen hemen tümüyle cumhuriyet sonrası oluşmuştur.
Ulusal devlet, ulusalcı burjuvazisini, kapitalistini,
işadamını yaratmaya çalışmıştır.
Yabancı yayılmacı güçler,
çeşitli ayartılarla kendi amaçları için oluşmuş
burjuvaziyi kullanmakta, ulusal devleti zayıflatmaya
çalışmaktadır. Emperyalizm, sömürgeleştirmek için
ulusal devletleri ortadan kaldırmak gereğini duymakta;
savaş, güç kullanma dahil her aracı da bu amaç
doğrultusunda zorlamaktadır.
Günümüzde nazikçe
medeniyetler çatışmasından söz edilmektedir. Aslında
çatışma, çelişki, yayılmacı güçlerle, ezilen ya da
ezilmemeye çalışan uluslar arasındadır. Marksist
söylemde, öğretide temel çelişki, çatışma proletarya ile
burjuvazi arasındadır. Bunun tam gerçeği yansıtmadığını
özellikle Lenin görmüş, dile getirmiş; Sovyet
İhtilali sonrasında da Sultangaliyef, açıkça,
temel çelişkinin, çatışmanın ezenlerle ezilen uluslar
arasında olduğunu ortaya koymuştur.
İşadamlarımız, Sevres
kompleksine kapılmasak, eski ABD cumhurbaşkanlarından
Wilson'un "Türkiye haritadan silinmelidir"
tümcesini unutsak dahi, Sultangaliyef'in tanısını,
Yugoslavya modeli, Irak'ta yaşananlar, güneydoğumuzdaki
oluşumlar, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi karşısında
düşünmeli, irdelemelidirler.
Bizim gibi parçalanmaya ya
da güdüm altına alınmaya çalışılan ,ülkelerde
burjuvazinin ulusalcı olması, yalnız vefa borcu, etik
gereği değil, kendisinin uzun süreli çıkarı açısından
da zorunludur. Ulusal devlet zayıfladığında,
yıkıldığında, yerli burjuvazi de kayba uğrar. Emperyal
güçler artık yerli işbirlikçiye gerek duymazlar, bunun
için bir bedel de ödemezler, belki mevcut işe yarayan
tesisleri de ucuza kapatmaya çalışırlar. Bu, yerli
burjuvazinin de büyük ölçüde sonu demektir.
Yayılmacı güçlerin
yerleşmeye çalıştığı coğrafi bölgedeki Türkiye ulusal
güç birliği oluşturmak zorundadır. Yerli burjuvazi,
bazı dış ayartılara, aldatmalara kapılmadan ulusal güç
birliği içinde yerini almalıdır. Aksi halde ulusal
devlet zaafa uğradığında kendini koruyacak.
destekleyecek gücü de bulamayacaktır.