BULGAR KURŞUNU
Etem ORUÇ
Güzel bir ilkbahar
sabahı. Güneş doğdu doğacak. Çam ağaçları koyu
yeşil. İğde ağaçları burcu burcu kokuyor. Deniz
koyu mavi. Atlas gibi uzanmış yatıyor. Şu sihirli
zamanda İzmir denizin kollarında. Mustafa Kemal
Yılmaz Öğretmenim seksen üç yaşında bir
delikanlı. çalışkan. üretken. yorulmayan bir
insan. Londra Ataşeliği yapmış. Avrupa'yı iyice
gezmiş, incelemiş biri. İki dönemde
Milletvekilliği yapmış. Konuşmaya başlayınca şöyle
diyor; "Etem biz her şeyden önce bir
öğretmeniz. Öğretmenliğin yaşı olmaz. Emeklisi de
olmaz. Ölesiye kadar yurdumuzun daha da
güzelleşmesi Atatürk'ün temel düşüncelerinin daha
güzel anlaşılması için yılmadan çalışacağız. Bu
okulun Kurtuluş Savaşında İzmir,ve Aydın yöresinde
yapılan mücadeleler konulu gezi. Rehberliğini de
onun için kabul ettim. Bir öğrencinin kafasında
bir ışık yaksak o da büyük bir kazançtır. Ben
birinci otobüste Aydın'a kadar ön bilgi vereceğim.
Sen de İkinci otobüste öyle yaparsın."
"Diz vuruyordu,
bel kırıyordu zeybekçe. / Göğsünden ezgiler
fışkırıyordu, tarih biliyordu./ İzmir'in gözleri
gülüyordu."/ Şair Yücel Barut böyle diyordu.
Anlatıyorum. 15 Mayıs 1919'da Yunanlılar İzmir' i
işgal etmek için çıkışlarını. İlk kurşunu atan
Hasan Tahsin’in Konakta Yunan sancaktarını,
alnının ortasından nasıl vurduğunu. Sonra yüzlerce
Yunan askeri daracık sokakta kendisini sarınca
yüzlerce kurşunu göğüslerken tabancasını havaya
kaldırarak pencereden bakan bir nineye
"Nineciğim sen tanığım ol Y urdum için vereceğim
canımdan başka bir şeyim kalmadı." deyişini.
Aydın'da Erbeyli
Anıtını, Germencik'te Şehit Cafer Efeyi,
Aydın'da Yörük Ali Efenin Yunan
mitralyözünü nasıl susturduğunu. Nazilli'de Ege
Bölgesi Kuvayi Milliye Komutanı Kahraman
Demirci Mehmet Efe'yi, Aydın din adamı
Atatürk'ün düşünce arkadaşı Hacı Süleyman
Efendiyi. Yöre Halkının ne kadar işkence görüp
ne acılar yaşadığını. İlk anıtı yapılan şehitliğin
Çay Yüzü şehitliği olduğunu durmadan
anlatıyorum.
Öğrencilerden
birisi, “Hacı Süleyman Efendi babamın
dedesiymiş öğretmenim. Onunla ilgili bir kaynak
önerebilirmişsiniz?" diyor. Gepgenç bir Türkçe
öğretmeni var güzel bir bayan. Arada bir kendisine
bakıyorum. Kahverengi saçları, bir çağlayan gibi
omzuna dökülüyor. Orta boylu incecik, dal gibi...
Ne kadar etkili anlatabildiğimi onun yüzünden
anlıyorum. Güzel koca gözleri bazen çiçek gibi
açıyor. Bazen bulutlanıyor. Göz pınarlarından
sessizce yaşlar akıyor. Bazen gülümsüyor. Yüzünde
güller açıyor. Ama duyguları hep ölçülü. Öğretmen
olduğunun bilincinde. Öğretmenlik ona çok da
yakışıyor.
Aydın'dan Umurlu'ya
doğru gidiyoruz. çay yüzü şehitliğine yaklaştık.
Demirci Mehmet Efelerin, Yörük Ali Efelerin, İmam
Köylü Efe Ayşe'nin Çiftlik köyünden on altı
yaşındaki Kübra Efenin kahramanlıklarını
anlatıyorum. Çoğunluk ilgiyle dinliyor. Birkaç
öğrenci kendi arasında mırıldanıyor. Kırk
yaşlarındaki orta boylu, şişmanca bayan öğretmen
aklınca şaka yapıyor. "Sayın rehberimiz
İzmir'den beri durmadan kan, barut, ölen insanları
anlatıyor. İçimiz karardı. Bu güzel havada şarkı
türkü söylesek olmaz mı?" diyor. Bazı
öğrenciler el çırpıyor. Türkçe öğretmeni olan
güzel bayan yerinden kalkıyor. Kızdığı besbelli.
"Hacer öğretmen" diyor. "Gezinin amacını
biliyorsunuz. Lütfen amacından saptırmayınız.
Geçmişini bilmeyenin geleceği olamaz. Değerli
rehberimize ben çok ama çok teşekkür ediyorum.
Benim bilmediğim pek çok olayı aydınlattı. Tiyatro
sanatçısı gibi çok da güzel konuşuyor. Çok
teşekkürler" diyor. Öğrenciler alkışlıyor..
Ben biraz hüzünleniyorum. Acaba bunca nefesi
boşuna mı tükettim diye.
Çay yüzü Şehitliğine
vardık. Tam otobüsten inecektik. Şoförümüz Nedim
Bey; "Bir dakika arkadaşlar rehberimizin
anlattıkları beni çok duygulandırdı. (Ağlıyordu)
Benim dedem on dört yıl cephelerde bu yurt için
savaşmış. 1908'de evden bir askere gitmiş. Ta
1922'de düşman İzmir'e dökülene kadar. 9 Eylül'de
düşman denize döküldükten sonra geliyor
Balıkesir'e. Belki de bu öğrencilerin kimileri on
dört yaşında bile değildir. O günleri bilmeyen
yurdunun değerini de bilmez. Bu yurdu kurtaran
kahraman İnsanları da tanımaz.
Şehitlerimizin kemiklerini sızlatmayalım."
Gözünden akan yaşlar, bir ırmak gibi aka aka yanan
yüreğini söndürmeye çalışıyordu.
Türkçe öğretmeni
bayan; "Nedim bey lütfen anlatır mısınız? Çok
güzel anlatıyorsunuz." Herkes alkışladı. Nedim
Bey yutkundu. Gür saçları dikleşmişti. Heyecandan
iyice açılan gözlerinin kapakları kalın kaşlarına
değiyordu. "Dedemi en çok etkileyen olay Bulgar
kurşunuydu. Bulgarlara esir düşmüş Balkan
Savaşlarında. Sofya'da esir kampından kaçarken
ayağına bir Bulgar kurşunu gelmiş. Mesafe uzak
olduğu için ayağına girmiş. Derinin altında
kalmış. En çok bu kurşundan rahatsız olurdu
dedem.” Başını öne eğdi. O günleri yaşıyordu.
Otobüsten çıt çıkmıyordu. Kendinden geçmişti.
Bizleri görmüyordu.
Birden ayağa kalktı
“Çanakkale Savaşında da yaralanmış. Suriye
Cephesinde esir düşen arkadaşlarının gözüne
İngilizler iğne batırmış. Hepsi de kör olmuş kör.
Bunu anlatırken dedem İngiliz'lere kin duyar.
Arkadaşları için ağlardı. Yemen cephesine gitmiş.
Gidenlerin yüzde sekseni geri dönmemiş. Kimi
cephede vurulmuş. Kimi açlıktan ölmüş, kimi de
hastalıktan. Cayır cayır yanan Yemen'den dedem
gibi bazıları kurtulmuş. Sarıkamış cephesine
giderken seviniyorlarmış. Çöl sıcağından kurtulduk
diye, Yüzde sekseni de orada donarak şehit olmuş.
Anadolu kadar bedeli fazlasıyla ödenmiş bir yurt
yoktur, Her karış toprağı şehitlerin kanlarıyla
yoğrulmuş. Sakarya savaşı, Kocatepe, Dumlupınar oy
anam oy !.. O dönemde doğanlar hiç yaşamamış.
Bizim hiçbir şeyden şikayetçi olmaya hakkımız
yok.. Bedeli ödenmeden hiçbir şey verilmez.
Elbette daha güzel bir yaşam hepimizin
beklentisi... Ama çalışıp, üretip öyle
istemeliyiz. Olmayan şey paylaşılmaz ki.”
Ninem anlatırdı.
Dedem ayağındaki Bulgar kurşununu eller dururmuş.
Her dokunuşunda da Bulgarlara sövermiş. Ninem
sabahları erken kalkarmış. İşlerini bitirdikten
sonra kahvaltı yapalım diye yattıkları odaya
girmiş. Dedem yatakta gülüyormuş. “Ne oldu.
Niçin gülüyorsun herif” demiş.” “Bulgar
kurşunundan kurtuldum!.. Bulgar kurşunundan
kurtuldum!...” Ninem yorganı bir açmış.
Kıpkırmızı kan gölü. Dedemin elinde bir kurşun.
Sabahleyin küflü jiletle kurşunun olduğu yeri hart
diye kesip kurşunu çıkarmış. O kadar mutluymuş ki,
Ninem yatağı yorganı atmış. Dedem fazla yaşamamış.
Üç, dört yıl sonra ölmüş. Ninem; “Eğer Bulgar
kurşununu deden ayağından çıkarmadan ölseydi, gözü
açık giderdi.” Derdi. Yattığı yer nur olsun
benim kahraman dedemin. Otobüstekilerin tümünün
gözleri yaşarmıştı.
Otobüsten indik.
1920 yılında yapılan Çay yüzü Şehitliğini ziyaret
ediyoruz. On beş, on altı yaşında. Bu yurt için
değerli şeylerini, canlarını vermiş, yurt sever
şehitlerimiz için, içimiz buruk bir şekilde dua
ediyoruz…Öğrencilerin tümü anlatılanları dikkatle
dinliyor. Not alıyor. Hiç kimse şarkı, türkü
söylemiyordu... Hafif bir rüzgar salkım salkım
açmış akasya ağacının kokularını doğaya yayıyordu.