| 'KEMALİST
TAVIR KOYMAK!..'
ATILLA İLHAN
"1937 yılında, Ocak ayında İstanbul'a gelen
Atatürk, beni Parkotel'e çağırttı; gittiğimde,
kendisini sıkıntılı bir halde buldum, biraz
da terli idi. İç salonu geçtikten sonra, balkona
çıktı, sert rüzgârın karşısına göğsünü vermişti.
Saçları rüzgârdan uçuşuyor ve o dalgın dalgın,
Marmara'yı seyrediyordu; mutlaka kafasını kurcalayan
bir şey vardı." (On Yıl Savaş ve Sonrası',
s. 493,İnselYay., 1970).
Bunları Fahrettin Paşa (Altay) söylüyor; o gün,
Ga-zi'nin kafasını kurcalayan şey, 'Hatay Meselesi'dir:
Fransızların işi ağırdan aldığını, İsmet Paşa
Hükümeti'nin ise, çekingen, hatta ürkek davrandığını
düşünmektedir. Nitekim, o günün akşamında ünlü
'gözdağı gezisî'ot çıkacak, özel treniyle Konya'ya
müteveccihen hareket edip. İsmet Paşa, Fevzi
Paşa ve Dr. T. Rüştü Aras'la Eskişehir'de önemli
bir toplantı yapacaktır.
Fahrettin Paşa, hatıralarının bir yerinde şöyle
diyor: "...o sırada açılan kapıdan Yunus
Nâdi merhum içeri girince, ona da ilk sözü;
'Sen ne dersin, bu Hatay işine?' oldu ve Yunus
Nâdi merhum da, şu cevabı verdi: 'Paşam, senin
bu işte blöf yapmadığına, büyük devletler kaani
olunca, Hatay senindir'. "(On Yıl Savaş
ve Sonrası", s. 494, İnsel Yay., 1970)
Fahrettin Paşa'nın 'tanıklığına'
neden lüzum gördüm? O devirde Riyaset-i Cumhur
Kâtib-i Umumisi Hasan Rıza (Soyak) Bey,
'Hatıraları''nda, 1937'nin o gergin ve gerilimli
ilk haftasını anlatırken, Yunus Nâdi
Bey'in Gazi'nin 'telkiniyle'
Cumhnriyet'te yazdığı başmakaleden
söz ediyor. Az sonra, o makaleye geleceğim;
burada işaret etmek istediğim Paşa'nın o gün
Gazi ile Yunus Nâdi Bey'in birarada olduklarını
teyit etmesidir.
İş o kadarla kalmamış, o gergin ve gerilimli
yolculuğa, Yunus Nâdi Bey de katılmıştır..."
Abonelik
için tıklayınız.
-
Geri - |