|
KARAR: MÜDAFAA-İ HUKUK!..
MAHMUT YILBAŞ
Bir kere daha Müdafaa-i Hukuk Çağrısı ile 76 il
temsilcisi 25-26 ekim tarihlerinde Ankara’da
toplandı.
Toplantı Gazi Mustafa Kemal’in temsilcilere (bir
devlet tiyatrosu sanatçısının seslendirmesi
ile)
“Efendiler! Vatanın bütünlüğü, milletin
bağımsızlığı tehlikededir. Milletin
bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı
kurtaracaktır.
Efendiler! vatan ve milletimizin karşı karşıya
bulunduğu zulüm ve acılarla, ve hepsi aynı amaç
ve maksatla milli vicdandan doğan vatansever ve
milli cemiyetlerin birleşmesinden oluşan genel
topluluk ‘Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ adını
almıştır. Bu cemiyet her türlü particilik
akımlarından ve şahsi ihtiraslardan arınmıştır
ve uzaktır.
Efendiler!
Biz ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil,
doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Hiç
Şüphe yok ki: Devletimizin sonuna dek
yaşayabilmesi, ülkemizin güçlenebilmesi,
ulusumuzun refah ve sorumluluğunun sağlanması,
yaşamımız, namusumuz, onurumuz, geleceğimiz,
kutsal inancımız ve son olarak her şeyimiz için
cesaretimiz ve bütün gücümüzle milli
egemenliğimizi koruyacak ve kollayacağız.
Şimdiye kadar olduğu gibi birbirimize ve hep
beraber milletin iradesine dayanarak yürümekte
devam edeceğiz.” seslenişi ile başladı.
Temsilciler büyük bir heyecan ve vecd içerisinde
Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın kendilerine
seslenişini dinlediler.
Saygı duruşu yapıldıktan ve İstiklal Marşı
söylendikten sonra (E) Orgeneral Necati Özgen
ilk açılış konuşmasını yaptı. Sn.(E) Orgeneral
Necati Özgen’in konuşmasında vurgulanan
konulardan bazıları şunlardı:
“Bilindiği gibi Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri
Kurtuluş mücadelesi sırasında, Milletin içine
düştüğü yok olma durumundan kurtarılıp
Bağımsızlığa doğru yönlendirilmesi ve
örgütlenmesi esnasında en etkili bir biçimde
çalışmış bir mücadele kuruluşudur.
Bugün de karşı karşıya bulunduğumuz iç ve dış
meselelerde de aynı ruh ve inançla çalışılması
gerekmektedir.” dedikten sonra Mustafa Kemal
Atatürk’ün Türk milletine üç direktifi
bulunduğunu belirterek.
Bunların:
“1-Türkiye Cumhuriyeti’nin temel nitelikleri
olan Milli devlet, Bağımsız devlet ve çağdaşlık
özelliğinin mutlaka korunması
2- Türk milletinin milli birlik ve bütünlüğünün
devam ettirilmesi
3- Çağdaşlaşma yolunda geriye dönülmemesi ve hep
ileriye gidilmesi.” olduğunu hatırlatarak “bu
direktif ve hedeflerden dönmek asla sözkonusu
olamaz” dedi. Sn.(E) Orgeneral Necati Özgen
konuşmasına “Bu ülke bizim ülkemizdir. İyi idare
edilmese de, ekonomisi bozuk olsa da
sevmediğimiz beğenmediğimiz olaylar yaşansa da,
bu ülke bizim ülkemizdir. Gidecek başka bir
Türkiye’miz yoktur. Onun için 70 milyonun her
birine düşen görevler vardır. Sorumluluklarımız
vardır. Herkesin üzerine düşen görevleri
hatırlamasına, sorumluluklarını yerine
getirmesine ihtiyaç vardır. Dürüst
olmaya,laiklik kavramını çok iyi anlamaya,bu
ülkenin çağdaş medeniyet seviyesinin üzerine
çıkarılarak gelecek nesillere teslim edilmesi
gereken bir emanet olduğunu unutmamaya ihtiyaç
vardır” diyerek devam etti. Ve daha sonra
Atatürk’ün 14 Eylül 1931 tarihinde Dolmabahçe
Sarayı balkonunda bilim adamlarına söylediği şu
sözleri.. “Şair Mehmet Emin Yurdakul’un ilk
defa Manastır Askeri İdadisinde öğrenci iken
okuduğum Ben bir Türküm, Dinim cinsim uludur.
mısrasıyla başlayan şiirinde bana ulusal
benliğimin gururunu tattıran ilk anlatımında
bulmuştum. Fakat asıl bunu orduya katıldığım ilk
günlerde, bir Anadolu çocuğunun gözyaşlarında
gördüm ve kuvvetle duydum. Ondan sonra Türklük,
benim en derin güven kaynağım, en engin övünç
dayanağım oldu. Kendimi hiçbir zaman
Osmanlılığın telkin ettiği başka ulusları öven
ve Türklüğü aşağı gören eksiklik duygusuna
kaptırmadım.” sözlerini hatırlatarak “Evet
şimdilerde birileri tarafından aşağı görülen ve
gösterilen Türklük Duygumuz en büyük
gururumuzdur.Bundan vazgeçtiğimizde Irak’ın
başına gelenler bize de gelir” sözlerini ekledi.
Ve bu sözler il temsilcilerinden ve
misafirlerden büyük destek gördü. Sn. (E)
Orgeneral Necati Özgen konuşmasını “Türkiye’de
devlet yönetiminde bulunmak ile iktidar olmak
farklı şeylerdir. Bugünde devleti yönetenlere
baktığımız zaman İktidar olamayacaklarını
anlamak zor değildir. Çünkü onlar için önemli
olan bütün milletin selametinden ziyade onları
meclise taşıyan kitlenin çıkarları doğrultusunda
hareket etmektir. Ancak iktidar olmak bütün
milletin isteklerini yerine getirmektir. Bu
itibarla Türkiye’de gerçek anlamda iktidar olan
tek kişi vardır O’da Atatürk’tür.Çünkü O sadece
Türkiye’yi düşünmüştür. Bizim de yolumuz, bu
yoldur.” sözleriyle tamamladı.
İkinci açılış konuşmasını 76 il adına Adana il
temsilcisi Çiftçi Sn. Remzi Zeytinli yaptı. Sn.
Remzi Zeytinli konuşmasına “Muhterem
arkadaşlarım , bugün buraya gelmiş olan sizler
çeşitli siyasi partilerden, derneklerden,
teşekküllerden, her sınıf ve zümreden gelmiş
insanlarsınız. Bugün muhalefetiyle, iktidarıyla
milletin parlamento’ya güven kalmadı.
Arkadaşlar… bugün hepimizin görevi zor. 1919’da
Atatürk Kuvva-i Milliye hareketine başladığı
zaman düşman İstanbul’u işgal etmişti.
Düşmanlar: İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar ve
yunanlılar Ege’den Antep’e ve Maraş’a kadar
her yeri işgal etmişlerdi. Her tarafı yakıyor,
yıkıyor, iffetlere tecavüz ediyordu. Bu halde
idik. Milletin ayranını kabarttılar. Millet de
kendilerine büyük bir dahinin önderliğinde
münasip gelen dersi, bütün dünyanın gözü önünde
verdi.Şimdi ise düşman yine her tarafı adeta
sarmış durumda. Bir taraftan Karadeniz’e
gidiyor, sen pontus’sun sen şusun, sen busun
gibi propaganda yapıyor. Akdeniz’e iniyor başka
türlü propagandalar yapıyor, ellerinde
arkasında haritalar bulunan incil’ler
dağıtıyorlar. Bunlar hep bölme parçalama
propagandası. Adana’da her köşede bunlar var.
Çocuklara çikolata ve para dağıtıyorlar. Tabi bu
yalnız Adana’da olmuyor,Türkiye’nin her yanında
oluyor.Bütün bunları mücadelemizin zor olduğunu,
vatandaşlarımıza gerçek maksatlarının neler
olduğunu anlatmanız gerektiğini belirtmek için
söylüyorum.” diyerek başladı ve büyük destek,
yoğun tezahürat gören şu sözlerle de konuşmasını
bitirdi: “Atatürk’ün diktiği cevizin meyvelerini
yiyip de O’na ihanet edenlere lanet olsun.”
Açılış konuşmalarından sonra oturumlara geçildi.
Birinci oturumda tarafımdan “Dünden Bugüne
Müdafaa-i Hukuk” bildirisi sunuldu.
Bu bildiride Sn. temsilcilere, Müdafaa-i Hukuk
şöyle anlatıldı:
“Değerli katılımcı arkadaşlarım!
Müdafaa-i Hukuk Türk Milleti için çok önemli ve
özel bir anlam taşır.
Müdafaa-i Hukuk Türk Milletinin emperyalizme
karşı verdiği Kurtuluş ve Bağımsızlık savaşının
Temel Siyasi Gerekeçesidir.
Müdafaa-i Hukuk; Türk Ulusu’nun Egemenlik
Haklarını ve Bağımsızlığı Muhafaza ve Korumak
için sahip olduğu siyasi karar ve azmin
ifadesidir.
Müdafaa-i Hukuk; Türk Milleti’nin ulusal
bilincinin Hareket Noktası ve kaynağıdır.
Müdafaa-i Hukuk; Türk Milleti’nin, Mustafa Kemal
Atatürk’ün önderliğinde çıktığı kurtuluş
yoludur.
Müdafaa-i Hukuk; nihayet Türk Devleti demektir,
onu korumak ve kollamak demektir.
Değerli arkadaşlarım!
Bir kere daha Müdafaa-i Hukuk çağrısına uyarak
bizleri bir araya getiren, adeta koşarak burada
toplanmanızı sağlayan işte! bu düşünceler ve bu
inançtır. Hücrelerimize işlemiş bulunan bu asil
inanç ve kudret, Erzurum ve Sivas Kongrelerini
toplayan inancın aynısıdır. Bu inanç! Mustafa
Kemal Atatürk’ün ‘Bağımsızlık karakterimdir’
dediği inançtır.
Bu inancın ilham kaynağı ulusal şairimiz Mehmet
Akif’e İstiklâl Marşı’mızın;
- Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım,
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım!
Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.
Mısralarını yazdıran o ulvi ve yüce ruhtur.
Değerli arkadaşlarım!
Yakın tarihimizde olduğu gibi bugünde ‘Müdafaa-i
Hukuk Hareketini’ başlatmayı gerektiren
koşulların, şartların oluşmuş olduğu konusunda
tespit ve inançlarımız bulunmaktadır. Bu
koşullar nelerdir?
1. Ulusal Egemenliğimiz tartışmalı hale
getirilmiştir. AB’ye girileceği umudu
yaratılarak, uyum yasaları ile ulusal egemenlik
tehdit altına sokulmuştur.
O kadar ki:
Ulusal Egemenliğimizi korumak ve kollamakla
birinci derecede sorumlu olanlar, egemenlik ve
bağımsızlık konusunda yeni konsept ve doktrin
oluşturulması gerektiğini, kurumları adına,
açıklamakta bir sakınca görmemektedirler.
2. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Üniter
yapısı tehdit ve tehlike altındadır. Bu yönde
atılan en riskli adım ‘İkiz Yasalar’ la
olmuştur.
3. Türk Halkı yoksullaştırılmıştır. Türkiye’yi
borç batağına sürükleyerek, ülkeyi yavaş yavaş,
ancak kararlı şekilde, yabancı tekellere teslim
etmektedirler.
4. Türk Ulusu, psikolojik savaşın her türlü
vasıtası kullanılarak içerden çökertilmek
istenmektedir. Bir kısım medya bu görevi
yüklenmiş görünmektedir.
5. Türkiye’yi yönetenler halkımızdan değil,
yabancı devlet ve uluslar arası kurumlardan
icazet alır duruma gelmişlerdir.
6. AB’ye girilecek ümidi yaratılarak Türkiye’yi
parçalamak isteyen dış güçle,r yerli
işbirlikçileri ile her gün daha etkin hale
gelmektedir. Sevr’e doğru ülke adım adım
taşınmaktadır. Geçmişte yaşananlar açık ve göz
önünde meydana geliyordu; dost ve düşman
belliydi. Bugün ise şeytana taş çıkartırcasına
her şey hile, desise,düzen ve aldatmaca ile
yapılmaktadır. Hilebaz, düzenbaz, Cambaz,
madrabaz ve hainler ortalıkta cirit atıyor.
Bütün bu engellere rağmen, halkımızın ülkesine
sevgisi, egemenlik ve bağımsızlığına toz
kondurmamak azmi, kutsal bildiği temel
değerlerini, yani “ulusal haklarını” korumak ve
muhafaza etmek kararlılığı, dün olduğu gibi
bugünde, hiç tartışma götürmez şekilde dimdik
ayaktadır.
Ancak, Müdafaa-i Hukuk yolu ince ve uzun, gündüz
ve gece yürünmesi gereken bir yoldur.
Vatana ve millete sahip çıkmak için yürünmesi
gereklidir.
Yorulmadan, usanmadan, bıkmadan, sabırla
yürünmesi gereken bir yoldur.
Bunun için inanç ve cesaret gerekmektedir.
Değerli arkadaşlarım!
Bir gerçeği unutmamalı, zor zamanlarımızda, dar
zamanlarımızda, kendimize, birbirimize ve
milletimize hep şunu tekrarlayalım,
hatırlatalım:
Millet olarak bir defa başardık, niçin bir kere
daha başarmayalım?”
Ve son olarak da,
“Değerli arkadaşlarım!
Sözlerimi büyük vatan şairimiz Namık Kemal’in
yüzyıl önce söylediği şu mısralarla bitiriyorum:
- Felek her türlü esbâb-ı cefasını toplasın
gelsin,
Dönersem kahpeyim millet yolunda bir âzimetten”
diyerek, konuşma bitirilmiştir.
Diğer konuşmacılar ve konuları şunlardı:
Sn. Aytunç Altındal “Patrikhane ve misyonerlik”,
Sn. M.Emin Değer “Mondros’tan günümüze ABD’nin
yayılmacı politikaları ve Türkiye” , Sn. Prof.
Dr. A.Haluk Çay “Ermeni ihaneti” , Sn. Mehmet
Bilgin “Yunanistan’ın Türkiye üzerindeki zararlı
faaliyetleri” ; ikinci oturumda ise Sn. Prof.
Dr. Şükrü Sina Gürel “AB dayatmaları ve Türkiye”
, Sn. Talat Saral “Yeni kapitülasyonlar: Gümrük
Birliği”, Sn. Hüseyin Taviloğlu “Türkiye’de
ekonomik krizler ve İMF”, Sn. Ferruh Atbaşoğlu
“Ormanlarımız” , Sn. Mustafa Çınkı
“Madenlerimiz” , konularında bildirilerini
sundular.
Üçüncü oturum“Anadolu’dan Ulusal Bakış” idi. 20
konuşmacı bildirilerini sundular. Konuşmalar çok
ilgi gördü. Özellikle KKTC Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş adına konuşan eski bakanlardan Sn. Fuat
Veziroğlu’nun konuşması, sık sık alkışlarla
kesildi. Çok temsilci gözleri yaşlı olarak
konuşmayı izledi. Balıkesir temsilcisi Sn.
Doç.Dr. Zekeriya Özdemir’in “kimi Kuva-yı
Milliye ve Müdafaa-i Hukukçular” hakkındaki
konuşması zaman zaman derin bir sessizlik ve
zaman zaman da coşku ile karşılandı.
Bu bölümde diğer konuşmacılar,; Samsun
temsilcisi Sn. (E) Alb. Tuncer Sevinç, Ankara
Kazan’dan çiftçi Sn. Burhanettin Baykurt,
Nevşehir (Hacı Bektaş) temsilcisi (E) General
Sn.Ali Rıza Selmanpakoğlu, İzmir
temsilcilerinden (E) Hava Korgeneral Sn.Yaşar
Müjdeci, yine İzmir temsilcisi Y.Müh. Sn. Tuncer
Beybağa, bir İzmir temsilcisi daha Sn. Doç.Dr.Türkan
Başyiğit, Trabzon temsilcisi Eczacı Sn. Necdet
Durgun, Gaziantep temsilcisi Prof.Dr. Ahmet
Arslan, yine İzmir temsilcilerinden (E) Kurmay
Albay Sn. Ş.Osman Aras, Bursa temsilcisi
Sanayici (tekstilci) Sn. Fahrettin Demirtaş,
Balıkesir temsilcilerinden (E) Vali Sn. Utku
Acun, İskenderun temsilcisi bankacı Sn. Ahmet
Yumuşak, İzmir temsilcisi (E) Albay Ahmet Avcı,
Bursa temsilcisi Sn. Demirali Pome, Şınak’tan
Sn.Dündar Kesik, Kıbrıs’tan Sn.Gökhan Güler,
Ankara Temsilcisi (E) Kurmay Albay Sn.Mahmut Ata
Katı, İstanbul temsilcisi Sn. Haydar Aksu,
Zonguldak’tan Sn. Ömer Taşlı, İstanbul’dan Sn.
Prof. Dr. Zeki Arslantürk, Ankara’dan Sn. Mahir
Barış, Kayseri’den Sn. Muzaffer Bayram, ve Iğdır
temsilcisi Avukat Sn. Ahmet Cafer Zor İlgiyle
izlenen konuşmalar yaptılar.
Bu konuşmalardan önce de, Ulusal Egemenlik ve
Bağımsızlık Bildirgesi yazım; Faaliyet ve
Öneriler; Ekonomik Sorunlar ve Çözüm Önerileri;
Gençlik ve Kadın Sorunlarıyla Meslek ve Sivil
Toplum Kuruluşları İle İlişkiler, Tanıtım ve
Basın İlişkiler Komisyonları, temsilcilerin
oylarıyla kuruldu. Bir gün sonraki yani, 26 Ekim
2003 Pazar günkü son oturumda, komisyon
raporları görüşülerek, temsilciler tarafından oy
birliği ile kabul edildi.
Ayrıca, toplantıya katılmış olan 326 temsilci
arasından 105 temsilciden oluşan bir
“Temsilciler Grubu” ve 35 temsilciden oluşan bir
“yürütme kurulu” oluşturuldu.
En önemlisi, 25-26 Ekim tarihinde
Cumhuriyet’imizin 80 nci yılında “Müdafaa-i
Hukuk” adıyla yapılmış olan toplantıda il
temsilcilerinin oy birliği ile alınan kararıyla
toplantı,“Müdafaa-i Hukuk Ulusal Platformu”
adını taşıyacak bir harekete dönüştürülmüştür.
Ayrıca, toplantı bildirisi Müdafaa-i Hukuk
Ulusal Egemenlik ve Bağımsızlık Bildirgesi”
olarak yine oy birliği ile kabul edildi.
Yanda okuyacağınız bildiri şöyle başlıyor: “Türk
vatanının bütünlüğü, devletin bağımsızlığı ve
ulusun egemenliği tehlikededir.” Ve “ Bu olumsuz
şartlar altında dahi milletimiz, tehdit altında
olan ülke bütünlüğü ve ulusun bağımsızlığını
yaşatma kararı ve azmindedir... Milletin,
Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını ve toprak
bütünlüğünü savunma azmi karşısında durabilecek
hiçbir güç yoktur” tespitiyle bitiyordu.
Ve, ikinci günün akşam saatleri yaklaşırken
temsilciler “Ey vatan göz yaşların dinsin
yetiştik çünkü biz…” müziği eşliğinde Müdafaa-i
Hukuk hareketini başlatma kararını vererek hep
birlikte kongre hatıra fotoğrafını çektirmek
üzere Ankara Ticaret Odası binasının merdiven
basamaklarında yerlerini alıyorlardı.
Bu heyecan ve onur verici bir tabloydu.
Çünkü;
Karar verilmişti! Artık, hep birlikte Müdafaa-i
Hukuk hareketi başlatılmıştı…
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |