Kasım 2003  Sayı: 63 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   KASIM 2003  

HANGİ ‘BATI’?..

Prof. Dr. SUNA KİLİ

Batı, özellikle 17. yüzyıldan sonra her fırsatta Osmanlı İmparatorluğu’nu dağıtmaya, parçalamaya yöneldi. Birinci Dünya Savaşı sonucu Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunu getirince, Türklerin anayurdu, Anadolu’yu da parçalama, bu toprakları aralarında paylaşma, bu topraklar üzerinde yapay devletler kurdurma ve ülkemizi tümüyle sömürge durumuna düşürme girişimlerini başlattı ve bu amacım uygulamaya girişti. Ta ki Mustafa Kemal’in önderliğinde Türk ulusunun soylu karşı koyuşuna kadar.

Lozan Konferansı’nda, kapitülasyonların kalkması konusunda savaşım veren İsmet Paşa’ya Lord Curzon, Bizden aldıklarınızı sizden geri alacağız tehdidinde bulundu. Son 50 yıldır ve özellikle 1980’lerden bu yana Türkiye’ye Batı tarafından, IMF tarafından dayatılan reçetelerin çağdaşlaşma sürecimizi sekteye uğrattığı, sosyal adaletsizliği pekiştirdiği, zenginle yoksul arasındaki uçurumu daha da derinleştirdiği bilinen bir gerçektir.

Gelişmiş Batı ülkelerinin uygulamaları, özellikle 1980 den sonra ivme kazanan küreselleşme olgusu, Batı’nın azgelişmiş olan ülkelerin ekonomisine ve böylece onların içişlerine daha da egemen olmasını sağladı. Küreselleşme olgusu, ekonomik çıkarların önünde hiçbir engel istemiyor: Ulus devleti kaldırmak, sosyal adalete yan çizmek öncelikleri arasında. Küreselleşme siyasası güçlünün zayıfı sömürdüğü bir düzendir. Kâr, kazanç temel amaçtır. Bu siyasa yalnızca azgelişmiş ülkelere uygulanmıyor; gelişmiş Batı toplumundaki sade vatandaş da eziliyor, üretilen zenginlikten hakkını alamıyor, çünkü eşitlikçi dağılım, sosyal adalet göz ardı ediliyor.

Yirminci yüzyılın ikinci yansından bu yana gelmiş Batı ülkeleri küreselleşmenin önündeki engelleri kaldırmak, küreselleşmenin önünde “boş alanlar” yaratabilmek için ilginç ve “hazindir ki” kendi uygarlıklarının temel değerlerini, “Aydınlanma”nın temel değerlerini bile ortadan kaldırmaya yönelmiştir. Aydınlanma felsefesi, “insanı” en önemli “değer” olarak kabul ediyor, insancıl değerlerin ön plana alınmasını, insanın metalaşmamasını öngörüyordu... Bu değerler küreselleşmenin mantığına engel oluşturuyordu. Kaldırılmaları gerekiyordu. Nitekim Batı ülkelerinde, özellikle ABD de bu doğrultuda uygulamalar gündemdedir.

 

Batı uygarlığı ve çelişkileri

Batı uygarlığı, bir yanda en yüce, insancıl değerleri üretmiş, dünya uygarlığına sayısız katkılarda bulunmuş bir uygarlıktır. Shakespear’in, Goethe’nin, Locke’un, Rousseau’nun, Newton’un, Kant’ın, Bach’ın, Beethoven’in, Pasteur’un, Curie’nin Batı’sı. Öte yanda Batı’nın bir başka yüzünü görüyoruz: Engizisyon’un Batı’sı, Anadolu yu da işgale kalkışan Batı, ülkemize kapitülasyonları dayatan Batı, sömürgeci Batı, Cezayir de sayısız Cezayirliyi öldüren Batı; insanları diri diri gaz odalarında öldüren Batı, Çin’e afyon satmak için bu ülkeye savaş açan, masum Irak halkını bombalayan Batı. Bu örnekleri çoğaltabiliriz.

Aslında, Batı uygarlığının bu çelişkilerinin tarihsel bir kökeni vardır. Bu uygarlığın ikiye bölünmüşlüğü, tarihsel olarak iki farklı, iki zıt geleneğin ürünü olmasından kaynaklanmaktadır. Bu iki zıt geleneğin birini Yunan-Roma (Graeko-Roman) geleneği, öbürünü de Musevi-Hıristiyan (Judeo-Christian) geleneği olarak tanımlayabiliriz. Birinci gelenek hümanist, rasyonal ve laik gelenektir. ikincisi ise, mistik ve dinsel inançlarla örülü gelenektir. İki bin yıldır Batı uygarlığı bu iki zıt geleneğin çarpışmasına, “gelgit”ine, zaman zaman da birinin öbürünü alt etmesine tanık olmuştur.

Batı uygarlığının kökeni Girit adasında başladı, İyonya’da, Batı Anadolu’da ve Atina’da gelişti. Rasyonel, hümanist değerlere dayanan bu uygarlık, Roma döneminde “Roma hukuku ve Roma yönetim birikimi ile daha da zenginleşti.” Ancak “Hıristiyanlığın yükselişi, İmparator Konstantin”in Hıristiyanlığı kabul edişiyle tümüyle farklı bir gelenek Batı uygarlığına egemen oldu. Papaların Hıristiyanlık anlayışı tam bin yıl Batı uygarlığına damgasını vurdu. 15. yüzyıldan başlayarak Batı uygarlığı kilise ideolojisinden, dogmatizmden kurtulmaya yöneldi; klasik dönemin hümanist-rasyonel geleneğine kavuşmaya başladı. Dinin tekelinden kurtularak, usu egemen kılarak, yepyeni bir dünyanın kurulmasını sağlayacak düşünce sisteminin önü açıldı; bilimsel düşünce, insancıl değerler Batı’yı ”Aydınlanma”ya yöneltti.

20. yüzyılda ise Batı çok çarpıcı biçimde kökenindeki çelişkileri yeniden yaşamaya başladı. Bir yanda teknolojide, tıpta, kadın haklarında, iletişimde dev adımlar atıldı. Öte yanda Batı, dünyaya iki büyük savaş yaşattı. Farklı iki sosyal sistem, Batı ve Sovyet Rusya tam elli yıl birbiriyle didişti. Öte yandan teknolojinin getirdiği hızlı değişim Batılı insanlığı yalnızlığa itti. Bu durum Batı daki kiliseye bir fırsat verdi. Kilise ”Bu yalnızlığı biz gideririz” diye öne çıkmaya çalıştı. Kuşkusuz, ister Hıristiyan, ister Müslüman, isterse de Musevi olsun, güvensizlik duygusu insanı, insanları daha dogmatik, daha fanatik ve daha az hoşgörülü olmaya itiyor. 20. yüzyılın sonlarına doğru Batı’da ve şimdilerde, özellikle ABD de bir dinsel sıçrama yaşanıyor. Batı’ya “musallat bu ikiye bölünme”ye en çok ABD’de tanık oluyoruz. ABD bir yandan bilimsel düşüncenin önde olduğu, sayısız yeni teknolojinin üretildiği bir ülke. Öte yandan, küreselleşme politikaları, yabancılaşma olgusu, “endişe” duygularını körükleyen sosyo-ekonomik düzen, bu durumu fırsat bilen dini liderlerin ortaya çıkmasına ve hatta hatta Darwin’in kuramını (teorisini) geçersiz kılmak için bu din adamlarının öğrencilere creation science, yani yaratılış bilimini öğretebildikleri bir ülke...


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |