|
CUMHURİYET’İN 80. YILI BEŞ YIL ÖNCE / ON YIL
SONRA
MUSTAFA KADEMOĞLU
1998 yılındaki Cumhuriyet Bayramı için Zonguldak
dergisine bir yazı yazdım. Başlığını da
Cumhuriyet Düşmanlığı koydum. On yıl sonra,
yaşar da görürsem o günleri, ne diye yazacağımı
düşünemiyorum bile.
Yakıştıramadım kendime ama, bunu kendine
yakıştıranların giderek çoğalmasıydı imlemek
istediğim. Ne yazık ki neredeyse, cumhuriyet
düşmanlığı diyebileceğimiz bir garabet yaşanıyor
son bir yıldır. Cumhuriyet karşıtları, iktidar
olmanın nimetlerini öylesine kullanıyorlar ki
insan ister istemez böyle düşünüyor. Önce, o
yazımı alıntılamak istiyorum.
“CUMHURİYET DÜŞMANLIĞI”
“75. yılını kutladığımız cumhuriyetin hâlâ
düşmanlarının olmasını doğal karşılayabilir
miyiz?
Hiçbir zaman karşılamadık ki, bugün de
karşılayabilelim. En acı yanı ve ürkünç olanı,
cumhuriyet düşmanlarının bilgi, bilim ve
iletişim çağında da var olmasıdır. Bu olgu,
cumhuriyetin erdemini, gücünü, yaşamsal önemini
ve değerini göstermektedir.
Atatürk ilkleriyle devriminin, cumhuriyetin
kuruluşundan bu yana saldırılara uğramasındaki
asıl neden de bu olguda gizlidir. Demokrasimizin
kesintilere uğratılmasını da bu bağlamda
değerlendirmek gerekiyor.
Cumhuriyet düşmanları bundan sonra da var
olacaktır. İşte üniversitelerde yaşanan türban
olayları… Şeriatçı medyanın hedef göstermeleri…
Okul, vakıf, yurt, kurs, dershane, üniversite
pansiyon gibi olanaklarla yoksul gençleri
egemenliğine alan kurum ve kuruluşların çığ gibi
büyümesi… Medyalarını pervasızca
kullanabilmeleri… Gerek yurtiçinde ve gerekse
yurtdışından destek görmeleri bu savımızı
kanıtlamaz mı?
Peki biz Laikler, Sosyaldemokratlar,
Atatürkçüler, Aydınlar ne yapıyoruz?
Yaptığımıza cumhuriyet düşmanlığı diyemeyiz
elbet. Ama o denli duyarsız, bahaneci, bencil
davranışlar içindeyiz ki, bunun düşmanlıktan ne
farkı var diye sormaktan da kendimizi
alamıyoruz… Bu aymazlık, bu tembellik, bu
bilinçsizlik ve bu ilgisizlik kimi yalanlarla,
çirkin anlatımlarla bütünleşince kendi
aramızdaki kavga ve çekişmelerin bize ne denli
pahalıya oturduğunu göstermeye yetip de artıyor
bile.
Cumhuriyet karşıtlarının silâhlarını onlara
karşı kullanamadıkça, onların metodlarıyla hatta
onlardan daha fazla çalışmadıkça, bizim
kendimizi bağışlamamızın olanağı yoktur. Bugün
olduğu gibi yarınlarda onlarla savaşımda yenik
düşmekten kurtulamayacağımızı çok iyi anlamamız
gerekiyor.
Bu güne kadar ne Atatürk’ü anladık, ne de adam
gibi anlatabildik. Yalnızca onun söylediklerini
ezberleyip söyledik, nutuk malzemesi yaptık,
kendimizi kandırdık. Atatürk sevgisini
bayraklara, rozetlere, poşetlere, reklamlara,
miting alanlarına taşıdık. 61 yıldır bundan
başka ne yaptık?
Üstelik, cumhuriyet atılımlarının ürünü
fabrikaları, kurumları özleştirip haraç mezat
satıp yağma ediyoruz şimdilerde. Atatürk’ün
simge kurumlarının kapatılıp devlet dairesine
dönüştürülmesinden bu yana 16 yıl geçti, ne
yapabildik? Kimse kimseye kızmasın; geçmişine
bakıp bu gününü iyi değerlendirsin… ipin ucu
kaçmıştır…
Yeni bir Atatürk, hiçbir zaman gelmeyecektir.
21. yüzyıla din faşizmi ile girdiğimiz de hiç
unutulmasın… yazılıp söylenenlerden de kimse
gocunmasın. Yaralarımız çok derindedir.
Zamanında ve iyi sarılamayan yaralar kabuk
bağlamıştır. Şimdi oturup kimse ağlamasın. Çünkü
kendimiz ettik, kendimiz bulduk.
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |