|
SOYKIRIM
İDDİASI VE ATATÜRK'LE İLGİLİ BÜYÜK YALAN
Mustafa Yıldırım
Avrupalılar, Ermeni
soykırımı iddialarına dayanak olarak, Atatürk'ün
bu soykırımı kabul eden bir açıklamada bulunduğuna
dair, büyük bir yalanı seçtiler. A.P'nun kararına
utangaçça karşı çıkan Meclis de, kararı kınayan
rektörler de, bu yalanı kararlılıkla Avrupa'nın
yüzüne çarpmadılar. Oysa bu sahtekarlık, yıllar
önce, Ermeni teröristlerin yargılandığı Paris
Başkonsolosluğu baskını davası (1984) ile Orly
katliamı davasında belgelerle sergilenmişti. Avrupalı
bunu bilmez mi?!1/2
O zamanlar, Prof. Dr. Türkkaya Ataöv, iddianın
yalan olduğunu 1984'de Paris mahkemelerinde ortaıa
koymuş; tutanaklara geçirtmiş ve ayrıca hazırladığı
kitapta da belgelemişti. "A 'statement' wrongly
attributed to Mustafa Kemal Atatürk" yani
"Yanlış olarak M. Kemal Atatürk'e atfedilen
sözler" adını taşıyan kitap, 1984'de İngilizce
olarak yayınlanmıştır. Sahtecilikle ilgili belgelere
de yer verilen kitap, yaban ellerde, Türkiye'yi
karalayan yayınlara karşı bilimsel bir belge niteliğini
taşımaktaydı.3 O günlerde, ülkemizde aydın geçinenlerin,
Ermeni tezlerini bu denli destekleyeceklerini
ve Avrupalıların oyunlarına alet olacaklarını
öngörebilselerdi, belgeyi Türkçe olarak da yayınlarlardı.
İyi de olurmuş. Baksanıza bilim kurumları adına
açıklama yapanlar bile ne durumdalar.
Bilim adamı Ataöv'ün kitabında belgelenen bu sahtekarlık
özetle şunlardır:
1- Fransız Paul
du Véou, 1938'de yayınlanan "Le Désastre
d'Alexandrette" adlı kitabının dip notunda
"Mustafa Kemal İstanbul'da 27 Ocak 1920'de
çıktığı mahkemede Ermeni katliamından Osmanlı
Devleti'ni sorumlu tutan bir açıklama yapmıştır"
diye yazmış. 4
2- Amerikan vatandaşı Ermeni Katolik Papazı Nesliyan,
1951 yılında yayınlanan "Les memoires de
Mgr. Jean Naslian" adlı kitabında bu yalanı
yinelemiş.
3- Ermeni yazar Leon Sürmeliyan, bir kitaba (1976)
yazdığı ön sözde "Türk hükümeti ve basını
Mustafa Kemal Paşa'nın 28 Ocak 1919'da Harb Divanı'nda
verdiği ifadeyi unutuyor" diye yazmış.
Böylece, yalan oradan oraya aktarılarak, yayılmış
ve içine girmek için can atılan Avrupa Birliği'nin
parlamentosu'nda belgeye geçmiş. Sahtekarlık,
ne denli açık değil mi? Hakkında idam fermanı
kesilmiş olan Mustafa Kemal kalkıp, Ocak 1920'de
İstanbul'a gidiyor ve Divan-ı Harb'de ifade veriyor.
Bu palavrayı pek yerinde görmeyen bir başkası,
tarihi hemen bir yıl öne alıyor. Yıllar sonra
da tarihi 1921'e almaktan çekinmiyorlar. En basit
soruşturmada bile, yer ve zaman birliği aranır.
Amaç gerçeği ortaya çıkarmak değil ki, böyle yapsınlar.
İstanbul mahkemelerinde konuşan bir "Mustafa
Paşa" vardır. Ama o, Mustafa Kemal değildir.
Nice Yurtseveri, bu arada Ermeni'leri göçertmekle
suçlanan bir çok görevliyi, ıngiliz talimatıyla
astıran, kurşuna dizdiren, İstanbul Saltanatı'nın
1919-1920 dönemi Divan-ı Harb Reisi, Kürt Teali
Cemiyeti kurucusu "Nemrud" Mustafa Paşa.
5/6
Sahteciliğe ilk karşı çıkanlar da, Ermeni yazarlar
olmuştur. G. Guerguerian, Papaz Nesliyan'a hatıralarını
yayınlanmadan önce düzeltmesini önermiştir. Papaz,
bu düzeltmeyi yapmamış. Kitap bu yalanla birlikte
1960'da Ermenice'ye de çevrilmiş. Guergurian,
yalanı Beyrut'ta yayınlanan Massis Weekly (1967)'de
bir kez daha ortaya koymuş. Armenian Review dergisinin
editörü James H. Taşçıyan, Boston'da yayınlanan
Armenian Weekly (20 Mart 1982) adlı dergide, "Çağdaş
Türkiye'nin kurucusu M. Kemal'in Harb Divanı'nda
ifade verdiğini .. gösterir herhangi bir kanıt
yoktur," diyerek gerçeği yazmaktan geri kalmamıştır.7
Öncelikle üniversite yöneticileri, sonra meclis
üyeleri ve hepsinden önce Dışişleri yetkilileri
bu işi ne denli ciddiye alıyorlar? Türk bilim
adamlarının İngilizce, Fransızca bilimsel yayınlarını
neden görmezden geliyorlar? Neden onlara danışmadan
rastgele açıklamalar yapıyorlar? Ermeni yazarlar
ikna olmuşlar. Ne ki, Türkleri ve T.C devletini
yönetenleri inandırmak daha zorlaşmış gibi.
Davalar tarihe bırakılamaz, yerinde ve zamanında
savunma ister.
Oysa, bu işler bir varolma davasıdır. Bu dava
mahkemelerde görülmekte, gelecekte ortaya sürülecek
tazminat-toprak taleplerinin alt yapısını oluşturmakta,
etnik ayrıştırma sürecinde başka iddialara da
zemin hazırlamaktadır. Daha şimdiden "Rum
tehciri" adını taşıyan kitaplar İstanbul'da
yayınlanmaya başlanmıştır.
Hepsinden daha önemlisi mahkeme konusu olan davalar,
tarihe bırakılacak "think tank" işi
ya da "sivil" toplumların "workshop
(atölye)" işi değildir. "Tarihe bırakalım"
demek, iddiaları dolaylı olarak üstlenmek, dahası
ülke gençliğini kuşkuya düşürmek, değil midir?
Bağımsızlık savaşı günlerinde, olanakların en
kısıtlı, saldırı cephesinde çatlaklar oluşturmanın
en yaşamsal önemde olduğu günlerde şu değerlendirme
yapılırken, eğilip bükülme ya da tarihe bırakma
görülmemiştir:
"(..)İslam ve ıslam olmayan Türk yurttaşları
arasında hiçbir ayırım yapmıyoruz. Böylece Rumların
ve Ermenilerin düşmanla birlikte yurt hainliği
yapmadıkları sürece kaygılanacakları bir durum
yoktur. Düşmanca iftira atanların büyük abartmaları
dışında, Ermenilerin tehciri işi kesinlikle şu
gerçeğe dayanmaktadır:Rus ordusu, 1915'de bize
karşı büyük saldırısını başlattığı sırada, çarlık
güdümünde bulunan Taşnak Ermeni komitesi, savaşan
birliklerimizin gerisindeki Ermenileri ayaklandırmıştı.
Düşmanın sayı ve araç üstünlüğü karşısında çekilmek
zorunda kaldığımız için, kendimizi iki ateş arasında
kalmış görüyorduk. Lojistik (ikmal) ve yardım
konvoylarımız acımasızca öldürülüyor, yollar bozuluyor
ve Türk köylerinde terör sürdürülüyordu.
Bu cinayetleri işletenler ve yanlarına eli silah
tutabilen bütün Ermenileri alan çeteler, silah,
cephane ve yiyecek sağlanmasını, büyük devletlerin
barış döneminde kendilerine kapitülasyonların
kazandırdığı imtiyazlardan yararlanarak bu amaç
doğrultusunda , Ermeni köylerinde oluşturdukları
büyük stoklardan yaparlardı.
İngiltere'nin barış döneminde ve savaş alanından
uzak İrlanda'ya uygun gördüğü uıgulamaya ilgi
göstermeyen dünya kamuoyu, Ermeni halkın tehciri
konusunda almak zorunda kaldığımız karar için
bize karşı tutarlı bir suçlamada bulunamaz. Mustafa
Kemal- TBMM Başkanı " 8
Bu açıklama, Philadelphia'da yayınlanan Public
Ledger adlı gazetenin yönelttiği sorulara karşılık
olarak 25 Şubat 1921'de yapılmıştır. Oysa Avrupa
Parlamentosu, Atatürk'ün 1921'de soykırımı kabul
ettiği yalanını kanıt olarak ileri sürüyor. Ve
görülüyor ki, bu tür davalar, "kabul edilemez"
gibi yumuşak, ikircikli, baştan savma, sözde karşı
çıkışlarla değil, ulusal davaların gerektirdiği
sorumluluk bilinciyle savunulur! Tıpkı, Atatürk'ün
yaptığı gibi.
Yaşamsal davalar açıklıkla savunmayı gerektirir.
Hele, hele, egemenliğe yönelmiş yabancı misyon
kararları, kınamakla, ayıplamakla, "aman
incitmeyelim, bizi almazlar" anlayışıyla
değerlendirilemez. Tıpkı geçmişte olduğu gibi,
apaçık yalanlara dayanan kararları alan sözde
demokratlarla ortaklık ilişkisine girmek, sahtekarları
muhatap kabul edip, temsilcilikler açmalarına
göz yummak, yurdumuzda 'azınlık hakları konferansı'
düzenletmek, tarihe bırakılacak denli, basit ve
bağışlanabilir bir hata değildir! (9)
Ayrıca unutmamalıdır ki, bugün 90 yıl öncesinin
olaylarını çarpıtarak, Türkiye'yi soykırımla suçlayan
Amerika ve özellikle Batı Avrupa ülkelerini yönetimlerinin
uyguladıkları ya da uygulattıkları soykırımlar
sonucunda kanlanan elleri henüz kurumamıştır.
Son on yılda Afrika'da oynadıkları oyunlara bakmak
yeter de artar bile. İşte bu nedenle, savunmanın
ya da aklanmanın en geçer yolu, mağdur ülkelerle
dayanışmayı yükseltmek, kara çalıcıları kendi
suçlarıyla yanıtlamaktır.
Yöneticiler konuşurlarken, ne denli iyi niyetle
söylenmiş olursa olsun, her sözcüğün, yarın karşımıza
yeni sahteciliğin belgesi olarak çıkarılacağını
düşünerek, özenli davranmalıdırlar. Atatürk'le
ilgili sahtekarlığı, bile bile, karar metinlerine
geçirmekten çekinmeyenlerin yapamayacakları şey
yoktur. Hataları yinelememek için, yapılacak ilk
iş, ulusal davalarda öncelikle, Türk bilim adamlarının
görüşlerine, onların emek verdikleri yayınlarına
başvurmak ve bu yayınları gereken yerlere ulaştırmaktır.
Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti'ni yurtdışında, ticari,
kültürel, diplomatik alanlarda temsil edecek olan
kişi ya da heyetler, bu konularda özel olarak
eğitilmelidirler.
Bu yurdun nimetlerinden, halkın emeğinden yararlanan
iş adamları da, yabancılara Türkiye'yi eleştiren
raporlar sunmak yerine, önce kendilerini eğitmeli
ve sonra da tüm ilişkilerini ulusal davalara uygun
olarak yürütmelidirler.
1 -"Demands
for 'recognition' of the genocide are often made
by Armenian politicians. It is also pointed out
(as it was both by the head of the genocide memorial
in Yerevan and by the chairman of the Armenian
parliament's legal affairs committee during the
rapporteur's visit in March 2000) that Kemal Atatürk,
in his address to the Grand National Assembly
on 10 April 1921, stated that the Young Turk regime
had committed 'genocide' against the Armenian
people during the First World War. President Robert
Kocharian stressed to the rapporteur that, whilst
Armenia was demanding renewed recognition by Turkey
of the genocide, this was not a sine qua non for
Armenia as far as normalisation of relations between
the two countries was concerned." "Report:
on the communication from the Commission to the
Council and the European Parliament on the European
Union's relations with the South Caucasus, under
the partnership and cooperation agreements"
(COM(1999) 272 - C5-0116/1999 - 1999/2119(COS))
Committee on Foreign Affairs, Human Rights, Common
Security and Defence Policy apporteur: Per Gahrton,
28 January 2002, PE 302.039 RR\302039EN.doc, s.
1/1.
2- Orlı Havaalanında
THY bürosunun bombalanması sonucu: 8 ölü, çoğu
ağır 61 yaralı. ASALA militanı Varoujan Garabedian,
müebbet yatmaktaydı. ABD eyalet devletleri soykırımı
tanınma kararları aldı. Onları, Fransa parlamentosu
izledi. Fransız mahkemesi, eylemin milli dava
uğruna işlendiğini gerekçe göstererek, Garabedian'y
Nisan 2001'de salıverdi. Terörist, 4 Mayıs 2001'de
Ermenistan'da ulusal kahraman olarak karşılandı
ve başbakan tarafından kabul edildi. Diaspora
ayrı Ermenistan ayrı, diyenler bunu unutmamalı.
3- Türkkaya Ataöv, "A 'Statement' Wrongly
Attributed to Mustafa Kemal Atatürk" A.Ü.
S.B.F. Basyn Yayyn Y.O. Basımevi, Ankara, 1984
4- Paris, Editions Baudiniere, 1938, s.121
5- Bu sahtecilik, Orlı Katliamı davasında Av.
Georges de Maleville tarafından tutanaklara geçirtilmiştir.
Bk. Fransız Avukatın Ermeni Tezleri Karşısında
Türkiye Savunması, Georges de Maleville, Toplumsal
Dönüşüm Yayınları, 2001, çeviri 2. Baskı, s.68-9
(Kitapta konuyla ilgil ve TBMM kitaplığında bulunan
282 kitap listelenmiştir.) Ayrıca, La Tragédie
Arménienne de 1915, G. De Maleville, Editions
Lanore, 1, rue Palatine 75006 Paris, 1988, p.80-1
6- "Nemrud" Mustafa Paşa, TBMM tarafından
150'likler listesine alınmıştır.
7- Türkkaya Ataöv, a.g.k , s.21-22
8- Mustafa Onar, "Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı
Yazışmaları II," T.C. K. Bakanlığı Y. 1995,
s.240. Bu alıntıdaki, Osmanlıca-Türkçe çevirilen
kaynakladığını sandığımız bazı cümle kaymaları,
tarafımızca düzeltilmiştir..
9-Cumhuriyet, 9 Haziran 2001
Prof. Dr. Türkkaya Ataöv, belge sahteciliklerini
kanıtlayan kitaplarını TBMM'ye önermişse de, yayınlanmamış
tyr.(Bk. T. Ataöv, "Atatürk, Ermeniler ve
Bizimkiler" Cumhuriyet, 3 Mart 2002, s.15)
Başta Türkkaya Ataöv, B. şimşir, S. Sonyel olmak
üzere aydınlarımızın İngilizce, Fransızca, İspanyolca,
Almanca, Arapça dillerinde yayınlanmış yapıtları
bulunmaktadır. Bunların yanı sıra Ermeni yazarların
kitapları da bulunmaktadır.
-
Geri -
|