|
SOROS
NE DEMEK İSTEDİ
M. Emin DEĞER
George Soros önceki
gün Sabancı Üniversitesinde Yaptığı Konuşmada,
"Türkiye'nin Stratejik Konumu Nedeniyle en
iyi ihracat ürünü ordusudur"
"Türkiye'nin
en iyi ihraç ürünü ordusudur." Adam bunu
ülkenin en ünlü adamlarının gözlerinin içine baka
baka söylüyor; o da ne kimseden çıt çıkmıyor.
Yer Türkiye'nin bilim yuvalarından birinin, Sabancı
Üniversitesi'nin Konferans salonu. Dinleyenler
mi, bilim adamları, sanayiciler, ülkenin önde
gelenleri ve öğrenciler.
Susanlar da onlar. Söylediği o söz yenilir yutulur
gibi değil. Ama oradakiler, ya anlamadılar bu
sözün ardında yatanı, ya da susmayı yeğlediler.
Susmanın yeri olmadığını düşünenler susmamalı
değil mi?
Çünkü bunları söyleyen sıradan biri değil; ama
adam gibi adam mı derseniz, orada durun derim.
Bakmayın siz, bu adamın Sabancılardan çağrı aldığına,
ününe takılmayın! Evet ünlü olmasına ünlü de;
ünü, şöyle ya da böyle, para oyunlarındaki sihirbazlığından
geliyor. Para spekülatörü, bizim medyaya göre
para sihirbazı Soros. Ola ki Soros da kim demeyin.
Paranın tek değer olduğu günümüzde, dünya para
piyasasına hükmeden bir ünlü adamdır. Macar asıllı
bir Yahudi.
Şimdilerde ABD pasaportu taşıyan bir ABD yurttaşı!..
İstediği anda, adamlarıyla el ele verir, bir ülkeyi
batırır derler onun için! Soros denen ve bizim
bilim yuvalarımızda itibar gören böyle bir adam!
İşte bu adam, ünlülerimizin çağrılısı olarak geliyor,
konferanslar veriyor, bu arada devlete de akıl
vermeye kalkıyor. Olur olmaz sözler söylüyor.
Ondan akıl alanlar da oluyordur elbet. Basından
öğrendiğimiz kadarıyla, Kemal Derviş onunla özel
olarak konuşmuş. Derviş de biliyorsunuz, ABD'den
geldi! Soros'la tanışıklığı oralardan olmalı,
Derviş sıradan biri değil, Dünya Bankası çalışanlarından.
Dünya Bankası adı üstünde para demek, borç demek,
kredi demek, bizim gibi ülkelerin korkulu düşü
demek.. Ta oralarda tanışmışlar, doğal ki dost
olmuşlardır. Ama yine de insan, Türkiye'nin kaderine
etken olmak için gönderilen Derviş'le, ünü paraya
endeksli adamın ne işi olabilir demeden edemiyor.
Paranın nerdeyse tanrısı olan adamın neler konuştuklarını
öğrenmek istiyor. Hele Soros'un Türk Ordusu üzerine
söylediklerini işittikten sonra, insan, daha da
meraklanıyor Hiç gereği yokken, Türk Ordusuyla
ilgili söz nereden çıktı dersiniz: Haberi Milliyet
gazetesinde okudum. Evrim Engin imzasıyla, 04
Mart 2002 günü, birinci sayfadan anons edilerek
verildi. Birinci sayfada, "Soros 'en iyi
ürün ordunuzdur' dedi," başlığı uygun görülmüş...7'inci
sayfada, "Soros'un ilginç tespiti" değerlendirilmesinden
sonra, 6 sütun üzerine "Türkiye'nin en iyi
ihraç ürünü ordudur" başlığı altında ayrıntılar
yer alıyor. Gazete bu başlıkları tırnak içinde
vermiyor. Böylece başlıklar ve o değerlendirme,
konuyu daha da anlamlı kılıyor. Adı verilmeyen
biri Soros'a; "Arjantin'le Türkiye'yi ekonomik
kriz yönünden karşılaştırır mısınız" diyor!
Soros da bildiğini okuyor. Birinci tümce bir gerçeğin
söylemidir.Ama daha da ilginci, ikinci tümcedir.
Der ki; "Türkiye'nin Arjantin'den tek farkı,
stratejik pozisyonudur."
Bu da doğru bir saptama. Avrupa ile Asya arasındaki
Anadolu jeo-stratejik bakımdan çok önemli tarih
olaylarına sahne olmuş bir alandır. Bu topraklarda
kurulan devletler yüzyıllarca yaşamışlar; Hitit,
Roma, Doğu Roma ve Osmanlı imparatorlukları...
Soros bu kadarla yetinmiş olsaydı, gerçeğin söylemi
der susardık. Ama bu noktada durmuyor şöyle sürdürüyor.
"Bu stratejik pozisyona bağlı olarak, Türkiye'nin
en iyi ihracat ürünü de ordusudur."
İşte burada durup, kendimize, bu adam ne demek
istiyor diye sorulmalı değil miydi! Evet, hemen
o anda, karşılığı ne olursa olsun diyerek sorulmalıydı.
'Ne demek istedin bay Soros' denmeliydi. Zaten
adam, bu yanıtı verirken demek istediğini demişti,
ama bir anlamda açık değildi. Bunu anlamazdan
gelmek, hamakat sayılmalıydı. Ne demek istediğinin
açık olduğunu belgeleyerek, ulusal onuru seslendirmek
gereğini duymayanların, para babasıyla ilişkilerini
düşünerek, suskunluğu yeğledikleri anlaşılıyor.
Atalarımız ne güzel demişler "Paranın dini
imanı yoktur." Konuşulacak yerde susmak zorunda
bırakır insan. Öyle de olmuş, Lal-i ebkem1olmuşlar!
Örneğin diyebilirler di ki:
BU ORDU ÜRÜN DEĞİL KURUMDUR
Aslında adam, Sabancılar başta bizim sanayicilerimizi,
iş adamlarımıza da sataşmış; siz işe yaramazsınız,
sizin ürettikleriniz beş para etmez demiş olmuyor
mu? Ama bu sözleri yutuvermiş ünlülerimiz.Orduyla
ilgili sözlerini öne çıkarıp sipere yatmışlar.
Kendi ürünlerine sahip çıkmayanların utancı olur
mu?
Soros'un sözlerini okuduğumda öfkelenmedim diyemem,ama
bir yandan da üzüldüm. Soros'un sözlerine kızdım;
kimsenin sesinin çıkmamasına üzüldüm. Tanrı'nın
bir kulunun çıkıp da, "Neler söylüyorsun
sen Bay Soros. O senin bildiğin ordulardan değildir."
dememesine üzüldüm Neler denilebilirdi dedim kendi
kendime... Denilebilirdi ki:
Bu ordu asla bir ürün olmamıştır. Ürün ne demek?!
Bu ordu tarihin oluşturduğu bir kurumdur! Bu ulusun
bağrından çıkmış ordudur. Halkın ordusudur ve
halkıyla bütünleşmiştir. Bu topraklar için canını
seve seve veren bir ulusun onur anıtıdır. O ordu
Çanakkale'yi geçilmez kılan ordudur. O ordu, egemenliği
gökten yere indiren ve kayıtsız koşulsuz gerçek
sahibine, ulusuna teslim ederek cumhuriyeti koruyan
ordudur. O ordu, 9 Eylül'de İzmir'e giren ordudur.
O ordu 6 Ekim 1922'de, İşgal Kuvvetleri Komutan
ve erlerinin geçit resmiyle selamladıkları, geldikleri
gibi gidişlerini tarihe geçiren ordudur.
İçimden bunlar geçerken babamın bir öğüdünü anımsadım.
"Aklına danış" derdi, ben de öyle yaptım.
Hani derler ya, önce düşün sonra yine düşün! Bilirsiniz
eleştirel aklı bir yana iterek doğru yargı kurmak
yanlışlara çağrıdır derler. Ve düşündüğümde, iyi
ki orada değilmişim, iyi ki düşünmeyi öğrenmişim
dedim Ve "Stratejik ortaklık nedir"
sorusuna verdiğim yanıtla, Sorus'un sözlerinin
örtüşüverdiğini görünce şaşırdım..Baktım ki Soros
bir gerçeğe ışık tutmuş... Evet bizim görmek istemediğimiz
bir gerçeğe, bin vatlık bir ışık tutmuş sadece!
Kızmakta haklıydım ama, Soros'a kızmakta haksız
olduğumu anladım, düşünmeyi sürdürdüm.
Ve bir gerçekle, ABD'nin bize yıllardır, şu stratejik
ortaklığa gelinciye değin, paralı asker gözüyle
baktığı gerçeğiyle yüz yüze geldim. Amerika stratejik
ortaklık taktiğiyle gerçeğin adını koyuyordu.
"ABD 'nin stratejik ortağı" olduğumuza
değgin kimilerinin övünç dolu söylemleri geldi
usuma. ABD'nin stratejik ortağı olmanın utancını
duymayacak kadar bilincimizi yitirmiştik. Utanılacak
yerde, övünç duymak; öyle mi!
Bu ortaklık, egemenliğin kabesi sayılan TBMM're
Başkanlık Kürsüsünün arkasında asılı "Egemenlik
kayıtsız koşulsuz ulusundur". Anayasa hükmünün
altında Clinton tarafından açıklanmıştı.Evet sanki
önceden görüşülmüş karara bağlanmış bir konunun
açıklanmasıydı. O gün de o mecliste bir Tanrının
bir kulu çıkıp ne demek bu "stratejik ortaklık"
hangi anlaşmaya dayanıyor, ne zaman kiminle yapılmış
dememişı üstelik alkışlanmıştı. Evet Clinton,
TBMM'de, "Türkiye bizim stratejik ortağımızdır"
demiş ve ayakta alkışlarla uğurlanmıştı. Kim bilir
neler düşündüler avuçlarını patlatırcasına alkış
tutarlarken o alkışlayanlar... Adım gibi biliyorum
ki, dünyayı avucunun içinde gören bir devletle
stratejik ortaklığın ne anlama geldiğini o gün
düşünmedikleri gibi, sonradan da düşünmüş değillerdir.
Soros'un sözlerini işittikten sonra da düşündüklerini
sanmıyorum.Ama bu ortaklığın, özellikle iş çevreleri
için, parasal ağırlıklı şeyler getireceği düşünülmemiş
değildir diyorum.
Yazılı ve görüntülü basın da alkışlarla karşılamıştı
o söylevi. Bir dergide NTV Temsilcisi Murat Akgün,
"Clinton ile geleceğe ortak olduk" diye
yazacaktı. Medyaya göre Clinton Meclisi fethetmişti.
Nasıl fetihse!! Dahası halkı da fethetmişti. Deprem
bebesini kucağına almış, sevmişti ya. Gazetelerde
yayınlanan o deprem bebesiyle çekilmiş fotoğraf
kahvehaneleri süslemiş, kimi evlerde onur tablosu
yapılmıştı. İnsan adamdı Clinton!
Clinton'lar Türk dostuydular, dahası Clinton bize
"stratejik ortaklık" onuru bağışlamıştı.
Ne onurdu değil mi? Acaba şu stratejik ortaklık
nedir diye, neden sorulmadı dersiniz? Peki biz
gerçekten ABD'nin stratejik ortağı olabilir miyiz?
Olamazsak buradaki konumumuz nedir? Bu ve benzeri
sorulara yanıt aranmış mıydı? Hadi soralım ve
arayalım:
SAHİ NEDİR ŞU
STRATEJİK ORTAKLIK
Bunun için önce "Strateji" nedir, "ABD'nin
stratejik hedefleri nedir?"; bu ve benzeri
soruların yanıtının, ayrıca kimi kavramların anlamının
bilinmesi gerekir.
Strateji genelde bir askeri terim olarak bilinir.
Ama salt sözlük anlamı bile, şu ortaklığın anlamını
kavramak için, sıradan bir sözlüğe bakmak bile
yeter. Strateji sözlükte: " Bir ulusun ya
da uluslar topluluğunun, barış ve savaşta benimsenen
politikalara en fazla desteği vermek amacıyla
politik, ekonomik, psikolojik ve askeri güçleri
bir arada kullanma bilim ve sanatı."2 olarak
tanımlanır. Bu tanımdan çıkarak düşündüğümüzde,
ABD'nin ulusal hedefleri ve ekonomik çıkarlarıyla,
Türkiye'nin ulusal hedefi ve çıkarlarının ortaklığı
olabilir mi, sorusunun yanıtı tektir ve tek sözcükle
açıklanır:: "Olamaz"
Çünkü, ABD kuruluşundan bu yana, dünya hakimiyetine
ve dünyanın tüm zenginliklerine el koymaya soyunmuş
bir sistemin adıdır.3 ABD, bu hedefine göre kurumlaşmış,
politikalarını saptamış, tüm kaynaklarını bu amaca
hizmet edecek biçimde değerlendirip oluşturmuştur.
Hedefine doğru çıktığı yolda, önce kendi kıtasını
ve cevre adaları denetim altına almayı yeğler
ki stratejiye uygun taktiklerdir. Amerikanın yöntemi
gizli işgaldir.... 19'ncu ve 20'nci yüzyıllar,
Avrupa emperyalizminin askerle işgal yöntemi,
uygarlığa uzak kalmış ülkelere, Afrika'nın balta
girmemiş ormanları ve topraklarına, uygarlık getirme
adıyla yerleşip, kaynakların kendi ülkelerine
aktarılması amacını gerçekleştirmekti.Oysa ABD'de
sonuçta aynı amaçtadır, ama başka yöntemler uygular.
Asker işgali yerine uygulanan bu yöntem, ulusal
kimliğin yıkımına neden olacak, sinsi bir yöntemdir.
Filipinleri böyle ele geçirir. Küba Anayasasına
eklenen bir hükümle, Küba'nın başka ülkelerle
anlaşma ya da antlaşma yapmaları ancak ABD'nin
çıkarlarına zarar getirmeme koşuluna bağlanır.4
Sonuç aynıdır, kaynakların aktarımı ve o ülkelerin
egemen varlıklarını kendi çıkarına göre kullanmaktır.
Ünlü Monroe Doktrini5 ile Latin Amerika, zaten
ABD'nin arka bahçesi sayar. Avrupa bu bahçeye
ancak ABD'nin izniyle girebilir.
Ama İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerika, artık
Dünya hakimiyetine soyunur. Karşısında bir de
ideolojik düşman da vardır. O da tüm ezilen uluslar
adına, o ulusları emperyalizmin zulmünden kurtarmak,
ezilen sınıfların özgürlüğü ve bağımsızlığı için
bayrak açmış görünür.. Soğuk savaş bu iki ideolojik
kampın savaşımına verilen addır, Bu savaşı Amerika
kazanacaktır Dünya artık onun avucu içinde sayılmalıdır.
Tezler, karşı tezler yayınlanır. Tarihin sonu
diyenlere karşı, tarih yeniden yazılacaktır diyenler
çıkar.
İşte o sıralarda, Türkiye'nin Soğuk Savaş yıllarında
önemli sayılan ABD dostluğu gölgelenir, bulanıklaşır.
Sonradan anlaşılacaktır ki, Amerika dünyanın tarihini
yeniden yazmaya başlamıştır bile Dünya yeniden
düzenlenmeli derken, ilk anda bu politikasının
uygulanmasına tanık olduğumuzun ayırdına varamadık.
Oysa daha yıllar önce söylediklerini gerçekleştiriyormuş.
Artık yalnız dünyanın değil, uzayın da, tüm kaynakları
ABD'nin denetiminde olmalıdır düşüncesi stratejisinin
yeni boyutlarını gösteriyormuş Ama işe Ortadoğu'dan
başlayacaktı. 1990'lara doğru Ortadoğu ve Ortadoğu'da
Irak hedefe alınacaktı.
Yani işe Ortadoğu'dan başlandı.
İran-Irak savaşı derken, yıpranan Irak ABD'nin
hedefine alınır. Ve yıllarca sürecek bir belirsizlik
yaşanmaya başlanır. Ama İncirlik hep gündemdedir.
Soğuk savaş sonrasında bir ara pek önemsenmeyen
Türkiye, yeniden keşfedilecektir. Irak sıcak savaşı,
kimilerinin değerlendirmesine göre, askıya alınır,
bir tür içten yıkma yöntemi uygulamaya konur.
Ve 2000'in başlarında da Türkiye stratejik ortaklığa
terfi ettirilir. Her zaman olduğu gibi, altı üstü
düşünülmeden, hevesle atılırız uzatılan kadife
eldivenli ellere.
ATI ALAN ÜSKÜDARI GEÇMİŞ MİYDİ
Peki neden bu ortaklık, nasıl ortaklık diye sorulmaz,
tartışılmaz.! Bu neden ve nasıl sorulmalı, sonuçları
düşünülmeliydi değilmi. Önümüzde ders alınacak
örnekler de vardı. Türkiye Soğuk Savaşın ilk yıllarında,
NATO üyeliği için Kore'ye asker yollamıştı. NATO'ya
alındık, alındık da 1964 yılında, Kıbrıs'ta Rum/Yunan
işbirliğiyle gerçekleştirilen soy kırım olayları
sırasında, Ada'ya Londra-Zürih antlaşmaları gereği
asker çıkarma girişimimiz, Başkan Johnson'un baskısıyla
önlenmiş, ve NATO'nun bizi korumayacağı, bir mektupla,
zamanın Başbakanı İsmet Paşaya bildirilmişti.5Yıllardır
NATO ve ABD'nin Ortadoğu politikalarının gölgesinde
gezindiğimiz için, Atatürk döneminde izlenen ulusal
politika terkedilmiş, yeni düzenlemelere göre
politika üretemez duruma düşülmüştü. Bu bağlamda
da, ulusal stratejimiz belirli değildi. Daha da
acısı, tüm bu yıllar hep ABD çıkarlarının bekçiliğine
soyundurulmuştuk.
Bunun, ulusal hedefimizin olmadığı anlamı yerine,
ulusal hedefimizi askıya aldığımız anlamına geldiğini
düşünmek istiyorum. Bu koşullarda dış politikamızın
genelde NATO ve ABD'ye endeksli olmadığı söylenebilir,
düşünülebilir mi?
Demem o ki, bu, adı konulmamış bir tür politika
da sayılabilir belki; ama ulusal olmayan, hedefi
ve amacı bilinmeyen bir politikadır.
İşte biz bu nedenle o geçmişin olaylarını, Soros'un
sözleri ışığında değerlendirelim derim. Acı gerçeklerle
karşılaşabiliriz, doğru, ama gerçeğe kızılır mı?
Babam öyle derdi "Gerçeğe kızılmaz."
Hele atı alan Üsküdar'ı geçmişse"...
O halde şimdi yeniden düşünelim, ama gerçekleri
gözönüne alarak! ABD'nin stratejik hedefiyle "stratejik
ortağım" dediği Türkiye'nin hedefleri örtüşür
mü? Hayır örtüşmez! O halde, ABD'nin ulusal politikasının,
evrensel alandaki çıkarlarına endekslendiği gerçeğini
gözardı ederek, stratejik ortaklığın bizim için
bir anlamı olmadığını saptayabiliriz. Türkiye
böyle bir ortaklıktan çıkar bekleyemez. Çıkarı
bırakın ulusal kimliğini yitirir. Bu bağlamda
Soros'un sözlerini eleştirel akılla düşünüp değerlendirdiğimizde
görülecektir ki, Soros sözlerim acı da olsa gerçeğin
yansımasıdır; gerçeği ve doğruyu işaret etmektedir.
Doğrulara ve gerçeklere kızılmaz. Ders alınır.
SOROS'UN DEMEK İSTEDİĞİ
Soros'un demek istediği, şimdi daha açık ve yalın
olarak çıkıyor karşımıza.
Adam diyor ki, siz de Arjantin gibi olursunuz.
Üreten ve ürünü dünya pazarlarında aranan bir
sanayiiniz yok, ama bir ürününüz var. Ve bu yönden
kurtuluşunuz elinizde Eğer stratejik konumunuzdan
yararlanarak, ABD'nin paralı askerliğini üstlenirseniz,
desteğimizle ayakta kalabilirsiniz. Görev nerede
mi, Amerika sermayesinin çıkarı olan her yerde!
Bugün Afganistan'da, Irak'ta, Kafkasya'da... Kısaca
ABD'nin ve Batı Avrupa'nın çıkarlarının bekçiliğine
uygun görülen her yerde.. Diyor ki, siz bu kafayla
ancak paralı asker olabilirsiniz!
Evet Soros'un demek istediği bunlar. Acı ama gerçek
değil mi?
Bu sözlerin altında kalmak yazgı olmamalı. ABD
dünya hakimiyeti peşindedir; doğru! Bir çok yönden
güçlüdür, doğru. Bugün bu gücün önünde çoğu ülke
suskundur; doğru; bugün için yenilmesi zor bir
güçtür, doğru. Ama bunların hiç biri tek doğru
değildir. Ve demek değildir ki, buna karşı bir
güç hiç olmayacaktır. İşte burada yeni politikalar
oluşturmanın düşünce planına geliyoruz.
İnsanlığın, tarihin başlangıcından bu yana aldığı
yolun, hangi engellerden geçtiği, hangi aşılmaz
sanılan engellerin aşıldığı düşünülerek çözüm
aranacaktır.
Yeter ki, Soros'un sözlerinden ders almayı bilelim
ve gerçek kimliğimizi bulalım!
Bu bizi aşağılamaya kalkışan Soros'u haklı kılmaz,
ama eğer sen bu gerçekleri görmezden gelir ve
böyle adamları, sorunlarına çözüm aramak için
çağırırsan, adama ne diyebilirsin! Seni de çıkmaz
boya ile boyar sesini çıkaramazsın!
1. Lal-i ebkem:
Dili yanmışlık. Söz söyleyemeyecek durumda olmak
2. Türkçe Sözlük, Dil Derneği Yayını, Birinci
Baskı Cilt:2, syf:1221
3. "Bu tek başına bir olay değil, ilerde
başka olayalara yol açacak olan bir ilke, bir
siyasettir. ..Hawai'(nin ilhakı, yeterli bir güç
güdüyle bağlantısız, gelişigüzel bir çaba değil.
Fakat bir ulusun gelişmkesinde kendi gerekliliğire
inandırna bir ilk meyve ve bir işarettir. "Kaptan
Mahan Prof. T.Ataöv, Amerikan Emperyalızminin
doğuşu Syf.51-52
* "Tanrı yeryüzünün en üstün ırkı olan Amerikan
halkını, dünyanın yeni baştan doğuşuna önderlik
edecek halk olarak seçmiştir....
* "Daha soylu ve daha erkek insanlardan doğan,
daha yüksek insanlıklar önünde, alçak uygarlıkların
ve çürümekte olan ırkların ortadan kalkması, Tanrının
sınırsız tasarısının bir parçasıdır...Amerikan
fabrikaları, Amerika halkının kullanabileceğinden
fazlasını saptadırlar.Amerikan toprağı tüketebileceğinden
fazlasını çıkarıyor.Tutacağımız yol bizim için
çizilmiş bir yazgıdır, Dünya ticareti bizim olmasıdır,
olacaktır. Ve bunu anamızın (İngiltere) örnek
olduğu biçimden yapacağız. Bütün yeryüzünde Amerikan
ürünlerinin dağıtım noktaları olarak ticaret karakolları
kurulacak, okyanusu ticaret filomuzla kuşatacak
ve büyüklüğümüzle orantılı bir donanma meydana
getireceğiz.Ticaret karakollarımızın çevresinde
bizim bayrağımızı dalgalandıran ve bizimle ticaret
yapan, kendi hükümetlerine sahip büyük sömürgeler
kurulacak, kurumlarımız ticaretin kanatları altında
bayrağımızı izleyeceklerdir."1898 Senatör
Beveridge Prof. Dr.T.Ataöv, agy. syf:79
4. ABD, Latin Amerika ve Karayib'lerdeki emperyalist
amaçlarını "büyük ağabey" edası ile
yürütmeye çalışmıştır. Küba ile ilişkilerindeki
uygulama Platt Değiştirgesi olarak bilinir ve
çok ilginçtir. ABD emperyalizminin, etki alanındaki
ülkelerin yasalarını değil, anayasalarını bile
değiştirecek kadar iç işlerine karıştığının belgesi,
bu Platt Değiştirgesi'dir. Bu değiştirge, "Küba'nın
güvenliğinin ve bağımsızlığının ABD tarafından
korunacağına ve Küba'da ABD üslerinin kurulacağına
ilişkin bir Kongre Yasası'na eklenmiştir. Küba
önce bu olaya direnir, ama ABD'nin baskısı sonucu
12.6.1902'de, Kongre Yasası'nın şu hükümlerini
Anayasası'na ekler:
"Küba Hükümeti, başka devlet yada devletlerle
Küba bağımsızlığını tehlikeye sokacak sömürge
ya da askeri amaçlarla üs, ya da toprak verecek
anlaşmalar yapmayacaktır.
5. Monroe duktrini, kısaca öz olarak Amerikanın
Avrupa emperyalizmine göz yumması karşılığı, ABD'nin
Latin Aamerikadaki çıkarlarını kendi bildiğince
koruması olarak anlatılabilir. T.Ataöve göre:
"...Amerika, Theodore Roosevelt'in önderliğinde
hem Latin Amerika'da, hem de Uzak Doğuda müdahalelere
hazırlanıyordu. Önce Batı küresine bakalım.Başkan
Roosevelt Monroe Doktrini'nden bir netice-i lazime'
(corollary) çıkardı. Bu, Güney Amerika'da herhangi
bir devlet toplumsal ve siyasal yapı bakımından
Amerika'nın güvenini kazanmayacak olursa, Amerika
gibi 'uygar bir ulusun' müdahale edeceği inancını
yaymaya çalıştı ve siyasetini bu yönde uyguladı."
6. Johnson, 04 Haziran 1964 tarihli mektubunda,
Başbakan İsmet İnönü'ye. 'Adaya bizim verdiğimiz
silah ve malzemeyle çıkamazsınız, yardım malzemelerini
ancak bizim istediğimiz yerde kullanabilirsiniz.
Buna karşın çıktığınızda, sizi savunamayız. NATO
yardımınıza gelmez. Sovyetler saldırabilir, Yunanistan'la
savaş çıkabilir ama NATO tarafsız kalır, anlamında
özetlenecek mektup, ABD yardımının ne anlama geldiğinin
tarih belgesidir.
-
Geri -
|