Mart 2002  Sayı: 43 "Ülkenin bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Haber
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   MART 2002  

SEVR ONAYLANMAMIŞTI, IMF REÇETESİ İSE UYGULANIYOR
Dr.Öztin AKGÜÇ

Sevr antlaşması, Damat Ferit Paşa hükümeti tarafından görevlenirilen Hadi Paşa başkanlığında Rıza Tevfik Bölükbaşı ve Bern Büyükelçisi Reşat Halis Bey'den oluşan Osmanlı Heyeti tarafından 10 Ağustos 1920'de imzalandı. Ancak Ankara'nın sert tepkisi üzerine Sevr antlaşması onaylanmadı. Bu nedenle antlaşma bir anlamda tasarı olarak kaldı, bağlayıcı bir nitelik kazanamadı. Ne yazık ki 1920 'de onaylanmayan Sevr, son yıllarda bölümsel olarak uygulanmaya konulmaya başlandı. Toplumumuzun; değer yargırlarının çarpıtılması, ufak çıkarlar peşinde koşan medya tarafından olumsuz yönde etkilenmesi sonucu bir anlamda edilgen durumuna getirilmesi tepkilerin sınırsız kalmasına yol açmaktadır.

Ankara 1920 'li yıllarda Sevr'in onaylanmasını, uygulanmasını engelleme kararlılığını ve gücünü gösterirken 80 yıl sonra Sevr'in mali ve ekonomik düzenlemelerinden daha ağır sayılabilecek IMF dayatmalarını yerine getirmek konusunda aşırı istekli davranılıyor. Ankara, IMF ve dış reçetelerle, ekonomik krizin aşılabileceği iyimserliğine sahip. Tıpkı 1920'li yıllarda ABD mandasını savunanlar gibi onlar da ülkenin kurtuluşunu bir bir dış güce sığınmada görüyorlardı.

Türkiye 1980'li yıllarda yaptığı yanlışların faturasını ağır biçimde ödüyor. Siyasal reform adı altında günümüzde yapılan hataların bedelini de gelecekte ödeyecektir. Ekonominin yabancıların denetimine girmesi yabancılarla yakın ilişkide bulunan onlarla bütünleşen kesime tıpkı Osmanlı döneminde olduğu gibi yarar sağlarken, Anadolu'nun göreceli olarak daha da gerilemesine gelir dağılımındaki uçurumların artmasına yol açacaktır.

Özelleştirmenin kamu yatırımlarının azalmasının, tütün ve şeker kanunlarının olumsuz etkileri gelecek yıllarda daha belirgin bir şekilde ortaya çıkacak. Öngörülen sakıncalar somut biçimde yaşanacaktır. Türkiye ekonomisinde ve toplumsal yaşamında ikilik (dualite) daha belirginleşecektir.
Türkiyede toplam oy oranı gelecek seçimde büyük bir olasılıkla yüzde 35 ve belki de yüzde 30'0'nun altına düşecek koalisyonun yaptığı yasaların değiştirilebileceğini bunların uzun süreli olarak Türkiye'yi bağlamayacağın açıklamak gerekir. Yabancılar, geçmişte savaş yeniği Osmanlı Devleti'ne bile onaylatamadıkları koşulları, TC'ye uzun süreli olarak kabul ettirebilecekleri sanısına kapılmamalıdırlar.
Toplumumuz, siyasal partilerimizin ne yazık ki son yıllarda iyi sınav vermemektedir. Ulusal heyecanı yitirmiş; onur saygınlık gibi değerlere önem vermeyen, önlerini bilinçli olarak göremeyen, belki de "denize düşen yılana sarılır" felsefesine sığınmış liderler mevcut partilerin yönetimine egemen durumdadırlar. Ödün vererek egemenliklerini sürdürebileceklerini sanan politikacılarımız, lidererimiz, olası bir seçimde yanıldıklarını anlayacaklardır. Gerçi Türkiye'de kesin tahminlerde bulunmak zordur, yanılgılar olabilir. Ancak toplumlar önsezileri ile tehlikenin nereden kaynaklandığını kavrayabilirler.
1920 'de Sevr'i onaylatmayan Ankara'nın bugünkü teslimiyetçi, ödüncü tutumu Türkiye'ye yakışmamaktadır. Halk dalkavukluğu yapmayalım ama, toplumumuzun gereken tepkileri vereceğini umut edelim. Bir toplum şunun bunun yardımı ianesi, sözde desteği ile değil... Kendi iradesi, kararlılığı ile çabası ile kurtulur.
Türkiye'nin IMF boyunduruğundan, sözde Türkiye dostlarının ayak oyunlarından kurtulabileceği umudunu taşıyorum. Aksi halde bağımsız Türkiye'yi yaşatmak zorlaşacaktır.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |