|
İNGİLİZ
EGEMENLİĞİNİN AMİRAL GEMİSİ RİO TİNTO
Galip TÜRKMEN
Eti Holding Başmüfettişi
İşbirlikçi Mantığı
ve Kartele Terk Edilen Bor Pazarı:
"Bir bor konusu
Türkiye'nin en büyük rezervidir, yani, "Dünyanın
en büyük rezervlerine sahibiz" diye iddia
ediyoruz, ama acaba bor satışları maden olarak
değil, hammadde olarak değil, nihai mamul olarak
satışlarının yüzde kaçına sahibiz? Yüzde 10'una,
yüzde 15'ine sahip miyiz? Ben zannetmiyorum; yani
nihai mamul olarak, katma değeri ilave edilmiş
olarak sahip değiliz. 1960'lı yılların sonuna
doğru bu konu üzerine Planlamada eğildiğimiz zaman
karşımıza bir büyük monopol sistem meydana çıktı.
Üzerinde çok durduk, bu gün gibi hatırlıyorum,
hatta bir takım anlaşmaya yaklaşmıştık. Şöyle
bir anlaşma;
Hepinizin de bildiği gibi, "Amerikan Boraks"
diye Kaliforniya'da bir grup, daha doğrusu Kaliforniya'daki
rezervleri işleten grup, aşağı yukarı dünyanın
o tarihlerde yüzde 80'ine sahip durumdaydı ve
birtakım patentleri de var. Nihai mamulleri yapıyor.
Pazarlaması gayet güçlü. O tarihlerdeki araştırmalarımızda,
ya rakiplerine gidecektik, ya da onlarla bir ortaklık
kuracaktık; yani monopol olacaksak, beraber monopol
olalım diye düşündük. Bu şekilde bir anlaşmaya
varma imkanı gözüktü, bu söylediğim 1970 yılına
doğrudur. 1970 yılı dahil, bu yabancılarla dünyayı
ikiye bölmek, Avrupa'yı ve Amerika'nın doğusunu
Türkiye'den beslemek; Japonya, Uzakdoğu ve Amerika'nın
batısını Kaliforniya'dan beslemek - ekonomik oluyor
tabii, mesafeler bakımından ekonomik oluyor- böyle
bir anlaşmaya varmak üzereydik; ama maalesef o
zaman Türkiye'deki devletleştirme havaları, illa
her şeyi biz yapacağız havaları bu gelişmeye mani
olmuştur.
Tabii ileri ki yıllarda ülkemiz bunun sıkıntısını
çok çekti, döviz yokluğunun ana sebeplerinden
biri, bu politikaların 1970'li yılların başından
itibaren uygulanamaması, özellikle 12 Mart'tan
sonra uygulanmamasıdır."
Bu sözler 21 - 22 Haziran 1990 tarihlerinde Ankara'da
gerçekleştirilen I.Maden Şurası'nın açılış konuşmasını
yapan zamanın Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a ait.
Özal biliyor muydu bilinmez ama, bilinen şu ki,
konuşmanın yapıldığı tarihte dünya bor pazarı,
tam da düşündükleri gibi, ikiye bölünmüştü. Avrupa'yı
ve Amerika'nın doğusunu Türkiye'den beslemek;
Japonya, Uzakdoğu ve Amerika'nın batısını Kaliforniya'dan
beslemek şeklindeki paylaşma aynen yürürlükte
idi. Uzakdoğu'da en büyük pazar olan Japonya,
US Borax tarafından beslenmektedir. Tayland ve
Güney Kore Türk borlarına bırakılmıştır, ancak
buraya satışlar Owens Corning'in alt kuruluşu
olan American Borate Company (ABC) tarafından
yapılmaktadır. Amerika'nın batısı US Borax tarafından
beslenmektedir. Amerika'nın doğusu ve Avrupa,
Türkiye'den beslenmektedir. Amerika'nın doğusuna
satışlar ABC, PPG ve Kobitex aracılığı ile yapılmaktadır.
US Borax, Rio Tinto'nun Londra kolu Rio Tinto
Plc.nin alt kuruluşu olan Kennecott Holdinge bağlıdır.
Sermayesinin %100'ü Rio Tinto'ya aittir.
Afyon Ticaretinden Kazanılan Para İle Kurulan
Şirket
Rio Tinto, 1873
yılında Jardine Matheson firması tarafından kurulmuştur.
Şirkette en büyük hisse Rothschild ailesine aittir
ve İngiliz kraliyet ailesinin de hissesi bulunmaktadır.
Jardine Matheson 1800'lü yılların başından itibaren
Türkiye'den Çin'e "afyon" ticareti yapan
bir firmadır. 1837 Paniği'nde diğer afyon tüccarları
Russel ve Perkins firmalarının zor duruma düşmeleri
ve Rothschildlere başvurmaları üzerine, Jardine
Matheson, Russel Co ve Perkins Co birleştirilerek
Rothschild ailesine ait J.P. Morgan denetiminde
afyon karteli oluşturuldu. 1839 yılında Çin ile
İngiltere arasındaki Afyon Savaşı'nın Çin'in mağlubiyeti
ile sonuçlanması üzerine Hong Kong İngilizlere
bırakıldı. Burada, Rothschildler tarafından kurulan
Hong Kong Shangai Bank Corporation (HSBC) afyon
ticaretini finanse etmeye başladı.
Jardine Matheson firmasının afyon ticaretinden
kazanılan parası ile kurulan Rio Tinto, bu gün
dünyanın en büyük maden firması olup, tek başına
dünya maden üretiminde % 12.5'lik (27 milyar dolarlık)
pay ile birinci sıradadır. İkinci sırada % 11'lik
pay ile yine İngiltere merkezli Anglo American
Corp., üçüncü sırada % 8'lik pay ile yine İngiltere
merkezli Billiton/BHP gelmektedir. Tüm Türkiye'nin
maden üretiminin dünya üretiminde % 0.9'luk bir
paya sahip olduğu dikkate alınırsa firmaların
büyüklükleri anlaşılır. Billiton/BHP firması Royal
Deutch Shell'e ait olup, Shell ise Rothschild
ailesinin kontrolündedir. Anglo American Corp.(AAC),
Oppenheimer ailesinin kontrolünde olup, Rothschild
ailesinin De Beers kanalıyla payı bulunmaktadır.
AAC'nin % 45'i De Beers'e, De Beers'in % 34'ü
AAC'ye aittir. Her üç firmada ayrıca kraliyet
ailesinin payları bulunmaktadır.
Rio Tinto, 2001 yılında eroinin serbest bırakılması
için ciddi miktarda para harcamaktadır. Avustralya'da
bazı kiliseler bünyesinde oluşturulan Tolerance
Room'larda (Hoşgörü Odaları) haftanın belli gününde,
belli saatlerde isteyenlere düşük miktarda eroin
enjekte edilmektedir. T-Room'ların masraflarını
karşılayanlar ve lobi çalışmalarını destekleyenler
arasında Rio Tinto da vardır. Diğer destekçiler,
Westpacbank, ANZBank, NABank gibi Rio Tinto'nun
kurumsal yatırımcılarıdır. Prens Charles'e ait
Queen Truest firmasının da bu çalışmayı desteklediği
belirtilmektedir.
Yukarıda sayılan üç firma ve diğer firmalarla
birlikte İngiltere dünya madenlerinin yaklaşık
% 50'sini tek başına kontrol etmektedir. Bu durum
altın, gümüş, elmas gibi kıymetli madenlerde %
100'e yaklaşmaktadır. Türkiye'de altın, gümüş,
trona, bakır, çinko, nikel, platonyum v.s. maden
aramaları yapan ve yatırım için MAI, MIGA, Endüstriyel
Bölgeler Yasa Tasarısı gibi düzenlemelerin yapılmasını
bekleyen firmaların tamamı sonuçta İngiltere'de
yerleşik firmaların kontrolündedir. Kanada ve
Avustralya'da yerleşik maden firmalarının tamamı
da bunların kontrolündedir.
Rio Tinto'nun Ortaklık Yapısı
CRA - RTZ birleşmesinden sonra Rio Tinto adını
alan grup, iki ana merkezde toplanmıştır. İngiltere'de
Rio Tinto Plc.nin, Avustralya'da Rio Tinto Ltd.nin
merkezleri bulunmaktadır. Rio Tinto Plc.nin %
49'u Rio Tinto Ltd.e aittir. Diğer yatırımcılar
Dodge&Cox Inc., State Farm Mutual firmalarıdır.
(Şubat 2002 itibariyle) Hisselerin büyük kısmı
Dodge & Cox firmasının elindedir. Dodge &
Cox'un yönetim kurulu üyesi John B. Taylor'un
13 Mart 2001 tarihinde bu görevinden ayrılarak
Bush kabinesine Hazine Bakan Yardımcısı (Uluslar
arası İlişkilerden Sorumlu) olarak atandığı basında
yer almıştır. Taylor, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde
bor ve diğer madenlerle ilgili olarak araştırma
komisyonu kurulmasının kararlaştırıldığı gün,
ani olarak ülkemizi ziyaret etmiştir. Ziyaretin
bor madenlerinin özelleştirilmesi ile ilgili olduğu
basına yansımıştır. J. B. Taylor, Özelleştirme
İdaresi Başkanlığı'nın bağlı olduğu Devlet Bakanı
ile görüşmüş, ancak görüşmenin muhtevası açıklanmamıştır.
Bakan Yardımcısının bor madenlerinin özelleştirilmesi
için mi,! Yoksa bu mevcut yapının aynen korunması
için mi geldiği açıklığa kavuşmamıştır. Aynı günlerde,
TBMM'de bir konuşma yapan Eti Holding'in bağlı
olduğu Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel, bor madenlerinin
özelleştirilmesinin söz konusu olmadığını açıklamıştır.
Açıklama, Taylor'un bor madenleri için geldiği
hususunun basına yansımasından önce yapılmıştır.
Rio Tinto Ltd.nin ortaklık yapısı ise Mayıs 2000'de
aşağıdaki gibidir:
Rio Tinto Ltd'in
ortaklık yapısı oldukça ilginç. Şu anda Türkiye'de
faaliyet gösteren yabancı bankaların neredeyse
tamamının hissesi bulunmaktadır. Chase Manhattan
ile J.P. Morgan'ın birleştiği, Citicorp'un, Salomon
Smith Barney, Citibank ve ABN Amro'ya sahip olduğu,
HSBC'nin de aynı sermaye grubundan olduğu dikkate
alındığında ülkemizin içine düşürüldüğü cenderenin
boyutları anlaşılır. Bunların dışında kalan Deutchebank,
Alman firması olmasına rağmen yukarıda sayılan
bankalarla birlikte hareket etmektedir. Bu bize
finans sektöründe rekabetin olmadığını göstermektedir.
Diğer sektörler incelendiğinde aynı durumun olduğu
görülecektir. Rio Tinto/Comalco'nun % 30 hissesinin
bulunduğu Queensland Alümina firmasına aynı zamanda
Kaiser % 28, Alcan % 22 ve Pechiney % 20 hisselerle
ortaktırlar. Yıllık 3.650.000 ton alümina üretim
kapasitesi ile dünyanın en büyük alümina tesisine
rakip dört firma ortaktırlar. Tesis hammaddesini
Rio Tinto'nun Weipa Boksit maden ocağından temin
etmektedir. Bu dört firmanın bir biriyle rekabet
etmesi mümkün değildir. Benzer durum kömür için
de söz konusudur. Rio Tinto, Glencore, Anglo American
Corp. BHP/Billiton, RAG firmaları Global Coal
adında bir firma kurarak birlikte hareket etme
kararı almışlardır. Bu firmaların dışında Peabody
ve birkaç küçük firma kalmıştır. Peabody firmasının
Rio Tinto ile aynı sermaye grubuna ait olduğu
dikkate alındığında, kömür piyasasında da rekabetin
olmadığı görülmektedir.
Rio Tinto; Normandy, BHP, MIM, Newcrest, Hudson
Conway, Westfield Holding, (7 milyar dolar cirosu
var) National Australia Bank, (NABank) Mayne Nickless,
Bankers Trust Australia, Westpac, Fosters Browing,
Pasific Dunlop, Santoc Ltd., Quantas, Ford Motor
Australia, Telstra firmalarını kontrol etmektedir.
Ayrıca, Freeport McMoran, WMC, ARCO, Commenwealth
Bank, Macquade Bank, Reylesbury Holding, Vodafone
firmaları üzerinde büyük etkisi vardır.
Rio Tinto yönetiminin
tavırları ve ILO standartları karşısındaki duyarsızlığı
bir çok küçük hissedarının tepkisini çekmiş ve
bu hissedarlar 2000 yılı Mart ayında örgütlenerek,
yönetimi hesap vermeye ve ILO standartlarına uyulacağını
açıklamaya davet etmişlerdir. Tinto Holding'den
başka beş büyük ortak Chase Manhattan, Westpac,
Citicorp, HSBC, National Nominees Ltd (National
Australia Bank) yönetime destek açıklamışlar,
böylece girişim sonuçsuz kalmıştır. Rio Tinto;
Avustralya'da, çocuk işçi çalıştıran, çevre felaketlerine
yol açan, eroinin serbest bırakılması için çalışan,
vergi vermekten kaçınan, ayrılıkçı hareketleri
destekleyen bir firma olarak tanınmaktadır.
19. yüzyılın başlarında, House of Rothschild (Rothschild
tröstü) ABD'de bazı yatırımlar yaptı ve kendine
bağlı bankalar kurdu. Rothschildlar'ın ABD'de
kurduğu bu bankaların ilki, The City Bank adını
taşıyordu. 1812 yılında New York'ta kurulan banka,
daha sonra National City Bank adını aldı ve 50
yıl boyunca da Moses Taylor tarafından yönetildi.
Taylor 1882'de geride 70 milyon dolar bırakarak
öldü ve yerine oğlu Percy geçti. Ertesi yıl, John
D. Rockefellerlar'ın kardeşi William Rockefeller
bankaya yüklü bir para yatırarak ortak oldu. 1891'de
ise Rockefellerlar, Percy'i ikna ederek, onun
yerine banka yöneticiliğine ortakları James Stillman'ın
geçmesini sağladılar. James Stillman'ın da bir
"Londra bağlantısı" vardı; babası Don
Carlos uzun yıllar Rothschildlar'a hizmet etmişti.
(Eustace Mullins, The World Order: Our Secret
Rulers, s. 104-105) Bu firma şimdiki Citicorp'tur.
Türk Borlarının Alıcıları ve Rio Tinto
Owens Corning, Eti Holding'in en büyük müşterisidir.
Owens Corning aldığı borların bir kısmını kendi
ihtiyacında kullanmakta, büyük çoğunluğunu ise
Amerika'nın doğusuna ve Uzakdoğu'ya alt kuruluşu
American Borate Company (ABC) kanalıyla pazarlamaktadır.
ABC aynı zamanda ABD'deki Billie bor madenlerinin
sahibidir, ancak Türkiye'den daha ucuza bor temin
ettiği için bu madeni işletmediği hususu DPT ihtisas
raporlarında yer almaktadır. ABC'nin elinde Billie
madeninden başka, Boraxo, Joyce Millsite, Diane
Millsite, Linda Millsite, Kathleen ve Sigma 17-20
bölgelerindeki bor madenlerinin ruhsatları bulunmaktadır.
Owens Corning'in kurumsal ortakları; Goldman Sachs,
Credit Suisse First Boston, J.P.Morgan Chase Manathan,
First Chicago Capital, BankAmerica, Citicorp,
Merrill Lynch/HSBC firmalarıdır. Owens Corning,
Asbest tazminatından dolayı zor günler yaşamaktadır.
7 milyar doları aşkın tazminat borcunu ödemekte
yaşadığı güçlükten dolayı yönetimi Amerikan İflas
Kanununun 11. maddesi kapsamında reorganizasyona
gitmiştir. Şirket gelirleri ile tazminat karşılanamadığından
hissedarlar aleyhine dava açıldığı basına yansımıştır.
PPG Industries firması Türkiye'nin ikinci büyük
ham bor alıcısıdır. Firmanın ortakları, Capital
Research and Management Company, Barclays Bank,
Morgan Stanley, J.P.Morgan Chase Manhattan, Aim
Funds, Putnam/Rothschild Investment, State Street
Corp., Mellonbank, Wellington Management, Lazard
Freres (Rothschild ailesinin kontrolündedir.)
firmalarıdır. J.P.Morgan Chase aynı zamanda Rio
Tinto'nun ortağıdır.
Ayrıca Chase Manhattan'a ait olan FMC, Eti Holding'den
Mario Plato kanalıyla ham bor almaktadır. Rockefeller'e
ait Chase Manhattan, Rio Tinto'nun ikinci büyük
kurumsal ortağı olduğu gibi Rothschild ailesinin
kontrolündeki J.P. Morgan ile birleşerek J.P.
Morgan Chase adını almıştır. FMC'nin kendisi de
bor üreticisidir. Arjantin'in en büyük bor yatağı
olan Salar de Humbre Muerto FMC tarafından işletilmektedir.
Türkiye temsilcisi Bortaş firması ile Rio Tinto'nun
birlikte arama yaptıkları ifade edilmektedir.
Etibank'ın 1993 yılında açtığı trona ihalesine
Rio Tinto ve FMC beraber girmişlerdir.
Borade kanalıyla kendisine satış yapılan St.Gobain
firmasında Rothschild & Cie.nin hissesi bulunmaktadır.
Temmuz 2000'de St. Gobain, Rothschildlerden 1
milyar sterlin kredi kullanmıştır. Bir Rothschild
firması olan Suez Lyonnaise des Eaux'in Saint
Gobain'de hissesi bulunmaktadır. St. Gobain'in
de bu firmada hissesi vardır.
US Borax/Rio Tinto tarafından Hindistan'da kurulan
Borax Morarjı firması halen Eti Holding'in bu
bölgedeki en büyük müşterisidir.
Harris Chemical, 1996 yılında zor duruma düşünce,
bor ve trona üretim şirketleri olan İtalya'daki
Lardarello ve Amerika'daki North American Chemical
Company/NACC firmalarını satılığa çıkarır. Rio
Tinto, bu firmaları IMC Global aracılığı ile satın
alır. Tabii önce IMC Global'e TWX kanalıyla ortak
olur. Lardarello, kendisinin ürettiği ve Eti Holding'den
aldığı ham borlarla Eti Holding'in Asit Borik
ve Perborat ürünlerinde rakibi olmaya devam eder.
NACC Amerika'daki ikinci büyük bor üreticisidir.
NACC ve Lardarello'nun yeni ismi IMC Chemical
olmuştur. IMC Chemical'in % 60'ı Citicorp Venture
Capital'e (CVC) satılmıştır. CVC, trona üretiminde
4.3 milyon ton kapasite ile ikinci sıradadır ve
trona konusunda da Eti Holdingin rakibidir. Rothschild
ve Rockefeller ortaklığı olan Citicorp aynı zamanda
Rio Tinto'nun kurumsal ortakları arasındadır.
Eti Holding'in önemli bir müşterisi de, Etimine
kanalıyla ham bor sattığı, Degussa Golschmitd
AG firmasıdır. Degussa, Golschmitd ailesinin kontrolündeki
E.ON gruba dahil bir firmadır. Degussa'nın % 51
hissesine sahip olduğu Aktivseurtoff firması doğrudan
Eti Holding'den bor almaktadır. Çevre felaketleri
ile tanınan Nukem Nuclair firmasına Rio Tinto
ve Degussa ortaktır. E.ON gruba dahil Stinnes
firmasının alt kuruluşu Frank & Shulte, Quiborax
firmasının dünya çapında yetkili pazarlamacısıdır.
Çayırhan kömürlerini, Park Holding ve E.ON alt
kuruluşlarından RAG/Saartech ortaklığı olan Park
Teknik firması işletmektedir. Degussa, İtalyan
Montedison gruba dahil olan ve Türkiye'den bor
alan Ausimont ile ortak olarak MedAvox firmasını
kurarak, perborat ve perkarbonat aktivitelerini
birleştirmişlerdir. Perkarbonatın hammaddesi olan
trona madenine bu iki firma sahip değildir. Diğer
perkarbonat üreticilerinin trona madenleri bulunmaktadır.
Türkiye'nin sahip olduğu trona madeninin, Park
Holding ve Eti Holding ortaklığı ile işletilmesi
için çalışmalar devam etmektedir.
Rio Tinto ve E.ON iç içe firmalardır. E.ON Almanya'da
yerleşik olmasına rağmen Rio Tinto ile aynı sermaye
grubuna dahildir ve ayrıca bir çok ortak yatırımları
vardır. Özelleştirme kanalıyla alınan VEBA ile
VIAG'ın 2000 yılında birleşmesi ile E.ON doğmuştur.
RAG'ın uranyum ihtiyacı Rio Tinto ve İran Devletinin
ortak olduğu Namibya'daki Rossing Uranium tarafından
karşılanmaktadır. İran'ın nükleer hammaddesi İsrail'i
kuranların ve halen finanse edenlerin firması
olan Rio Tinto tarafından karşılanırken, İsrail,
İran tehdidini göstererek ülkemize silah satmaya
çalışmaktadır. (Firmaların ortaklık yapıları,
kendi internet sitelerinden ya da biz.yahoo.com
adresindeki firma bilgilerinden tespit edilmiştir.
Sektör dergilerinde bunları teyit eden bilgiler
mevcuttur. İran - Rossing Uranium arasındaki ilişkiler
hakkında "Iran Rossing" veya "Iran
Rio Tinto" kelimeleriyle İnternet üzerinde
yapılacak aramalarda daha fazla bilgi temin edilebilir.)
Osmanlı ve Rio Tinto
Rio Tinto'yu 1900'lü yılların ilk çeyreğinde Lord
Denbigh kanalıyla İngiltere'nin çıkarları için
Osmanlı yetkililerine Glascow projesini kabul
ettirmeye çalışırken bulmaktayız. Bu dönem Chester/ABD,
Glascow/UK gibi projeler ile Fransız ve Almanların
demiryolu imtiyaz kavgalarının yoğun bir şekilde
yapıldığı dönemdir. Osmanlı ilk dış borcunu 1854'de
Palmer ve Goldshmildt'den almıştır. Kırım savaşını
ise Rothschildler finanse etmiştir. Osmanlıyı
yeteri kadar borçlandırdıktan sonra Rothschildler,
Herzl'i, Sultan Abdulhamit'e göndererek, borçları
silme karşılığında Filistin topraklarının yahudilere
bırakılmasını teklif etmiştir. Bu teklif rağbet
görmez.
Chester projesinin arkasında ABD'de yerleşik,
Rothschild ve Warburg ortaklığı olan Kuhn Loeb
& Co (şimdiki American Express) firması vardır.
Ayrıca, Chester projesi kapsamında kurulan Ottoman
American Development Company firmasının yönetiminde
bir Rothschilds kuruluşu olan Wickers Armstrong
firmasının Washington temsilcisi de bulunmakta
idi. Bu proje daha sonra Türkiye tarafından çöpe
atıldı. Bu duruma tepki olarak ABD Lozan anlaşmasını
tanımadığını dünyaya duyurur ve 18.01.1927 tarihinde
ABD Senatosu'nda yapılan oylamada Lozan anlaşmasının
onaylanması reddedilir.
Yine bir Rothschilds kuruluşu olan Osmanlı Bankası,
Almanlarla birlikte Bağdat demiryolunu finanse
etmekte ve yeni imtiyazlar peşinde koşmaktaydı.
Bir Rothschilds ajanı olan Gülbenkyan, Shell adına
Osmanlı petrol alanlarının peşinde idi. Gülbenkyan
başarılı oldu. Petrol imtiyazı daha sonra Irak
Petrol Şirketi adını alan Türkiye Petrol Şirketine
verildi. Amerika % 23.5, İngiltere % 23.5, Fransa
% 23.5, Shell % 23.5 ve Gülbenkyan % 5 hisse aldılar.
Bölge BM tarafından İngiltere'nin nüfuz alanı
olarak ilan edildi.
Projeler ve imtiyazların temeli demiryolu inşasına
dayanmakta ve yapılacak demiryolunun 20 km sağı
ve solu demiryolunu yapacak firmalara imtiyaz
bölgesi olarak verilmekteydi. İmtiyaz bölgesindeki
madenler, petrol, orman envali, tarım alanları,
tarihi eserler ve ören yerleri bu firmaların tasarrufuna
bırakılıyordu. Amerikan misyonerler Anadolu ve
Ortadoğu'yu karış karış taramışlar ve demiryollarının
güzergahlarını belirlemişlerdi. Şu günlerde demiryolu
projeleri gündemde olmadığından, benzer imtiyazları
-YASED'in hazırladığı şekliyle, Maden, Çevre,
İmar, Tabiat Varlıklarını Koruma kanunlarının
geçerli olmadığı- endüstriyel bölgeler adı altında,
lokal alanların emirlerine/egemenliklerine tahsisini
sağlayacak şekilde, elde etmeye çalışmaktadırlar.
Bu lokal alanlar tek tek belirlenmiş ve ruhsatlar
alınmıştır. (YASED tarafından hazırlanan tasarıda
yer alan sakıncalı hususlar kanunda bulunmamakla
beraber tasarı niyeti göstermesi bakımından önemlidir.
Endüstri Bölgeleri Kanunu ilk önce YASED tarafından
eleştirilmiştir. Şimdi ümitleri Yatırım Ortamının
İyileştirilmesine ilişkin olarak yapılacak yeni
düzenlemededir.) 100 yıl sonra aynı senaryo tekrarlanmakta,
Türk'ün hafızasının zayıflığı bir kez daha tarihe
dipnot olarak düşülmek istenmektedir. Dergilerinde
"The Turk of The Town" şeklinde alaycı
başlıklar atanlar tarihin tekerrür edeceğinden
emindirler.
Türkiye ve Rio Tinto
Bor madenlerinin devletleştirildiği 1978 yılından
önce Türkiye'deki bor madenlerinin % 80'ine Türk
Borax adlı firması ile hakim olan Rio Tinto, Anatolia
Mineral Development Ltd. isimli firması ile bu
günlerde ülkemizde altın, gümüş, bakır, çinko
v.s. araması yapmaktadır. Bu firmaya Cominco'da
ortaktır. Zengin altın rezervi buldukları belirtilmektedir.
Ancak bu bilgilere ihtiyatlı yaklaşmakta fayda
vardır. Rio Tinto ve diğer altın arayıcılar, ülkemizin
içinde bulunduğu ve patronu olan bankalarca körüklenen
krizden faydalanarak; krize çare olarak işte altın,
altın çıkarmak için yerli sermayenin gücü yetersiz,
o halde yabancı sermayenin önünü açalım şeklinde
bir yaklaşımla önemli imtiyazlar elde etmek isteyebilirler.
Bu manada, Yabancı Sermaye Derneği (YASED) tarafından
hazırlanan Endüstri Bölgeleri Kanun Tasarısı,
manda yönetimini aratacak kadar önemli tavizler
içermektedir. Bazı televizyonlar kamuoyu yapıcılığına
soyunmuşlardır. Bazı madencilik kuruluşları yöneticileri
YASED ile beraber bu lobinin sözcülüğünü üstlenmişlerdir.
Hiçbirinin aklına Eti Gümüş'ün yılda 120 ton gümüş/altın
işletebileceği gelmemekte, çözüm olarak yabancı
sermayenin önündeki engellerin kaldırılması önerilmektedir.
Bu manada işbirlikçi sermaye de aynı koroya dahildir.
Her ne kadar Almanların altın konusunda engelleyici
rolü açıkça ortaya konulmuş ise de dikkatlerden
kaçan, bir Fransız kamu şirketi olan BRMG'nin
Eurogold'daki çoğunluk hissesini Normandy firmasına
devrettikten sonra tesisin deneme üretimine başlamış
olmasıdır. Üretime başlayış ile eş zamanlı olarak,
Alman vakıflarının engelleyici rolü deşifre edilmiştir.
Osmanlı petrol bölgelerinin paylaşımı için sergilenen
oyunlar, şimdilerde Türkiye'nin altın ve bor madenleri
için oynanmaktadır. Benzer şekilde ittifaklar
kurulmakta, ittifaklar bozulmaktadır.
Rio Tinto'nun Rio Tur firması ile de ülkemizde
trona aramaları yaptığı ve Ankara/Kazan'da trona
rezervi tespit ettiği belirtilmektedir. Türkiye'de
önemli miktarda altın sahası kapatan Eldorado
Gold firması Anglo American Corp'a (AAC) aittir.
Eurogold isim değiştirerek Normandy olmuştur.
Ana firma Normandy Posseidon'un kontrolü Rio Tinto
ve AAC'dedir. Altın fiyatları, her gün, iki kez
İngiltere'de City'de bulunan Rothschild Bank tarafından
belirlenmektedir. Hammadde temin ettikleri ülkelerden
hiç birisi gelişmişlik seviyesini yakalayamamıştır.
Rio Tinto'nun GAP projesi kapsamında yapılan Ilısu
barajında, Balfour Beatty firması ile birlikte
hissesi bulunmaktadır. Buradaki hissesi kendi
faaliyet alanı ile ilgili olmayıp İngiltere'nin
Ortadoğu politikaları muvacehesindedir. Balfour
Beatty'nin alt kuruluşu PacifiCorp firmasının
Soma ve Orhaneli Termik santrallarının işletilmesi
ihalesini aldığı bilinmektedir.
US Borax'ın Geleceği
Rio Tinto'nun kendi açıkladığı bilgilere göre
elinde en fazla 20 yıllık bor rezervi kalmıştır.
Boron'daki yataklarda açık ocak işletmeciliği
yapma imkanı kalmadığı, kapalı ocaklardan yapılacak
üretiminde oldukça pahalı olduğu bilinmektedir.
Rio Tinto, Arjantin'deki bor yataklarından üretimi
durdurmuştur. ABD ise üretime en fazla 10 yıl
daha müsaade eder ve kalan bor rezervini stratejik
rezerv ilan ederek üretimi durdurur. "Yirmi
Katırlı Takım" ile başlayan macera da yirmi
satırlı ferman ile sona erer.
Bu durumda Rio Tinto/US Borax'ın önünde iki çözüm
bulunmaktadır. Ya yeni bir bor rezervine sahip
olacak ya da bor madenine alternatif bulacaktır.
Yeni bir bor rezervine sahip olabilmesinin en
kestirme ve etkili yolu Türk bor madenlerine sahip
olmaktır ya da pazarlamasını tamamen kontrol altına
almaktır.
Bunun için de;
1. Öncelikle bor madenlerinin özelleştirilmesi
sağlanmaya çalışılmış, bu hususta öyle hızlı davranılmıştır
ki, ilgili Bakan'ın dahi haberi olmadan, 2840
sayılı kanun yürürlükte iken Eti Holding, Özelleştirme
İdaresine devredilmiştir. Ancak, hükümet daha
sonra durumun farkına vararak ve kamuoyunun yoğun
tepkisini dikkate alarak özelleştirmeye devir
kararını iptal etmiştir. Bu yöntemden sonuç alınamamıştır.
Bundan sonra ise,
2. Bor madenlerinin devlet eliyle işletileceğini
hüküm altına alan 2840 sayılı yasa değiştirilmeye
ya da en azından, bu hususta kamuoyunun hassas
olduğu dikkate alınarak, kanun hükümleri battal
hale getirilmeye çalışılacaktır.
3. 2840 sayılı kanun ile Eti Holding'in tasarrufuna
bırakılan bor sahalarının ruhsatları çeşitli gerekçelerle
iptal edilerek bir müddet sonra Rio Tinto'nun
eline/kontrolüne geçecek şekilde üçüncü kişi veya
kuruluşlara aktarılmaya çalışılacaktır.
4. Rio Tinto ile aynı sermaye grubuna dahil olup,
Eti Holding'den bu güne kadar hiç bor almamış
ya da çok az bor ürünü almış diğer şirketlerin
ihtiyaçlarının çok üzerinde taleplerle gelmesi
sürpriz olmayacaktır. Yüksek miktarda ve uzun
süreli bağlantılarla ürün talep eden yeni aracılar
ortaya çıkacaktır. Böylece USBorax/Rio Tinto'nun
üretimden çekilmesi ile doğacak boşluk kendi çıkarlarına
uygun olarak doldurulacaktır.
5. Türk borlarını ele geçirme operasyonunda Rio
Tinto'ya en ucuza mal olacak yöntem, Eti Holding
veya Eti Bor A.Ş.nin halka açılmasını sağlamaktır.
Bunun için de mevcut ekonomik kriz gerekçe gösterilecektir.
(Danıştay'ın 26.05.1999 gün 1999/66 Esas ve 1999/93
Karar sayılı kararı ile Eti Holding'in Anonim
Şirket olarak yapılandırılmasının ve Eti Bor A.Ş.'nde
özel şahıs hissesinin bulunmasının hukuka aykırı
olduğu tespit edilmesine rağmen, halen hukuka
uygun bir yapılanmaya gidilmemesi dikkati çekmektedir.)
Bu şirketlerin halka açılması sağlandığında gerisi
kolay. Nasıl olsa FinansKapital'in tecrübesine
sahip olan Rio Tinto, % 10'luk hisse ile şirketin
tamamının nasıl kontrol edileceğini çok iyi bilmektedir.
Hatta, kendisi hiç ortada gözükmeden de Türk borlarını
ele geçirebilir. Bu durum ileride tröst suçlaması
ile karşılaşmaması bakımından gereklidir de. Önemli
bor ve trona üreticisi olan NACC ve Lardarello
benzer bir operasyonla kontrol altına alınmıştır.
Rio Tinto, halen dünyanın en önemli bakır üreticilerindendir.
Fakat bu güne kadar, özelleştirilmek amacıyla
birkaç kez ihaleye çıkarılan Karadeniz Bakır İşletmelerine
dönüp bakmamıştır bile. Onun ilgisi bor, trona
ve altın rezervlerinedir. Rio Tinto'nun, İngiltere'deki
merkezinde Türk borlarının özelleştirilmesi ile
ilgili olarak ayrı bir birim oluşturduğu ifade
edilmektedir. Yukarıdaki tahminlerden başka yol
ve yöntemler geliştirmeleri de beklenmelidir.
Bor madenine alternatif ürün geliştirme hususunda
yoğun bir çalışma yürütülmektedir. Trona madeninin
bor yerine kullanılması için çalışmaları halen
devam etmektedir. Owens Corning'in borsuz fiberglas
üretme çalışmaları ve deterjan üretiminde borun
trona ile ikame edilmesine yönelik gayretler ancak
bu şekilde anlamlı hale gelmektedir. Alternatif
ürün kısmen bulunsa bile, gelişmeler bor ürünlerine
olan talebin süratle artmakta olduğunu, kullanım
alanlarının çoğunda alternatifinin bulunmadığını
göstermektedir. Bu durum da, Rio Tinto'nun Türk
borlarını ele geçirme hususunda daha radikal davranmasını
zorunlu kılmaktadır.
US Borax, Owens Lake Operation adlı firması ile
uzun zamandır trona üretmektedir. (http://www.borax.com/nonflashsite/company/news_051199.html)
Eti Holdinge verdiği yazılarda trona üretiminin
olmadığını belirten Rio Tinto, 1993 yılından bu
yana Beypazarı trona madenlerinin işletmeye açılmasını
engelleme gayreti içinde girmiştir. Bu yatırımı
engelleyemez ise kendisi kontrol altına almak
istemektedir. Trona'nın en çok tüketildiği Avrupa'ya
en yakındaki tek doğal soda yatağının Türkiye'de
olması bu cevheri stratejik hale getirmektedir.
Rio Tinto'nun Arkasındaki Güçler
Alman ve İngiliz firmalarının ortaklıklarının
arkasında, Rothschild, Oppenheimer ve Goldschmild
ailelerinin Frankfurt kökenli aileler olmaları
yatmaktadır. Daha sonra İngiltere'ye göçen bu
ailelerin soyağaçları 1600'lü yılların başında
Oppenheimer ailesinde birleşmektedir. 1700'lü
yılların sonunda Rothschildler daha güçlü olmuşlardır.
Ancak bu ailelerin bir çok gelişmiş devletten
daha fazla ekonomik gücü elde etmeleri ve korumaları
pek mümkün görülmemekte ve bu şirketlerdeki İngiltere
kraliyet ailesinin payının varlığı, bu ailelerin
arkasında Birleşik Krallığın (İngiltere) olduğunu
düşündürmektedir. İngiltere Dışişleri Bakanlığı'nın
ve Büyükelçiliklerinin bu firmaların işini takip
etmesi bu düşünceyi kuvvetlendirmektedir. Rio
Tinto'ya karşı Avustralya'da ciddi bir muhalefet
vardır ve bunlara göre; Rio Tinto, İngiliz egemenliğinin
"Amiral Gemisi"dir.
Türk özel sektörü bir biri ile kıyasıya rekabeti
neticesinde Rio Tinto'ya zarar vermeye başlayınca,
1970'li yılların başında Rusya'ya bor sevk edildiği
gerekçesi ile Çanakkale çıkışında bor yüklü gemilere
el konulur. ABD kanalıyla yapılan bu el koyma
işinin Rio Tinto'nun isteği üzerine olduğu açıktır.
Rio Tinto'nun, Bilderberg, Mont Pelerin, RIIA/Chatham
House ve CFR'yi finanse eden kuruluşlar arasında
olduğu çeşitli yayınlarda yer almaktadır. ABD,
Türk borlarına Rusya'ya gidiyor diye el koyarken,
aynı yıllarda hammaddesi bor olan fiberglas tesisleri,
ABD'de yerleşik Owens Corning firması tarafından
SSCB ülkelerine kuruluyordu.
Sonuç
Türk borları dünyada oldukça yaygın kullanılmaktadır.
Ancak pazarlama rakip firmalar ve aracılar eliyle
yapıldığından Eti Holding'in payı daha düşük gözükmektedir.
1978 yılında yapılan devletleştirmenin hemen ardından
1980 yılında sahaların eski sahiplerine iade edilmeye
çalışılmasının yarattığı tereddütler, daha sonra
eski ruhsat sahiplerinin sürekli bu yönde baskı
yapmaları, icranın başı olan hükümetin/hükümetlerin
Türkiye Cumhuriyetinin temel niteliklerinden olan
Devletçilik ilkesine soğuk bakması, 80'li yıllarda
esen ve halen devam eden özelleştirme rüzgarları,
bor madenlerinin ülke ekonomisine azami katkıyı
sağlaması için radikal kararlar alınmasını engellemiştir.
Özal Hükümeti tarafından 1986 yılında hazırlatılan
Morgan Planı'nda, borlar tüm özkaynakları ile
birlikte, ilk etapta özelleştirilecek madenler
arasında sayılmaktadır. Etibank/Eti Holding, bir
yandan bu şekilde baskı altına alınarak başarısızlığa
mahkum edilirken diğer yandan da kıyasıya eleştirilmiştir.
Zaman zaman bu eleştirileri haketmek isteyen yöneticiler
iş başına getirilmiş olsa da alınan mesafe küçümsenemeyecek
kadar önemlidir.
Her şeye rağmen Türk borları ile ilgili olarak
bu güne kadar yapılan en iyi tasarruf devletleştirme
olmuştur. Devletleştirme öncesinde durum oldukça
vahimdir, ülkenin elde ettiği gelir 230 milyon
doların çok çok altındadır ve Türk bor madenleri
de Borax Consalidated Limited kanalıyla Rio Tinto'nun
kontrolündedir. Devletleştirmenin olumlu sonuçlarını
görmek için Kırka, Bandırma, Emet ve Bigadiç'i
görmek yeterlidir. (Dünyanın en büyük rezervlerine
sahip olduğumuz Pomza ve Perlit madenlerinin içinde
bulunduğu acıklı durum dikkate alındığında borlardaki
devletleştirmenin önemi kendiliğinden ortaya çıkar.
Büyük oranda yabancı firmaların kontrolüne geçen
perlit sahalarından 17 dolara perlit ihraç edilmektedir.
Bu madenler süratle devletleştirilmeli ya da en
azından ABD'de trona ihracında uygulanan ANSAC
benzeri bir ihracat sistemi oluşturulmalıdır.)
Bor pazar yapısı bu şekilde ortaya çıkınca niçin
özel sektörün işletemeyeceği daha iyi anlaşılacaktır.
Pazarlama da özel sektör eliyle yapılamaz, çünkü
rakip firma oldukça güçlü olup, dışarıda özel
sektör firmalarına satış yaptırmazlar. Rio Tinto/US
Borax bor teknolojisi konusunda çok önemli mesafeler
almış, patentler elde etmiştir. Bu durum pazarın
yapısından kaynaklanmaktadır. Pazar bu şekilde
oluşunca, Eti Holding'in koruyacak müşterisi olmadığından,
teknoloji geliştirmesi de gerekmemektedir. Bu
kısır döngü içinde Rio Tinto'nun peşinden gitmek
zorunda bırakılmıştır.
Eti Holding müşterileri ile doğrudan görüşmeler
yapabilecek personele ve ihracat tecrübesine fazlası
ile sahip olup bu firmaların Türkiye'de ayrıca
temsilci bulundurmasına gerek yoktur. Bilhassa
iktidara göre değişen firma temsilcileri, pazarlama
politikasının ülke menfaatleri yönünde geliştirilmesinin
önünde ciddi bir engeldir. Her yeni temsilci fiyatın
bir miktar daha düşürülmesi anlamına gelmektedir.
Ayrıca, kurum ile müşteriler arasına kalın bir
duvar çekilmektedir. Bir devlet kuruluşu olan
Eti Holding'e devletin sahip çıkması gerekmektedir.
Bilhassa pazarlama konusunda buna daha çok ihtiyaç
bulunmaktadır. Esas olan da borun hammadde olarak
pazarlanması değil, bora dayalı sanayilerin ülkemizde
geliştirilmesidir. Aracıların Türk borlarını kullanma
imtiyazı ile kurdukları tesisler -diğer hammaddeler
de büyük oranda ülkemizden gitmektedir- Türkiye'de
kurulmalı ve katma değer ülkemizde kalmalıdır.
Bunlar sağlandığında, Owens Corning, Degussa,
PPG gibi firmalara ihtiyaçları kadar ve piyasa
şartlarına uygun bor verilip, aracılar devreden
çıkarıldığında, milyar dolarlarla ifade edilen
bor gelirinden bahsedilebilecektir. Aracılar devreden
çıkarıldığında, müşterilerle doğrudan muhatap
olunacağından Ar-Ge çalışmaları da artacak, teknoloji
geliştirilebilecektir.
Rio Tinto yatırım yapacağı ülkelerin Üniversiteleri
ve bilhassa madencilik kuruluşları ile iyi ilişkiler
kurar, buralardaki öğretim üyelerine, ihtiyacı
bulunmasa dahi, araştırma projeleri verir ve kendisine
bağlar. Dolaylı olarak finanse ettiği enstitüler,
vakıflar, dernekler kurdurur. Yaptığı masraflar
kendisine lobi desteği olarak döner. Bu ülkemiz
için de böyledir. Rio Tinto, liberal felsefenin
yaygınlaşması için faaliyet gösteren Mont Pelerin
Topluluğu'na büyük oranda destek vermektedir.
Bu topluluk aynı zamanda Globalleşmenin fikir
babası olarak bilinmektedir. Rio Tinto için Çin
ve Türkiye'nin ayrı bir önemi vardır. Bu bağlamda
ülkemizdeki bazı üniversitelere ve buralardaki
öğretim üyelerine projeler vermek suretiyle yardımda
bulunduğu bilinmektedir.
Uluslararası firmalar, faaliyet gösterdikleri
ülkelerdeki madencilik derneklerine, vakıflara
ve enstitülere yardım yaparak yürüttükleri lobi
faaliyetlerini artık yeterli görmediklerinden,
daha güçlü desteklere yönelmişlerdir. Bu destekler
şimdilik MAI ve MIGA olarak karşımıza çıkmaktadır.
Rio Tinto ve benzeri uluslararası firmalar GATT
çerçevesinde Dünya Ticaret Örgütü'nün güçlü korumasına
yönelmişler, daha doğrusu bu korunma ihtiyacı
Dünya Ticaret Örgütü'nü doğurmuştur. Bu tür bir
örgütlenmenin felsefi alt yapısını oluşturmak
için Mont Pelerin Topluluğu (uzantıları Liberal
Düşünce Toplulukları), Aspen Enstitüsü gibi entellektüel
kulüpleri, siyasi alt yapı için CFR, Bilderberg,
RIIA gibi kuruluşları kullanmışlardır.
GATT, MAI ve MIGA gibi uluslararası hukuk normlarını
oluşturduktan sonra sıra bu anlaşmaların uygulanmasını
sağlayacak tahkim kuruluşları ve güvenlik kuvvetlerinin
yapılandırılmasına gelmiştir. Tahkim yoluyla alınan
kararlar ve Dünya Ticaret Örgütü'nün kararlarını
cebri olarak uygulayacak herhangi bir güvenlik
gücü oluşumu halen sağlanamamıştır. Firmaların,
bir birinden çok farklı yönetimlere sahip değişik
ülkelerdeki yatırımlarını ve oldukça büyük meblağlara
ulaşmış olan sıcak paralarının ülkeler arasındaki
hareketini güvenlik altına alacak yeni ve global
bir güce ihtiyacı bulunmaktadır. Global ekonominin,
global hukuku oluşmuş, sıra global güvenliğin
sağlanmasına gelmiştir. Bunun için de global güvenlik
gücüne ihtiyaç vardır. Bu nasıl sağlanacaktır?
Ekonomik gerekçelerle ve firmaların ihtiyacı var
diye böylesine bir askeri oluşuma uluslararası
toplum rıza göstermez. Global bir tehdit icat
edildiğinde ve uluslararası toplum, global terör
ile yeterince uyarıldığında global komutanlık
oluşturulabilir. Bu gün de olanlar bundan farklı
değildir. Bu sağlandığında artık liberal felsefe
de rafa kaldırılacaktır. Bu çalışmada madencilik
alanındaki dünyanın en büyük şirketi olan Rio
Tinto, bor madenleri merkeze alınarak incelenmiştir.
Rio Tinto ve Finans Kapital'e dahil şirketlerin
diğer madenlerde -kamu kuruluşlarının elinde olanlar
hariç- büyük bir hakimiyeti bulunmaktadır. Türk
özel sektör madenciliğinin sermaye, teknoloji
ve bilgi yönünden zayıf olduğu bilinen bir husustur.
Devlet kuruluşları ise başta Eti Holding olmak
üzere oldukça iyi bir bilgi birikimi ve teknik
iş gücü kapasitesine sahiptir. Bu kuruluşlar Marakeş
sürecinden çıkarılıp, siyasetten arındırıldıkları
ve özerklikleri yönünde gerekli hukuki düzenlemeler
yapıldığı takdirde başarılı projelere imza atabilirler.
Yabancı sermaye ise girdiği ülkelere teknoloji
getirmeyi bırakın, vergi dahi vermeden işletmecilik
yapma yollarını aramaktadır. Hammadde ihracı ile
kalkınmış hiçbir ülke bulunmamaktadır.
Neslimiz 150 milyar doların üzerindeki borç ile
gelecek nesillere hiç de iyi bir miras bırakmamaktadır.
Buna bir de çevre felaketlerine yol açan yabancı
şirketler, bu şirketlere verilmiş ve uluslararası
kuruluşların garantisindeki uzun sureli ruhsatlarla
adeta işgal edilmiş bölgeler eklendiğinde torunlarımız
ve onların çocukları elbette bizi hayırla anmayacaktır.
Günümüzü kurtaralım diye yarınları satarsak, Çanakkale'de
Kocatepe'de, Dumlupınar'da bizler için kendilerini
feda edenlerin de kemikleri sızlayacaktır. Bundan
yabancı sermayeye karşı olunduğu anlamı çıkarılmamalıdır.
Ancak güçlü ekonomiler için faydalı olan yabancı
sermaye, zayıf ekonomiler için yıkıcı bir etkiye
sahiptir. Yabancı yatırımcıların fazlaca ürkek
olması nedeniyle oldukça fazla taviz istemesi
de doğası gereğidir. Bu tavizler verildiğinde
ise geleceğin ipotek edileceği açıktır. Ayrıca,
uluslararası şirketlerin, asıl sermayenin sahibi
olan ülkelerin dış politikalarının birer parçası
olduğu gerçeği de dikkatlerden ırak tutulmamalıdır.
Son zamanlarda bu tür şirketlerin bir çoğunun
devletler üstü -dolayısıyla toplumlardan bağımsız-
organizasyonların çıkarlarına hizmet eder hale
geldikleri konusu tartışılmaktadır. Global ekonomi
milli ekonomileri, global hukuk milli hukukları
ve global güçler milli güçleri tehdit etmektedir.
80 yıl sonra neslimiz bir daha, tarihi bir tercih
yapacaktır.
-
Geri -
|