Mart 2004  Sayı: 67 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   MART 2004  

“...İ’LERİN NOKTALARI YERİNE KONURSA...”

ATTİLÂ İLHAN

Şaşırmamak elde mi?

Ne zaman ‘söyleşi’nin birinde, ya da ‘zaman içinde bir yolculuk’ta (TRT/2); Gâzi’ye, ya da yakın tarihimize ait bir belge verecek olsam; onu bir soru sağanağı izliyor. Nereden aldınız?— Kim bulmuş?—, Gerçek midir?—,  Kaynağını verebilir misiniz?— vs... İşin tuhaf tarafı, soru sahiplerinin mesela Hariciye’den, Cihet-i Askeriye’den, üniversite ortamından; bir bakıma bu belgeleri, aslında gayet iyi bilmesi lazım gelen, çevrelerden olması! Nasıl oluyor da bir romancı ya da bir gazeteci Mustafa Kemal ‘fikriyatı’nı gerçek yerine oturtan, belki bazı tarih yanlışlarını düzelten, bilgileri ya da belgeleri, onlardan daha iyi bulabiliyor? Fikrimi açıkça söyleyeyim mi? Herkesin ömrü lâklâkiyatla geçiyor; kimse merak edip, doğru dürüst hiçbir konuyu araştırmıyor; araştırmış olanlar, inceleyip derinliğine inmiyor da, ondan; kısacası şahâne -bir o kadar da vahim-’ bir tembellik içindeyiz.

Örnek mi, örnek çok! Geçenlerde neyin altını çizmiştim? Devletin temel ilkelerinden Lâiklik, elbette ‘ulusal demokratik devrim’in ‘esaslarından’dı ama; Anadolu İhtilali ve İnkılabı, Gazi’nin döneminde ağırlığı ona değil, ‘Hürriyet’e ve ‘İstiklal’e, yani ‘Tam bağımsızlığa’; tek kelimeyle, Anti/Emperyalist tepkiye vermişti; Laiklik, yeni rejime karşı isyanların (Şeyh Sait, Ağrı, Dersim vs.) İngiliz dürtüsüyle, ‘irtica’ kisvesine bürünerek patlak vermesiyle meydana çıktı; yine de Anayasa’ya geçirilmesi, Gazi’nin irtihâlinin arifesinde; temel ilke haline getirilmesiyse, İnönü Cumhuriyeti’nde filandır; yani ‘tam bağımsız’ Türkiye (mazlumlar) Cumhuriyeti’nin, Batı’yla yeniden ittifakından sonra...

Üçü de ‘aynı’ cumhuriyet mi?

Sırası gelmişti de o ‘tesbiti’, yine ‘zaman içindeki bir yolculuk’ta söylemiştim: yakın tarihimizi, iki ana bölümle ele almak, galiba en doğrusu: a/ Cumhuriyet Dönemi, b/ Demokrasi Dönemi. Fikrimce, Cumhuriyet Dönemi de, kendi içinde üçe ayrılıyor: 1/ Gâzi’nin Cumhuriyeti, 2/ İnönü Cumhuriyeti, 3/ Menderes/Bayar Cumhuriyeti! Aynı cumhuriyet gibi görünseler de, üçü de birbirinden farklıdırlar:

a/ Gazi’nin Cumhuriyeti, anti emperyalist, ‘ulusal’ ve ‘mazlum’ bir halk devletidir; Batı’yla arasındaki uyuşmazlıklar bitmez, en büyük dostu Sovyetler Birliği’dir.

b/İnönü Cumhuriyeti, faşizan bir bürokrat oligarşisidir; Batı’yla ittifak yapmış, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nu delmiştir, dolayısıyla Kültür’de, (Eğitim ve Öğretim) Batı’ya kaymıştır: Yunan/Latin!

c/Menderes/Bayar Cumhuriyeti, egemen oligarşiyi, tüccar ve sanayicinin de (Burjuvazi) katılmasıyla, liberalleştirir; böylelikle kültürden sonra ekonomiyi de, Batı’nın etkisine açar; Kore Savaşı’ndan sonra bunu NATO’ya intisap, yani ‘Ulusal Savunma’nın ‘ecnebi’ye açılması izleyecektir.

Şu ufacık özet bile, yirmi yılda (1940/1960) Türkiye Cumhuriyeti’nin, nereden nereye ‘kaydırılmış’ olduğunu, göstermiyor mu? Göstermesine pekâla gösteriyor da, aslında bu farklı -farklı da lâf mı, taban tabana zıt- gelişmelerin hepsi, aynı perdenin arkasından takdim edilmemiş midir? ‘Atatürkçülük’, ya da ‘Atatürk İlke ve İnkılapları’! Cumhuriyet’in ülkemize getirdiği ne varsa, birer ikişer terk edilip, Tanzimat ya da Meşrûtiyet Osmanlısı’nın batak politikalarına dönülür; üstelik bunun Atatürkçülük olduğu iddia edilir, çocuklara okutulur.

Kim itiraza cüret eder, hele itirazını Gâzi’nin sözleri ya da metinleriyle, desteklerse, ne vatana ihaneti bırakılır, ne komünistliği, ne de mahkeme mahkeme süründürülmesi...

Peçetelerle havluları karıştırmak!..

Peki ya Demokrasi Dönemi? Neresinden bakılsa, ilginç ama insanın yüreğini ağrıtan bir dönem: her geçen gün, ‘Ulusal’ Ekonomi, Savunma ve Eğitim’in yerine; yeni/Tanzimatçı bir ‘alafrangalığın’; yani ‘ecnebi nüfuzu’nun, ya da ‘kültürsüzleşme’nin geçtiğini görüyoruz: (1960/1980) Bu dönem, Anadolu İhtilali ve İnkılabı’nın temeli üzerinde yükselmiş, anti/emperyalist, halkçı/devletçi ve laik toplum ve devlet yapısının; ‘Sistem’in dayattığı düzene yozlaştırılması çabalarını içeriyor. ‘Soğuk Savaş’, ‘Sistem’in işini son derece kolaylaştırmış, ‘Kültürsüzleştirme’ ve ‘Yabancılaştırma’ , usturuplu bir şekilde, ‘Komünizm düşmanlığı’yla perdelenerek, sürdürülmüştür.

Aynı düşmanlık, ‘İşçi Sınıfı’nı da siyaset dışı bırakıyor; böylece, klasik demokrasi yerine, iktidarın ve muhalefetin, aynı çıkarları savunduğu, benzer siyasi partiler, iktidar için çekişiyorlar; çekişme konusu da, artık ‘tam bağımsızlık’ yâni anti Emperyalizm, Mazlumların hakkı vs. değil; ya ne, yeni, daha ziyade Hıristiyanlığa ve Museviliğe aşırı hoşgörüyle yaklaşan, bir Laiklik anlayışını öne çıkarmak; bir de serbest teşebbüs ekonomisine geçiş, yani ‘ulusal ekonomi’yi, ‘ecnebi sermayesi’ne terk etmek (1980-2000) Tuhaftır ama, bu, Osmanlı Devleti’nin, Tanzimat-ı Hayriye’yi müteakip, adım adım içine itildiği, ‘inkıraz’ uçurumudur; Anadolu İhtilali, Batı Türkleri’ni bu uçurumdan kurtarırken, parolası kısa ve kesindi: ‘Ya İstiklal, ya Ölüm!—

Lütfen, i’lerin noktalarını yerli yerine koyalım; peçetelerle, havluları karıştırmayalım; hem ayıp oluyor, hem de gülünç!


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |