Mart 2004  Sayı: 67 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   MART 2004  

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Tarih

Nurettin TÜRSAN

(E) General

1. HÜCUM

KKTC’deki son genel seçimler; tek bir insana yapılan alçaklıkları, tecavüz ve hatta hakaretleri belgeleyen tarihsel bir olay oldu: Bir insana kaç örgüt saldırdı.

- Başta, her tarafa saldıran, Türkiye’nin siyasi, iktisadi bağımsızlığını hiçe sayan ABD,

- Alçaklığa örnek olan bir örgüt: AB ve diplomatları,

- Küçük Yunanistan ve onun doğurmak istediği Rum kesimi,

- Ve en acısı AB üyeliğine girmek için Türk ulusunun kutsal bağımsızlık duygularım ve Türkiye devletinin tarihsel çıkar ve kanunlarım satılığa çıkaran bazı Türkiye medyası.

Bu son örgütün tutumu, 1919-1930 arası İstanbul basınını hatırlattı. Gençler tarih okumaz1ar, biz hatırlatalım: Milli Mücadele adı altında Anadolu’yu işgal eden düşmanlarla savaşmakta olan bir avuç asker - sivil kahramanı “alçak, haydut, eşkıya” diye ilan eden ve onların idamı için “fetva” çıkarttırmaya çaba harcayan İstanbul gazeteleri: Cumhuriyet bunlardan 150 haini (13ü gazeteci) saptadı ve ülke dışına sürdü. Cumhuriyet o kadar asil bir yönetim olarak işe başladı ki bu 150 kişiye “idam ­

fetvası” çıkarttırarak, intikam almayı düşünmedi. Bunların bir kısmı İsmet İnönü’nün affıyla, Türkiye’ye döndü ve karınlarını yine temiz Türk köylüsünün buğdayı ile doyurdu. H. G. Wells, “Cihan Tarihinin Umumi Hatları” adlı eserinde, “Fatih İstanbul’u zaptettiği zaman, Bizans’ın tüm ahlaksızlıkların da tevarüs etti” diye yazar.

İstanbul’un tarihinde bu gelenek vardır: Koca Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışında onların da rolü vardır. 31 Mart 1329 büyük askeri ayaklanmasını çıkartanların başında, Derviş Vahdeti’nin Volkan adlı gazetesi vardı. 4 yıl sonra Sadrazam Mahmut Şevket Paşa’yı şehit ettirenler de onlardı.

 

2. AB HİSTERİSİ:

Türkiye Devleti, 1963 yılından bu yana, bir Avrupa Birliği histerisine kapıldı. Gelmiş, geçmiş tüm iktidarlar, siyasi partiler, siyasi liderler 40 yıldır Türk ulusunu AB’ne girmek hayaliyle meşgul ettiler. O kadar ki, devletin yaşamsal davaları, ekonomik gelişmeleri ikinci plana atıldı. İktidarların tek amacı, Türkiye’yi AB’ye sokmayı başaracak siyasi parti olmaktı. Bu yolla gelecek iktidarlarını garantileyeceklerini sandılar.

Bana göre, daha 40 yıl bekleyecekler. İşin acı tarafı 130 000 insanlı KKTC’ne de bu hastalığı bulaştırmak oldu.

Kuşkusuz, tarih boyunca Türklere yüzlerce oyun oynamış, Türkiye’yi parçalamak için büyük savaşlar açmış, yüzlerce planlar yapmış, Anadolu ortalarına kadar ordularını ilerletmiş, bir Avrupa için bu Türk histerisi, bulunmaz bir araçtır. Formül gayet basit: Kabul etmez isen AB’ye giremezsin.”

Girsen ne olacak? AB Gümrük Birliğine girdik ne oldu? Bayatlamış bir söz var: “onlar ortak, biz Pazar… Ama hala yürürlükte.

Şimdi, Kıbrıs Türk gençliği bu histeri içinde. 1963’de banyoda öldürülen çocuklu aileyi, toplu mezarları görmemiş ve okumamış bu gençlik, geleceğini AB’ne girişe bağlanmış.

Girerseniz ne olacak biliyor musunuz? Parya olacaksınız. Fransa’da 5 milyon, Almanya’da 3 milyon Müslüman var. Kaçıncı sınıf insan sayıldıklarından haberiniz var mı? Şimdi KKTC’ de türbanlı dolaşıyorsunuz. Fransa’da başınıza gelecekleri düşününüz.

AB’yi tanıyor musunuz? Bu örgütün Anayasasını hazırlayan V. Gıscard d’Estaing; “Türkiye asla AB’ye giremez” demedi mi? KKTC’yi mi alacak? Fransız dergilerinin “Afganistan tazısı” diye alay ettiği adam.

Ya AB’nin üçüncü sınıf memuru ve her gün Türkiye’ye “Kıbrıs’ı vermez isen AB’ye giremezsin” diyen Alman!

Bunlar mı sizlere gelecek sağlayacaklar?

 

3. BİRAZDA TARİH:

Rauf Denktaş’a hücumlar sırasında Milliyet Gazetesinde Hasan Pulur bir makale yazdı: Tarihten bir örnek vererek; “Mithat Paşa’yı Türk ulusu çok seviyordu, ama boğdurulduğu zaman kimse bir şey demedi” diye yazdı. Böylece beni tarihe sürükledi. 

Hiç kimse inkar edemez: Osmanlı İmparatorluğu Fatih Sultan Mehmet’in 19 kardeşini öldürtmesiyle “kardeş cinayeti” üzerine kurulmuştur. Açınız Naima Tarhi’ni; her sayfasında sadrazamlarını, valilerini, şeyhülislamlarını, vezirlerini, paşalarını idam ettiren, günahsızları cellatlara teslim eden bir devlet ile karşılaşırsınız.

            II. Abdülhamit son örnektir. Mithat Paşa’yı öldürtmesi tek olay değildir: 1877-1878 Türk-Rus-Romen Savaşında Tuna genel Komutanlığına atadığı ve 2-3 ayda bir azlettiği Serdar-ı Ekrem Abdülkerim Nadir Paşa, Macar (Halkın taktığı ad) Mehmet Ali Paşa, Büyük Türkçü ve Tarihçi Süleyman Hüsnü Paşa’ya yaptıklarını hatırlayalım. Düzmece mahkemelerde cezalandırmak, vilayetlere sürmek, azletmek ve sefalet içinde süründürmek. Bu insanlar büyük askerlerdi. Ya bu büyük savaşın iki büyük kahramanı Müşir Gazi Ahmet Muhtar ve Müşür Gazi Osman Paşa’yı 30-35 yıl Yıldız Sarayı’nda göz hapsinde tutmasına ne diyelim?

Acaba Türk devlet adamlarının kaderi mi diyelim?

NANKÖRLÜK VE HIRS

Küçük insanların tabiatında vardır: Fransız büyük inkılabında birbirlerini öldürten Danton’u, Robespiyer’i, Carnile de Moulin’i hatırlayalım.

Daha da acısı yakın tarihimizde yaşandı: Atatürk, Rauf Orbay’ı Malta sürgününden kurtardı, Türkiye Cumhuriyetinin ilk başbakanlarından yaptı. Rauf Orbay ne yaptı? Kin, kıskançlık, haset, ihtiras gözlerini o kadar karartmıştı ki 1926 İzmir suikastinden haberi olduğu halde, Atatürk’e duyurmadı ve Londra’ya kaçtı. Buna karşılık Atatürk, ona tedavi parası gönderdi.

KKTC Cumhurbaşkanının bir şansı daha var: Artık Türkiye’de “FETVA” kurumu çalışmıyor.


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |