|
ELİT VE YABANCILAŞMA
Prof. Dr. EROL MANİSALI
Türkiye’de “elit” kendi toplumuna, halkına
dayanarak gelişemiyor. Ne demek gelişemiyor?
Beklentilerine ulaşamıyor, ayakta kalamıyor.
İçerde darboğazlar var.
Halk ile elit arasında uçurum var. Gelir, ortak
dil, kültür mesafesi fazla. Türk eliti
çoğunlukla Avrupa elitinin özentisi içinde ve
onun güdümünde. Hatta bir kısmı onların ayrılmaz
bir parçası. Bir kısmı da yavaş yavaş Amerika’ya
bağlanıyor.
Uluslararası nitelik kazanmış “yerli sermaye
çevreleri”, bir kısım bürokrasi ve siyaset
çevreleri,
• hem içerde aralarında bütünleşmişler,
• hem de dışarıdakilerle bütünleşmişler.
Avrupa’da “#iç bütünleşme” esastır. Fransa’da,
Almanya’da, İspanya’da, İngiltere’de işin
ağırlık merkezini iç bütünleşme meydana getirir.
Fransız hükümeti için sanayicisini ve çiftçisini
gözetmek “kutsal bir siyasal görevdir”! Alman
sanayicileri ve büyük sermaye çevreleri, “önce
kendi hükümet ve bürokrasi çevreleri ile anlaşıp
sonra Brüksel dekilerle pazarlığı yaparlar”.
Peki, Türkiye de “niye bazı büyük sermaye
çevreleri, önce Brüksel’dekilerle veya” Schröder
ile görüşüp sonra Ankara da pazarlıklarına
başlarlar? Ulusal bütünleşme derken bunu
kastediyorum. Neden “bazı büyük sermaye
çevreleri için öncelik dış odaklardır”? Brüksel
dir, Vaşington dur?
Gelişmişlik ile azgelişmişlik arasındaki esas
ayırım galiba burada; Batı kapitalizminde, yani
iktisaden gelişmiş dünyada; ABD de olsun,
Kanada’da, Fransa’da veya Almanya’da olsun
kritik konular “#içerde” belirlenir. Çünkü
içerdeki halkın, toplumun iktisadi ve sosyal
çıkarları için bu gerekir. Hatta, demokrasinin
de kaçınılmaz bir sonucudur bu.
Türkiye de ise, at ile arabanın yeri
değişmiştir. Bazı büyük sermaye çevreleri,
“dışardakilerle daha yakındırlar”. Önce dışarıda
anlaşırlar, sonra da bu anlaşmaları içerde
uygularlar.
Yalnız sermaye çevreleri değil, sermaye
çevreleri kadar olmasa bile bazı siyasi ve
bürokratik çevreler de, önce dışarısı ile bazı
konularda anlaşıp sonra içeriye dönmeye
başladılar.
Çözülmenin başlaması...
İşte çözülme burada başlar. Ülke, ulusal
insiyatif alamaz hale gelir.
Ülkenin bir dış politikası yoktur: Çünkü
iktisadı, siyaseti, bürokrasisi, “içeride
bütünleşemeden, parça, parça dışarıdakilerle
bağlantılara girerler”. Bunlar ya ABD veya Batı
Avrupa ülkeleridir. Ancak, Batı’dakiler bizim
gibi hareket etmeyip, “#önce kendi çıkarları
doğrultusunda ulusal karar mekanizmalarını
çalıştırabildikleri için” hep onlar kazanır,
Türkiye ise kaybeder.
Pamukta, tütünde, şekerde, ulusal sanayide, dış
ticarette, istihdamda, teknolojik gelişmede,
Kıbrıs’ta, Ege’de, Kuzey Irak’ta saymakla
bitmeyen birçok şeyde...
20-30 yıl önce tanıdığım arkadaşlarım
akademisyen, gazeteci, işadamı vs. “sınıf
atlamak için” ya Brüksel’e, ya Vaşington’a, ya
bir çokuluslu şirkete gidip sırtlarını onlara
dayayarak “yükseldiler”.
Kendi halkı, insanı, toplumu ile değil “dış
odaklar ile bütünleşip onlara hizmet vermeye
başladılar”. Birkaç örnek:
1) Bazıları Vaşington veya Brüksel çevrelerinin
“muteber kişisi” oldu. Daha 10, 20 yıl veya 30
yıl önce idealizminden, kendi insanına
hizmetinden kuşkum olmayan yakın arkadaşlarımın
bazıları dış çevrelerin sözcüsü durumuna bu bazı
eski dostlarımla konuşamıyoruz, dünyaya çok ayrı
yerlerden bakıyoruz.
2) Bazıları “dışa bağımlı büyük sermayenin bir
parçası oldu”; akademisyen, gazeteci, bürokrat
kökenli eski dostlar bunlar. Bunlar için artık
Türkiye yok; toplum, işçi, çiftçi, hak, hukuk
diye bir şey yok.
Bunlar dünyaya, Bush yönetiminin baktığı gibi
bakıyorlar. Madem güçlüyüz, her istediğimizi
elde ederiz diyorlar. Veya Schröder’in gözlüğü
ile görüyorlar.
3) Bazıları da medya, eğitim, hukuk, iktisat
gibi alanlarda yabancı dev tekellere hizmet
sunuyorlar. Ve bu dev tekeller de Türkiye’yi
sömürüyorlar.
Örnekleri çok uzatabilirim. Sonuçta şu resim
çıkıyor: Elit ya da değil, iyi eğitim gören
insanımız “ancak, Türkiye aleyhine çalışan bir
sistemde (ve işte) yükselebilir hale geliyor”.
Bu çelişkinin tersine çevrilmesi,
azgelişmişlikten kurtulmak anlamına geliyor.
Yolu da ulusal politikalardan geçiyor.
-Çiftçimizi, tarımımızı geliştirecek
politikalar,
-Ulusal sanayimizi, işçi sendikalarımızı
geliştirecek politikalar,
- İktisadi ve siyasi hayatımızın, “yabancı
tekelinden çıkarılarak, ulusallaştırılmasına
yönelik politikalar”,
Eğitim sisteminde ulusal politikalar,
Ve başarabilirsek, bunlar üzerine oturtulmuş bir
toplumsal demokrasi.
‘EIit’imizin, elin uşağı, elin sözcüsü durumuna
düşmeden, kendi halkı ile yükselebileceği bir
düzenin rüyası bu. O kadar zor mu? 70 milyon
insanın yararına olan bir düzeni 70 milyon insan
neden başaramasın? Karşısındaki sadece küçük bir
azınlık; 70 milyonun nefesi bile bunları silip
süpürmeye yeter.
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |