Mart 2004  Sayı: 67 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   MART 2004  

TAM BAĞIMSIZLIK

Okt. OKTAY ÇANAKLI*

Mustafa Kemal Paşa, Mondros Mütarekesi’nden sonra gelmiş olduğu İstanbul’dan ayrılmadan önce, “ülkeyi kurtarmak” ve “yeni bir Türk Devleti” kurmayı planlamıştı. Nitekim 1927 yılında okumuş olduğu Nutuk’ta “Neyin ve kimin dokunulmazlığı için kimden ve ne gibi yardım istemek düşünülüyordu?” ve “Öyleyse sağlam ve gerçek karar ne olabilirdi?” sorularına şu veciz cevabı vermiştir; “Efendiler, bu vaziyet karşısında bir tek karar vardı. O da hakimiyet-i milliyeye müstenit, bilakaydü şart müstakil yeni bir Türk Devleti tesis etmek!”

Temel hedef belirlenmiştir; “Milli Egemenliğe” dayalı “Tam Bağımsız” yeni bir Türk Devleti kurmak. Burada karşımıza çok önemli iki ilke çıkıyor. “Milli Egemenlik” ve “Tam Bağımsızlık”. Atatürkçü Düşünce Sistemi’nde hayati bir öneme sahip olan bu temel ilkenin özünü, içeriğini, önemini kavramadan Atatürk’ün düşüncelerini koruma, yaşatma ve geliştirme imkanına sahip olamayız. O’nun göstermiş olduğu “milli kültürümüzü muasır medeniyetler seviyesi üzerine çıkarmak” hedefine tam anlamıyla ulaşamayız.

Peki nedir “Milli Egemenlik” ve “Tam Bağımsızlık” ilkelerinin içeriği. Bunun için öncelikli olarak kelime veya kavramların anlamlarına bakmak gerekiyor. Fakat maalesef ülkemizde her çeşit sözlük kullanımı yeterli olmadığı için kelime ve kavramların özüne inilemiyor ve böylece bir kavram kargaşası ve ezberci bir düşünce tarzı bireylerin önemli bir kesimine egemen oluyor. Halbuki Büyük Önder Atatürk 1932 yılında Türk Dili Tetkik Cemiyeti’ni (Türk Dil Kurumu) ve 1936’da Ankara’da Dil-Tarih, Coğrafya Fakültesi’ni kurmuştur. Ölümünden bir süre önce de mal varlığını Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumu’na bırakmıştır. Bu bilgiler bilinir ama bunların neden ve niçin kuruldukları pek bilinmez. Atatürk’ün bu alanlardaki yoğun çalışmasının nedeni; cemaat yapısından çıkmış, aydınlanmış, yurttaş ve ulus bilincinin etkili olduğu yeni bir ulus yaratmak olmuştur. Tam Bağımsızlığı ancak bu yeni ulus devam ettirebilirdi.

Sözlük anlamı ile egemen; “Yönetimini hiçbir kısıtlama veya denetime bağlı olmaksızın sürdüren bağımlı olmayan, hükümdar olan hakim” demektir. Egemenlik ise “Egemen olma durumu”dur. Siyaset kuramında ise devletin karar alma sürecinde ve düzeni sağlamada tek yönetici olması durumudur. Bir başka ifade ile mutlak ve sınırsız iktidar ilkesidir. Egemenlik kavramının devlet, bağımsızlık ve demokrasi ile yakın bağlantıları vardır.

Bağımsızlık ise, “Bir devletin başka bir devletin veya devletlerin buyurma gücüne uymadan kendi iç ve dış politikasını özgürce saptayabilmesi ve uygulaması” demektir.

Atatürk’ün tanımlamasına göre ise; “Tam bağımsızlık demek, elbette siyaset, maliye, iktisat, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve tam özgürlük demektir. Bu sayılanlardan herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulusun ve ülkenin gerçek anlamıyla bağımsızlığından yoksunluğu demektir.”

Atatürk, 17 Şubat- 4 Mart 1923 yılında Lozan Barış görüşmelerinin kesildiği bir sırada, o günün şartları içerisinde, kışın toplanmış olan İzmir (Türkiye) İktisat Kongresi’nde yapmış olduğu açış konuşmasında siyasal bağımsızlık ile iktisadi bağımsızlık arasında bağ kurmuş, Tam Bağımsızlığın ancak “Hakimiyet-i Milliye” ve “Hakimiyet-i İktisadiye” ile mümkün olacağını ifade etmiştir.

Yine bu açılış konuşmasında; “Siyasi ve askeri muzafferiyetler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadi zaferlerle tetviç edilmezse (taçlandırılmazsa) semire-i netice payidar olmaz...”diyerek çağdaşlaşma sürecinde Tam Bağımsızlığın ve onunla iç içe geçmiş olan Milli Egemenliğin önemini vurgulamıştır. 1934 yılındaki bir konuşmasında da “Asıl yükseliş iktisat sahasında olacaktır. Bu istikametteki muvaffakiyetini Türk milleti anladığı zamandır ki, en büyük zafer tecelli edecektir” demiştir.

İzmir İktisat Kongresi sırasında, İktisat Vekili olan Mahmut Esat (Bozkurt) da burada yapmış olduğu konuşmasında “Milli Egemenliği, iktisadi milli egemenlik olarak anlıyorum. Eğer böyle olmazsa o zaman milli egemenlik bir hayal olur” diyerek Milli Egemenlik ve Tam Bağımsızlık için güçlü bir ekonominin önemini ifade etmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk ve kadrosu toplumsal ve ekonomik alandaki devrimlerin gerçekleştirilmemesi durumunda siyasal devrimin sonuç vermeyeceğini biliyorlardı. Hedefe ulaşabilmek için, toplumsal yenilenmeyi gerçekleştirebilmek için ekonomik kalkınma ve eğitime çok büyük önem ve destek verilmiştir. Bilimsel, laik bir düşünce yapısına sahip, çağdaş bireyler yetiştirmek için eğitim alanında, güçlü bir ekonomi için de sanayileşme alanında köklü adımlar atılmıştır. Çağdaşlaşmayı önleyen, engel çıkartan düşünceleri ve kurumları değiştirebilmek amacıyla köklü bir zihniyet değişikliğinin gerçekleştirilmesi için de yoğun çaba harcanmıştır.

Unutulmamalıdır ki, Osmanlı Devleti özellikle Mısır’daki Kavalalı Mehmet Ali Paşa İsyanı sonrasında imzalamış olduğu “1838 Baltalimanı Ticaret Antlaşması” ve hemen sonrasında yapılan diğer ticaret antlaşmaları sonucunda yarı sömürgeleşme sürecine girmiştir. Bu süreç Kırım Harbi (1853-1856) sırasında, ilk defa alınan dış borçlar ile yaygınlaşmış ve 1881 yılında kurulan Düyun-u Umumiye’den sonra Osmanlı Devleti  tamamen Batının kontrolüne geçmiştir. Bu zaman dilimi içerisinde, zaten zayıf bir konumda olan imalat sanayisi çökmüş, yabancı sermaye bir çok alanda söz sahibi olmaya başlamıştır. Kapitülasyonlar ile Osmanlı Devleti üzerindeki uluslararası baskılar artmıştır.

Yukarıdaki bilgilerden de anlaşılacağı üzere, Osmanlı Devleti kendi sonunu hızlandıran bu ticaret antlaşmalarını imzalamayı ve kapitülasyonları genişletme zorunluluğunu, Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyanı ve savaşlar sonucunda gerekli görmüş ve gerçekleştirmiştir. Ayrıca, Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyanı Osmanlı Devleti’nin bir iç meselesi olarak ortaya çıkmış, fakat devlet bu isyanı bastıramadığı gibi, isyanın uluslararası bir sorun olmasını da engelleyememiş ve böylece bağımsızlık ve egemenliği ciddi anlamda darbe almıştır.

Osmanlı’nın, Batı’ nın ekonomik bir sömürgesi olmaktan çıkması için İttihat ve Terakki Fırkası, özellikle 1913’den sonra ekonomik alanda ciddi adımlar atmış ve “Milli İktisat” görüşünü savunmuştur. Sanayileşmeye ve Milli bir burjuva yaratılmaya çalışılmıştır. Çeşitli iç ve dış nedenlerden dolayı bu alanda kısmen başarılı olunabilmiş, ama hedeflere ulaşılamamıştır. Fakat bu çabaların sonucunda, 1918’den sonra Türk milletine dayatılmak istenen “yarı sömürge tipi köylü devleti” modelini kabul etmeyecek olan sosyal ve sınıfsal yeni güçler yaratılmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk de Milli Mücadele sonucunda kazanmış olduğu askeri zaferi, Lozan’da siyasi zaferle, İzmir’de ise ekonomik bir zaferle taçlandırmak istemiştir. Sanayileşme için gerekli olan maddi ve manevi altyapı hazırlıkları ile ilgilenildi. Çağdaş Batı dünyasının oluşumunda paha biçilmez öneme sahip olan demiryollarının Türkiye’de yaygınlaşması için çaba harcandı, çeşitli sahalarda iş yapacak olan Bankalar kuruldu. Yerli ve yabancı uzmanlara danışılarak bilimsel raporlar hazırlandı. Dokuma, maden, selüloz, seramik ve kimya fabrikaları planlanandan önce hizmete açıldı.

Atatürk’ün ifade ettiği gibi,  “Tam bağımsızlık, ancak ekonomik bağımsızlık ile mümkündür”. Peki bu ekonomik bağımsızlığı elde etmek, korumak ve geliştirmek için kime ve kimlere başvurulacak, kimlerden destek alınacaktır. İnsan kaynağını kimler oluşturacaktır. Bu soruların cevabını Mustafa Kemal Paşa daha Milli Mücadele’nin ilk günlerinde vermiştir.Sorunun cevabı, 21-22 Haziran 1919’da yayımlanan ve bağımsızlık bildirgesi niteliğinde olan Amasya Tamimi’nde şu önemli maddesinde  yer almıştır; “Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” 23 Temmuz – 7 Ağustos’da toplanan Erzurum Kongresi’nde de “Kuvay-ı milliyeyi amil ve irade-i milliyeyi hakim kılmak esastır” ile “Manda ve himaye kabul olunamaz” maddeleri yer almıştır. Bu maddelerden de anlaşılacağı üzere çözümün kaynağı dışarıda değil içerdedir, Türk milletinin kendisidir. Atatürk kendine ve Türk milletine olan güveni sayesinde ve Türk milletiyle birlikte Çağdaş, Laik, Tam Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur.

Günümüzde siyasi ve ekonomik sıkıntılarımızdan daha hızlı ve kalıcı bir şekilde kurtulabilmemize katkıda bulunması açısından bir süre için dahi olsa yakın tarihimize  tekrar bakıp, geçmişte yaşananları yeniden ve farklı açılardan değerlendirmeliyiz. Osmanlı Devleti’nin nasıl parçalanıp yıkıldığını ve Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde Milli Mücadele’nin bir çok zorluklara ve engellere rağmen nasıl başarıya ulaştığını ve Cumhuriyetin nasıl kurulduğunu hatırlamalıyız.


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |