|
İktisat Tarihinden Bir Yaprak
KUVAYi MİLLİYE’NİN MALİ YAPISI
Doç. Dr. SELİM TARLAN
Maliye Başmüfettişi
M
Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasıyla, Türkiye
için yeni bir dönem başlamıştı: Yabancı
işgalleri. Yüzyıllarca Türk egemenliği altında
bulunan ve günümüz haritalarında Avusturya,
Macaristan, Yugoslavya, Arnavutluk, Yunanistan,
Bulgaristan, Rusya, Gürcistan, Azerbaycan,
Ermenistan, İran, Irak, Kuveyt, Suriye, Lübnan,
İsrail, Ürdün, Suudi Arabistan, Yemen, Mısır,
Libya, Tunus, Fas, Cezayir olarak adlandırılan
topraklar birer birer elden çıkmış; sıra Türk’ün
öz yurduna, Anadolu’ya gelmişti.
Yabancı işgalleri, tarih boyunca sınırlardan
Başkente doğru gelişme gösterdiği halde; bu kez
yabancı bayraklar ilk önce bnaşkent İstanbul’da
kendini göstererek egemenliğin bütün yurtta sona
erdiğini ilan etmiştir. Sonra, Mondros
Mütarekesinin şu veya bu maddesini kendi
çıkarlarına göre yorumlayan galip devletler,
sınırlardan içerlere doğru çıkarlarına uygun
yerlere doğru ilerlemeye başlamışlardır.
Ateşi ve ihaneti gördük
Ve yanan gözlerimizle durduk
Bu dünyanın üzerinde.
İstanbul 1918 Teşrinlerinde,
İzmir 1919 Mayısında
Ve Manisa, Menemen, Aydın, Akhisar
Mayıs ortalarından
Haziran ortalarına kadar
Yani tütün kırma mevsimi,
Yani, arpalar biçilip
Buğdaya başlanırken
Yuvalandılar.
Adana,
Antep,
Urfa,
Maraş,
Düşmüş Dövüşüyordu...
Ateşi ve ihaneti gördük
Ve kanlı bankerler pazarında
Memleketi Alaman’a satanlar,
Yan gelip ölülerin üzerinde yatanlar
Düştüler can kaygusuna
Ve kurtarmak için başlarını halkın gazabından
Karanlığa karışarak basıp gittiler.
Yaralıydı, yorgundu, fakirdi millet,
En azılı düvellerle dövüşüyordu fakat,
Dövüşüyordu, köle olmamak için iki kat.
İki kat soyulmamak için.
13 Kasım 1920 günü, İngiliz, Fransız, İtalyan ve
Yunan savaş gemilerinden oluşan 55 parçalık bir
donanma İstanbul sularına demir atmış, karaya
asker çıkararak Osmanlı başkentinin önemli
görülen yerlerini işgal etmişlerdir.Başkent
bundan böyle, Kurtuluş Savaşı sonuna kadar 35 ay
düşman işgalinde kalacak; Kurtuluş Savaşı
başkentin dışında, Anadolu’da doğan yeni bir
başkentten, Ankara’dan yönetilecektir.
1920’nin 16 Martı,
Öğleden evvel
Saat onda
Makine başında şöyle bir telgraf aldı
Ankara’daki:
“Der-i âliyye, 16.3.1920.
İngiliz’ler bastı bu sabah
Şehzadebaşı’ndaki Muzıka karakolunu.
Müsademe edildi.
İşgal altına alıyorlar İstanbul’u şimdi.
Berayi malumat arzolunur
Manastırlı Hamdi.”
1920’nin 16 Martı.
Harbiye Nezareti telgrafhanesi buldu Ankara’yı:
“Etrafta dolaşıyor İngiliz askerleri,
Şimdi işte
İngiliz askerleri giriyorlar nezarete.
İşte giriyorlar içeri.
Nizamiye kapısına.
Teli kes.
İngilizler burdadır.”
1920’nin 16 Martı.
Manastırlı Hamdi Efendi
Buldu Ankara’dakini tekrar:
“Paşa hazretleri,
Harbiye telgrafhanesini de işgal etti İngiliz
bahriye askeri.
Tophane’yi de işgal ediyorlar bir taraftan,
Bir taraftan da zırhlılardan asker ihraç
olunuyor.
Vaziyet vehamet kesbediyor efendim.
Paşa hazretleri,
Emri devletlerine muntazırım.
16 Mart 1920
Hamdi”
1920’nin 16 Martı basıldı Vezneciler’de
karargah,
Uyan be tosunum uyan.
Üçümüzü uykuda kesti kafir,
Üçümüz: Abdullah çavuş, Şarkışla’dan Osman,
Bir de Zileli Abdülkadir.
İstanbul’un işgalinden sonra Kurtuluş Savaşı’nın
başlangıcı 19 Mayıs 1919 gününe kadar geçen
zaman içerisinde, bügünkü sınırlarlarımıza göre
4 galip devletin işgal ettikleri topraklar ve
kuvvetleri şu şekildedir:
İngilizler: İskenderun, Gaziantep, Maraş, Urfa
ve Birecik’i işgal etmişler (bu yerler daha
sonra Fransızların işgaline sahne olacaktır),
Konya tren istasyonu ile Samsun ve Merzifon’a
askeri birlik göndermişlerdir.
İngilizlerin, çoğunluğu İstanbul boğazının iki
yakasında olmak üzere 31.000 piyade, 112 top,
160 makineli tüfek gücü vardır.
Fransızlar: Dörtyol, Adana, ve Mersin’i işgal
etmişler; ayrıca Trakya’ya bir alay, Afyon
İstasyonuna bir birlik yerleştirmişlerdir.
Fransa’nın yalnızca İstanbul boğazının Rumeli
tarafında 33.000 piyade, 55 top, 91 makineli
tüfek, 39 uçak, 12 zırhlı otomobili
vardı.Güneyde de 5.000 kişilik tam teçhizatlı
bir kuvveti bulunuyordu.
İtalyanlar: Antalya, Fethiye, Marmaris, Bodrum
ve Kuşadası’nı işgal etmişler; Konya ve
Akşehir’e askeri birlik
göndermişlerdir.İstanbul’da dahil olmak üzere
bütün işgal yerlerinde toplam olarak 5.000
kişilik bir kuvvet bulunduruyorlardı.
Ateşi ve ihaneti gördük.
Murat Nehri, Canik Dağları ve Fırat,
Yeşilırmak, Kızılırmak,
Gültepe, Tibeşar Ovası,
Gördü uızun dişli İngiliz’i
Ve Aksu’yla Köpsu,
Karagöl’le Söğüt Gölü,
Ve gümüş basamaklı türbesinde yatan
Büyük, aşık ölü,
Şapkası horoz tüylü İtalyan’ı gördü.
Ve Çukurova,
Kıyısıya düzlük,
Uçurumlar, yamaçlar, dağlar kıyısıya
Ve Seyhan ve Ceyhan
Ve kara gözlü Yörük kızı,
Gördü mavi üniformalı Fransız’ı
Ve devam ettik ateşi ve ihaneti görmekte.
Eşref ve ayan ve mütehayyizanın çoğu
Ve ağalar:
Bağdasar Ağa’dan
Kellesi Büyük Mehmet Ağa’ya kadar,
Düşmanla birlik oldular.
Ve inekleri, koyunları, keçileri sürüp, götürüp,
Gelinlerin ırzına geçip,
Çocukları öldürüp
Ve istiklali yakıp yıktıkça düşman,
Dağa çıktı mavzerini, nacağını, çiftesini kapan
Ve çığ gibi çoğaldı çeteler,
Ve köylülerden paşalar görüldü,
Kara donlu köylülerden.
Ve bizim tarafa geçenler oldu,
Tunuslu ve Hindli kölelerden.
Ve Türkistanlı Hacı Ahmet,
Kısık gözleri,
Seyrek sakalı,
Hafif makineli tüfeğiyle
Dağlarda bir başına dolaştı.
Ve sabahleyin ve öğle sıcağında ve akşam üstü
Ve ayışığında ve yıldız alacasında geceleyin,
Ne zaman sıkışsa bizimkiler,
Payda oluverdi, yerden biter gibi o
Ve ateş etti
Ve düşmanı dağıttı
Ve kayboldu dağlarda yine.
Yunanlılar: İzmir ile Menemen ve Torbalı
yakınlarına kadar işgal etmişlerdi. Yunan
işgali, 19 Mayıs 1919 gününden sonra çeşitli
yönlere gelişme gösterecektir. 20 Mayıs’ta
Menemen ve Torbalı, 25 Mayıs’ta Manisa, 27
Mayıs’ta Bayındır, 28 Mayıs’ta Ayvalık, 29
Mayıs’ta Aydın ve Turgutlu, 30 Mayıs’ta Ödemiş
işgal edilecektir.Yunanlılar bir yıl yeni
işgallere kalkışmaksızın ellerindeki yerlerin
korunması ile yetinecekler, Haziran 1920’de
genel taarruza geçeceklerdir.
Ayrıca, işgal ettikleri yerlere Yunanistan’dan
120.000 dolayında göçmen getirerek yerleşecekler
ve Yunan nüfusunun Ege Bölgesi’nde artırılmasına
çalışacaklardır.
Yunan işgal kuvvetlerinin gücü, zamanla devamlı
artış gösterecektir. Kurtuluş Savaşı boyunca,
Yunan gücü ve göçmenleri, olayların akışına göre
sık sık değişmiştir.
İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan işgallerinden
arta kalan topraklarda da tam bir Türk
egemenliğinden söz etmek mümkün değildir.Zira,
işgallerden arta kalan topraklarda Rum, Ermeni
ve Yahudi azınlıkları bulunmaktadır. Çukurova ve
dolaylarında Ermeni çeteleri Fransız işgal
sınırlarını taşarak eylemlerde bulunmakta,
Trakya ve Marmara’da Rum çeteleri kol gezmekte,
Doğu Karadeniz’de Rum Pontus çeteleri
etkinliklerini sürdürmektedir. Doğu Anadolu’da
ise Erzurum’dan itibaren Ermeni çeteleri egemen
bulunmakta; Kars’ta Türklerin kurduğu Halk
Hükümeti, Ermeni baskısını göğüslemeye
çalışmaktadır..
19 Mayıs 1919 Türkiye’sinin toprak bütünlüğü
konusunda, yukarıdaki açıklamalarda da görüldüğü
gibi: Misak-i Milli sınırları içinde Akdeniz,
Ege, Trakya, Marmara, Doğu Anadolu ve Karadeniz
bölgeleri işgal altındadır. Kurtuluş Savaşı bu
bölgelerin desteğinden de yoksun kalacaktır.
Fransız gazeteci Berthe Georges-Gaulis,
Kurtuluş Savaşı sırasında, Türk Milliyetçiliği
isimli eserinde Yunanlıların İzmir’i işgalini şu
şekilde anlatmaktadır;
“Yıldırım Taarruzu: 14 Mayıs 1919 Saat 21:00’de
Koramiral Calthorpe, İzmir Garnizon Komutanına
Mondros Ateşkes Antlaşmasının 7. maddesi
gereğince, şehrin müttefik kuvvetler tarafından
işgal edileceğini haber veriyordu. Bundan iki
saat sonra saat 23:00’de gönderdiği yeni bir
notada ise, barış konferansı kararı gereğince
Yunan Askeri Birliklerinin İzmir’i işgal
edecekleri bildirilmekteydi.
Yıldırım, tam İzmir’in sakinleştiği ekonomik
hayatın canlanmaya başladığı zamana düştü. İzmir
ve Aydın ili, dünya savaşını çok özel şartlar
içinde geçirmişlerdi. Rumlar ve Müslümanlar,
gizli bir anlaşma ile Almanlara hiçbir müdahale
nedeni yaratmamışlardı.
Anlaşma imzalanır imzalanmaz da her şeyin
normale dönmesi pek kolay olmuştu.
Müttefiklerin bu garip kararı –daha doğrusu
M.Lloyd George’un- her şeyi altüst etti. O güne
kadar ılımlı ve sakin bir davranış örneği vermiş
olan Türkler, ilk önce şöyle düşündüler: “
Müttefiklerin her dediğini kabul edebiliriz,
yalnız onların bize baskı yapmak için
Yunanlıları görevlendirmesi, ayakların baş
olması, gerçekten her şeyin sonu olur. Biz büyük
bir hata işledik, bunu biliyoruz; büyük
devletlerin bizi cezalandırmak isteyeceklerini
de biliyorduk; ancak Yunan egemenliği kabul
edemeyiz, Yunanlıları asla.”
Gerçekten, bundan daha ağır bir hata
işlenemezdi. Ve bu, yapılan tahriklerin en
kötüsüydü....
Yunanlılar, özellikle çok nazik olan bu
operasyonu acaba nasıl başaracaklardı? Ülkenin
idaresini ele alırken nasıl bir tutum ve
davranış içinde olacaklardı?
Amiral Calthorpe’un dediği gibi, 15 Mayıs saat
07:00’de Averoff ve Limnos zırhlıları,
peşlerinde birçok nakliye gemileri olduğu halde
İzmir limanında demirlediler. Albay Zaphiriote
kumandasındaki Yunan birlikleri karaya çıkmaya
başladılar.Bu birlikler, bir Efzun Alayı ile
40’ncı ve 50’nci piyade alaylarından oluşuyordu.
Bunlardan önce, birkaç küçük deniz birliği, Türk
komutana yapılan bildirideki şartların yerine
getirilip getirilmediğini, Türk askerlerinin
kışlalarında kalıp kalmadığını kontrol için
karaya çıkmıştı. Yalnız Türk liman polislerinin
yerlerinde kalmalarına müsaade edilmişti. Bu
arada İngilizlerde posta ve telgrafhanenin
bulunduğu binayı işgal ettiler. Amiral Calthorpe,
müttefik devletler savaş gemilerinin şehrin
asayişini sağlayacağını bildirdi.
Saat 11:00’de Yunan birlikleri İzmir’e çıktı.
Ortalıkta derin bir sessizlik vardı. Yunan
askerleri, etraflarında silahlı sivillerin de
bulunduğu uzun bir yürüyüş kolu teşkil ettiler.
Bütün bunlar ve bundan sonra yazacaklarımdaki
haber ve ayrıntılar, yüksek rütbeli Fransız
subaylarının not defterinden alınmıştır.
Zito Venizelos
Yürüyüş kolunun önünde kocaman bir Yunan
bayrağı vardı. Herkes çılgınca “ Zito Venizelos”
diye bağırıyor, sancaktar da bayrağı sallıyordu.
Gösteri yapanlar, gürültüden gitgide kendilerini
kaybettiler. Böylece, içinde fazla sayıda Türk
askerinin bulunduğu büyük kışlanın önüne
geldiler. Binada, silah altına yeni alınmış
yedek subaylar, 56’ncı Süvari Alayı Subayları,
acele ve düşüncesizce verilen bir emir üzerine
toplanmış başka birçok subay vardı. Bunlar,
herhangi bir taşkınlığa sebep olmamak ve
kolayca suçlanmalarına bahane yaratmamak için
kendi istekleriyle silahlarını teslim ettiler.
Sinirli, kederli ve yaptıkları bu gereksiz
fedakarlıktan dolayı şimdiden pişman olmuş bu
savunmasız insanlar birbirlerine sokulmuşlardı.
Bu sırada kışladan, tahrikçi bir Yunan ajanı
tarafından patlatılan bir tabanca sesi ortalığı
çınlattı. Bu beklenen bir işaretti. Bunun
üzerine Yunan askerleri binanın karşısında mevzi
aldılar ve bir ateş başladı. Ateşe Yunan
makineli tüfekleri de katıldı.
Kışlanın içinde camlar kırıldı, ölü ve yaralılar
yerlere serildi. Anlatılamayacak bir panik
içerisinde silahsız insanlar koridorlara
yığıldılar. Neden sonra, birkaç subay kuşatma
birliklerini yatıştırabildiler. Önce içlerinden
biri arkadaşlarını ikna etmiş, hepside onu
dinlemiş, o da elinde beyaz bir bezle görüşmeci
olarak kışladan çıkmıştır, fakat derhal
süngülendi ve yere yıkıldı. Daha sonra Türk
komutan çıktı, ateş devam etti, ancak yavaş
yavaş azaldı. Tehditler ve küfürler arasında,
Türk komutanı bazı emirler verdi. Türk subay ve
erleri kışlayı terk edecekler ve derhal gemilere
bineceklerdi. Çıkış başladı, ayakta
yürüyebilecek durumdaki yaralılar arkadaşlarının
yardımı ile kafileye katıldılar. Silahlı
komiteciler ile askerler etraflırını sarmış
olarak limana doğru yürümeye başladılar.
Şehirdeki Rumlar da dindaşlarının
kışkırdtmasıyla heyecana gelerek toplanmışlardı.
Haakeretler, tecavüz ve cinayetler başladı. Türk
subayları tüfek dipçikleri ve süngülerle
hırpalandılar, üstleri arandı ve soyuldular.
Komiteciler, büyük bir hırsla bunların
mendilleri ile feslerini aldılar, fesler
yırtıldı ve ayaklar altında çiğnendi. Bu her
Müslüman için büyük hakaretti.
yunan subayları bunları alkışladılar, kalabalık
bağırmak ve vurmaktan yorulunca küfürler
edilmeye başlandı. Türk subayları iki sıralı
saldırganlar arasında yavaş yavaş yürümeye
zorlandılar. Perişan kafile nihayet liman önünde
durdu. Ölü ve yaralılar yolda bıkarılmıştı.
Hayatta kalan ve oraya kadar gelmiş olanlara da
bu sefer Patris kurvazöründen destroyerlerden,
İzmir’deki Yunan bankasından ve civardaki Rum
evlerinden ateş açıldı. Yunanlı denizciler Türk
subaylarına gülüşerek nişan alıyorlardı. 30’dan
fazla subay vurularak, binecekleri geminin
önündeki rıhtıma düştü, geri kalanlar da türlü
hakaretlerle bindikleri geminin ambarına,
hayvanlarla beraber tıkıldılar.
İzmir’de Yunan işgali işte böyle başladı.
Önceden söylediğimiz gibi, bu kısa cümleler, bu
kötü durumu büyük bir öfkeyle seyreden
bizimkiler tarafından kaleme alınmıştır.” (Berthe
Georges-Gaulis)
Amiral Bristol Raporu
İzmir yöresinin işgali sırasında, Yunanlıların
yaptıkalrı saldırı ve zulümler, Avrupa
kamuoyunda Türkler lehine başlamış olan düşünce,
her gün biraz daha gelişti. Bir yandan da
Avrupa’nın bu bölgedeki ticari ve ekonomik
çıkarları sarsılmaya başlamıştı. Yunan zulmünün
heryerde duyulması, Türkler lehine bir
kamuoyunun oluşması ve milli direnişin giderek
gelişmesi üzerine gerçeklere sırt çevirmiş büyük
devletler, bu tavırlarının zararlı olacağını
düşünerek bölgeye bir komisyon göndermeye karar
verdiler. Amiral Bristol başkanlığında kurulan
komisyon, yaptığı soruşturma sonunda bir rapor
hazırladı.
Raporda:
-Hıristiyan halkın güvenliğinin tehlikede
olduğuna dair Barış Konferansına yanlış bilgi
verilmiştir.
- Yunan ordusunun İzmir’e çıkmasıyla buradaki
asayiş bozulmuştur.
- Türk Hükümeti’nin işgale karşı tepkisi
olmamış, bazı Türklerin direnişi olmuştur.
- İşgal ordusunun tavrı Müslüman halkın
heyecanını tahrik etmekte ve duygularını
incitmektedir.
- İçinde subayların da bulunduğu Müslüman
esirlerin eşyaları çalınmış ve “yaşasın
Venizelos” diye bağırmaya zorlanmıştır.
- İşgalin ilk günü çok sayıda müslüman
tutuklanarak hapse atılmış, kendilerine ve
evlerine saldırılmıştır. kadınlara tecavüz
edilmiş ve çoğu öldürülmüştür.
- Rum halkı, Yunan askerleri ile birleşerek Türk
evlerini soymaya başlamış, çiftlikleri
yağmalamıştır.
- Aydın ilinin işgali, çok acı verici
boyutlardadır.
- Menemen’de Yunan askerleri, savunmasız
Türkleri sebepsiz öldürmüşlerdir, gibi esaslar
belirtilmiştir.
Türk Kurtuluş Savaşı Açısından Bristol Raporu:
Batı Anadolu’da yapılan katliamların
sorumluluğunun Yunanlılara ait olduğu ilk kez
belirtilmiştir. Yunan ordusunun Batı Anadolu’yu
terk etmesi ve güvenliğin sağlanması için
bölgeye İtilaf Kuvvetlerinin yerleştirilmesi
görüşü ortaya çıkmıştır. İzmir bölgesinin
milliyet prensiplerine göre, Yunanistan’a
katılmasının söz konusu olmayacağı söylenmiştir.
Çünkü, bu yerlerde Türk çoğunluğu egemendir.
Rapor Rum ve Yunan iddialarının tamamen asılsız
olduğunu göstermiş ve dünya kamuoyuna bölgedeki
işgal kuvvetlerinin geri çekilmesi gerektiğini
söylemiştir. Raporun en önemli özelliği ise,
yöreden Yunanlıların yaptığı hareketin
güvenlikamacından ziyade işgal niteliği
taşıdığını ve bunu bütün dünyaya göstermesidir.
Kardeşim,
Sana bu mektubu Ankara’da Kuyulu Kahve’de
yazıyorum.
Hep aynı Anadolu havalarını çalıyor gramofon
kocaman bir boru çiçeğine benzeyen ağzıyla.
Dışarda yağmur...
mektepten istifa ettim.
Cepheye gidiyorum ihtiyat zabitliğiyle.
Çocuklarımıza Türkçe okutmak,
Öğretmek, sevdirmek onlara
Dünyanın en diri, en taze dillerinden birini,
Kendi dillerini,
Güzel şey,
Büyük şey.
Fakat bu dilin insanları için çakmak çalmak
cephede,
Daha büyük
Daha güzel.
Biliyorum;
İş bölümünden bahsedeceksin.
Fakat, Ankara’da çocuklara ders vermek,
Bozkırda ateş hattına girmek
Haksız ve hazin bir iş bölümü.
Öyle günlerde yaşıyoruz ki
Ben bir iş yapabildim diyebilmek için:
Hep alnının ortasında duyacaksın ölümü.
Bak, tam sana bunları yazarken
Asker geçiyor sokaktan;
Yağmurda harap postallarının meşinini ıslatarak
Meclis’in önüne doğru iniyorlar,
İstasyona gidecekler.
Ve türkü söylerken, hernedense her zaman yaptığı
gibi,
Sesini incelterek marş okuyor genç Türk köylüsü:
“Ankara’nın taşına bak,
Gözlerimin yaşına bak...”
Yüzleri mühim, dalgın ve yorgun,
Tıraşları uzamış biraz.
Elleri büyük ve esmer.
Ela gözlüler, kara gözlüler, mavi gözlüler.
Yine birdenbire Yunus Emre geldi aklıma.
Başka türlü anlıyorum ben Yunus’u:
Bence onda bütün bir devir dile gelmiş Türk
köylüsü:
Öte dünyaya dair değil,
Bu dünyaya dair kaygılarıyla...
Bir şiir yazdım,
Garip bir şiir,
“Türk Köylüsü” diye.
Bir tuhaf mı oluyor böyle günlerde şiir yazmak?
Her ne hal ise, hoşça kal, gözlerinden öperim.
Kardeşin
Nureddin Eşfak
Kuvayi Milliye birliklerinin gelirlerinin
sağlanmasında ve iaşe işlerinde bazı
düzensizlikler ve halkı üzen haksızlıklar
olmasını, bir dereceye kadar normal karşılamak
gerekmektedir. Bu tür aksaklıklar, geniş çapta
bir örgütlenme olmaksızın doğrudan doğruya
halktan doğan bütün hareketlerde görülmektedir.
Aksaklıkların birçok konuda önlenemeyecek kadar
çoğalması, birçok halk hareketinin anarşiye
dönüşmesine ve başarısız sonuçlanmasına yol
açmıştır. Oysa, Kuvayi Milliye’nin aksayan
yönleri, hiçbir zaman büyük bir karamsarlık
yaratacak dereceye ulaşmamıştır. O günlerin
koşulları altında, halkın bundan daha iyi
savaşçı birlikler ortaya çıkarabileceğine
inanmak ta mümkün değildir. Bütün aksak
taraflarına rağmen, Kuvayi Milliye görevini
yerine getirmiş, çoğu zaman kendinden beklenenin
ötesinde başarılı savaşlar vermiştir. İleride
inceleneceği üzere, Kuvayi Milliye’nin
doğuşundan iki buçuk ayl sonra toplanmaya
başlanan kongrelerle bazı halk kuruluşları
ortaya çıkacak, örgütler kurulacak ve mali düzen
kurulmaya çalışılacaktır.
Ayrıca belirtelim ki, Kuvayi Milliye ayakta
tutulmağa çalışılırken, gönüllü bulunmasında ve
eksilen kadronun tamamlanmasında fazla güçlük
onun beslenmesinde, gelir kaynaklarının
sağlanmasında, kısaca maliyetinin
karşılanmasındadır.
İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali üzerine,
bütünTürkiye’de işgali kınamak ve direnişe
geçmek için halk tarafından çeşitli kuruluşlar
kurulduğuna tanık oluyoruz. Genellikle
“Müdafaa-i Hukuk” ve “Reddi İlhak” dernekleri
gib iortak adlar alan bu halk kuruluşları,
zamanla bölgleer arası işbirliği yoluyla, daha
geniş kapsamlı kuruluşlara yönelmişlerdir.
“Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” en
üst düzeyde bir halk kuruluş olarak ortaya
çıkmıştır.
İzmir’in işgalini izleyen günlerde Ege
Bölgesi’nde yer yer Halk kuruluşları ve Kuvayi
Milliye birlikleri kurulmuş, Yunanlılara karşı
silahlı direnme başlamıştı. Soma, Kırkağaç,
Ayvalık ve Akhisar ceplerinin bağlı bulunduğu
Balıkesir Reddi İlhak Cemiyeti sürekli bir
direnişi gerçekleştirebilmek ve Kuvayi
Milliye’nin mali işlerini bir düzene
kavuşturabilmek amacıyla Balıkesir’de bir kongre
toplanmasını kararlaştırmıştır.
Balıkesir Kongresinin Mali Kararları:
Balıkesir Kongresi, Yunan işgalinin
başlamasından iki buçuk ay sonra ve 26-30 Temmuz
1919 günleri arasında Balıkesir’de toplanmıştır.
Beş gün süren kongreye direnişe kararlı bir
ulusun demokratik yöntemle ve hak oyu ile
örgütlenme arzusunun hakim olduğu sezilmektedir.
Dikkatle incelendiğinde, o günlerin koşulları
altında oldukça ayrıntılı ve amaca uygun
kararlaralındığı görülmektedir. Alınan
kararların gerek yönetim ve gerekse mali yönden
sağlam esaslara dayanmış olmasında, hiç
kuşkusuz, kongreye başkanlıkyapmış bulunan
tecrübeli yönetici Hacim Muhittin Bey’in ve o
günlerde Balıkesir’de bulunan Maliye
Müfettişleri Muvaffak, İhsan ve Muhtar Beylerin
rolleri büyüktür.
AHMET MUVAFFAK MENEMENCİOĞLU
Hazine-i Celile-i Maliye Tahsilat dairesi Müdürü
Rıfat Bey’in oğludur. 1884 (1330) yılında
İstanbul’da doğmuş, Selanik Yadigar-i Terakki
Mektebinde öğrenim yapmıştır.
29.12.1908 tarihinde açılan sınavı kazanarak
Maliye Müfettiş Muavinliğine tayin edilmesine
takiben Fransız Maliye Teftiş Kurul’na staja
gönderilmiş, dönüşünde, Aralık 1909’da, Dördüncü
Sınıf Mileyi Müfettişliğine tayin edilmiştir.
12.01.1920 tarihide Kuruldan ayrılarak Saruhan
Mebusluğu, daha sonra da, Emlak ve Eytam Bankası
Murakkıplığı (1941), Milli Piyango Murakıplığı
(1943), Anadolu Ajansı Umumu Müdürlüğü (1944)
yapmış; 1969 yılında vefat etmiştir.
“Fahri Maliye Müfettişi” unvanına sahip idi.
AHMET MUHTAR
Şam Darülmuallimi Muallimlerinden Veliyettin
Beyin oğludur. 1883 (1229) yılında Rodos’ta
doğmuş. Şam Mülkiye İdadisi ve Galatasaray
Sultanisinde Öğrenim yapmıştır.
29.12.1908 tarihinde açılan sınavı kazanarak
Maliye Müfettiş Muavinliğine tayin edilmesini
takiben Fransız Maliye Teftiş Kuruluna staja
gönderilmiş, dönüşünde, Aralık 1909’da, Dördüncü
Sınıf Maliye Müfettişliğine tayin edilmiş;
28.02.1922 tarihinde kuruldan ayrılmıştır.
İngilizce, Fransızca Ve Arapça bilmekte idi.
AHMET İHSAN KORAL
Divanı Muhasebat Azası İsmet Rıfat Bey’in
oğludur. 1884 (1300) yılında İstanbul’da
doğmuş, yılında İstanbul’da doğmuş, Kudüsü
Şerif İdadi Mülkisi’nde okumuştur.
Teftiş Kuruluna 01.10.1909 tarihide sınavla
Müfettiş Muavini olarak girmiş; 1920 yılında
ayrılarak 1921 yılında yeniden dahil olmuş;
1925’de Kuruldan tekrar ayrılarak Taahhüdat
Murakıplığı, Sanayi ve Maadin Bankası Meclisi
İdare Azalığı, Gümrükler Umum Müdürlüğü, Borsa
ve Osmanlı Bankası Komiserlii görevlerini ifa
etmiş; 01.08.1949 tarihined emekliye
ayrılmıştır.
Fransızca ve Arapça bilmekte ve “Fahri Maliye
Müfettişi” ünvanına sahip bulunmakta idi.
Balıkesir kongresi kararları, hem Kuvayi
Milliye’nin düzene sokulması için atılan ilk
adım olması, hem de daha sonra toplanan
Alaşehir, Nazilli ve İzmir Şimal Mıntıkası
Kuvayi Milliye Heyeti Umumiye Kongrelerine temel
teşkil etmesi nedeniyle büyük önem taşımaktadır.
Bu nedenle, Balıkesir Kongresi kararlarının
tümünü günümüz diliyle sunmayı yararlı
bulmaktayız.
“Balıkesir’de Yunan tecavüzlerine karşı
savunmaları ve mücadeleri birleştirmek ve tespit
etmek üzere 26 Temmuz 1919 günü toplanan Milli
Kongre aşağıdaki kararları almıştır:
MADDE 1. Balıkesir ilçesi adına delege Hacim
Muhittin, Mehmet Vehbi, Sabri Keçecizade Hafız
Mehmet Emin, Yırcalızade Şükrü, Arabacızade Hacı
Hafız Mehmet , Kunduracı Nuri, Basribeyzade
Şevki, Gönenli Osman, Keşkekzade Hacı Baha,
Barutçuzade Süleyman; Barındırma adına Yapla
Sezai, Rıza; Burhaniye adına İbrahim; Kepsut
Bucağı adına Basri, Hafız Arif, Şamlı Bucağı
adına Hafız Mehmet, İvrindi Bucağı adına Hafız
Hamid, Mehmet; Bigadiç Bucağı adına Emirzade
Ali, Azazade Mustafa; konak pınarı Bucağı adıa
Lütfü Bey ve efendilerden kurulmuştur.
MADDE 2. Kongre müzakereleri devam ettiği sürece
başkanlığa Hacim muhhittin Bey, katipliklere
Abdulgafur ve Hasan Efendiler, başkan
vekilliklerine Vehbi ve Sabri Beyler
seçilmişlerdir.
MADDE 3. Kongremiz hiçbir siyasal parti ile
ilgilenmemekle beraber çetecilikten nefret eder
ve düzenli örgütle Yunanlıları Anadolu ‘dan
kovmağa kararlıdır.
MADDE 4. Kongrenin amacı yurdun kurtuluşudur.
Her ne şekide olursa olsun siyasetle uğraşmayı
nefretle reddeder.
MADDE 5. Kongre, müzakereleri devam ettiği
sürece sabahları 9’dan 12’ye 2 saat aradan sonra
14’den 17’ye kadar her gün toplanmayı kabul
etmiştir.
MADDE 6. “Redd-i İlhak” deyimi mevcut duruma
göre yetersiz olduğundan, bu deyimin “Hareket-i
Milliye Redd-i İlhak Heyeti” şekline çevrilmesi
uygun görülmüştür.
MADDE 7. Yunan’a karşı mücadele devam ettiği
sürec emilli seferberlik genel olup herkes vatan
hizmeti ile yükümlüdür. Yalnız, şimdilik bazı
bölgelerde silah altına alınan çeşitli
duğumlular görevde kalmak şartıyla, 1884’den
1893’e kadar ve gerekli durumlarda diğer
doğumlular da sıra ile silah altına alınacaktır.
MADDE 8. Merkez livada (Balıkesir’de) olduğu
gibi ilçelerde de Teşkilat Maliye, Levazım
Kurulları kurulacak, ilçe ve bucaklardan
gönderilen silah altına alınanların giderleri
dahasonra genel giderlerden düşülmek üzere ilçe
ve bucaklara ait olacak, başlarında eşraftan bir
kişi bulunacak ve cephede silah altına
alınanlarla beraber kalacaktır.
MADDE 9. Amaca varmak için bütün mücadeleyi
birleştirmek izlemek üzere bir Merkez Kurulu
kurulmuş ve görevleri belirtilmiştir.
MADDE 10. Merkez Kurul’da kalacak üyelerin
seçiminden önce bölgelre eayırma usulü
düşünülmüş ve Balıkesir, Ayvalık, Bandırma,
Akhisar, Soma olmak üzere 5 bölgeye ayrılarak;
Balıkesir’den 2, diğer bölgelerden birer kişinin
seçilmesi kararlaştırılmıştır.
MADDE 11. Yapılan seçim sonucunda, Merkez
Kurul’na Balıkesir adına Hacim Muhittin,
Yörükzade İbrahim; Bandırma adına Gönenli Osman,
Ayvalık adına Vasıf, Akhisar adına Kamil, Soma
adına Hafız Osman Bey ve efendiler üye;
Balıkesir adına Şükrü, Hacı Baha, Bandırma adına
Ömer, Ayvalık adına Hoca Mehmet, Akhisar adına
Sındırgılı Azmi, Soma adına Niyazizade Hüseyin
Bey ve efendiler yedek seçilmişlerdir.
MADDE 12. Merkez Kurulu’nun görevleri aşağıdaki
gibi kararlaştırılmıştır:
1) Bölgesel ve mahalli kurullar, Kongrece kabul
edilen şekildeki çalışmalarında bağımsız ve
Merkez Kurulunun denetimine tabidirler.
2) Bölgeler ve ilçeler çözümleyemedikleri
konularda Merkez Kurulu’nun yardımına
başvururlar.
3) İlçelerin yüklenecekleri geiderler bir bütçe
konusu olup, çözümü ve yönetimi Kongreye aittir.
4) Askere alma ve toplamada mevcut bölgelerin
şimdiye kadar yaptıkları işlemlere karışamaz.
5) Mevcut bölgeler dışındaki yerlerin Milli
Mücadele’ye katılmaları için Merkez Kurulu
çalışmalar yapacaktır.
6) Bölgelerden diğerine gönderilme ve iaşesine
Merkez Kurulu aracılık yapar.
7) Merkez Kurulu, haber alınan ve vuku bulan
Yunan zulmünü medeni dünyanın bakışları önüne
serme işin de yüklenecektir.
MADDE 13. Cephelerdeki bütün askerlerin
yedirilme, giydirilme ve hastalıklarının
tedavisi, teçhizatlarının tamamlanması ve yedek
bölükler bulundurulması konuları düşünüp
zamanında hizmetinyürütülmesi için cephe
karargahları gerilerinde bu işlerle görevli
birer Menzil Müfettişliği bulundurulması uygun
görülmüştür.
MADDE 14. Genel giderlerin her yerin büyüklük ve
zenginliği oranında bölünmesi uygun görülmüş ve
genel giderlerin %21’ine Balıkesir’in %17’sine
Edremit’in, %7’sine Burhaniye’nin, %4’üne
Balya’nın, %10’una Bandırma’nın, %6’sına
Gönen’in, %4’üne Sındırgı’nın, %4’üne Gördes’in,
%5’ine Soma’nın, %2’sine Bergama’nın katılması
kararlaştırılmıştır.
MADDE 15. Menzil örgütü Ayvalık, Soma ve Akhisar
cephelerinde olaca ve bunlardan Ayvalık “1” ,
Bergama ve soma “2” ve Akhisar “3” numaralı
Menzil Müfettişliği adını alacaktır.
MADDE 16. Subaylara ve erlere verilecek maaş ve
ikramiye, bölgelerin takdir ve yetkisine
bırakılmıştır.
MADDE 17. Hububat ve yiyecek maddelerinin
İzmir’e gönderilmesinin önlenmesi için gerekli
tedbirlerin alınması ile Merkez Kurulu
yetkilidir.
MADDE 18. Kongrenin bitiminde, Kongrenin ne
amaçla toplandığı hakkında Padişah’a,
Başbakanlık Makamı’na ve İşgal kuvvetleri Siyasi
Temsilcilerine birer telgraf çekilmesi
kararlaştırıltı.
MADDE 19. Kongrenin toplanma amacı hakkında bir
bildiri düzenlenmesi ve uygun yerlere
gönderilmesi ve asılması yerinde bulundu.
MADDE 20. Şehit olanların ailelerine ve
yaralılara verilecek hediyelerin miktar ve
derecesi mahalli örgütün takdirine
bırakılmıştır.
MADDE 21. Kongrenin açılışını telgrafla kutlayan
Soma Komutanı Hulusi Bey’e teşekkür telgrafı
çekilmesi kararlaştırıldı.
MADDE 22. Hareket-i Milliye Redd-İ İlhak heyeti”
adıyla düzenlenecek mühürlerin ek tipte Merkez
Kurulu tarafından yaptırılarak ilgili yerlere
gönderilmesi kabul edildi.
MADDE 23. Her ilçe kurulu göndereceği komutan ve
erlere birer belge verecektir. Bundan dolayı,
komutanlar milli orduya girecek olan subaylardan
ve erlerden belgesiz olanları kabul etmeyecek,
belgelerde almış oldukları eşya ve paranın
miktarı yazılı olacaktır.
MADDE 24. Merkez Kurulunun hesaplarını tutmak ve
işlemlerini yürütmek için yeteri kadar sayman ve
memur çalıştırılması ve bunlara verilecek maaşın
miktarının tayini konusu, Merkez Kurulunun
yetkileri arasındadır.
MADDE 25. Halkın elinde bulunan silahların
toplanması ilke olarak kabul edilmiştir. Yalnız,
bazı yerlerin özellikleri göz önünde tutularak
yapılacık işlemler mahalli kurulların yönetimine
bırakılmıştır.
MADDE 26. Yunanlılarla hiçbir şekilde görüşme
yapılmaması uygun görülmüştür.
MADDE 27. Yunanlıları ülkemizinher yerinden
kovuncaya kadar savaşa devam etmek, görevlerin
en önde geleni olarak kabul edilmiştir.
MADDE 28. Vatan hizmetine çağırılıp da gelmemek
için kaçanlarla cepheden kaçanların ailelerine
dokunulmamak şartıyla kendileri bölgeden n
çıkarılacak ve mümkün olursa Yunan tarafına
gönderilecektir.
MADDE 29. Kongre, eylül ayı başında 100 kişilik
olmak ve her bölgenin vereceği paranın yüzdesi
oranında üyü katılmak üzere yeniden
toplanacaktır.”
TÜRK KÖYLÜSÜ
Topraktan öğrenip
Kitapsız bilendir.
Hoca Nasreddin gibi ağlayan
Bayburtlu Zihni gibi gülendir.
Ferhad’dır
Kerem’dir
Ve Keloğlan’dır.
Yol görünür onun garip serine,
Analar, babalar umudu keser,
Kahbe felek ona eder oyunu.
Çarşamba’yı sel alır,
Bir yar sever
El alır,
Kanadı kırılır
Çölerde kalır,
Ölmeden mezara koyarlar onu.
O, “Yûnusu biçâredir
Baştan ayağa yâredir”,
Ağu içer su yerine.
Fakat bir kere bir dert anlayan düşmeye görsün
önlerine
Ve bir kere vakt erişip
“Gayrık yeter!...”
Demesinler
Bunu bir dediler mi,
“İsrafil surunu urur,
Mahlukat yerinden durur”
Toprağın nabzı başlar
Onun nabızlarında atmağa
Ne kendi nefsini korur,
Ne düşmanı kayırır,
“Dağları yırtıp ayırır,
Kayaları kesip yol eyler âbıhayat akıtmağa...”
Görülüyor ki, Balıkesir Kongresi yönetim ve mali
yönlerden oldukça ayrıntılı kararlar almış,
Kuvayi Milliye’nin bir halk ordusu biçiminde
ortaya çıkışına öncülük yapmıştır. Kongre
kararlarının 7. maddesi ile Yunanlılarla
mücadele devam ettiği sürece genel seferberlik
durumunun mevcut olduğu ve herkesin vatan
hizmeti ile yükümlü bulunduğu kabul edilmiş,
belirli doğumlu erkeklerin silah altına alınması
kararlaştırılmıştır.
Ayrıca, köklü bir örgütlenmeye gidildiği dikkati
çekmektedir. Balıkesir’de ve ilçelerde Teşkilat,
Maliye ve Levazım Kurulları kurulmakta, silah
altına alınanların giderlerinin daha sonra genel
giderden düşülmek üzere ilçe ve bucaklarca
karşılanması yoluna gidilmektedir. (Madde: 8)
Bütün ilçelerin Teşkilat, Maliye ve Levazım
Kurallarının üstünde yol gösterme, denetleme ve
işbirliği sağlama gibi görevlerle yüklü “Merkez
Kurul” kurulmaktadır. (Madde: 9, 10, 11, 12 ve
13)
Cephelerdeki savaşçıların yedirilme, giydirilme,
tedavi ve ikmali hizmetleri cephe karargahları
gerisinde kurulan “Menzil Müfettişlikleri”
tarafından yürütülecektir.
Balıkesir Kongresi, kuvayi Milliye’ye mali
kaynakların sağlanmasını, ikili bir sisteme
bağlamıştır. Önce Kuvayi Milliye birliklerine en
yakın olan ve örgütlenmenin en alt düzeyinde
bulunan ilçe Teşkilat, Maliye ve Levazım
kuralları, kendilerine bağlı olan Kuvayi Milliye
birliklerinin giderlerini karşılayacak, yapılan
giderler daha sonra genel giderlerden
düşülecektir. (Madde 8)
Genel giderlerin, her yerin büyüklük ve
zenginliği oranında bölünmesi esasının
uygulanmasının, ileri bir mali prensip olduğunu
kabul etmek gerekmektedir. (Madde: 14) Böylece,
Kuvayi Milliye’nin bütün giderlerinin cephelere
yakın ilçelere yüklenmesi önlenmekte, giderlerin
her yerin büyüklük ve zenginlikleri oranında
bölünmesinin benimsenme ilkesi, ile de sosyal
adalet sağlanmış olmaktadır. Günümüzün
vergilendirme ve kamu harcamaları ilkeleri göz
önünde tutulduğunda, alınan mali kararların o
günlerin koşullarına göre yerinde ve çağdaş
ilkeler uygun biçimde bulunduğunu kabul etmek
gerekmektedir. Balıkesir Kongresi kararlarının
uygulanacağı il ve ilçelerin büyüklük ve
zenginlikleri belirli ölçülere göre tespit
edilmiş, kongreye katılan delegelerin oybirliği
ile genel giderlere katılma oranları
ayrıntılarıyla önceden kararlaştırılmıştır.
(Madde: 14)
Kongre, günün koşullarına uygun olarak,
harcamaların miktarını kesinlikle tespit
etmekten kaçınmış ve bunu mahalli kurulların
takdirine bırakmıştır. Subaylara, erlere ve
hesapların tutulması ile görevli sayman ve
memurlara verilecek aylıkların miktarı, ilgili
kurullarca tespit edilmiştir. (Madde: 16 ve 24)
Ayrıca bir sosyal transfer niteliğinde olan
şehitlerin ailelerine ve yaralılara verilecek
hediyelerin miktar ve derecesinin takdiri de
mahalli kurullarca bırakılmış bulunmaktadır.
Balıkesir Kongresi’nin, halkın elindeki
silahların toplanmasına karar vermesi,
genişleyen cepheler için gerekli yeni
savaşçılara silah bulma isteğine dayanmaktadır.
(Madde: 25) Kuvayi Milliye birlikleri
başlangıçta efelerin malzeme ve silahlarıyla
dağdan inmesi ile kurulmuştu. Cephelerin
genişlemesi yeni savaşçılara gerek duyulmasına
ve dolayısıyla silah ihtiyacının ortaya
çıkmasına neden olmuştur.
Balıkesir Kongresi, her bölgenin vereceği
paranın yüzdesi oranında üye katılmak ve 100
üyeden oluşmak üzere eylül ayı başında yeniden
toplanmayı karar bağlamış ancak Ağustos ayı
sonlarına doğru Alaşehir Kongresinin toplanması
nedeniyle, Balıkesir’de ikinci bir toplantıya
gerek duyulmamıştır.
İlçelerin genel giderlere katılma oranlarına
göre sağlamaları gereken para miktarı, “Nakdi
Teberru” (‘Para bağışı) şeklinde halktan
toplanmaktadır. İlçe kurulları kimden ne kadar
para isteneceğini tespit etmekte ve tahsil
olunan paralarla o yerin Kvayi Milliye
birliğinin ihtiyaçları karşılanmaktadır. Genel
giderlerin ilçeye düşen pay, yapılan
harcamalardan fazla ise, aradaki fark merkez
kuruluna gönderilmekte, noksan ise aradaki fark
merkez kurulunca karşılanmaktadır.
“Ayni ve Nakdi Teberru”nun miktarının tespiti
kongrece belirli esaslara bağlanmamış, bütçe
konusu olacağı belirtilen ve ilçelerin
yüklenecekleri giderler için de bütçe
hazırlıklarına girişilmemiştir.
Ve 15 vilayet ve sancak
Ve 9 büyük şehir
Düşman elindedir.
İnanılmaz şeyler düşmandadır ki
Bunların arasında:
7 göl, 11 nehir,
Ve köklerinde baltamızın yarası
Ve yangınlarıyla bizim olan
Yüz kere yüz bin dönüm orman,
Bir tersane, iki silah fabrikası,
Ve 19 körfez ve liman ki
Belki bir çoğunun rıhtımı,
Mendireği,
Kırmızı, yeşil fenerleri yoktur
Belki sularında
Ateş kayıklarının ışıltısından başka ışık
yanmadı,
Fakat onlar
Tahta iskeleleri ve kederli balıkçılarıyla
bizimdiler
Sonra, 3 deniz,
6 kol tiren hattı,
Sonra, göz alabildiğine yol:
Sılaya gittiğimiz,
Gurbette göründüğümüz
Ve neden
Ve niçin olduğunu sormadan
Çöle, Çanakkale’ye,
Ölüme gittiğimiz yol
Ve sonra toprak
Ve o toprağın insanları:
Uşak tezgahlarının halı dokuyanları,
Kitaptan işlemeyi eğerleriyle meşhur
Manisalı saraçlar,
Yol kıyılarında ve istasyonlarda açlar ve kurnaz
Ve cesur
Ve ağırbaşlı ve çapkın
Ve kütleleriyle delikanlı
İstanbul ve İzmir işçileri
Ve zahire ve kantariye tacirleriyle eşraf ve
ayan,
Kıl çadırlı Yürükleri Aydın’ın,
Ve sonra, ırgat
Ortakçı,
Maraba,
Davarlı ve davarsız,
Yarım meşin çizmeli
Ve ham çarıklı köylüler,
15 vilayet ve sancak
Ve 9 büyük şehir
Düşman elindedir.
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |