Mart 2004  Sayı: 67 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   MART 2004  

İktisat Tarihinden Bir Yaprak

KUVAYi MİLLİYE’NİN MALİ YAPISI

Doç. Dr. SELİM TARLAN

Maliye Başmüfettişi

M

Mondros  Mütarekesi’nin imzalanmasıyla, Türkiye için yeni bir dönem başlamıştı: Yabancı işgalleri. Yüzyıllarca Türk egemenliği altında bulunan ve günümüz haritalarında Avusturya, Macaristan, Yugoslavya, Arnavutluk, Yunanistan, Bulgaristan, Rusya,  Gürcistan, Azerbaycan, Ermenistan, İran, Irak, Kuveyt, Suriye, Lübnan, İsrail, Ürdün, Suudi Arabistan, Yemen, Mısır, Libya, Tunus, Fas, Cezayir olarak adlandırılan topraklar birer birer elden çıkmış; sıra Türk’ün öz yurduna, Anadolu’ya gelmişti.

Yabancı işgalleri, tarih boyunca sınırlardan Başkente doğru gelişme gösterdiği halde; bu kez yabancı bayraklar ilk önce bnaşkent İstanbul’da kendini göstererek egemenliğin bütün yurtta sona erdiğini ilan etmiştir. Sonra, Mondros Mütarekesinin şu veya bu maddesini kendi çıkarlarına  göre yorumlayan galip devletler, sınırlardan içerlere doğru çıkarlarına uygun yerlere doğru ilerlemeye başlamışlardır.

Ateşi ve ihaneti gördük

Ve yanan gözlerimizle durduk

Bu dünyanın üzerinde.

İstanbul 1918 Teşrinlerinde,

İzmir 1919 Mayısında

Ve Manisa, Menemen, Aydın, Akhisar

Mayıs ortalarından

Haziran ortalarına kadar

Yani tütün kırma mevsimi,

Yani, arpalar biçilip

Buğdaya başlanırken

Yuvalandılar.

Adana,

         Antep,

               Urfa,

                     Maraş,

                   Düşmüş         Dövüşüyordu...

Ateşi ve ihaneti gördük

Ve kanlı bankerler pazarında

Memleketi Alaman’a satanlar,

Yan gelip ölülerin üzerinde yatanlar

Düştüler can kaygusuna

Ve kurtarmak için başlarını halkın gazabından

Karanlığa karışarak basıp gittiler.

Yaralıydı, yorgundu, fakirdi millet,

En azılı düvellerle dövüşüyordu fakat,

Dövüşüyordu, köle olmamak için iki kat.

İki kat soyulmamak için.

13 Kasım 1920 günü, İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan savaş gemilerinden oluşan 55 parçalık bir donanma İstanbul sularına demir atmış, karaya asker çıkararak Osmanlı başkentinin önemli görülen yerlerini işgal etmişlerdir.Başkent bundan böyle, Kurtuluş Savaşı sonuna kadar 35 ay düşman işgalinde kalacak; Kurtuluş Savaşı başkentin dışında, Anadolu’da doğan yeni bir başkentten, Ankara’dan yönetilecektir.

1920’nin 16 Martı,

Öğleden evvel

Saat onda

Makine başında şöyle bir telgraf aldı Ankara’daki: 

“Der-i âliyye, 16.3.1920.

İngiliz’ler bastı bu sabah

Şehzadebaşı’ndaki Muzıka karakolunu.

Müsademe edildi.

İşgal altına alıyorlar İstanbul’u şimdi.

Berayi malumat arzolunur                       Manastırlı Hamdi.”

1920’nin 16 Martı.

Harbiye Nezareti telgrafhanesi buldu Ankara’yı:

“Etrafta dolaşıyor İngiliz askerleri,

Şimdi işte

İngiliz askerleri giriyorlar nezarete.

İşte giriyorlar içeri.

Nizamiye kapısına.

Teli kes.

İngilizler burdadır.”

1920’nin 16 Martı.

Manastırlı Hamdi Efendi

Buldu Ankara’dakini tekrar:

“Paşa hazretleri,

Harbiye telgrafhanesini de işgal etti İngiliz bahriye askeri.

Tophane’yi de işgal ediyorlar bir taraftan,

Bir taraftan da zırhlılardan asker ihraç olunuyor.

Vaziyet vehamet kesbediyor efendim.

Paşa hazretleri,

Emri devletlerine muntazırım.

16 Mart 1920

Hamdi”

1920’nin 16 Martı basıldı Vezneciler’de karargah,

Uyan be tosunum uyan.

Üçümüzü uykuda kesti kafir,

Üçümüz: Abdullah çavuş, Şarkışla’dan Osman,

Bir de Zileli Abdülkadir.

İstanbul’un işgalinden sonra Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcı 19 Mayıs 1919 gününe kadar geçen zaman içerisinde, bügünkü sınırlarlarımıza göre 4 galip devletin işgal ettikleri topraklar ve kuvvetleri şu şekildedir:

İngilizler: İskenderun, Gaziantep, Maraş, Urfa ve Birecik’i işgal etmişler (bu yerler daha sonra Fransızların işgaline sahne olacaktır), Konya tren istasyonu ile Samsun ve Merzifon’a askeri birlik göndermişlerdir.

İngilizlerin, çoğunluğu İstanbul boğazının iki yakasında olmak üzere 31.000 piyade, 112 top, 160 makineli tüfek gücü vardır.

Fransızlar: Dörtyol, Adana, ve Mersin’i işgal etmişler; ayrıca Trakya’ya bir alay, Afyon İstasyonuna bir birlik yerleştirmişlerdir. Fransa’nın yalnızca İstanbul boğazının Rumeli tarafında 33.000 piyade, 55 top, 91  makineli tüfek, 39 uçak, 12 zırhlı otomobili vardı.Güneyde de 5.000 kişilik tam teçhizatlı bir kuvveti bulunuyordu.

İtalyanlar: Antalya, Fethiye, Marmaris, Bodrum ve Kuşadası’nı işgal etmişler; Konya ve Akşehir’e askeri birlik göndermişlerdir.İstanbul’da dahil olmak üzere bütün işgal yerlerinde toplam olarak 5.000 kişilik bir kuvvet bulunduruyorlardı.

Ateşi ve ihaneti gördük.

Murat Nehri, Canik Dağları ve Fırat,

Yeşilırmak, Kızılırmak,

Gültepe, Tibeşar Ovası,

Gördü  uızun dişli İngiliz’i

Ve Aksu’yla Köpsu,

Karagöl’le Söğüt Gölü,

Ve gümüş basamaklı türbesinde yatan

Büyük, aşık ölü,

Şapkası horoz tüylü İtalyan’ı gördü.

Ve Çukurova,

Kıyısıya düzlük,

Uçurumlar, yamaçlar, dağlar kıyısıya

Ve Seyhan ve Ceyhan

Ve kara gözlü Yörük kızı,

Gördü mavi üniformalı Fransız’ı

Ve devam ettik ateşi ve ihaneti görmekte.

Eşref ve ayan ve mütehayyizanın çoğu

Ve ağalar:

Bağdasar Ağa’dan

Kellesi Büyük Mehmet Ağa’ya kadar,

Düşmanla birlik oldular.

Ve inekleri, koyunları, keçileri sürüp, götürüp,

Gelinlerin ırzına geçip,

Çocukları öldürüp

Ve istiklali yakıp yıktıkça düşman,

Dağa çıktı mavzerini, nacağını, çiftesini kapan

Ve çığ gibi çoğaldı çeteler,

Ve köylülerden paşalar görüldü,              

Kara donlu köylülerden.

Ve bizim tarafa geçenler oldu,

Tunuslu ve Hindli kölelerden.

Ve Türkistanlı Hacı Ahmet,

Kısık gözleri,

Seyrek sakalı,

Hafif makineli tüfeğiyle

Dağlarda bir başına dolaştı.

Ve sabahleyin ve öğle sıcağında ve akşam üstü

Ve ayışığında ve yıldız alacasında geceleyin,

Ne zaman sıkışsa bizimkiler,

Payda oluverdi, yerden biter gibi o

Ve ateş etti

Ve düşmanı dağıttı

Ve kayboldu dağlarda yine.

Yunanlılar: İzmir ile Menemen ve Torbalı yakınlarına kadar işgal etmişlerdi. Yunan işgali, 19 Mayıs 1919 gününden sonra çeşitli yönlere gelişme gösterecektir. 20 Mayıs’ta Menemen ve Torbalı, 25 Mayıs’ta Manisa, 27 Mayıs’ta Bayındır, 28 Mayıs’ta Ayvalık,  29 Mayıs’ta Aydın ve Turgutlu, 30 Mayıs’ta Ödemiş işgal edilecektir.Yunanlılar bir yıl yeni işgallere kalkışmaksızın ellerindeki yerlerin korunması ile yetinecekler, Haziran 1920’de genel taarruza geçeceklerdir.

Ayrıca, işgal ettikleri yerlere Yunanistan’dan 120.000 dolayında göçmen getirerek yerleşecekler ve Yunan nüfusunun Ege Bölgesi’nde artırılmasına çalışacaklardır.

Yunan işgal kuvvetlerinin gücü, zamanla devamlı artış gösterecektir. Kurtuluş Savaşı boyunca, Yunan gücü ve göçmenleri, olayların akışına göre sık sık değişmiştir.

İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan işgallerinden arta kalan topraklarda da tam bir Türk egemenliğinden söz etmek mümkün değildir.Zira, işgallerden arta kalan topraklarda Rum, Ermeni ve Yahudi azınlıkları bulunmaktadır. Çukurova ve dolaylarında Ermeni çeteleri Fransız işgal sınırlarını taşarak eylemlerde bulunmakta, Trakya ve Marmara’da Rum çeteleri kol gezmekte, Doğu Karadeniz’de Rum Pontus çeteleri etkinliklerini sürdürmektedir. Doğu Anadolu’da ise Erzurum’dan itibaren Ermeni çeteleri egemen bulunmakta; Kars’ta Türklerin kurduğu Halk Hükümeti, Ermeni baskısını göğüslemeye çalışmaktadır..

19 Mayıs 1919 Türkiye’sinin toprak bütünlüğü konusunda, yukarıdaki açıklamalarda da görüldüğü gibi: Misak-i Milli sınırları içinde Akdeniz, Ege, Trakya, Marmara, Doğu Anadolu ve Karadeniz bölgeleri işgal altındadır. Kurtuluş Savaşı bu bölgelerin desteğinden de yoksun kalacaktır.

Fransız gazeteci Berthe Georges-Gaulis,  Kurtuluş Savaşı sırasında, Türk Milliyetçiliği isimli eserinde Yunanlıların İzmir’i işgalini şu şekilde anlatmaktadır;

“Yıldırım Taarruzu: 14 Mayıs 1919 Saat 21:00’de Koramiral Calthorpe, İzmir Garnizon Komutanına Mondros Ateşkes Antlaşmasının 7. maddesi gereğince, şehrin müttefik kuvvetler tarafından işgal edileceğini haber veriyordu. Bundan iki saat sonra saat 23:00’de gönderdiği yeni bir notada ise, barış konferansı kararı gereğince Yunan Askeri Birliklerinin İzmir’i işgal edecekleri bildirilmekteydi.

Yıldırım, tam İzmir’in sakinleştiği ekonomik hayatın canlanmaya başladığı zamana düştü. İzmir ve Aydın ili, dünya savaşını çok özel şartlar içinde geçirmişlerdi. Rumlar ve Müslümanlar, gizli bir anlaşma ile Almanlara hiçbir müdahale nedeni yaratmamışlardı.

Anlaşma imzalanır imzalanmaz da her şeyin normale dönmesi pek kolay olmuştu.

Müttefiklerin bu garip kararı –daha doğrusu M.Lloyd George’un- her şeyi altüst etti. O güne kadar ılımlı ve sakin bir davranış örneği vermiş olan Türkler, ilk önce şöyle düşündüler: “ Müttefiklerin her dediğini kabul edebiliriz, yalnız onların bize baskı yapmak için Yunanlıları görevlendirmesi, ayakların baş olması, gerçekten her şeyin sonu olur. Biz büyük bir hata işledik, bunu biliyoruz; büyük devletlerin bizi cezalandırmak isteyeceklerini de biliyorduk; ancak Yunan egemenliği kabul edemeyiz, Yunanlıları asla.”

Gerçekten, bundan daha ağır bir hata işlenemezdi. Ve bu, yapılan tahriklerin en kötüsüydü....

Yunanlılar, özellikle çok nazik olan bu operasyonu acaba nasıl başaracaklardı? Ülkenin idaresini ele alırken nasıl bir tutum ve davranış içinde olacaklardı?

Amiral Calthorpe’un dediği gibi, 15 Mayıs saat 07:00’de Averoff ve Limnos zırhlıları, peşlerinde birçok nakliye gemileri olduğu halde İzmir limanında demirlediler. Albay Zaphiriote kumandasındaki Yunan birlikleri karaya çıkmaya başladılar.Bu birlikler, bir Efzun Alayı ile 40’ncı ve 50’nci piyade alaylarından oluşuyordu.

Bunlardan önce, birkaç küçük deniz birliği, Türk komutana yapılan bildirideki şartların yerine getirilip getirilmediğini, Türk askerlerinin kışlalarında kalıp kalmadığını kontrol için karaya çıkmıştı. Yalnız Türk liman polislerinin yerlerinde kalmalarına müsaade edilmişti. Bu arada İngilizlerde posta ve telgrafhanenin bulunduğu binayı işgal ettiler. Amiral Calthorpe, müttefik devletler savaş gemilerinin şehrin asayişini sağlayacağını bildirdi.

Saat 11:00’de Yunan birlikleri İzmir’e çıktı. Ortalıkta derin bir sessizlik vardı. Yunan askerleri, etraflarında silahlı sivillerin de bulunduğu uzun bir yürüyüş kolu teşkil ettiler. Bütün bunlar ve bundan sonra yazacaklarımdaki haber ve ayrıntılar, yüksek rütbeli Fransız subaylarının not defterinden alınmıştır.

Zito Venizelos

Yürüyüş kolunun  önünde kocaman bir Yunan bayrağı vardı. Herkes çılgınca “ Zito Venizelos” diye bağırıyor, sancaktar da bayrağı sallıyordu. Gösteri yapanlar, gürültüden gitgide kendilerini kaybettiler. Böylece, içinde fazla sayıda Türk askerinin bulunduğu büyük kışlanın önüne geldiler. Binada, silah altına yeni alınmış yedek subaylar, 56’ncı Süvari Alayı Subayları, acele ve düşüncesizce verilen bir emir üzerine toplanmış başka birçok subay vardı. Bunlar, herhangi bir taşkınlığa sebep olmamak  ve kolayca suçlanmalarına bahane yaratmamak için kendi istekleriyle silahlarını teslim ettiler.

Sinirli, kederli ve yaptıkları bu gereksiz fedakarlıktan dolayı şimdiden pişman olmuş bu savunmasız insanlar birbirlerine sokulmuşlardı.

Bu sırada kışladan, tahrikçi bir Yunan ajanı tarafından patlatılan bir tabanca sesi ortalığı çınlattı. Bu beklenen bir işaretti. Bunun üzerine Yunan askerleri binanın karşısında mevzi aldılar ve bir ateş başladı. Ateşe Yunan makineli tüfekleri de katıldı.

Kışlanın içinde camlar kırıldı, ölü ve yaralılar yerlere serildi. Anlatılamayacak bir panik içerisinde silahsız insanlar koridorlara yığıldılar. Neden sonra, birkaç subay kuşatma birliklerini yatıştırabildiler. Önce içlerinden biri arkadaşlarını ikna etmiş, hepside onu dinlemiş, o da elinde beyaz bir bezle görüşmeci olarak kışladan çıkmıştır, fakat derhal süngülendi ve yere yıkıldı. Daha sonra Türk komutan çıktı, ateş devam etti, ancak yavaş yavaş azaldı. Tehditler ve küfürler arasında, Türk komutanı bazı emirler verdi. Türk subay ve erleri kışlayı terk edecekler ve derhal gemilere bineceklerdi. Çıkış başladı, ayakta yürüyebilecek durumdaki yaralılar arkadaşlarının yardımı ile kafileye katıldılar. Silahlı komiteciler ile askerler etraflırını sarmış olarak limana doğru yürümeye başladılar.

Şehirdeki Rumlar da dindaşlarının kışkırdtmasıyla heyecana gelerek toplanmışlardı. Haakeretler, tecavüz ve cinayetler başladı. Türk subayları tüfek dipçikleri ve süngülerle hırpalandılar, üstleri arandı ve soyuldular. Komiteciler, büyük bir hırsla bunların mendilleri ile feslerini aldılar, fesler yırtıldı ve ayaklar altında çiğnendi. Bu her Müslüman için büyük hakaretti.

yunan subayları bunları alkışladılar, kalabalık bağırmak ve vurmaktan yorulunca küfürler edilmeye başlandı. Türk subayları iki sıralı saldırganlar arasında yavaş yavaş yürümeye zorlandılar. Perişan kafile nihayet liman önünde durdu. Ölü ve yaralılar yolda bıkarılmıştı. Hayatta kalan ve oraya kadar gelmiş olanlara da bu sefer Patris kurvazöründen destroyerlerden, İzmir’deki Yunan bankasından ve civardaki Rum evlerinden ateş açıldı. Yunanlı denizciler Türk subaylarına gülüşerek nişan alıyorlardı. 30’dan fazla subay vurularak, binecekleri geminin önündeki rıhtıma düştü, geri kalanlar da türlü hakaretlerle bindikleri geminin ambarına, hayvanlarla beraber tıkıldılar.

İzmir’de Yunan işgali işte böyle başladı. Önceden söylediğimiz gibi, bu kısa cümleler, bu kötü durumu büyük bir öfkeyle seyreden bizimkiler tarafından kaleme alınmıştır.” (Berthe Georges-Gaulis)

 

Amiral Bristol Raporu

İzmir yöresinin işgali sırasında, Yunanlıların yaptıkalrı saldırı ve zulümler, Avrupa kamuoyunda Türkler lehine başlamış olan düşünce, her gün biraz daha gelişti. Bir yandan da Avrupa’nın bu bölgedeki ticari ve ekonomik çıkarları sarsılmaya başlamıştı. Yunan zulmünün heryerde duyulması, Türkler lehine bir kamuoyunun oluşması ve milli direnişin giderek gelişmesi üzerine gerçeklere sırt çevirmiş büyük devletler, bu tavırlarının zararlı olacağını düşünerek bölgeye bir komisyon göndermeye karar verdiler. Amiral Bristol başkanlığında kurulan komisyon, yaptığı soruşturma sonunda bir rapor hazırladı.

Raporda:

-Hıristiyan halkın güvenliğinin tehlikede olduğuna dair Barış Konferansına yanlış bilgi verilmiştir.

- Yunan ordusunun İzmir’e çıkmasıyla buradaki asayiş bozulmuştur.

- Türk Hükümeti’nin işgale karşı tepkisi olmamış, bazı Türklerin direnişi olmuştur.

- İşgal ordusunun tavrı Müslüman halkın heyecanını tahrik etmekte ve duygularını incitmektedir.

- İçinde subayların da bulunduğu Müslüman esirlerin eşyaları çalınmış ve “yaşasın Venizelos” diye bağırmaya zorlanmıştır.

- İşgalin ilk günü çok sayıda müslüman tutuklanarak hapse atılmış, kendilerine ve evlerine saldırılmıştır. kadınlara tecavüz edilmiş ve çoğu öldürülmüştür.

- Rum halkı, Yunan askerleri ile birleşerek Türk evlerini soymaya başlamış, çiftlikleri yağmalamıştır.

- Aydın ilinin işgali, çok acı verici boyutlardadır.

- Menemen’de Yunan askerleri, savunmasız Türkleri sebepsiz öldürmüşlerdir, gibi esaslar belirtilmiştir.

Türk Kurtuluş Savaşı Açısından Bristol Raporu: Batı Anadolu’da yapılan katliamların sorumluluğunun Yunanlılara ait olduğu ilk kez belirtilmiştir. Yunan ordusunun Batı Anadolu’yu terk etmesi ve güvenliğin sağlanması için bölgeye İtilaf Kuvvetlerinin yerleştirilmesi görüşü ortaya çıkmıştır. İzmir bölgesinin milliyet prensiplerine göre, Yunanistan’a katılmasının söz konusu olmayacağı söylenmiştir. Çünkü, bu yerlerde Türk çoğunluğu egemendir. Rapor Rum ve Yunan iddialarının tamamen asılsız olduğunu göstermiş ve dünya kamuoyuna bölgedeki işgal kuvvetlerinin geri çekilmesi gerektiğini söylemiştir. Raporun en önemli özelliği ise, yöreden Yunanlıların yaptığı hareketin güvenlikamacından ziyade işgal niteliği taşıdığını ve bunu bütün dünyaya göstermesidir.

Kardeşim,

Sana bu mektubu Ankara’da Kuyulu Kahve’de yazıyorum.

Hep aynı Anadolu havalarını çalıyor gramofon

kocaman bir boru çiçeğine benzeyen ağzıyla.

Dışarda yağmur...

mektepten istifa ettim.

Cepheye gidiyorum ihtiyat zabitliğiyle.

Çocuklarımıza Türkçe okutmak,

Öğretmek, sevdirmek onlara

Dünyanın en diri, en taze dillerinden birini,

Kendi dillerini,

Güzel şey,

Büyük şey.

Fakat bu dilin insanları için çakmak çalmak cephede,

Daha büyük

Daha güzel.

Biliyorum;

İş bölümünden bahsedeceksin.

Fakat, Ankara’da çocuklara ders vermek,

Bozkırda ateş hattına girmek

Haksız ve hazin bir iş bölümü.

Öyle günlerde yaşıyoruz ki

Ben bir iş yapabildim diyebilmek için:

Hep alnının ortasında duyacaksın ölümü.

Bak, tam sana bunları yazarken

Asker geçiyor sokaktan;

Yağmurda harap postallarının meşinini ıslatarak

Meclis’in önüne doğru iniyorlar,

İstasyona gidecekler.

Ve türkü söylerken, hernedense her zaman yaptığı gibi,

Sesini incelterek marş okuyor genç Türk köylüsü:

“Ankara’nın taşına bak,

Gözlerimin yaşına bak...”

Yüzleri mühim, dalgın ve yorgun,

Tıraşları uzamış biraz.

Elleri büyük ve esmer.

Ela gözlüler, kara gözlüler, mavi gözlüler.

 

Yine birdenbire Yunus Emre geldi aklıma.

Başka türlü anlıyorum ben Yunus’u:

Bence onda bütün bir devir dile gelmiş Türk köylüsü:

Öte dünyaya dair değil,

Bu dünyaya dair kaygılarıyla...

 

Bir şiir yazdım,

Garip bir şiir,

“Türk Köylüsü” diye.

Bir tuhaf mı oluyor böyle günlerde şiir yazmak?

Her ne hal ise, hoşça kal, gözlerinden öperim.

Kardeşin

Nureddin Eşfak

 

Kuvayi Milliye birliklerinin gelirlerinin sağlanmasında ve iaşe işlerinde bazı düzensizlikler ve halkı üzen haksızlıklar olmasını, bir dereceye kadar normal karşılamak gerekmektedir. Bu tür aksaklıklar, geniş çapta bir örgütlenme olmaksızın doğrudan doğruya halktan doğan bütün hareketlerde görülmektedir. Aksaklıkların birçok konuda önlenemeyecek kadar çoğalması, birçok halk hareketinin anarşiye dönüşmesine ve başarısız sonuçlanmasına yol açmıştır. Oysa, Kuvayi Milliye’nin aksayan yönleri, hiçbir zaman büyük bir karamsarlık yaratacak dereceye ulaşmamıştır. O günlerin koşulları altında, halkın bundan daha iyi savaşçı birlikler ortaya çıkarabileceğine inanmak ta mümkün değildir. Bütün aksak taraflarına rağmen, Kuvayi Milliye görevini yerine getirmiş, çoğu zaman kendinden beklenenin ötesinde başarılı savaşlar vermiştir. İleride inceleneceği üzere, Kuvayi Milliye’nin doğuşundan iki buçuk ayl sonra toplanmaya başlanan kongrelerle bazı halk kuruluşları ortaya çıkacak, örgütler kurulacak ve mali düzen kurulmaya çalışılacaktır.

Ayrıca belirtelim ki, Kuvayi Milliye ayakta tutulmağa çalışılırken, gönüllü bulunmasında ve eksilen kadronun tamamlanmasında fazla güçlük onun beslenmesinde, gelir kaynaklarının sağlanmasında, kısaca maliyetinin karşılanmasındadır.

İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali üzerine, bütünTürkiye’de işgali kınamak ve direnişe geçmek için halk tarafından çeşitli kuruluşlar kurulduğuna tanık oluyoruz. Genellikle “Müdafaa-i Hukuk” ve “Reddi İlhak” dernekleri gib iortak adlar alan bu halk kuruluşları, zamanla bölgleer arası işbirliği yoluyla, daha geniş kapsamlı kuruluşlara yönelmişlerdir.

“Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” en üst düzeyde bir halk kuruluş olarak ortaya çıkmıştır.

İzmir’in işgalini izleyen günlerde Ege Bölgesi’nde yer yer Halk kuruluşları ve Kuvayi Milliye birlikleri kurulmuş, Yunanlılara karşı silahlı direnme başlamıştı. Soma, Kırkağaç, Ayvalık ve Akhisar ceplerinin  bağlı bulunduğu Balıkesir Reddi İlhak Cemiyeti sürekli bir direnişi gerçekleştirebilmek ve Kuvayi Milliye’nin mali işlerini bir düzene kavuşturabilmek amacıyla Balıkesir’de bir kongre toplanmasını kararlaştırmıştır.

Balıkesir Kongresinin Mali Kararları:

Balıkesir Kongresi, Yunan işgalinin başlamasından iki buçuk ay sonra ve 26-30 Temmuz 1919 günleri arasında Balıkesir’de toplanmıştır. Beş gün süren kongreye direnişe kararlı bir ulusun demokratik yöntemle ve hak oyu ile örgütlenme arzusunun hakim olduğu sezilmektedir. Dikkatle incelendiğinde, o günlerin koşulları altında oldukça ayrıntılı ve amaca uygun kararlaralındığı görülmektedir. Alınan kararların gerek yönetim ve gerekse mali yönden sağlam esaslara dayanmış olmasında, hiç kuşkusuz, kongreye başkanlıkyapmış bulunan tecrübeli yönetici Hacim Muhittin Bey’in ve o günlerde Balıkesir’de bulunan Maliye Müfettişleri Muvaffak, İhsan ve Muhtar Beylerin rolleri büyüktür.

 

AHMET MUVAFFAK MENEMENCİOĞLU

Hazine-i Celile-i Maliye Tahsilat dairesi Müdürü Rıfat Bey’in oğludur. 1884 (1330) yılında İstanbul’da doğmuş, Selanik Yadigar-i Terakki Mektebinde öğrenim yapmıştır.

29.12.1908 tarihinde açılan sınavı kazanarak Maliye Müfettiş Muavinliğine tayin edilmesine takiben Fransız Maliye Teftiş Kurul’na staja gönderilmiş, dönüşünde, Aralık 1909’da, Dördüncü Sınıf Mileyi Müfettişliğine tayin edilmiştir. 12.01.1920 tarihide Kuruldan ayrılarak Saruhan Mebusluğu, daha sonra da, Emlak ve Eytam Bankası Murakkıplığı (1941), Milli Piyango Murakıplığı (1943), Anadolu Ajansı Umumu Müdürlüğü (1944) yapmış; 1969 yılında vefat etmiştir.

“Fahri Maliye Müfettişi” unvanına sahip idi.

AHMET MUHTAR

Şam Darülmuallimi Muallimlerinden Veliyettin Beyin oğludur. 1883  (1229) yılında Rodos’ta doğmuş. Şam Mülkiye İdadisi ve Galatasaray Sultanisinde Öğrenim yapmıştır.

29.12.1908 tarihinde açılan sınavı kazanarak Maliye Müfettiş Muavinliğine tayin edilmesini takiben Fransız Maliye Teftiş Kuruluna staja gönderilmiş, dönüşünde, Aralık 1909’da, Dördüncü Sınıf Maliye Müfettişliğine tayin edilmiş; 28.02.1922 tarihinde kuruldan ayrılmıştır.

İngilizce, Fransızca Ve Arapça bilmekte idi.

AHMET İHSAN KORAL

Divanı Muhasebat Azası İsmet Rıfat Bey’in oğludur. 1884 (1300) yılında İstanbul’da doğmuş,  yılında İstanbul’da doğmuş, Kudüsü Şerif İdadi Mülkisi’nde okumuştur.

Teftiş Kuruluna 01.10.1909 tarihide sınavla Müfettiş Muavini olarak girmiş; 1920 yılında ayrılarak 1921 yılında yeniden dahil olmuş; 1925’de Kuruldan tekrar ayrılarak Taahhüdat Murakıplığı, Sanayi ve Maadin Bankası Meclisi İdare Azalığı, Gümrükler Umum Müdürlüğü, Borsa ve Osmanlı Bankası Komiserlii görevlerini ifa etmiş; 01.08.1949 tarihined emekliye ayrılmıştır.

Fransızca ve Arapça bilmekte ve “Fahri Maliye Müfettişi” ünvanına sahip bulunmakta idi.

Balıkesir kongresi kararları, hem Kuvayi Milliye’nin düzene sokulması için atılan ilk adım olması, hem de daha sonra toplanan Alaşehir, Nazilli ve İzmir Şimal Mıntıkası Kuvayi Milliye Heyeti Umumiye Kongrelerine temel teşkil etmesi nedeniyle büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, Balıkesir Kongresi kararlarının tümünü günümüz diliyle sunmayı yararlı bulmaktayız.

“Balıkesir’de Yunan tecavüzlerine karşı savunmaları ve mücadeleri birleştirmek ve tespit etmek üzere 26 Temmuz 1919 günü toplanan Milli Kongre aşağıdaki kararları almıştır:

MADDE 1. Balıkesir ilçesi adına delege Hacim Muhittin, Mehmet Vehbi, Sabri Keçecizade Hafız Mehmet Emin, Yırcalızade Şükrü, Arabacızade Hacı Hafız Mehmet , Kunduracı Nuri, Basribeyzade Şevki, Gönenli Osman, Keşkekzade Hacı Baha, Barutçuzade Süleyman; Barındırma adına Yapla Sezai, Rıza; Burhaniye adına İbrahim; Kepsut Bucağı adına Basri, Hafız Arif, Şamlı Bucağı adına Hafız Mehmet, İvrindi Bucağı adına Hafız Hamid, Mehmet; Bigadiç Bucağı adına Emirzade Ali, Azazade Mustafa; konak pınarı Bucağı adıa Lütfü Bey ve efendilerden kurulmuştur.

MADDE 2. Kongre müzakereleri devam ettiği sürece başkanlığa Hacim muhhittin Bey, katipliklere Abdulgafur ve Hasan Efendiler, başkan vekilliklerine Vehbi ve Sabri Beyler seçilmişlerdir.

MADDE 3. Kongremiz hiçbir siyasal parti ile ilgilenmemekle beraber çetecilikten nefret eder ve düzenli örgütle Yunanlıları Anadolu ‘dan kovmağa kararlıdır.

MADDE 4. Kongrenin amacı yurdun kurtuluşudur. Her ne şekide olursa olsun siyasetle uğraşmayı nefretle reddeder.

MADDE 5. Kongre, müzakereleri devam ettiği sürece sabahları 9’dan 12’ye 2 saat aradan sonra 14’den 17’ye kadar her gün toplanmayı kabul etmiştir.

MADDE 6. “Redd-i İlhak” deyimi mevcut duruma göre yetersiz olduğundan, bu deyimin “Hareket-i Milliye Redd-i İlhak Heyeti” şekline çevrilmesi uygun görülmüştür.

MADDE 7. Yunan’a karşı mücadele devam ettiği sürec emilli seferberlik genel olup herkes vatan hizmeti ile yükümlüdür. Yalnız, şimdilik bazı bölgelerde silah altına alınan çeşitli duğumlular görevde kalmak şartıyla, 1884’den 1893’e kadar ve gerekli durumlarda diğer doğumlular da sıra ile silah altına alınacaktır.

MADDE 8. Merkez livada (Balıkesir’de) olduğu gibi ilçelerde de Teşkilat Maliye, Levazım Kurulları kurulacak, ilçe ve bucaklardan gönderilen silah altına alınanların giderleri dahasonra genel giderlerden düşülmek üzere ilçe ve bucaklara ait olacak, başlarında eşraftan bir kişi bulunacak ve cephede silah altına alınanlarla beraber kalacaktır.

MADDE 9. Amaca varmak için bütün mücadeleyi birleştirmek izlemek üzere bir Merkez Kurulu kurulmuş ve görevleri belirtilmiştir.

MADDE 10. Merkez Kurul’da kalacak üyelerin seçiminden önce bölgelre eayırma usulü düşünülmüş ve Balıkesir, Ayvalık, Bandırma, Akhisar, Soma olmak üzere 5 bölgeye ayrılarak; Balıkesir’den 2, diğer bölgelerden birer kişinin seçilmesi kararlaştırılmıştır.

MADDE 11. Yapılan seçim sonucunda, Merkez Kurul’na Balıkesir adına Hacim Muhittin, Yörükzade İbrahim; Bandırma adına Gönenli Osman, Ayvalık adına Vasıf, Akhisar adına Kamil, Soma adına Hafız Osman Bey ve efendiler üye; Balıkesir adına Şükrü, Hacı Baha, Bandırma adına Ömer, Ayvalık adına Hoca Mehmet, Akhisar adına Sındırgılı Azmi, Soma adına Niyazizade Hüseyin Bey ve efendiler yedek seçilmişlerdir.

MADDE 12. Merkez Kurulu’nun görevleri aşağıdaki gibi kararlaştırılmıştır:

1) Bölgesel ve mahalli kurullar, Kongrece kabul edilen şekildeki çalışmalarında bağımsız ve Merkez Kurulunun denetimine tabidirler.

2) Bölgeler ve ilçeler çözümleyemedikleri konularda Merkez Kurulu’nun yardımına başvururlar.

3) İlçelerin yüklenecekleri geiderler bir bütçe konusu olup, çözümü ve yönetimi Kongreye aittir.

4) Askere alma ve toplamada mevcut bölgelerin şimdiye kadar yaptıkları işlemlere karışamaz.

5) Mevcut bölgeler dışındaki yerlerin Milli Mücadele’ye katılmaları için Merkez Kurulu çalışmalar yapacaktır.

6) Bölgelerden diğerine gönderilme ve iaşesine Merkez Kurulu aracılık yapar.

7) Merkez Kurulu, haber alınan ve vuku bulan Yunan zulmünü medeni dünyanın bakışları önüne serme işin de yüklenecektir.

MADDE 13. Cephelerdeki bütün askerlerin yedirilme, giydirilme ve hastalıklarının tedavisi, teçhizatlarının tamamlanması ve yedek bölükler bulundurulması konuları düşünüp zamanında hizmetinyürütülmesi için cephe karargahları gerilerinde bu işlerle görevli birer Menzil Müfettişliği bulundurulması uygun görülmüştür.

MADDE 14. Genel giderlerin her yerin büyüklük ve zenginliği oranında bölünmesi uygun görülmüş ve genel giderlerin %21’ine Balıkesir’in %17’sine Edremit’in, %7’sine Burhaniye’nin, %4’üne Balya’nın, %10’una Bandırma’nın, %6’sına Gönen’in, %4’üne Sındırgı’nın, %4’üne Gördes’in, %5’ine Soma’nın, %2’sine Bergama’nın katılması kararlaştırılmıştır.

MADDE 15. Menzil örgütü Ayvalık, Soma ve Akhisar cephelerinde olaca ve bunlardan Ayvalık “1” , Bergama ve soma “2” ve Akhisar “3” numaralı Menzil Müfettişliği adını alacaktır.

MADDE 16. Subaylara ve erlere verilecek maaş ve ikramiye, bölgelerin takdir ve yetkisine bırakılmıştır.

MADDE 17. Hububat ve yiyecek maddelerinin İzmir’e gönderilmesinin önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınması ile Merkez Kurulu yetkilidir.

MADDE 18. Kongrenin bitiminde, Kongrenin ne amaçla toplandığı hakkında Padişah’a, Başbakanlık Makamı’na ve İşgal kuvvetleri Siyasi Temsilcilerine birer telgraf çekilmesi kararlaştırıltı.

MADDE 19. Kongrenin toplanma amacı hakkında bir bildiri düzenlenmesi ve uygun yerlere gönderilmesi ve asılması yerinde bulundu.

MADDE 20. Şehit olanların ailelerine ve yaralılara verilecek hediyelerin miktar ve derecesi mahalli örgütün takdirine bırakılmıştır.

MADDE 21. Kongrenin açılışını telgrafla kutlayan Soma Komutanı Hulusi Bey’e teşekkür telgrafı çekilmesi kararlaştırıldı.

MADDE 22. Hareket-i Milliye Redd-İ İlhak heyeti” adıyla düzenlenecek mühürlerin ek tipte Merkez Kurulu tarafından yaptırılarak ilgili yerlere gönderilmesi kabul edildi.

MADDE 23. Her ilçe kurulu göndereceği komutan ve erlere birer belge verecektir. Bundan dolayı, komutanlar milli orduya girecek olan subaylardan ve erlerden belgesiz olanları kabul etmeyecek, belgelerde almış oldukları eşya ve paranın miktarı yazılı olacaktır.

MADDE 24. Merkez Kurulunun hesaplarını tutmak ve işlemlerini yürütmek için yeteri kadar sayman ve memur çalıştırılması ve bunlara verilecek maaşın miktarının tayini konusu, Merkez Kurulunun yetkileri arasındadır.

MADDE 25. Halkın elinde bulunan silahların toplanması ilke olarak kabul edilmiştir. Yalnız, bazı yerlerin özellikleri göz önünde tutularak yapılacık işlemler mahalli kurulların yönetimine bırakılmıştır.

MADDE 26. Yunanlılarla hiçbir şekilde görüşme yapılmaması uygun görülmüştür.

MADDE 27. Yunanlıları ülkemizinher yerinden kovuncaya kadar savaşa devam etmek, görevlerin en önde geleni olarak kabul edilmiştir.

MADDE 28. Vatan hizmetine çağırılıp da gelmemek için kaçanlarla cepheden kaçanların ailelerine dokunulmamak şartıyla kendileri bölgeden n çıkarılacak ve mümkün olursa Yunan tarafına gönderilecektir.

MADDE 29. Kongre, eylül ayı başında 100 kişilik olmak ve her bölgenin vereceği paranın yüzdesi oranında üyü katılmak üzere yeniden toplanacaktır.”

 

TÜRK KÖYLÜSÜ

Topraktan öğrenip

Kitapsız bilendir.

Hoca Nasreddin gibi ağlayan

Bayburtlu Zihni gibi gülendir.

Ferhad’dır

Kerem’dir

Ve Keloğlan’dır.

Yol görünür onun garip serine,

Analar, babalar umudu keser,

Kahbe felek ona eder oyunu.

Çarşamba’yı sel alır,

Bir yar sever

El alır,

Kanadı kırılır

Çölerde kalır,

Ölmeden mezara koyarlar onu.

O, “Yûnusu biçâredir

Baştan ayağa yâredir”,

Ağu içer su yerine.

Fakat bir kere bir dert anlayan düşmeye görsün önlerine

Ve bir kere vakt erişip

“Gayrık yeter!...”

Demesinler

Bunu bir dediler mi,

“İsrafil surunu urur,

Mahlukat yerinden durur”

Toprağın nabzı başlar

Onun nabızlarında atmağa

Ne kendi nefsini korur,

Ne düşmanı kayırır,

“Dağları yırtıp ayırır,

Kayaları kesip yol eyler âbıhayat akıtmağa...”

Görülüyor ki, Balıkesir Kongresi yönetim ve mali yönlerden oldukça ayrıntılı kararlar almış, Kuvayi Milliye’nin bir halk ordusu biçiminde ortaya çıkışına öncülük yapmıştır. Kongre kararlarının 7. maddesi ile Yunanlılarla mücadele devam ettiği sürece genel seferberlik durumunun mevcut olduğu ve herkesin vatan hizmeti ile yükümlü bulunduğu kabul edilmiş, belirli doğumlu erkeklerin silah altına alınması kararlaştırılmıştır.

Ayrıca, köklü bir örgütlenmeye gidildiği dikkati çekmektedir. Balıkesir’de ve ilçelerde Teşkilat, Maliye ve Levazım Kurulları kurulmakta, silah altına alınanların giderlerinin daha sonra genel giderden düşülmek üzere ilçe ve bucaklarca karşılanması yoluna gidilmektedir. (Madde: 8) Bütün ilçelerin Teşkilat, Maliye ve Levazım Kurallarının üstünde yol gösterme, denetleme ve işbirliği sağlama gibi görevlerle yüklü “Merkez Kurul” kurulmaktadır. (Madde: 9, 10, 11, 12 ve 13)

Cephelerdeki savaşçıların yedirilme, giydirilme, tedavi ve ikmali hizmetleri cephe karargahları gerisinde kurulan “Menzil Müfettişlikleri” tarafından yürütülecektir.

Balıkesir Kongresi, kuvayi Milliye’ye mali kaynakların sağlanmasını, ikili bir sisteme bağlamıştır. Önce Kuvayi Milliye birliklerine en yakın olan ve örgütlenmenin en alt düzeyinde bulunan ilçe Teşkilat, Maliye ve Levazım kuralları, kendilerine bağlı olan Kuvayi Milliye birliklerinin giderlerini karşılayacak, yapılan giderler daha sonra genel giderlerden düşülecektir. (Madde 8)

Genel giderlerin, her yerin büyüklük ve zenginliği oranında bölünmesi esasının uygulanmasının, ileri bir mali prensip olduğunu kabul etmek gerekmektedir. (Madde: 14) Böylece, Kuvayi Milliye’nin bütün giderlerinin cephelere yakın ilçelere yüklenmesi önlenmekte, giderlerin her yerin büyüklük ve zenginlikleri oranında bölünmesinin benimsenme ilkesi, ile de sosyal adalet sağlanmış olmaktadır. Günümüzün vergilendirme ve kamu harcamaları ilkeleri göz önünde tutulduğunda, alınan mali kararların o günlerin koşullarına göre yerinde ve çağdaş ilkeler uygun biçimde bulunduğunu kabul etmek gerekmektedir. Balıkesir  Kongresi kararlarının uygulanacağı il ve ilçelerin büyüklük ve zenginlikleri belirli ölçülere göre tespit edilmiş, kongreye katılan delegelerin oybirliği ile genel giderlere katılma oranları ayrıntılarıyla önceden kararlaştırılmıştır. (Madde: 14)

Kongre, günün koşullarına uygun olarak, harcamaların miktarını kesinlikle tespit etmekten kaçınmış ve bunu mahalli kurulların takdirine bırakmıştır. Subaylara, erlere ve hesapların tutulması ile görevli sayman ve memurlara verilecek aylıkların miktarı, ilgili kurullarca tespit edilmiştir. (Madde: 16 ve 24) Ayrıca bir sosyal transfer niteliğinde olan şehitlerin ailelerine ve yaralılara verilecek hediyelerin miktar ve derecesinin takdiri de mahalli kurullarca bırakılmış bulunmaktadır.

Balıkesir Kongresi’nin, halkın elindeki silahların toplanmasına karar vermesi, genişleyen cepheler için gerekli yeni savaşçılara silah bulma isteğine dayanmaktadır. (Madde: 25) Kuvayi Milliye birlikleri başlangıçta efelerin malzeme ve silahlarıyla dağdan inmesi ile kurulmuştu. Cephelerin genişlemesi yeni savaşçılara gerek duyulmasına ve dolayısıyla silah ihtiyacının ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Balıkesir Kongresi, her bölgenin vereceği paranın yüzdesi oranında üye katılmak ve 100 üyeden oluşmak üzere eylül ayı başında yeniden toplanmayı karar bağlamış ancak Ağustos ayı sonlarına doğru Alaşehir Kongresinin toplanması nedeniyle, Balıkesir’de ikinci bir toplantıya gerek duyulmamıştır.

İlçelerin genel giderlere katılma oranlarına göre sağlamaları gereken para miktarı, “Nakdi Teberru” (‘Para bağışı) şeklinde halktan toplanmaktadır. İlçe kurulları kimden ne kadar para isteneceğini tespit etmekte ve tahsil olunan paralarla o yerin Kvayi Milliye birliğinin ihtiyaçları karşılanmaktadır. Genel giderlerin ilçeye düşen pay, yapılan harcamalardan fazla ise, aradaki fark merkez kuruluna gönderilmekte, noksan ise aradaki fark merkez kurulunca karşılanmaktadır.

“Ayni ve Nakdi Teberru”nun miktarının tespiti kongrece belirli esaslara bağlanmamış, bütçe konusu olacağı belirtilen ve ilçelerin  yüklenecekleri giderler için de bütçe hazırlıklarına girişilmemiştir.

 

Ve 15 vilayet ve sancak

Ve 9 büyük şehir

Düşman elindedir.

İnanılmaz şeyler düşmandadır ki

Bunların arasında:

7 göl, 11 nehir,

Ve köklerinde baltamızın yarası

Ve yangınlarıyla bizim olan

Yüz kere yüz bin dönüm orman,

Bir tersane, iki silah fabrikası,

Ve 19 körfez ve liman ki

Belki bir çoğunun rıhtımı,

Mendireği,

Kırmızı, yeşil fenerleri yoktur

Belki sularında

Ateş kayıklarının ışıltısından başka ışık yanmadı,

Fakat onlar

Tahta iskeleleri ve kederli balıkçılarıyla bizimdiler

Sonra, 3 deniz,

6 kol tiren hattı,

Sonra, göz alabildiğine yol:

Sılaya gittiğimiz,

Gurbette göründüğümüz

Ve neden

Ve niçin olduğunu sormadan

Çöle, Çanakkale’ye,

Ölüme gittiğimiz yol

Ve sonra toprak

Ve o toprağın insanları:

Uşak tezgahlarının halı dokuyanları,

Kitaptan işlemeyi eğerleriyle meşhur

Manisalı saraçlar,

Yol kıyılarında ve istasyonlarda açlar ve kurnaz

Ve cesur

Ve ağırbaşlı ve çapkın

Ve kütleleriyle delikanlı

İstanbul ve İzmir işçileri

Ve zahire ve kantariye tacirleriyle eşraf ve ayan,

Kıl çadırlı Yürükleri Aydın’ın,

Ve sonra, ırgat

Ortakçı,

Maraba,

Davarlı ve davarsız,

Yarım meşin çizmeli

Ve ham çarıklı köylüler,

15 vilayet ve sancak

Ve 9 büyük şehir

Düşman elindedir.


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |