|
KÜRESELLEŞEN DÜNYADA KÖLELEŞTİRİLEN ÇOCUK
İŞÇİLER
KUDRET ULUSOY
Araştırmacı - Yazar
Gabon’da satılmak üzere Benin’den yola çıkan ve
içinde onlarca çocuğun bulunduğu Etireno adlı
Nijerya bandıralı bir geminin Nisan 2002 ayında
yakalanarak dünya gazetelerinin manşetine
taşınmasından sonra(*), Uluslararası Çalışma
Örgütünce (ILO) dünya kamuoyunun dikkati bu
olaya çekilerek, çocukların sömürülmesinin
önlenmesi amacıyla, 12 Temmuz 2002 tarihinde
Cenevre’de “#Çocukların Çalıştırılmasına Karşı
Birinci Dünya Günü” adıyla yeni bir etkinlik
düzenlenmek zorunda kalınmış ve ne yazık ki 21.
yüzyılda hâlâ çocuk emeğinin 17. ve 18.
yüzyılda olduğu gibi, yoğun ve acımasız bir
şekilde sömürüldüğü gerçeği bir kez daha ortaya
çıkmıştır.
Özellikle sanayi devrimine gelinceye kadar bütün
dünya ülkelerinde çocuklar; küçük yaşlarda ya
ailelerinin yanında, ya da bir zanaatkarın
yanında çalışarak üretim sürecine önemli ölçüde
katılmışlardı. Ancak, Sanayi Devrimi ile
birlikte 19. yüzyılda başta İngiltere ve Fransa
olmak üzere, bazı sanayi ülkelerinde çocuk emeği
üzerinde; bir sorun olarak durulmaya başlanılmış
olmasına rağmen, gerçekte; madencilik ve tekstil
sanayiinde çocuk emeğinden büyük ölçüde
yararlanılmaya devam edilmiştir. 1978 yılında
yayınlanan bazı istatistiklere göre; 1834’de
İngiliz pamuk sanayiinde çalışanların %
13.3’ünün 13 yaşından küçük çocukların
oluşturduğu, 1850’ye doğru bu oranın % 5
civarına düştüğü, ancak iktisadi bunalımla
birlikte 1874’de bu oranın tekrar % 14’lere
yükseldiği ve nihayet 1890’a kadar da % 9
civarında kaldığı görülmüştür. Yine; Belçika’da
1880’ler de sanayide çalışanların içerisinde, 16
yaşından küçük çocukların oranının % 14’ü
bulduğu ve bunlardan % 17’sinin de kömür
madenlerinde çalıştığı vurgulanmıştır. O
yıllardaki bir çok metinde, çocuk emeğine ne
kadar düşük ücret ödendiği ve çocukların ne
kadar ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırıldığı
ayrıca yer almıştı. Hatta, 19. yüzyılda yaşanan
ve Charles Dickens, Victor Hugo, Hectar Malat
yada Edmendo de Amicis gibi yazarların
romanlarına da konu olan çocuk köle işçiler,
günümüzde de Ekvator, Fildişi Kıyısı, Malawi
gibi fakir ülkelerde, günde en az 9 saat muz,
kakao, tütün ve şeker kamışı tarlalarında, maden
ocaklarında ve fabrikalarda karın tokluğuna
çalışmak zorunda kalmaktadır.
Çocuk emeğine ilişkin çıkan yasalar, günümüzde
olduğu gibi, o yıllarda da sözde kalmış ve çoğu
zaman uygulanmamıştır. Büyük Britanya’da 1802’de
tekstil sanayiinde çalışan çıraklar için, iş
günü 12 saat olarak saptanmış, 1819’da pamuk
sanayiinde ilke olarak 9 yaşın altındaki
çocukların çalıştırılması yasaklanmış, 9-12
yaşındaki çocukların günde 12 saatten fazla
çalıştırılamayacağı kuralı getirilmişti. Ayrıca;
1831’de 9-12 yaşındaki çocukların gece
çalıştırılması yasaklanmış ve 1833’dede
haftalık iş saati 48 saatle sınırlandırılmıştı.
Fransa’da ise; 22 Mart 1841 tarihli yasa; ancak
8 yaşın üstündeki çocukların
çalıştırılabileceğini öngörmüş, iş günü olarak
ta 8-12 yaşındaki çocuklar için 8 saat, 12-16
yaşındaki çocuklar için de 12 saat sınırını
getirmişti. Çocuk emeğinin sanayii de
kullanılmasının yasaklanmasını amaçlayan
önlemler, 20. yüzyılın başlarına kadar etkisiz
kalmıştır. Özellikle gelişmiş ülkelerde zorunlu
ilk öğretim ve yeni üretim teknikleriyle çocuk
emeği kullanımı önemli ölçüde azalmışsa da, bir
çok üçüncü dünya ülkesinde çocuk emeğinin
kullanımı ve çocukların yaşamı ve sağlıkları hiç
umursamaksızın sömürülmesi çok kaygı verici bir
sorun olarak günümüze kadar devam ede gelmiştir.
21. yüzyıla girerken Nisan 2002 ayında Benin’de
yaşanan yukarıdaki acı olay, dünyanın ilgisini
yine çocuk işçi sorununa çekmekle birlikte,
yapılan araştırmalarda çocuk işçi sayısının
sürekli arttığını ve çocuk emeğinin çok daha
ileri boyutlarda sömürüldüğünü ortaya koymuştur.
1980 yılında Uluslararası Çalışma Örgütünün (İLO)
yayınladığı bir rapor göre, dünyada 15 yaşın
altında 54 milyon çocuğun çalışma hayatında yer
aldığı belirtilmiş, günümüzde ise, bu sayı
neredeyse 10 katı aşarak 500 milyonu geçmiştir.
Zira; Günümüzde sadece az gelişmiş ülkelerde
5-14 yaşları arasında 250 milyon çocuğun; yaşına
uymayan işler, zararlı ve tehlikeli işler,
kölelik, askerlik, seks ve pornografik malzemesi
gibi kayıtsız-şartsız en kötü işlerde çalışmak
zorunda kaldığı dünyamızda, günde 1 Euro’dan
daha az bir parayla yaşam mücadelesi veren ve
200.000’i köle ticaretinin kurbanı olan 500
milyonun üzerindeki çocuğun açlık ve sefaleti, o
kadar ileri boyuttaki, içinde bulundukları
fiziki ve psikolojik koşullar onları yaşamları
boyunca adeta tutsak etmektedir. Bu çocuklardan;
300 milyonu sürekli aç kalmış, 170 milyonu okula
karnı aç gitmiş ve gün boyu hiçbir şey yememiş,
130 milyon aç çocuk hiç okula gidememiş,
bunlardan da 100 milyonu yoksulluk ve
ayırımcılıktan dolayı okula gidememiş, 5 yaşın
altında 11 milyon çocuk ölmüş, 1 milyondan fazla
çocuk ailesini kaybetmiş yada ailesinden
ayrılmış, 300.000 çocuk askere alınmış, 2
milyondan fazlası sivil savaşlarda katledilmiş,
6 milyondan fazlası yaralanmış ya da sakat
kalmış, 12 milyonu evsiz bırakılmış ve 20
milyonu da evlerinden kovulmuştur. Özellikle,
fiziki, ruhsal ve ahlaki gelişimi bozan aşırı
derecede kötü koşullarda çalıştırılan ve
ivedilikle bu işlerden uzaklaştırılması gereken
çocukların sayısı 179 milyonu bulmakta, köle,
savaşlarda askerlik, seks malzemesi ve
pornografik amaç ve uyuşturucu pazarlamasında
kullanılan çocuk sayısı ise 8.4 milyonu
bulmaktadır.
ILO Eğitim Merkezince hazırlanan “#Çocuk
İşçiliği Materyali”nde yer alan bilgilere göre;
Dünyada 5-14 yaş arasındaki çocuk işçilerden %
60’nın yani 127 milyon çocuk işçi Asya Pasifik
ülkelerinde, % 23 oranındaki 48 milyon çocuk
işçi Güney Sahra, % 8 oranındaki 17.4 milyon
çocuk işçi Latin Amerika ve Karayibler, % 6
oranındaki 13.6 milyon çocuk işçi Orta Doğu ve
Afrika, % 1’e yakın 2.4 milyon çocuk işçi de
Doğu Avrupa Ülkelerinde bulunmakta, yine
gelişmiş ülkelerde de 2.5 milyon çocuk işçi
bulunmaktadır. Çalışan bu çocuklardan % 70’4’ü
tarım, avcılık, ormancılık ve balıkçılık
sektöründe, % 8.3’ü imalat sanayiinde, %8.3’ü
toptan perakende ticaret, restoran ve otellerde,
% 6.5’i kamu ve özel hizmetlerde, % 3.8’i
taşımacılık, depolama ve iletişimde, % 1’i
inşaat ve % 0.9’u da maden ve taş ocaklarında
çalışmakta, yine bunlardan 120 milyon çocuk tam
gün, 130 milyon çocukta da yarım süreli işlerde
çalışmaktadır. Gerek gelişmekte olan ülkelerde,
gerekse sanayileşmiş ülkelerde ev işlerinde
çalışan yoksul aile çocuklarını da yukarıda
belirtilen sayılara dahil ettiğimizde, dünyada
çalışan çocukların sayısı 500 milyon gibi
korkunç rakamlara ulaşmaktadır.
Gelişmiş ülkelere karşı rekabet gücü sınırlı
olan ya da hiç kalmayan Afrika, Güney Amerika ve
Asya’daki az gelişmiş ve gelişmekte olan fakir
ülkelerin, gelişmiş ülkelere karşı rekabetteki
tek kozları, düşük maliyetli ucuz işgücü
olduğundan, bu fakir ülkeler çocukları işgücünde
kullanarak zengin ülkelere karşı rekabet etmeye
çalışmakta, bu durum da yukarıdaki dramatik
sonuçları doğurmaktadır. Zira; maliyetleri
yetişkinlere göre çok daha ucuz olan çocuk
işçileri çalıştırmadıkları takdirde, bu
ülkelerin bir çoğu rekabet gücünü kaybetmekten,
ihracatlarının ve döviz girdilerinin
azalmasından korkarak tam bir çıkmaza
girmektedirler. Günümüzde küçük çocukların
çalıştırılarak sömürülmesinden önemli karlar
sağlayan çok uluslu şirketlerde bulunmakta olup,
bu şirketler daha çok, tütün (Philip, Morris,
Altadis), muz (Chiquita, Del monte) ve kakao (Cargill)
şirketleridir. Fakir ülkelerdeki bu içler acısı
durumlara ne yazık ki zengin ülkelerde de
rastlanmakta, çocuk işçiler bu ülkelerde de çok
kötü ve olumsuz şartlar altında
çalıştırılmaktadır. Zengin ülkelerdeki 15 yaşın
altında yani 8-15 yaşındaki 2.5 milyon çocuk
tarımda, inşaatlarda, tekstil, ve ayakkabı
atölyelerinde çalıştırılmakta. Ayrıca 15-17
yaşları arasında 11.5 milyon çocuk ta yine aynı
şartlar altında çalışmaktadır. 15 yaşın
altındaki çocuk işçilerin 120.000’i ABD’de,
200.000’i İspanya’da, 400.000’i İtalya’da ve 2
milyondan fazlası da İngiltere ve diğer gelişmiş
ülkelerde bulunmaktadır.
Öte yandan, dünyada her yıl 700.000’den fazla
çocuğun kendi istekleri dışında köle olarak
tutularak insan ticaretine kurban edildiği
belirtilmekte, bunun nedeninin ise ucuz iş
gücüne olan ihtiyaçtan ve seks ticaretindeki
çocuk yaştaki kız ve erkeklere olan talepten
kaynaklandığı BM tarafından belirtilmektedir.
Dünya çocuklarının içler acısı bu durumunu daha
çok gündeme getirebilmek, bu sorunlara ciddi ve
kararlı bir şekilde eğilebilmek amacıyla,
Birleşmiş Milletler tarafından Eylül 1990’da New
York’ta organize edilen Dünya Çocukları
Zirvesinden 9 yıl sonra, Mayıs 2002’de BM
merkezinde yeni bir zirve düzenlenmiş ve yüzden
fazla ülkeden 500’ün üzerinde çocuk bu zirveye
katılmıştır. Söz konusu toplantıda BM Genel
Sekreteri Kofi Annan; çocuk hakları konusunda
acınacak bir şekilde başarısız olunduğunu
belirtmek zorunda kalmış; BM salonundaki
toplantıda gündeme getirilen ve skandal
sayılabilecek bu durumlar karşısında, 70 Devlet
Başkanı ve 189 ülkeden gelen yüzlerce Bakanın
önünde; dünyadaki sömürülen bütün çocuklar
adına konuşan Bolivya’lı 13 yaşındaki Gabriela
Azurdy’nin “Biz her türlü sömürü ve suiistimalin
kurbanlarıyız. Biz sokak çocuklarıyız, savaş
çocuklarıyız, AIDS’ın yetim bıraktığı
çocuklarız, bizler kurbanız ve sesimiz hiçbir
yerde duyulmuyor, artık bütün bunlar sona
ermeli! bize yakışan bir dünyada yaşamak
istiyoruz,” yolundaki çığlıkları tüm
katılımcıları derinden etkilemiştir.
Ülkemizdeki duruma gelince; esasında ülkemizdeki
durum yukarıdaki manzaradan pek farklı olmamakla
birlikte, özellikle 8 yıllık eğitimin kabulünden
sonra çocuk işçi sayısında bir azalma olmuş,
ancak çocuk işçilerin çalıştığı şartlarda ve
sömürülmesinde bir değişiklik olmamıştır. Zira,
ülkemizde 12-17 yaşları arasında 1 milyon 59 bin
çocuk işçi bulunmakta, 5-12 yaşları arasındaki
çocukları bu rakama dahi edersek çocuk işçilerin
sayısı 1.5 milyonu geçmekte, eğer staj ve
çıraklık eğitimi adı altındaki çalışanları da
sayarsak, bu rakam 4 milyonu geçmektedir. Yine
Türk-İş’in bir araştırmasına göre, 6-17 yaş
gurubunda 1 milyon 635 bin çocuk, herhangi bir
işkolunda çalışmakta, bunlardan %57.6’sı tarım,
%21.8’i sanayi, %10.2’si ticaret ve %10.4’ü de
hizmet sektöründe çalıştığı belirtilmektedir. Bu
çocuklardan, % 87.2’sinin ücretli ve yevmiyeli,
%12.8’nin ücretsiz aile işçisi olarak emeklerini
harcadıkları, ücretsiz çalışan çocukların büyük
bir kısmının da iş öğrenmek ya da meslek edinmek
gerekçesiyle sadece tok karnına çalıştırıldığı
ifade edilmektedir. Prof. Dr. Nusret Ekin
tarafından hazırlanan ve İTO tarafından
yayımlanan “#Türkiye’de yapay istihdam ve
istihdam politikaları” adlı kitapta Türkiye’de
ki çarpık istihdamın profili çok açık bir
şekilde ortaya konulmuştur. Buna göre, sadece
240 bin sigortalının çalıştığı Ankara’da 40-50
bin, 1 milyon 190 bin işçinin çalıştığı
İstanbul’da 300-400 bin çocuk işçi
çalıştırıldığı ve bunların da hiçbir sosyal
güvenceden yararlandırılmadan yoğun bir şekilde
ucuz işçi olarak çalıştırıldığı tespit
edilmiştir. Türkiye’de çocuklar daha çok
tekstil, tarım, hizmet, deri, ayakkabı, gazete
ve su satıcılığı, ayakkabı boyacılığı, oto
tamirciliği, otomobil camı silme gibi iş
sahalarında çalışmakta, özellikle tekstil ve
deri işkolunda günde 13-14 saat çalıştırılmaları
yanında, çalışma ortamları da pek iç açıcı
değildir. Zira; dökük, yıkık, rutubetli, havasız
ve susuz bir ortamda, eski han odalarında
çalıştıklarından, ayrıca alkol, tiner gibi uçucu
ve yanıcı maddelerin kullanılmasından doğan bazı
kötü alışkanlıklar edindikleri anlaşılmıştır.
Her hangi bir sosyal güvenceye de sahip olmayan
bu çocukların, genellikle işçi ve işsiz
çocukları olduğu, babanın toplumsal üretime
katılmadığı zamanlarda çocuk emeğinin devreye
girdiği görülmektedir. Yukarıda belirtildiği
üzere, ülkemizde 8 yıllık eğitimin kabulünden
sonra çocuk işçilerde bir azalma olduğu
görülmekle beraber, son yıllardaki yolsuzluklar
ve buna bağlı ekonomik krizler nedeniyle çocuk
işçi sayısında yeniden artışlar olmuş ve
özellikle yaz mevsiminde aileleri ile birlikte
pamuk, fındık, çay ve zeytin toplamak için her
yıl düştükleri gurbet yollarında çektikleri
acılar ve sıkıntılar bizde de romanlara ve
filmlere konu olmaktadır.
Ülkemiz, çocukların çalıştırılması konusunda
uluslararası sözleşmelerin ikisine taraftar
olmuştur. Bunlardan birincisi; 16.08.1983/2878
tarih ve sayılı yasa ile kabul edilen Çocukların
ve Gençlerin Sanayii de İşe Elverişlilikleri
Yönünden Sağlık Muayenesine Tabi Tutulmalarına
İlişkin 77 Sayılı İLO Sözleşmesi, ikincisi de;
25.05.1959/7293 tarih ve sayılı yasa ile kabul
edilen Deniz İşlerinde Çalıştırılacak Çocukların
Asgari Yaş Sınırının Saptanmasına İlişkin 58
Sayılı İLO Sözleşmesidir. Daha sonra 1973’de
kabul edilen minimum yaş sınırına ilişkin 138
sayılı İLO sözleşmesi ile 182 sayılı sözleşmeye
taraf olmuştur. Diğer taraftan Anayasamızın 50.
maddesinde; “#Kimse yaşına, cinsiyetine ve
gücüne uymayan işte çalıştırılamaz.”, “#Küçükler
ve kadınlar ile bedeni ve ruhi yetersizliği
olanların çalışma şartları bakımından özel
olarak korunur” hükmü yer almıştır. Yine 1475
Sayılı Yasanın 67. maddesinde; 15 yaşın
altındaki çocukların çalıştırılması
yasaklanmakla beraber, 13 yaşını doldurmuş
çocukların sağlık ve gelişmelerine, okul ya da
mesleki eğitimlerine zarar vermeyecek
nitelikteki hafif işlerde çalıştırabilmelerine
ilişkin hüküm getirilmiştir. Öte yandan, 18
yaşın altındaki çocukların maden ocakları, kablo
döşenmesi, kanalizasyon ve tünel inşaatı gibi
yer altında ve su altındaki işlerde
çalıştırılmaları yasaklanmış, 16 yaşın altındaki
çocukların ağır ve tehlikeli işlerde
çalıştırılamayacağı, 13-18 yaşındaki çocukların
da; işe alınmalarında işin niteliğine ve
koşullarına göre beden yapılarının dayanıklı
olduğunun hekim raporuyla saptanmasının zorunlu
olduğu hüküm altına alınmıştır. Yine, 3308
sayılı Çıraklık ve Mesleki Eğitim Kanunu, çırak
olabilmek için 13 yaş sınırını getirmiştir.
Çalışma Bakanlığınca hazırlanan yasa taslağında
ise, 15 yaşını doldurmamış çocukların
çalıştırılmaları yasaklanmakla birlikte, bunları
çalıştıranlara önemli müeyyideler getirilmekte,
15 yaşını doldurmuş çocukların da, eğitimine
engel olmayacak, hafif işlerde ve
ailelerinin onayıyla günde 2-7 saatten fazla
çalıştırılamayacakları yönünde kısıtlamalar
getirilmek istenmektedir.
Bütün çabalara, yasal düzenlemelere ve
denetimlere karşın, çocuk emeğinin sömürülmesi
ve çocuk işçilerin sağlıksız bir ortamda ve çok
kötü koşullarda çalıştırılması; Küresel bir hale
gelen doğal afetler, ağır ekonomik durgunluk,
AİDS, çatışmalar ve bunlara bağlı yolsuzluk,
yoksulluk ve gelenekler yanında, ucuz ya da
bedava iş gücü olmaları, iş yerinde hiç problem
çıkarmamaları gibi gerekçelerle dünya
ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de maalesef
önlenememekte ve bu durumda, bugün olduğu gibi
gelecekte de sorunlu, birbiriyle barışık olmayan
adeta birbirini düşman gören aynı zamanda
dünyanın barış ve güvenliğini tehdit eden ve her
an patlayacak bir bomba gibi potansiyel suçlu
nesil yetişmesine neden olmaktadır. Bizden sonra
dünyanın barış ve güvenliğini etkin bir şekilde
koruyacak, sorunsuz, sağlıklı, mutlu, başarılı
ve barışçı bir nesil yetiştirmek için gerek
ülkemizde, gerekse dünyada çocuk işçi sorununun
mutlaka çözülmesi gerekir. Buda ancak, az
gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler ile gelişmiş
ülkelerdeki geçim sıkıntısı bulunan işsiz
ailelerin 15 yaşın altındaki çocuklarının
sağlık, eğitim ve gıda ihtiyaçlarının
karşılıksız olarak giderilmesi, bir yerde sosyal
güvencelerinin sağlanması ile mümkündür.
(*)Le Monde Diplomatique Ağustos 2002.
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |