Mart 2004  Sayı: 67 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   MART 2004  

KÜRESELLEŞEN DÜNYADA  KÖLELEŞTİRİLEN ÇOCUK İŞÇİLER

KUDRET ULUSOY
Araştırmacı - Yazar

 

 Gabon’da satılmak üzere Benin’den yola çıkan ve içinde onlarca çocuğun bulunduğu Etireno adlı Nijerya bandıralı bir geminin Nisan 2002 ayında yakalanarak dünya gazetelerinin manşetine taşınmasından sonra(*), Uluslararası Çalışma Örgütünce (ILO) dünya kamuoyunun dikkati bu olaya çekilerek, çocukların sömürülmesinin önlenmesi amacıyla, 12 Temmuz 2002 tarihinde Cenevre’de “#Çocukların Çalıştırılmasına Karşı Birinci Dünya Günü” adıyla yeni bir etkinlik düzenlenmek zorunda kalınmış ve ne yazık ki 21. yüzyılda  hâlâ çocuk emeğinin 17. ve 18. yüzyılda olduğu gibi, yoğun ve acımasız bir şekilde sömürüldüğü gerçeği bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Özellikle sanayi devrimine gelinceye kadar bütün dünya ülkelerinde çocuklar; küçük yaşlarda ya ailelerinin yanında, ya da bir zanaatkarın yanında çalışarak üretim sürecine önemli ölçüde katılmışlardı. Ancak, Sanayi Devrimi ile birlikte 19. yüzyılda  başta İngiltere ve Fransa olmak üzere, bazı sanayi ülkelerinde çocuk emeği üzerinde; bir sorun olarak durulmaya başlanılmış olmasına rağmen, gerçekte; madencilik ve tekstil sanayiinde çocuk emeğinden büyük ölçüde yararlanılmaya devam edilmiştir. 1978 yılında yayınlanan bazı istatistiklere göre; 1834’de İngiliz pamuk sanayiinde çalışanların % 13.3’ünün 13 yaşından küçük çocukların oluşturduğu, 1850’ye doğru bu oranın % 5 civarına düştüğü, ancak iktisadi bunalımla birlikte 1874’de bu oranın tekrar % 14’lere yükseldiği ve nihayet 1890’a kadar da % 9 civarında kaldığı görülmüştür. Yine; Belçika’da 1880’ler de sanayide çalışanların içerisinde, 16 yaşından küçük çocukların oranının  % 14’ü bulduğu ve bunlardan  % 17’sinin de kömür madenlerinde çalıştığı vurgulanmıştır. O yıllardaki bir çok metinde, çocuk emeğine ne kadar düşük ücret ödendiği ve çocukların ne kadar ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırıldığı ayrıca yer almıştı. Hatta, 19. yüzyılda  yaşanan ve Charles Dickens, Victor Hugo, Hectar Malat yada Edmendo  de Amicis gibi yazarların romanlarına  da konu olan çocuk köle işçiler, günümüzde de Ekvator, Fildişi Kıyısı, Malawi gibi fakir ülkelerde, günde en az 9 saat muz,  kakao, tütün ve şeker kamışı tarlalarında, maden ocaklarında ve fabrikalarda karın tokluğuna çalışmak zorunda kalmaktadır.

Çocuk emeğine ilişkin çıkan yasalar, günümüzde olduğu gibi, o yıllarda da sözde kalmış ve çoğu zaman uygulanmamıştır. Büyük Britanya’da 1802’de tekstil sanayiinde çalışan çıraklar için, iş günü 12 saat olarak saptanmış, 1819’da pamuk sanayiinde ilke olarak 9 yaşın altındaki çocukların çalıştırılması yasaklanmış, 9-12 yaşındaki çocukların günde 12 saatten fazla çalıştırılamayacağı kuralı getirilmişti. Ayrıca; 1831’de  9-12 yaşındaki çocukların gece çalıştırılması yasaklanmış ve 1833’dede  haftalık iş saati 48 saatle sınırlandırılmıştı.  Fransa’da ise; 22 Mart 1841 tarihli yasa; ancak 8 yaşın üstündeki çocukların çalıştırılabileceğini öngörmüş, iş günü olarak ta 8-12 yaşındaki çocuklar için 8 saat, 12-16 yaşındaki çocuklar için de 12 saat sınırını getirmişti. Çocuk emeğinin sanayii de kullanılmasının yasaklanmasını amaçlayan önlemler, 20. yüzyılın başlarına kadar etkisiz kalmıştır. Özellikle gelişmiş ülkelerde zorunlu ilk öğretim ve yeni üretim teknikleriyle çocuk emeği kullanımı önemli ölçüde azalmışsa da, bir çok üçüncü dünya ülkesinde çocuk emeğinin kullanımı ve çocukların yaşamı ve sağlıkları hiç umursamaksızın sömürülmesi çok kaygı verici bir sorun olarak günümüze kadar devam ede gelmiştir. 21. yüzyıla girerken Nisan 2002 ayında Benin’de yaşanan yukarıdaki acı olay, dünyanın ilgisini yine çocuk işçi sorununa çekmekle birlikte, yapılan araştırmalarda çocuk işçi sayısının sürekli arttığını ve çocuk emeğinin çok daha ileri boyutlarda sömürüldüğünü ortaya koymuştur. 1980 yılında Uluslararası Çalışma Örgütünün (İLO) yayınladığı bir rapor göre, dünyada  15 yaşın altında 54 milyon çocuğun çalışma hayatında yer aldığı belirtilmiş, günümüzde ise, bu sayı neredeyse 10 katı aşarak 500 milyonu geçmiştir. Zira; Günümüzde sadece az gelişmiş ülkelerde 5-14 yaşları arasında 250 milyon çocuğun; yaşına uymayan işler, zararlı ve tehlikeli işler, kölelik, askerlik, seks ve pornografik malzemesi gibi kayıtsız-şartsız en kötü işlerde çalışmak zorunda kaldığı dünyamızda, günde 1 Euro’dan daha az bir parayla yaşam mücadelesi veren ve 200.000’i köle ticaretinin kurbanı olan 500 milyonun üzerindeki çocuğun açlık ve sefaleti, o kadar ileri boyuttaki, içinde bulundukları fiziki ve psikolojik koşullar onları yaşamları boyunca adeta tutsak etmektedir. Bu çocuklardan; 300 milyonu sürekli aç kalmış, 170 milyonu okula karnı aç gitmiş ve gün boyu hiçbir şey yememiş, 130 milyon aç çocuk hiç okula gidememiş, bunlardan da 100 milyonu yoksulluk ve ayırımcılıktan dolayı okula gidememiş,  5 yaşın altında 11 milyon çocuk ölmüş, 1 milyondan fazla çocuk ailesini kaybetmiş yada ailesinden ayrılmış, 300.000 çocuk askere alınmış, 2 milyondan fazlası sivil savaşlarda katledilmiş, 6 milyondan fazlası yaralanmış ya da sakat kalmış, 12 milyonu evsiz bırakılmış ve 20 milyonu da evlerinden kovulmuştur. Özellikle, fiziki, ruhsal ve ahlaki gelişimi bozan aşırı derecede kötü koşullarda çalıştırılan ve ivedilikle bu işlerden uzaklaştırılması gereken çocukların sayısı 179 milyonu bulmakta, köle, savaşlarda askerlik, seks malzemesi ve pornografik amaç ve uyuşturucu pazarlamasında kullanılan çocuk sayısı ise 8.4 milyonu bulmaktadır.

ILO Eğitim Merkezince hazırlanan “#Çocuk İşçiliği Materyali”nde yer alan bilgilere göre; Dünyada 5-14 yaş arasındaki çocuk işçilerden % 60’nın yani 127 milyon çocuk işçi Asya Pasifik ülkelerinde, % 23 oranındaki 48 milyon çocuk işçi Güney Sahra, % 8 oranındaki 17.4 milyon çocuk işçi Latin Amerika ve Karayibler, % 6 oranındaki 13.6 milyon çocuk işçi Orta Doğu ve Afrika, % 1’e yakın 2.4 milyon çocuk işçi de Doğu Avrupa Ülkelerinde bulunmakta, yine gelişmiş ülkelerde de  2.5 milyon çocuk işçi bulunmaktadır. Çalışan bu çocuklardan % 70’4’ü tarım, avcılık, ormancılık ve balıkçılık sektöründe, % 8.3’ü imalat sanayiinde, %8.3’ü toptan perakende ticaret, restoran ve otellerde, % 6.5’i kamu ve özel hizmetlerde, % 3.8’i taşımacılık, depolama ve iletişimde, % 1’i inşaat ve % 0.9’u da maden ve taş ocaklarında çalışmakta, yine bunlardan 120 milyon çocuk tam gün, 130 milyon çocukta da yarım süreli işlerde çalışmaktadır. Gerek gelişmekte olan ülkelerde, gerekse sanayileşmiş ülkelerde ev işlerinde çalışan yoksul aile çocuklarını da yukarıda belirtilen sayılara dahil ettiğimizde, dünyada çalışan çocukların sayısı 500 milyon gibi korkunç rakamlara ulaşmaktadır.

Gelişmiş ülkelere karşı rekabet gücü sınırlı olan ya da hiç kalmayan Afrika, Güney Amerika ve Asya’daki az gelişmiş ve gelişmekte olan fakir ülkelerin, gelişmiş ülkelere karşı  rekabetteki tek kozları, düşük maliyetli ucuz işgücü olduğundan, bu fakir ülkeler çocukları işgücünde kullanarak zengin ülkelere karşı rekabet etmeye çalışmakta, bu durum da yukarıdaki dramatik sonuçları doğurmaktadır. Zira; maliyetleri yetişkinlere göre çok daha ucuz olan çocuk işçileri çalıştırmadıkları takdirde, bu ülkelerin bir çoğu rekabet gücünü kaybetmekten, ihracatlarının ve döviz girdilerinin azalmasından korkarak tam bir çıkmaza girmektedirler. Günümüzde küçük çocukların çalıştırılarak sömürülmesinden önemli karlar sağlayan çok uluslu şirketlerde bulunmakta olup, bu şirketler daha çok, tütün (Philip, Morris, Altadis), muz (Chiquita, Del monte) ve kakao (Cargill) şirketleridir. Fakir ülkelerdeki bu içler acısı durumlara ne yazık ki zengin ülkelerde de rastlanmakta, çocuk işçiler bu ülkelerde de çok kötü ve olumsuz şartlar altında çalıştırılmaktadır. Zengin ülkelerdeki 15 yaşın altında yani 8-15 yaşındaki 2.5 milyon çocuk tarımda, inşaatlarda, tekstil, ve ayakkabı atölyelerinde çalıştırılmakta. Ayrıca 15-17 yaşları arasında 11.5 milyon çocuk ta yine aynı şartlar altında çalışmaktadır. 15 yaşın altındaki çocuk işçilerin 120.000’i ABD’de, 200.000’i İspanya’da, 400.000’i İtalya’da ve 2 milyondan fazlası da İngiltere ve diğer gelişmiş ülkelerde bulunmaktadır.

Öte yandan, dünyada her yıl 700.000’den fazla çocuğun kendi istekleri dışında köle olarak tutularak insan ticaretine kurban edildiği belirtilmekte, bunun nedeninin ise ucuz iş gücüne olan ihtiyaçtan ve seks ticaretindeki çocuk yaştaki kız ve erkeklere olan talepten kaynaklandığı BM tarafından belirtilmektedir. Dünya çocuklarının içler acısı bu durumunu daha çok gündeme getirebilmek, bu sorunlara ciddi ve kararlı bir şekilde eğilebilmek amacıyla, Birleşmiş Milletler tarafından Eylül 1990’da New York’ta organize edilen Dünya Çocukları Zirvesinden 9 yıl sonra, Mayıs 2002’de BM merkezinde yeni bir zirve düzenlenmiş ve yüzden fazla ülkeden 500’ün üzerinde çocuk bu zirveye katılmıştır. Söz konusu toplantıda BM Genel Sekreteri Kofi Annan; çocuk hakları konusunda acınacak bir şekilde başarısız olunduğunu belirtmek zorunda kalmış; BM salonundaki  toplantıda gündeme getirilen ve skandal sayılabilecek bu durumlar karşısında, 70 Devlet Başkanı ve 189 ülkeden gelen yüzlerce Bakanın önünde;  dünyadaki sömürülen bütün çocuklar adına konuşan Bolivya’lı 13 yaşındaki Gabriela Azurdy’nin “Biz her türlü sömürü ve suiistimalin kurbanlarıyız. Biz sokak çocuklarıyız, savaş çocuklarıyız, AIDS’ın yetim bıraktığı çocuklarız, bizler kurbanız ve sesimiz hiçbir yerde duyulmuyor, artık bütün bunlar sona ermeli! bize yakışan bir dünyada yaşamak istiyoruz,” yolundaki çığlıkları tüm katılımcıları derinden etkilemiştir.

Ülkemizdeki duruma gelince; esasında ülkemizdeki durum yukarıdaki manzaradan pek farklı olmamakla birlikte, özellikle 8 yıllık eğitimin kabulünden sonra çocuk işçi sayısında bir azalma olmuş, ancak çocuk işçilerin çalıştığı şartlarda ve sömürülmesinde bir değişiklik olmamıştır. Zira, ülkemizde 12-17 yaşları arasında 1 milyon 59 bin çocuk işçi bulunmakta, 5-12 yaşları arasındaki çocukları bu rakama dahi edersek çocuk işçilerin sayısı 1.5 milyonu geçmekte, eğer staj ve çıraklık eğitimi adı altındaki çalışanları da sayarsak, bu rakam 4 milyonu geçmektedir. Yine Türk-İş’in bir araştırmasına göre, 6-17 yaş gurubunda 1 milyon 635 bin çocuk, herhangi bir işkolunda çalışmakta, bunlardan %57.6’sı tarım, %21.8’i sanayi, %10.2’si ticaret ve %10.4’ü de hizmet sektöründe çalıştığı belirtilmektedir. Bu çocuklardan, % 87.2’sinin ücretli ve yevmiyeli, %12.8’nin ücretsiz aile işçisi olarak emeklerini harcadıkları, ücretsiz çalışan çocukların büyük bir kısmının da iş öğrenmek ya da meslek edinmek gerekçesiyle sadece tok karnına çalıştırıldığı  ifade edilmektedir. Prof. Dr. Nusret Ekin tarafından hazırlanan ve İTO tarafından yayımlanan “#Türkiye’de yapay istihdam ve istihdam politikaları” adlı kitapta Türkiye’de ki çarpık istihdamın profili çok açık bir şekilde ortaya konulmuştur. Buna göre, sadece 240 bin sigortalının çalıştığı Ankara’da 40-50 bin, 1 milyon 190 bin işçinin çalıştığı İstanbul’da 300-400 bin çocuk işçi çalıştırıldığı ve bunların da hiçbir sosyal güvenceden yararlandırılmadan yoğun bir şekilde ucuz işçi olarak çalıştırıldığı tespit edilmiştir. Türkiye’de çocuklar daha çok tekstil, tarım, hizmet, deri, ayakkabı, gazete ve su satıcılığı, ayakkabı boyacılığı, oto tamirciliği, otomobil camı silme gibi iş sahalarında çalışmakta, özellikle tekstil ve deri işkolunda günde 13-14 saat çalıştırılmaları yanında, çalışma ortamları da pek iç açıcı değildir. Zira; dökük, yıkık, rutubetli, havasız ve susuz bir ortamda, eski han odalarında çalıştıklarından, ayrıca alkol, tiner gibi uçucu ve yanıcı maddelerin kullanılmasından doğan bazı kötü alışkanlıklar edindikleri anlaşılmıştır. Her hangi bir sosyal güvenceye de sahip olmayan bu çocukların, genellikle işçi ve işsiz çocukları olduğu, babanın toplumsal üretime katılmadığı zamanlarda çocuk emeğinin devreye girdiği görülmektedir. Yukarıda belirtildiği üzere, ülkemizde 8 yıllık eğitimin kabulünden sonra çocuk işçilerde bir azalma olduğu görülmekle beraber,  son yıllardaki yolsuzluklar ve buna bağlı ekonomik krizler nedeniyle çocuk işçi sayısında yeniden artışlar olmuş ve özellikle yaz mevsiminde aileleri ile birlikte pamuk, fındık, çay ve zeytin toplamak için her yıl düştükleri gurbet yollarında çektikleri acılar ve sıkıntılar bizde de romanlara ve filmlere konu olmaktadır.

Ülkemiz, çocukların çalıştırılması konusunda uluslararası sözleşmelerin ikisine taraftar olmuştur. Bunlardan birincisi; 16.08.1983/2878 tarih ve sayılı yasa ile kabul edilen Çocukların ve Gençlerin Sanayii de İşe Elverişlilikleri Yönünden Sağlık Muayenesine Tabi Tutulmalarına İlişkin 77 Sayılı İLO Sözleşmesi, ikincisi de; 25.05.1959/7293 tarih ve sayılı yasa ile kabul edilen Deniz İşlerinde Çalıştırılacak Çocukların Asgari Yaş Sınırının Saptanmasına İlişkin 58 Sayılı İLO Sözleşmesidir. Daha sonra 1973’de kabul edilen minimum yaş sınırına ilişkin 138 sayılı İLO sözleşmesi ile 182 sayılı sözleşmeye taraf olmuştur. Diğer taraftan Anayasamızın 50. maddesinde; “#Kimse yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işte çalıştırılamaz.”, “#Küçükler ve kadınlar ile bedeni ve ruhi yetersizliği olanların çalışma şartları bakımından özel olarak korunur”  hükmü yer almıştır. Yine 1475 Sayılı Yasanın 67. maddesinde; 15 yaşın altındaki çocukların çalıştırılması yasaklanmakla beraber, 13 yaşını doldurmuş çocukların sağlık ve gelişmelerine, okul ya da mesleki eğitimlerine zarar vermeyecek nitelikteki hafif işlerde çalıştırabilmelerine ilişkin hüküm getirilmiştir. Öte yandan, 18 yaşın altındaki çocukların maden ocakları, kablo döşenmesi, kanalizasyon ve tünel inşaatı gibi yer altında ve su altındaki işlerde çalıştırılmaları yasaklanmış, 16 yaşın altındaki çocukların ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılamayacağı, 13-18 yaşındaki çocukların da; işe alınmalarında işin niteliğine ve koşullarına göre beden yapılarının dayanıklı olduğunun hekim raporuyla saptanmasının zorunlu olduğu hüküm altına alınmıştır. Yine, 3308 sayılı Çıraklık ve Mesleki Eğitim Kanunu, çırak olabilmek için 13 yaş sınırını getirmiştir. Çalışma Bakanlığınca hazırlanan yasa taslağında ise, 15 yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılmaları yasaklanmakla birlikte, bunları çalıştıranlara önemli müeyyideler getirilmekte, 15 yaşını doldurmuş çocukların da, eğitimine engel olmayacak, hafif işlerde ve

ailelerinin onayıyla günde 2-7 saatten fazla çalıştırılamayacakları yönünde kısıtlamalar getirilmek istenmektedir.

Bütün çabalara, yasal düzenlemelere ve denetimlere karşın, çocuk emeğinin sömürülmesi ve çocuk işçilerin sağlıksız bir ortamda ve çok kötü koşullarda çalıştırılması; Küresel bir hale gelen doğal afetler, ağır ekonomik durgunluk, AİDS, çatışmalar ve bunlara bağlı yolsuzluk, yoksulluk ve gelenekler yanında, ucuz ya da bedava iş gücü olmaları, iş yerinde hiç problem çıkarmamaları gibi gerekçelerle dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de maalesef önlenememekte ve bu durumda, bugün olduğu gibi gelecekte de sorunlu, birbiriyle barışık olmayan adeta birbirini düşman gören aynı zamanda dünyanın barış ve güvenliğini tehdit eden ve her an patlayacak bir bomba gibi potansiyel suçlu nesil yetişmesine neden olmaktadır. Bizden sonra dünyanın barış ve güvenliğini etkin bir şekilde koruyacak, sorunsuz, sağlıklı, mutlu, başarılı ve barışçı bir nesil yetiştirmek için gerek ülkemizde, gerekse dünyada çocuk işçi sorununun mutlaka çözülmesi gerekir. Buda ancak, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler ile gelişmiş ülkelerdeki geçim sıkıntısı bulunan işsiz ailelerin 15 yaşın altındaki çocuklarının sağlık, eğitim ve gıda ihtiyaçlarının karşılıksız olarak giderilmesi, bir yerde sosyal güvencelerinin sağlanması ile mümkündür.

 

(*)Le Monde Diplomatique Ağustos 2002.


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |