Mayıs 2003  Sayı: 57 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   MAYIS 2003  

TÜRKİYE’NİN KADERİ: JEOPOLİTİĞİ (*)

Nurettin TÜRSAN
                                                                                                                   General (E)

1971 yılında “jeopolitik ve jeostratejinin ışığı altında Türkiye’nin stratejik değeri” konulu bir araştırmam yayınlanmıştır. Bu etüt o yıllardaki Dünya siyasal konjöktürüne, devletlerarası ilişkiler ve anlaşmalar, bloklara ve dünyanın büyük korkusu olan komünizm tehlikesine göre yazılmıştı.

Fakat 20 yıl sonra; 1990’da, aynen 1917’de “Dünyayı Sarsan 10 Gün” adlı kitabın yazdığı olay, bu kez, benim deyimimle “Dünyayı çözen bir yıl” olarak ortaya çıktı: Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) yıkıldı, parçalandı, dağıldı. Yani komünizm korkusu bitti.

Son 30 yılda büyük jeopolitik olaylar gerçekleşti. Gelişigüzel hatırlayalım:

- SSCB’liği dağıldı, yeni devletler kuruldu.

- 1975 Helsinki Antlaşmaları yapıldı.

- Varşova Paktı dağıldı.

- Berlin duvarı yıkıldı. İki Almanya birleşti.

- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (K.K.T.C.) kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk askeri harekatını yaptı. (Hava-Kara-Deniz İşbirliği harekatı)

- AGİT ve yan kuruluşları AKKA anlaşmaları ve örgütleri kuruldu. (Son 53 devletli)

- Yugoslavya parçalandı; ondan 6 devlet ortaya çıktı. Yani Balkanların haritası değişti. O haritayı I. Ve II. Dünya savaşları sonunda  İngiltere ve Rusya çizmişlerdi. Son olarak ABD’de işe karışıp yeni sınırlar çizdi.

- Orta Asya’da bağımsız Türk ve Müslüman devletler ortaya çıktı. ABD ve Batı’nın şirketleri oralara saldırdılar, ticaret kavgaları başladı.

- Avrupa Birliği 12 devletten 25 devlete genişledi. Ve AB, ordusunu kurarak NATO’dan azad olmaya çalıştı.

- Bu arada Küçük Yunanistan Kıbrıs’ı ilhak etmek (Enosis) istedi,

- Bu fırsatta, ya da yağmada Küçük Ermenistan (3 milyon nüfuslu) Azerbaycan topraklarının %2o’sini zaptetti. Binlerce Azeri Türkü öldürdü.

- ASALA adlı bir Ermeni terör örgütü 50 Türk diplomatını öldürdü. Avrupa bu cinayetleri seyretti. Fransız adaleti bunları suçlu saymadı.

- Avrupa Birliği Parlamentosu ve Küçük Batı devletleri “Ermeni soykırımı iddialarını onayladı”. Kararlar çıkarttılar, filimler çevirttiler.

- AB, Türkiye’ye gizli bir savaş açtı; Abdullah Öcalan adlı Kürtçe konuşamayan birisine, silah, para, örgüt vererek Türkiye’nin Güney Doğu Bölgesini bir savaş alanına çevirtti ve 40.000 insanımız öldürtüldü. Tek nedeni; “Türkiye’yi AB’ye almamak, aldırmamaktır”. Turgut Özal, 1983’te AB’ye resmen aday olarak müracaat etti. Cinayetler, terör, gizli savaş birkaç ay sonra başladı.

- Amerika Birleşik Devletleri (ABD) “Kıbrıs’a girdik diye” korkunç bir ambargo koydu, 4 yıl sürdü. (Hatta Johnson tehdit etti.)

- Savaşlar: Biz Müslümanlar arası savaş (Irak-İran), (aptalların savaşı) 10 yıl sürdü. 2 milyon insan öldü.

- SSCB’liğinin Afganistan’ı işgali 10 yıl sürdü. Sonunda çıktı.

- ABD’nin Somali savaşı.

- ABD’nin iki Irak savaşı: 1991 ve 2003 savaşları

- Bitmeyen İsrail-Filistin Savaşları

- AB; EURO denen tek para dönemine geçti. Yani bugün AB’nin 25 devleti, unsurları, ordusu ve tek parası var. Avrupa İmparatorluğu kuruldu. ABD’ye kafa tutmaya başladı.

- 11 Eylül 2001’de İkiz Kuleler ve pentagon bir terörist saldırıyla tahrip edildiler. İkiz kulelere saldırı, “Sanetvaire”i taaruzdu. ABD, kutsal toprağına Pearl Harbour’dan sonra ilk kez saldırıya maruz kaldı ve bir moral şok yaşadı. Şimdiden siyasi tarihçiler 11 Eylül 2001’den ÖNCE ve SONRA diye tarih düşüyorlar. Ve bu terör olayı Afganistan’ın istilâsına neden oldu.

- Son olarak; Batı’nın ciddi araştırma dergi ve basınının açıkça yazdıkları: “ABD İmparatorluğu” kuruldu. İki kutuplu dünya yıkıldı. AB, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti henüz ikinci kutup olarak ortaya çıkamadılar ve ABD, artık BM’leri de hiçe sayarak imparatorluğunu ilan etti. Bunun kanıtı 20 Mart 2003, Irak’a taarruzudur.Bazı devletleri; bu savaşta, orta çağdaki Vassal krallıklara ya da protektaralara çevirdi. Ve koalisyona soktu.

 

Buraya kadar son 30 yılın jeopolitik olaylarını özetledik. Jeopolitiğe bir giriş yaptık.Ve gördük ki, I. Ve II. Dünya savaşları sonunda galip devletlerin kurdurdukları yapay devletlerin bir kısmı, dünya siyasi tarihinden silindiler, yerlerine yeni devletler kuruldu. Yani Dünya haritası yeniden çizildi. 1990’lardan sonra, harita yapan basımevleri ve National Geographic gibi dergiler, yeni haritalar dağıttılar. Özellikle yeni Avrasya ve Orta Asya haritasını çok bekledik. Çünkü yeni devletlerin sınırlarını çizmek zor oldu…

Önceki etüdümüzde jeopolitiğin değişen ve değişmeyen faktörlerinden söz etmiştik. Son 30 yılda değişen faktörlerin başında devletlerin adları ve sınırları geldi, fakat coğrafya değişmedi.

COĞRAFYA TABİAAT HARİKASIDIR: O topraklarda yaşayan bir ulus toprağının değerini bilirse, kanı ile canı ile savaşır ve orada yaşamını sürdürür. “İlelebet” sözcüğünün anlamı budur. Türk İstiklal Harbi, son örnektir. Kıbrıs (KKTC) çağdaş örnek olmaya çalışıyor. Toprağının değerini bilemeyen ya da  savunamayan uluslar tarihten silindiler, gittiler. Endülüs Arapları, Filistin Arapları, Libya Berberileri v.b….  gibi

BİR ÜLKENİN STRATEJİK DEĞERİNİ, COĞRAFYASI VE DÜNYA KONJÖKTÜRÜ, yani JEOPOLİTİĞİ SAPTAR: coğrafya yerindedir fakat savaşlar, ihtilaller, uluslararası çıkarlar coğrafyanın anlamını değiştirirler.

Son 150 yılda “PETROL” denen ham madde ne cinayetlere, ne savaşlara neden oldu? Üzerine yüzlerce kitap yazıldı. (II. Dünya Savaşı sırasında Krom cevheri yüzünden Türkiye iyi tehditler yemişti). Demek ülkenin yer altı, yerüstü kaynakları, enfrastrüktürü, stratejik mihverleri (Roma yolları gibi) stratejik değerin; unsurları olurlar.

İşte bu ülkenin jeopolitiğidir. Son yıllarda bu faktörlere “Terörizm” denen akımlar da katıldı. Türkiye’yi bu akımla yıkmak isteyen devletler görüldü. (AB, Yunanistan, Suriye)

1869’da petrolün bulunması, aynı yıl Süveyş Kanalının açılması Orta Doğu jeopolitiğini değiştirdi. Hatta Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasına neden oldu diyebiliriz. 1948’de İsrail devleti kurulunca, tüm, Ortadoğu’nun stratejik değeri değişti… 1990’da SSCB, daha doğrusu komünizm yıkılınca,  tüm yarımküremizin, özellikle Orta Asya’nın stratejik değeri değişti. Bugün Rusya’nın doğalgazı, tüm Avrupa’yı, Türkiye’yi besliyor. Yani “musluğu kapatmak” üstünlüğü var. Yarın Azerbaycan petrolü Akdeniz’e akacak. 250 yılda 14 büyük savaş yaptığımız Rusya’dan 18. yüzyıl ortalarına kadar savaşlarla Anadolu’yu koruduğumuz İran’dan doğalgaz satın alıyoruz. Böylece işe ekonomi ve ticaret girince jeopolitiğin adı jeostrateji oluyor. O zaman dost ve düşman ülkeler stratejik bir ticaret –ulaştırma yolu olan “TÜRK BOĞAZLARI”na saldırıyorlar.  Rusya ve Yunanistan, yıllarca Montreux Boğazlar Anlaşmasını değiştirmek istediler. ABD savaş gemileri Karadeniz’e girdi diye kıyametler kopardılar. Batılılar; Türkiye’nin stratejik değerinden söz ederlerken, ilk akıllarına getirdikleri ve yazdıkları, 1840 yılından beri “Türk Boğazları”dır. II. Dünya Savaşının korkunç galibi STALİN’de 1946’da “BOĞAZLARDA ORTAK SAVUNMA” isteğinde bulunmuş ve tehditte etmişti. Babasının malı imiş gibi ELVİYE-İ Selâse’yi (Kars-Ardahan-Artvin) istemişti. Bu isteklerden de anlıyoruz ki, KARS KALESİ Doğu’dan Anadolu’ya stratejik giriş kapımızdır. İran’da bu kapıyı çok zorlamıştı.

Son yıllarda Türkiye yeni bir jeostratejik faktörle karşı karşıya bıraktırıldı. O da NÜFUSU’dur. AB’liği Türkiye’nin nüfusundan korkuyor ve durdurma planları var. Bu planı NATO çok daha önceleri uygulamaya başlamıştı. NATO’nun Türkiye nüfusunu durdurmak için gizli planları vardır. Yıllar önce NATO’dan bir Türk diplomatı Türkiye’de bir konferans verdi ve bu planı itiraf etti. NATO ve AB; Türkiye’nin nüfus büyümesini durdurdular. Bunun adını AİLE PLANLAMASI ve DOĞUM KONTROLÜ koydular. Ne yazık ki jeostrateji kültürü  olamayan devlet adamlarımız da bu planlara alet oldular. Hatta bir büyük tüccarımıza da ABD’nin Nüfus Direktörü koşa koşa gelerek bir madalya taktı. Yani sözüm “stratejik ortak”ımızda, Türk Nüfusunu durdurmanın peşinde.

Son zamanlarda diplomasi dilinde bir “ARKABAHÇE” deyimi çıktı. ABD’nin arka bahçesi Küba olarak biliniyordu. Eski Başkan CLİNTON, “Kafkaslar Rusya’nın arka bahçesidir” diyerek büyük bir gaf yaptı ve ÇEÇENLERİ çok kızdırdı.

Türkiye’nin bir ön bahçesi vardır: BALKANLAR; bir arka bahçesi: KUZEY IRAK. Bir de yumuşak karın vardır: KIBRIS.

İşte jeostratejinin zorladığı üç askeri harekat alanı. Halen de bu üç alanda askeri birliklerimiz var.

ÖN BAHÇEMİZ, BALKANLAR’ın son on yılından biraz söz edelim:

Yugoslavya dağılırken, Sırp katilleri 200.000 Bosnalı müslümanı öldürürken, 18.000 temiz kadını kirletirken; Sırp caniler “Kosova Muharebesi’nin intikamını aldık” diye bağırdılar. Uluslar arası kuruluşlar aciz kaldılar. AGİT iflas etti. BM’ler, ordusu olmayan gülünç bir Barış kuruluşu (sözde) hiçbir eylemde bulunmadı. NATO, her zamanki çirkin taktiği ile konuşmalarını sürdürdü.

Bu cinayetlere göz yummasının nedeni neydi: Bir ahlaksız, insafsız dışişleri bakanı “Balkanlarda yeniden bir Müslüman devlet görmek istemiyoruz” dedi. Almanya, aceleyle Slovenya ve Hırvatistan’ın bağımsızlığını tanıdı: ABD, Balkanlar’a yeniden Sırplanparın saldırdıklarını görünce BELGRAD’ı bombardımana başladı ama Priştine’ye Rus askeri daha önce girdi. Türkiye’den cılız sesler yükseldi. Tarihsel göçler yine tekrarlandı. Türkiye yine “ANAVATAN” oldu. Zavallı Yunanistan, Osmanlı’dan gasp ederek yerleştiği Makedonya’dan kovulmak korkusunu yaşayarak, arkasına AB’liğini alarak, bu adda kurulan devletin adına itiraz etti. Sonuçta ABD, Rusya, AB askerleri Balkan Topraklarını taksim ettiler; Türkiye’ye de tarihe saygı olarak, uzak bir kasabada 300 kişilik bir askeri birlik bulundurma izni verdiler. O’da bir Alman komutanın emrinde!

İşte bu Balkan Savaşı, dünyanın tek süper gücünü kanıtladı: ABD. Artık O; İ.Ö. 197’de Cinocephales Savaşını(Tasalya’da)  kazanan yeni bir Roma İmparatorluğu olmuştu. Tarih bunu yazacaktır. Şimdiden Fransız gazete ve dergileri ABD İmparatorluğu diye yazıyorlar.

Arka Bahçemizi son satırlara bırakarak, Yumuşak Karnımızdan bir iki satırla söz edelim.

KIBRIS ADASI; Orası bir toprak, orası bir sabit uçak gemisi, Orası Anadolu’yu kuşatan stratejik bir toprak, Anadolu kıyılarından 40 km. uzaklıkta. Hızlı gemiler bir saatte varırlar.Orası “YAVRU VATAN”, Yunanlılar orada neden cinayetler işlediler? Neden, ABD’deki Yunan lobisi, para toparlayarak A6 ve A10 Bombardıman uçaklarını Yunanistan’a hediye etti? Diyorlar ki, Van’ı, Batman’ı, Kars’ı vurmak için...

Zavallı BM’lerin gelmiş geçmiş GENEL SEKRETERLERİ; ABD’nin vasıtasıyla bir tek çalışma alanı buldular, o da KIBRIS.

AB ise, Türkiye’yi AB’ye almamak için en sağlam silahı buldu.

Türkiye’de “Ver Kurtul” diyen Kıbrıs’ı Yunanistan’a (AB değil) teslim edersek AB, Türkiye’yi içine alacak sanan saflar var. 1865’de Cezair-i Seb’ayı, 1882’de Tesalya’yı, 1898’de Girit’i, 1913’te Makedonya’yı 1923’de Trakya’yı ve 1947’de 12 Adalarını Yunanistan’a verdik; kurtulduk mu? Sevres Anlaşmasıyla koca Osmanlı İmparatorluğu’nu Konya Ovası’na sıkıştırdılar.

Biraz da Arka Bahçemiz, “Kuzey Irak” ı inceleyelim:

ABD 10 yıl içinde iki kez Irak’a taarruz etti. 1991 deki savaşa batılılar (KÖRFEZ SAVAŞI, BEŞ HAFTA ve 100 SAAT SAVAŞI) adını koydular. O savaşın bir yasallığı vardı. Çünkü Saddam Kuveyt’i işgal etmişti. Çoğu Müslüman olan (Araplar) 29 ülkelik bir koalisyon 800.000’e yakın insanla Irak’a saldırdı. Muharebede 248 kişi (138’i kazalarda) öldü. Baba Bush, bir hata işledi, Bağdat’a 150 km kala savaşı durdurdu. (Bakınız: Le Monde, 20 Mart 2003 ayrıntılı bilgi)

İkinci Irak Taarruzu, Bağdat’ı alarak,  birinci hatayı düzeltmek içindi. Onu da oğul Bush, beş haftada tamamladı. ABD 115 ölü, 400 yaralı verdi. Bu savaşın adı “GÜLÜNÇ SAVAŞ” olmalıydı. Savunma stratejisinin en basit kuralı “Köprüleri tahrip ederek düşmanı yavaşlatmak” (durdurma gücün yoksa). Saddam, tüm köprüleri sağlam teslim etti. Bunun anlamı savaşmaya niyeti yoktu.  Cahil diktatörlerin kaderidir bu. Hitler ve Mussolini’de cahil başkomutanlardı, ordularını, ülkelerini mahvettiler.

Bu iki Irak savaşında da Türkiye bir tehditle karşı karşıya kaldı; “Kuzey Irak’a giremezsin”

Başta ABD, arkasından AB ülkeleri, özellikle İngiltere, Almanya, Fransa Türk Ordusunun Kuzey Irak’a girmesini yasakladılar. Ortak koro halinde; Türkiye Kuzey Irak’a girerse AB rüyası  biter diye öttüler. ABD, Amerikan askerleriyle çarpışırsınız diyerek tehdit etti. Neydi bu telaş? “Çünkü hepsi orada bir Kürt Devleti kurmak, onu Türkiye ile büyütmek” amacını güdüyor.  Kişisel çıkar ve ihtirasları da rol oynuyor. Almanya hala İran, Afganistan ve Irak sömürgeleri hayali peşinde koşuyor. (Bakınız Le Monde Diplomatigme Temmuz 2002 sayısı “Almanya Ortadoğu’da hareketlendi”) Fransa hiçbir zaman Suriye sömürgeciliği geçmişini unutmadı. II nci Dünya Savaşı cereyan ederken iki müttefik İngiltere ve Fransa az kalsın Suriye için savaşacaklardı.  (Bakınız; General De Gaulle, Memoires de Guerre)

Fransız gazete ve dergileri 1980’lerden beri Kürdistan harita ve makaleleri yayınlıyorlar. Mart 2003 Irak Savaşı sırasında, bu dergiler, adeta kampanya açtılar.

 

ABD İMPARATORLUĞU

Le Monde Diplomatigue gazetesinin  “Moniere de voir” adlı dergisi Ekim 2002 sayısında bize bir ülkeyi tanıttı.1 Son savaşta artık tüm Fransız dergileri ABD İmparatorluğu’ndan söz ediyorlar. ABD, 1945’de büyük törenlerle kurdurduğu barış kuruluşu Birleşmiş Milletleri, artık değersiz, etkisiz bir kurum yaptı. Hiçbir kararını uygulamadı, vetolara aldırış etmedi ve Irak’a saldırdı.

ABD, SSCB yıkılınca, yeryüzünde tek süper güç olarak kaldığını gördü. Dünyanın en güçlü devleti; bilim, teknik, silah, para, üretim v.b. gibi konularda artık rakibi yok. Araştırma kurumları binlerle sayılıyor ve her alanda ABD, eski deyimle “ Evli Bâlâsını” yaşıyor. (Clausewitz, İn Point Culminant dediği gibi.)

Son yıllarda bu imparatorluk neler yaptı?

1.  Usame Bin Ladin bahanesiyle en kolay ve en stratejik ülke olan AFGANİSTAN’ı ele geçirdi. Şimdi Asya’nın ortasında duruyor. Fakat yeterli değildi. Buralara atlaması için bir kara parçası gerekiyordu. O da Irak’tı

2.  Böylece Ortadoğu’da  büyük bir toprak ele geçirdi.

3.  İsrail’i 1948’de  kurdurmuş, ufak bir müttefiki olmuştu. Fakat bu müttefik kırılgan ve tehlikeli idi.

Bu üç kara parçasına jeopolitik dilinde “Köprü Başı” denir. Şimdi ABD’nin Güneybatı Asya’da 3 köprübaşı var. Son köprübaşı Irak’ta: Irk, Mezhep, dil,etnik bakımından karmakarışık, kırılgan dağınık bir bölge. ABD’ye homojen bir küçük devlet (İsrail Modeli)  gerekiyor. Onun adı da biliniyor: “KÜRDİSTAN”

İşte bu proje, Türkiye’nin tüylerini diken diken ediyor.

Irak savaşı sırasında Amerikan Generalleri, Irak’ta 50 yıl kalabileceklerini söylediler. Bu olay Japonya modeli bir “Demokratikleştirme mi” olacak, yoksa bir sömürgecilik mi olacak, tarih gösterecektir. Eğer sömürgeciliğe karar verirse; ilk kuralı olan “parçala ve yönet” taktiği ile Irak’ı parçalayacak. O zaman ufak, fakat gelecek vaat eden bir yeni köprübaşı ortaya çıkacak: “KÜRDİSTAN”.  Bu köprübaşı Türkiye, İran, Suriye ve Kafkasları kontrolü altına alacak. İşte o zaman; toprak, hava sahaları, Kara, demir yolları (Barajlar) kavgaları başlayacak. Din kavgalarını da unutmayalım. ABD’nin Orta Asya’daki Fethullah okullarını kurduruşunu hatırlayalım. İşte Türkiye için büyük tehlikelerden birisi daha.

Bakınız din faktörü jeopolitiğe nasıl girdi. STALİN; Orta Asya Müslümanlarını Ruslaştırmak için Arap alfabesini kaldırdı, camileri yıktı, okullarda Türkçe’yi yasakladı. Kuranı Rusça bastırdı. Kim Orta Asya’ya girerse “Din” faktörüyle oynuyor. İşte Türkiye’nin önünde bir tehlike daha: LAİK MÜSLÜMAN DEVLET TÜRKİYE’yi Destek, ABD’yi ve AB’ni rahatsız ediyor. Avrupa’da “Kemalizm” e tecavüzler alenileşti. Almanya 30 yıl bu örgütleri besledi.

Türkiye’nin STRATEJİK DEĞERİ bu makaledeki her jeopolitik faktör üzerine bir kitap yazılabilir.

SSCB yıkıldıktan sonra batılı yazarlar, NATO uzmanları Türkiye’nin stratejik değerinin azaldığını yazdılar. Fakat ABD araştırmacıları ve Pentagon Türkiye’nin jeopolitiğini iyi tahlil etmişti. ABD, son Irak savaşında Türkiye’den büyük kuvvetler geçirerek Irak’a Kuzeyden girmek istedi. Coğrafya, iklim, hızlı hareket, askeri düşünceler böyle istiyordu. Kimseye sormadan Akdeniz’e uçak ve roket gemilerini yığdı. Nasıl olsa Türkiye, bir VASSAL devletti. Fakat öyle olmadı. Türkiye AB devletleri gibi sadece hava sahasını açtı. Çünkü sözde stratejik ortak, Türk ordusunun Kuzey Irak’a amerikan askeriyle birlikte girmesine razı olmamıştı. Ortağın niyeti belli oldu: Ortağa sermaye vermeyecekti. Zira Türkiye, o topraklarda 400 yıl    yaşamış, oraları savunmuş, binlerce şehit vermişti. Böylece Türkiye’nin Stratejik değeri bir kez daha ölçüldü. Hava Sahası ve Kara Sahası.

 

Tarih; TBMM’nin “Tezkere Reddi”ni altın yaldızlı harflerle yazacaktır.

 

 

 

 

         Kaynakça:

(*)     Bu araştırma aşağıdaki eserlerden yararlanılarak yazılmıştır.

1        Aynı dergi, Şubat 2003 sayısında “İmparatorluk, İran’a Karşı” başlığını koydu.

1-      Gerand CHALAND, “Anthologie Mondiale de la Strategie”, 2. baskı, 1993, Paris, R. Lafont

2-      Le dictiannaire historique et ge’opolitique du 20e  Siécle (Yirminci yüzyılın tarihsel ve jeopolitik sözlüğü) Edition: La Découveste, Paris, 2000 (L’étaf du monde) Büyük ebadda Kitap, 736 sayfa.

3-      L’etaldu Monde, 1999 Baskısı, La De’couverte “Annvaire e’conomique, geoplitique mondial”

4-      Faruk Sönmezoğlu, derleyen; “Uluslar arası İlişkiler Sözlüğü” D&R Yayınları, 184, Yıl 2000

5-      Le Monde Diplomatique, aylık gazeteler, birkaç yıllık kollaeksiyon.

6-      Modern Europe, The Oxford İllustrated history, Newyork, 1996

7-      Le Monde Yayınları (haftalık, aylık degiler): Mamiere de Voir (Le Monde 2 Dossier)

8-  Le Novel Observateur, Özel sayı, La queere Americaine, 20:26 Mart 2003 sayısı ve Nisan sayıları

9-      Haftalık Courrier adlı dergiler


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |