|
TÜRKİYE’NİN KADERİ: JEOPOLİTİĞİ (*)
Nurettin TÜRSAN
General (E)
1971 yılında “jeopolitik ve jeostratejinin ışığı
altında Türkiye’nin stratejik değeri” konulu bir
araştırmam yayınlanmıştır. Bu etüt o yıllardaki
Dünya siyasal konjöktürüne, devletlerarası
ilişkiler ve anlaşmalar, bloklara ve dünyanın
büyük korkusu olan komünizm tehlikesine göre
yazılmıştı.
Fakat 20 yıl sonra; 1990’da, aynen 1917’de
“Dünyayı Sarsan 10 Gün” adlı kitabın yazdığı
olay, bu kez, benim deyimimle “Dünyayı çözen bir
yıl” olarak ortaya çıktı: Sovyet Sosyalist
Cumhuriyetler Birliği (SSCB) yıkıldı,
parçalandı, dağıldı. Yani komünizm korkusu
bitti.
Son 30 yılda büyük jeopolitik olaylar
gerçekleşti. Gelişigüzel hatırlayalım:
- SSCB’liği dağıldı, yeni devletler kuruldu.
- 1975 Helsinki Antlaşmaları yapıldı.
- Varşova Paktı dağıldı.
- Berlin duvarı yıkıldı. İki Almanya birleşti.
- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (K.K.T.C.)
kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk
askeri harekatını yaptı. (Hava-Kara-Deniz
İşbirliği harekatı)
- AGİT ve yan kuruluşları AKKA anlaşmaları ve
örgütleri kuruldu. (Son 53 devletli)
- Yugoslavya parçalandı; ondan 6 devlet ortaya
çıktı. Yani Balkanların haritası değişti. O
haritayı I. Ve II. Dünya savaşları sonunda
İngiltere ve Rusya çizmişlerdi. Son olarak
ABD’de işe karışıp yeni sınırlar çizdi.
- Orta Asya’da bağımsız Türk ve Müslüman
devletler ortaya çıktı. ABD ve Batı’nın
şirketleri oralara saldırdılar, ticaret
kavgaları başladı.
- Avrupa Birliği 12 devletten 25 devlete
genişledi. Ve AB, ordusunu kurarak NATO’dan azad
olmaya çalıştı.
- Bu arada Küçük Yunanistan Kıbrıs’ı ilhak etmek
(Enosis) istedi,
- Bu fırsatta, ya da yağmada Küçük Ermenistan (3
milyon nüfuslu) Azerbaycan topraklarının
%2o’sini zaptetti. Binlerce Azeri Türkü öldürdü.
- ASALA adlı bir Ermeni terör örgütü 50 Türk
diplomatını öldürdü. Avrupa bu cinayetleri
seyretti. Fransız adaleti bunları suçlu saymadı.
- Avrupa Birliği Parlamentosu ve Küçük Batı
devletleri “Ermeni soykırımı iddialarını
onayladı”. Kararlar çıkarttılar, filimler
çevirttiler.
- AB, Türkiye’ye gizli bir savaş açtı; Abdullah
Öcalan adlı Kürtçe konuşamayan birisine, silah,
para, örgüt vererek Türkiye’nin Güney Doğu
Bölgesini bir savaş alanına çevirtti ve 40.000
insanımız öldürtüldü. Tek nedeni; “Türkiye’yi
AB’ye almamak, aldırmamaktır”. Turgut Özal,
1983’te AB’ye resmen aday olarak müracaat etti.
Cinayetler, terör, gizli savaş birkaç ay sonra
başladı.
- Amerika Birleşik Devletleri (ABD) “Kıbrıs’a
girdik diye” korkunç bir ambargo koydu, 4 yıl
sürdü. (Hatta Johnson tehdit etti.)
- Savaşlar: Biz Müslümanlar arası savaş
(Irak-İran), (aptalların savaşı) 10 yıl sürdü. 2
milyon insan öldü.
- SSCB’liğinin Afganistan’ı işgali 10 yıl sürdü.
Sonunda çıktı.
- ABD’nin Somali savaşı.
- ABD’nin iki Irak savaşı: 1991 ve 2003
savaşları
- Bitmeyen İsrail-Filistin Savaşları
- AB; EURO denen tek para dönemine geçti. Yani
bugün AB’nin 25 devleti, unsurları, ordusu ve
tek parası var. Avrupa İmparatorluğu kuruldu.
ABD’ye kafa tutmaya başladı.
- 11 Eylül 2001’de İkiz Kuleler ve pentagon bir
terörist saldırıyla tahrip edildiler. İkiz
kulelere saldırı, “Sanetvaire”i taaruzdu. ABD,
kutsal toprağına Pearl Harbour’dan sonra ilk kez
saldırıya maruz kaldı ve bir moral şok yaşadı.
Şimdiden siyasi tarihçiler 11 Eylül 2001’den
ÖNCE ve SONRA diye tarih düşüyorlar. Ve bu terör
olayı Afganistan’ın istilâsına neden oldu.
- Son olarak; Batı’nın ciddi araştırma dergi ve
basınının açıkça yazdıkları: “ABD İmparatorluğu”
kuruldu. İki kutuplu dünya yıkıldı. AB, Rusya
Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti henüz ikinci
kutup olarak ortaya çıkamadılar ve ABD, artık
BM’leri de hiçe sayarak imparatorluğunu ilan
etti. Bunun kanıtı 20 Mart 2003, Irak’a
taarruzudur.Bazı devletleri; bu savaşta, orta
çağdaki Vassal krallıklara ya da protektaralara
çevirdi. Ve koalisyona soktu.
Buraya kadar son 30 yılın jeopolitik olaylarını
özetledik. Jeopolitiğe bir giriş yaptık.Ve
gördük ki, I. Ve II. Dünya savaşları sonunda
galip devletlerin kurdurdukları yapay
devletlerin bir kısmı, dünya siyasi tarihinden
silindiler, yerlerine yeni devletler kuruldu.
Yani Dünya haritası yeniden çizildi. 1990’lardan
sonra, harita yapan basımevleri ve National
Geographic gibi dergiler, yeni haritalar
dağıttılar. Özellikle yeni Avrasya ve Orta Asya
haritasını çok bekledik. Çünkü yeni devletlerin
sınırlarını çizmek zor oldu…
Önceki etüdümüzde jeopolitiğin değişen ve
değişmeyen faktörlerinden söz etmiştik. Son 30
yılda değişen faktörlerin başında devletlerin
adları ve sınırları geldi, fakat coğrafya
değişmedi.
COĞRAFYA TABİAAT HARİKASIDIR: O topraklarda
yaşayan bir ulus toprağının değerini bilirse,
kanı ile canı ile savaşır ve orada yaşamını
sürdürür. “İlelebet” sözcüğünün anlamı budur.
Türk İstiklal Harbi, son örnektir. Kıbrıs (KKTC)
çağdaş örnek olmaya çalışıyor. Toprağının
değerini bilemeyen ya da savunamayan uluslar
tarihten silindiler, gittiler. Endülüs Arapları,
Filistin Arapları, Libya Berberileri v.b…. gibi
BİR ÜLKENİN STRATEJİK DEĞERİNİ, COĞRAFYASI VE
DÜNYA KONJÖKTÜRÜ, yani JEOPOLİTİĞİ SAPTAR:
coğrafya yerindedir fakat savaşlar, ihtilaller,
uluslararası çıkarlar coğrafyanın anlamını
değiştirirler.
Son 150 yılda “PETROL” denen ham madde ne
cinayetlere, ne savaşlara neden oldu? Üzerine
yüzlerce kitap yazıldı. (II. Dünya Savaşı
sırasında Krom cevheri yüzünden Türkiye iyi
tehditler yemişti). Demek ülkenin yer altı,
yerüstü kaynakları, enfrastrüktürü, stratejik
mihverleri (Roma yolları gibi) stratejik
değerin; unsurları olurlar.
İşte bu ülkenin jeopolitiğidir. Son yıllarda bu
faktörlere “Terörizm” denen akımlar da katıldı.
Türkiye’yi bu akımla yıkmak isteyen devletler
görüldü. (AB, Yunanistan, Suriye)
1869’da petrolün bulunması, aynı yıl Süveyş
Kanalının açılması Orta Doğu jeopolitiğini
değiştirdi. Hatta Osmanlı İmparatorluğunun
yıkılmasına neden oldu diyebiliriz. 1948’de
İsrail devleti kurulunca, tüm, Ortadoğu’nun
stratejik değeri değişti… 1990’da SSCB, daha
doğrusu komünizm yıkılınca, tüm yarımküremizin,
özellikle Orta Asya’nın stratejik değeri
değişti. Bugün Rusya’nın doğalgazı, tüm
Avrupa’yı, Türkiye’yi besliyor. Yani “musluğu
kapatmak” üstünlüğü var. Yarın Azerbaycan
petrolü Akdeniz’e akacak. 250 yılda 14 büyük
savaş yaptığımız Rusya’dan 18. yüzyıl ortalarına
kadar savaşlarla Anadolu’yu koruduğumuz İran’dan
doğalgaz satın alıyoruz. Böylece işe ekonomi ve
ticaret girince jeopolitiğin adı jeostrateji
oluyor. O zaman dost ve düşman ülkeler stratejik
bir ticaret –ulaştırma yolu olan “TÜRK
BOĞAZLARI”na saldırıyorlar. Rusya ve
Yunanistan, yıllarca Montreux Boğazlar
Anlaşmasını değiştirmek istediler. ABD savaş
gemileri Karadeniz’e girdi diye kıyametler
kopardılar. Batılılar; Türkiye’nin stratejik
değerinden söz ederlerken, ilk akıllarına
getirdikleri ve yazdıkları, 1840 yılından beri
“Türk Boğazları”dır. II. Dünya Savaşının korkunç
galibi STALİN’de 1946’da “BOĞAZLARDA ORTAK
SAVUNMA” isteğinde bulunmuş ve tehditte etmişti.
Babasının malı imiş gibi ELVİYE-İ Selâse’yi
(Kars-Ardahan-Artvin) istemişti. Bu isteklerden
de anlıyoruz ki, KARS KALESİ Doğu’dan Anadolu’ya
stratejik giriş kapımızdır. İran’da bu kapıyı
çok zorlamıştı.
Son yıllarda Türkiye yeni bir jeostratejik
faktörle karşı karşıya bıraktırıldı. O da
NÜFUSU’dur. AB’liği Türkiye’nin nüfusundan
korkuyor ve durdurma planları var. Bu planı NATO
çok daha önceleri uygulamaya başlamıştı.
NATO’nun Türkiye nüfusunu durdurmak için gizli
planları vardır. Yıllar önce NATO’dan bir Türk
diplomatı Türkiye’de bir konferans verdi ve bu
planı itiraf etti. NATO ve AB; Türkiye’nin nüfus
büyümesini durdurdular. Bunun adını AİLE
PLANLAMASI ve DOĞUM KONTROLÜ koydular. Ne yazık
ki jeostrateji kültürü olamayan devlet
adamlarımız da bu planlara alet oldular. Hatta
bir büyük tüccarımıza da ABD’nin Nüfus Direktörü
koşa koşa gelerek bir madalya taktı. Yani sözüm
“stratejik ortak”ımızda, Türk Nüfusunu
durdurmanın peşinde.
Son zamanlarda diplomasi dilinde bir “ARKABAHÇE”
deyimi çıktı. ABD’nin arka bahçesi Küba olarak
biliniyordu. Eski Başkan CLİNTON, “Kafkaslar
Rusya’nın arka bahçesidir” diyerek büyük bir gaf
yaptı ve ÇEÇENLERİ çok kızdırdı.
Türkiye’nin bir ön bahçesi vardır: BALKANLAR;
bir arka bahçesi: KUZEY IRAK. Bir de yumuşak
karın vardır: KIBRIS.
İşte jeostratejinin zorladığı üç askeri harekat
alanı. Halen de bu üç alanda askeri
birliklerimiz var.
ÖN BAHÇEMİZ, BALKANLAR’ın son on yılından biraz
söz edelim:
Yugoslavya dağılırken, Sırp katilleri 200.000
Bosnalı müslümanı öldürürken, 18.000 temiz
kadını kirletirken; Sırp caniler “Kosova
Muharebesi’nin intikamını aldık” diye
bağırdılar. Uluslar arası kuruluşlar aciz
kaldılar. AGİT iflas etti. BM’ler, ordusu
olmayan gülünç bir Barış kuruluşu (sözde) hiçbir
eylemde bulunmadı. NATO, her zamanki çirkin
taktiği ile konuşmalarını sürdürdü.
Bu cinayetlere göz yummasının nedeni neydi: Bir
ahlaksız, insafsız dışişleri bakanı “Balkanlarda
yeniden bir Müslüman devlet görmek istemiyoruz”
dedi. Almanya, aceleyle Slovenya ve
Hırvatistan’ın bağımsızlığını tanıdı: ABD,
Balkanlar’a yeniden Sırplanparın saldırdıklarını
görünce BELGRAD’ı bombardımana başladı ama
Priştine’ye Rus askeri daha önce girdi.
Türkiye’den cılız sesler yükseldi. Tarihsel
göçler yine tekrarlandı. Türkiye yine “ANAVATAN”
oldu. Zavallı Yunanistan, Osmanlı’dan gasp
ederek yerleştiği Makedonya’dan kovulmak
korkusunu yaşayarak, arkasına AB’liğini alarak,
bu adda kurulan devletin adına itiraz etti.
Sonuçta ABD, Rusya, AB askerleri Balkan
Topraklarını taksim ettiler; Türkiye’ye de
tarihe saygı olarak, uzak bir kasabada 300
kişilik bir askeri birlik bulundurma izni
verdiler. O’da bir Alman komutanın emrinde!
İşte bu Balkan Savaşı, dünyanın tek süper gücünü
kanıtladı: ABD. Artık O; İ.Ö. 197’de
Cinocephales Savaşını(Tasalya’da) kazanan yeni
bir Roma İmparatorluğu olmuştu. Tarih bunu
yazacaktır. Şimdiden Fransız gazete ve dergileri
ABD İmparatorluğu diye yazıyorlar.
Arka Bahçemizi son satırlara bırakarak, Yumuşak
Karnımızdan bir iki satırla söz edelim.
KIBRIS ADASI; Orası bir toprak, orası bir sabit
uçak gemisi, Orası Anadolu’yu kuşatan stratejik
bir toprak, Anadolu kıyılarından 40 km.
uzaklıkta. Hızlı gemiler bir saatte
varırlar.Orası “YAVRU VATAN”, Yunanlılar orada
neden cinayetler işlediler? Neden, ABD’deki
Yunan lobisi, para toparlayarak A6 ve A10
Bombardıman uçaklarını Yunanistan’a hediye etti?
Diyorlar ki, Van’ı, Batman’ı, Kars’ı vurmak
için...
Zavallı BM’lerin gelmiş geçmiş GENEL
SEKRETERLERİ; ABD’nin vasıtasıyla bir tek
çalışma alanı buldular, o da KIBRIS.
AB ise, Türkiye’yi AB’ye almamak için en sağlam
silahı buldu.
Türkiye’de “Ver Kurtul” diyen Kıbrıs’ı
Yunanistan’a (AB değil) teslim edersek AB,
Türkiye’yi içine alacak sanan saflar var.
1865’de Cezair-i Seb’ayı, 1882’de Tesalya’yı,
1898’de Girit’i, 1913’te Makedonya’yı 1923’de
Trakya’yı ve 1947’de 12 Adalarını Yunanistan’a
verdik; kurtulduk mu? Sevres Anlaşmasıyla koca
Osmanlı İmparatorluğu’nu Konya Ovası’na
sıkıştırdılar.
Biraz da Arka Bahçemiz, “Kuzey Irak” ı
inceleyelim:
ABD 10 yıl içinde iki kez Irak’a taarruz etti.
1991 deki savaşa batılılar (KÖRFEZ SAVAŞI, BEŞ
HAFTA ve 100 SAAT SAVAŞI) adını koydular. O
savaşın bir yasallığı vardı. Çünkü Saddam
Kuveyt’i işgal etmişti. Çoğu Müslüman olan
(Araplar) 29 ülkelik bir koalisyon 800.000’e
yakın insanla Irak’a saldırdı. Muharebede 248
kişi (138’i kazalarda) öldü. Baba Bush, bir hata
işledi, Bağdat’a 150 km kala savaşı durdurdu.
(Bakınız: Le Monde, 20 Mart 2003 ayrıntılı
bilgi)
İkinci Irak Taarruzu, Bağdat’ı alarak, birinci
hatayı düzeltmek içindi. Onu da oğul Bush, beş
haftada tamamladı. ABD 115 ölü, 400 yaralı
verdi. Bu savaşın adı “GÜLÜNÇ SAVAŞ” olmalıydı.
Savunma stratejisinin en basit kuralı “Köprüleri
tahrip ederek düşmanı yavaşlatmak” (durdurma
gücün yoksa). Saddam, tüm köprüleri sağlam
teslim etti. Bunun anlamı savaşmaya niyeti
yoktu. Cahil diktatörlerin kaderidir bu. Hitler
ve Mussolini’de cahil başkomutanlardı,
ordularını, ülkelerini mahvettiler.
Bu iki Irak savaşında da Türkiye bir tehditle
karşı karşıya kaldı; “Kuzey Irak’a giremezsin”
Başta ABD, arkasından AB ülkeleri, özellikle
İngiltere, Almanya, Fransa Türk Ordusunun Kuzey
Irak’a girmesini yasakladılar. Ortak koro
halinde; Türkiye Kuzey Irak’a girerse AB rüyası
biter diye öttüler. ABD, Amerikan askerleriyle
çarpışırsınız diyerek tehdit etti. Neydi bu
telaş? “Çünkü hepsi orada bir Kürt Devleti
kurmak, onu Türkiye ile büyütmek” amacını
güdüyor. Kişisel çıkar ve ihtirasları da rol
oynuyor. Almanya hala İran, Afganistan ve Irak
sömürgeleri hayali peşinde koşuyor. (Bakınız Le
Monde Diplomatigme Temmuz 2002 sayısı “Almanya
Ortadoğu’da hareketlendi”) Fransa hiçbir zaman
Suriye sömürgeciliği geçmişini unutmadı. II nci
Dünya Savaşı cereyan ederken iki müttefik
İngiltere ve Fransa az kalsın Suriye için
savaşacaklardı. (Bakınız; General De Gaulle,
Memoires de Guerre)
Fransız gazete ve dergileri 1980’lerden beri
Kürdistan harita ve makaleleri yayınlıyorlar.
Mart 2003 Irak Savaşı sırasında, bu dergiler,
adeta kampanya açtılar.
ABD İMPARATORLUĞU
Le Monde Diplomatigue gazetesinin “Moniere de
voir” adlı dergisi Ekim 2002 sayısında bize bir
ülkeyi tanıttı.1 Son savaşta artık tüm Fransız
dergileri ABD İmparatorluğu’ndan söz ediyorlar.
ABD, 1945’de büyük törenlerle kurdurduğu barış
kuruluşu Birleşmiş Milletleri, artık değersiz,
etkisiz bir kurum yaptı. Hiçbir kararını
uygulamadı, vetolara aldırış etmedi ve Irak’a
saldırdı.
ABD, SSCB yıkılınca, yeryüzünde tek süper güç
olarak kaldığını gördü. Dünyanın en güçlü
devleti; bilim, teknik, silah, para, üretim v.b.
gibi konularda artık rakibi yok. Araştırma
kurumları binlerle sayılıyor ve her alanda ABD,
eski deyimle “ Evli Bâlâsını” yaşıyor. (Clausewitz,
İn Point Culminant dediği gibi.)
Son yıllarda bu imparatorluk neler yaptı?
1. Usame Bin Ladin bahanesiyle en kolay ve en
stratejik ülke olan AFGANİSTAN’ı ele geçirdi.
Şimdi Asya’nın ortasında duruyor. Fakat yeterli
değildi. Buralara atlaması için bir kara parçası
gerekiyordu. O da Irak’tı
2. Böylece Ortadoğu’da büyük bir toprak ele
geçirdi.
3. İsrail’i 1948’de kurdurmuş, ufak bir
müttefiki olmuştu. Fakat bu müttefik kırılgan ve
tehlikeli idi.
Bu üç kara parçasına jeopolitik dilinde “Köprü
Başı” denir. Şimdi ABD’nin Güneybatı Asya’da 3
köprübaşı var. Son köprübaşı Irak’ta: Irk,
Mezhep, dil,etnik bakımından karmakarışık,
kırılgan dağınık bir bölge. ABD’ye homojen bir
küçük devlet (İsrail Modeli) gerekiyor. Onun
adı da biliniyor: “KÜRDİSTAN”
İşte bu proje, Türkiye’nin tüylerini diken diken
ediyor.
Irak savaşı sırasında Amerikan Generalleri,
Irak’ta 50 yıl kalabileceklerini söylediler. Bu
olay Japonya modeli bir “Demokratikleştirme mi”
olacak, yoksa bir sömürgecilik mi olacak, tarih
gösterecektir. Eğer sömürgeciliğe karar verirse;
ilk kuralı olan “parçala ve yönet” taktiği ile
Irak’ı parçalayacak. O zaman ufak, fakat gelecek
vaat eden bir yeni köprübaşı ortaya çıkacak: “KÜRDİSTAN”.
Bu köprübaşı Türkiye, İran, Suriye ve Kafkasları
kontrolü altına alacak. İşte o zaman; toprak,
hava sahaları, Kara, demir yolları (Barajlar)
kavgaları başlayacak. Din kavgalarını da
unutmayalım. ABD’nin Orta Asya’daki Fethullah
okullarını kurduruşunu hatırlayalım. İşte
Türkiye için büyük tehlikelerden birisi daha.
Bakınız din faktörü jeopolitiğe nasıl girdi.
STALİN; Orta Asya Müslümanlarını Ruslaştırmak
için Arap alfabesini kaldırdı, camileri yıktı,
okullarda Türkçe’yi yasakladı. Kuranı Rusça
bastırdı. Kim Orta Asya’ya girerse “Din”
faktörüyle oynuyor. İşte Türkiye’nin önünde bir
tehlike daha: LAİK MÜSLÜMAN DEVLET TÜRKİYE’yi
Destek, ABD’yi ve AB’ni rahatsız ediyor.
Avrupa’da “Kemalizm” e tecavüzler alenileşti.
Almanya 30 yıl bu örgütleri besledi.
Türkiye’nin STRATEJİK DEĞERİ bu makaledeki her
jeopolitik faktör üzerine bir kitap yazılabilir.
SSCB yıkıldıktan sonra batılı yazarlar, NATO
uzmanları Türkiye’nin stratejik değerinin
azaldığını yazdılar. Fakat ABD araştırmacıları
ve Pentagon Türkiye’nin jeopolitiğini iyi tahlil
etmişti. ABD, son Irak savaşında Türkiye’den
büyük kuvvetler geçirerek Irak’a Kuzeyden girmek
istedi. Coğrafya, iklim, hızlı hareket, askeri
düşünceler böyle istiyordu. Kimseye sormadan
Akdeniz’e uçak ve roket gemilerini yığdı. Nasıl
olsa Türkiye, bir VASSAL devletti. Fakat öyle
olmadı. Türkiye AB devletleri gibi sadece hava
sahasını açtı. Çünkü sözde stratejik ortak, Türk
ordusunun Kuzey Irak’a amerikan askeriyle
birlikte girmesine razı olmamıştı. Ortağın
niyeti belli oldu: Ortağa sermaye vermeyecekti.
Zira Türkiye, o topraklarda 400 yıl yaşamış,
oraları savunmuş, binlerce şehit vermişti.
Böylece Türkiye’nin Stratejik değeri bir kez
daha ölçüldü. Hava Sahası ve Kara Sahası.
Tarih; TBMM’nin “Tezkere Reddi”ni altın yaldızlı
harflerle yazacaktır.
Kaynakça:
(*) Bu araştırma aşağıdaki eserlerden
yararlanılarak yazılmıştır.
1 Aynı dergi, Şubat 2003 sayısında
“İmparatorluk, İran’a Karşı” başlığını koydu.
1- Gerand CHALAND, “Anthologie Mondiale de
la Strategie”, 2. baskı, 1993, Paris, R. Lafont
2- Le dictiannaire historique et
ge’opolitique du 20e Siécle (Yirminci yüzyılın
tarihsel ve jeopolitik sözlüğü) Edition: La
Découveste, Paris, 2000 (L’étaf du monde) Büyük
ebadda Kitap, 736 sayfa.
3- L’etaldu Monde, 1999 Baskısı, La
De’couverte “Annvaire e’conomique, geoplitique
mondial”
4- Faruk Sönmezoğlu, derleyen; “Uluslar
arası İlişkiler Sözlüğü” D&R Yayınları, 184, Yıl
2000
5- Le Monde Diplomatique, aylık gazeteler,
birkaç yıllık kollaeksiyon.
6- Modern Europe, The Oxford İllustrated
history, Newyork, 1996
7- Le Monde Yayınları (haftalık, aylık
degiler): Mamiere de Voir (Le Monde 2 Dossier)
8- Le Novel Observateur, Özel sayı, La queere
Americaine, 20:26 Mart 2003 sayısı ve Nisan
sayıları
9- Haftalık Courrier adlı dergiler
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |