Mayıs 2003  Sayı: 57 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   MAYIS 2003  

BİR AMERİKAN OYUNU YA DA EGEMENLİK NASIL YİTİRİLİR

M. EMİN DEĞER (*)

“Bir ulus varlığı ve hakları için bütün gücüyle, bütün ruh ve maddi gücüyle  ilgilenmezse, bir ulus kendi gücüne dayanarak varlık ve bağımsızlığını sağlayamazsa şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz. Başarı için, ulusal güçlerin etken ve ulusal iradenin egemen olması ilkesi benimsenmelidir.” M. Kemal Atatürk(**)

22 Şubat 2003 günü saat11.25’de ETV TV’nin ekran altı yazılarında şu haber sıkça yineleniyordu: “ABD Dışişleri Bakanı Powell’ın, Türkiye ile yapılan müzakerelerin ilerlediğini, yardım ile ABD askerinin Türkiye’de konuşlandırılması konusunda olumlu sonuca yaklaşıldığını söyledi.”  Bu bir ekran altı haberindeki söylem Amerika’nın, yarım yüzyıl sonra, 1940’ların sonunda saptadığı hedefe yaklaşmanın heyecan ve sevincini yansıtıyordu sanki.

23 Şubat günü NTV Tv’nin 13’00 Haberlerinde  yer alan “ ABD’nin Türkiye’ye esneklik tanıyan yeni önerilerinde ilerleme sağlandığı..” ayrıca alt yazıda bir dakika kadar gösterildi. Anlaşılan ABD, iki gün önce “kararınızı 24 saat içinde vermezseniz ilişkiler kesilir” uyarısına esnet-klik getirmişti. Çünkü amacı, bir an önce Türkiye’yi savaş alanı olarak kullanmanın yolunu açmaktı. Ve Amerika bu konudaki amacından asla vazgeçmeyecektir. Çünkü Türkiye onun çıkarlarını sağlanması ve korunmasında çok önemli bir coğrafya parçası...

01 Nisan 2003 Başbakan R.Tayyip Erdoğan’ın, Başkan Bush’un her sabah ilk okuduğu Wall Street Journal’a yazdığı yazının başlığı, ülkem adına utanç verici ve içeriğindeki saylamlarla ulusal onurumuzu zedeleyici anlamlar içermektedir. Daha yazının başlığıyla yaltaklanma anlamını içeren şu sözler ulusumuzun tarihinde ancak ihanet içindeki aymazların  “Ülkem, sizin sadık dostumuz ve müttefikinizdir” başlığı eskilerin deyimiyle “arz-ı ubudiyet / yani üstün bağlılıklarını sunmuştur..

 

EGEMENLİK NASIL YİTİRİLİR.

Amerika bizim yurdumuza bu açıdan bakıyor. Ortadoğu ve öteki alanlardaki çıkarlarına ulaşacak bir stratejik alan olarak. Ve her koşulda o alana yerleşmek istiyor.Anayasanın hegemon ruhunu bu toprakları kullanarak yaşatmayı düşünüyor. Oysa bir devletin toprakları kutsaldır, izinsiz girilemez, izin de ancak o devletin egemenlik haklarına saygı gösterilerek kullanılır.Morgenthau der ki:

“Egemenliğin yitirileceği diğer bir durum, daha önce bir devletin ülkesinin “girilmezliği” diye andığımız durumun ortadan kaldırılmasıyla meydana çıkar. Burada A hükümeti yerini kendi organları aracılığıyla A’nın ülkesinde kanun koyup uygulayan B hükümetinin otoritesine bırakmıştır. Artık kendi ülkesi üzerinde bütün yetkisini yitiren A hükümeti yalnız isim ve görünüşüyle yaşamaktadır.”(1)

Irak’a saldırı kararının uygulamaya konulmasıyla gündeme oturan, ABD’nin Türkiye’de askeri varlığıyla konuşlandırılmasında son adımlar atılıyordu anlaşılan. Bunun anlamını irdeleyen çıkmadı, çıkmayacak mı? Nedense en yetkili kişiler bile bu konunun arka planını ya düşünmediler ya da üzerine gitmekten çekindiler, çekiniyorlar. Ya da bunun olmazlığını düşünerek teselli buldular. Oysa bu ABD için asla vazgeçilemeyecek bir hedefti. Çünkü bu onun için ta 1940’ların hesapları arasında öncelikli bir hedefti.(2) Öyle ki o tarihten bu yana atılan her adım bu hedefe biraz daha yaklaştırıyordu Amerika’yı. Bu onun Sivas Kongresine geç de olsa bir cevabı mıydı dersiniz. Ya da böylece Lozan’ın intikamı mı alınıyordu.

Çünkü Dünyanın egemen uluslarının imzaladığı Lozan’ı imzalamayan ABD 1927 tarihine değin Türkiye cumhuriyetini tanımazdan gelmişti. 1927’de Büyükelçi yollamak istediğinde Lozan’ın imzası istenmiş, ama kongre Lozan'ın imzası için Kongre kararı alınamamış,yani Lozan Antlaşması reddedilmişti. Büyükelçinin kabulü için Modüs Vivendi(3) uygulandı ve Amerika Türkiye’yi geçici bir anlaşmayla lütfen (bunun Türk halk dilindeki anlamı kerhen, istemeyerektir) tanımış oldu.

Türkiye ABD ilişkilerinin temelindeki bu gerçek nedense bilinmiyor. Eğer ilişkilerin artalanı bilinmiş olsaydı, belki de günümüzün çıkmazına düşürülmezdi!. Bir dünya hegemonu ülkenin isterik amaçları karşısında tarihe karşı utanılası bir umarsızlığa teslim olunmazdı. Gerçekten umarsız mıyız?

Peki,  bizler, bu toprakları bir ulusal iradenin ayaklanmasıyla yurt yapan iradeyi hegemon / emperyal bir iradeye teslim mi edeceğiz? 80 yıl önce kadını-erkeği, çoluğu-çocuğuyla bu topraklara atılan adımları kabul etmeyen ve bu uğurda kanını canını verenlere karşı borcumuzu, bu toprakları o gün alamayanlara buyur gel diye teslim mi edeceğiz !?

Bu gün yanıtlanması ve tarihin karşısında savunulması gereken soru bu olmalıdır. Ama, kimileri bu onur sorununu paraya çevirmeye kalkışıyor. Tarihimize kendimiz leke sürdüğümüzün ayırdına bile varamıyoruz...

Gerçekten bu topraklarda Amerikan askerleri konuşlanacak mı? Niçin, nasıl, hangi amaçla., biliyor muyuz. Bunu günü geldiğinde haydi bu toprakları savunmak için ölüme gel dediğimiz bu toprakların gerçek sahibine anlattık mı, anlatacak mıyız?

ABD LOZAN’I NEDEN TANIMADI

Son günlerin olayları, Amerika ile yapılan anlaşma ve ara anlaşmalar, (1927 tarihli Modus Vivendi) kavramı ışığında, Lozan’ı tanımayan ABD’(4)nin gerçek amacı düşünülerek değerlendirilmelidir. ABD askerinin Türkiye’de konuşlanmasına izin verildiğinde, Amerika’nın bu ülkeye, kendi çıkarları için geleceğini, bu topraklarda kendi yasalarını uygulayacağını bile bile, bunun bir işgal olduğunu düşünmemek işbirlikçiliğin ve ihanetin ötesinde bir anlam taşır, ama bunu anlatacak  sözcük de bulunamaz.

Denilecektir ki her ülke bu tür anlaşmalarda kendi çıkarlarını koruyacaktır, bunun için de kendi hukukunun geçerliliğini sağlayacak hükümler konulmasında sakınca yoktur. Ve bu bağlamda da, ABD’nin, bu topraklarda asker konuşlandırılmasına olanak sağlayan anlaşmanın 1. maddesindeki

 “Karar Sureti’nde derpiş edildiği veçhile, Silahlı Kuvvetlerin kullanılması da dahil olmak üzere Amerika Birleşik Devletleri’nin Anayasası’na uygun her türlü harekete  girişecektir.”

hükmü sakınca yaratmaz. Elbet ABD kendi hukukuna göre hareket edecektir,.,

İlk bakışta doğru gibi görülecek bir mantık; ancak her konuda eşitler arasında ve karşılıklı olmak koşuluyla; karşılıklı eşitlik ve yükümlülük ilkesini bozmamak koşuluyla bile doğru değildir.Uluslar arası ilişkilerde hep karşılıklı eşitlik ve yükümlülük ilkelerine bağlı kalmak koşulu önde gelir. Ancak bu sözde kalacak bir söylemdir. Çünkü, bir devlet bir başka devletin ülkesine o devlete yardım için ve kendi hukuk düzeninin geçerli olması koşuluyla gelir ve hele Anayasası’nın geçerliliğini kabul ettirirse, burada kabul eden ülkenin egemenliğinin,  egemenlik hakkının devri söz konusudur ki, kabul eden devlet artık bir başka hegemonun iradesine tabi olmuş demektir. Çünkü egemenliğin en ayırtedici ve asla ortaklık kabul etmeyen ilkesi; bir devletin kendi sınırları içinde hukuk düzenini kendi iradesiyle kurmak ve sürdürmek irade ve gücüdür. Kendi kurduğu devlet ve koyduğu hukuk düzenini o topraklarda yaşayan her birey ve kuruma uygulamak, egemenliğin olmazsa olmaz temel ilkesidir.

Egemenlik ve dolayısıyla bağımsızlığın olmazsa olmaz ilkesi şudur: Bağımsız ve egemen bir ülke topraklarının her noktasında tek irade etkendir. Ve bu irade, bir başka iradenin o topraklarda etkenliğini kabul edemez.

Hangi ad ve amaçla olursa olsun bir başka devlet bu topraklara kendi devlet hukukuyla gelemez. Amerika’nın bizi savunma perdesi ardında kendi hegemonik amaçları için yıllardır ikili anlaşmalarla, kimi üslerde kendi hukukunu uygulaması egemenliğimizin hiçlenmesi değil midir?  O günlerin bilinçsizliği bu günlerin bağımlığını doğurmuştur. Eğer tarih bilincimiz ve eğer ABD’nin amaçları ve tarihi bilinmiş, araştırılmış olsaydı ve eğer o dönemde Truman Doktrinine karşı çıkanların söylemlerine değer verilseydi, bugünün çıkmazına düşürülmezdi.

Çünkü Amerikanın tarihi bu tür aldatmaların tarihidir. Amerika bunu geçmişte Küba’da uygulamış ve Küba ancak ulusal bir devrimle bağımsızlığına kavuşmuştur. ABD Platt Değiştirgesi(5) olarak tarihe geçen bir uygulamayla, ABD’nin, Küba Anayasasına eklettiği hükümlere dayanarak Küba Amerikan toprağı sayılmış, Amerika’nın işgali meşrulaştırılmıştır. Amerika Filipinleri de benzer bir yöntemle bayrağı altına almış ve Filipin topraklarını Amerikan toprağına katmıştır.(6) Çünkü bu ülkelerde kanun koyucu güç, yani egemen güç, yetkilerini paylaşmış, egemenliğini, parçalanmazlığını göz ardı etmiştir.

EGEMENLİK HAKKI VE

ULUSLARARASI POLİTİKA

Soruna Uluslararası Hukuk ve politika açısından bakalım. ABD Chicago Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörlerinden Hans.J. Morgenthau’nun bilimsel görüşleriyle ele alalım. Prof. Morgenthau diyor ki:

“Egemenliğin yeri ikili bir ölçüye bağlıdır. a) Devletin hükümeti hangi anlamda hukuksal olarak diğer bir hükümet tarafından denetlenmektedir? Ve b) fiilen hangi hükümet devletin ülkesi içinde hükümetin görevlerini yerine getirmektedir?

Çünkü “Aynı toprak parçası üzerindeki egemenlik aynı anda iki ayrı otoriteye ait bulunamaz, yani egemenlik bölünemez.”7

Bu evrensel kurallar ve değerler gösteriyor ki, ABD askerinin Türkiye’de konuşlanmasından sonra, Türkiye’nin yasa koyucu ve uygulayıcısı egemenlik erkini ABD ile paylaşmış sayılacaktır ki, egemenlik asla paylaşılamayan, paylaşılamayacak bir erktir. Yani, TBMM ve Hükümeti, bu topraklarda konuşlanan kimilerine kendi hukukunu uygulayamayacağı için, onlar ulusal iradenin dışında kalacaklarından, Türkiye egemenliğini, ulusal iradesini Anayasasıyla gelen güçle paylaşmış olacaktır. Ve o andan sonra da,  egemenlik parçalanmış olacağından, ülkenin bağımsızlığından da söz edilemeyecektir. Çünkü, bir başka irade kendi gücünü bu topraklarda egemen kılmıştır. Böylece ülkemiz ulusal iradenin değil, bir başka  (ve hegemon/üstün) iradenin güdümüne girmiş olacaktır. Bu yalnız görünürdeki gelecek varsayımıdır. Anayasasıyla gelen ülke, buraya kendi çıkarları için geldiğinden çıkarının korunması için alınacak önlemleri bildirecek ve TBMM’nin ve Hükümetin çalışma koşullarını düzenleyecektir.

ABD’nin Türkiye’de asker konuşlandırmasının  sonucu, Türkiye’nin 80 yıl önce verdiği örnek savaşın kazanımlarını terk etmesi demektir ki, bunun hesabının verilebileceğini düşünemiyorum. Ama ulusual bilincimle düşündüğümde, ulusumun:

“Egemenlik güçle, erkle ve zorla alınır. Osmanoğulları, zorla Türk ulusunun egemenliğine el koymuştu.  Şimdi ulus bu saldırganlara, artık yeter diyerek bunlara karşı ayaklanarak egemenliğini kendi eline almış bulunuyor.”

Kurtuluşumuz ulusal bilinç ve ulusal ruha bağlı kalmaktan geçer. Atatürk’ün şu buyruğu bize yol göstermelidir:

“Bir ülkeyi zorla ele geçirmek, ve işgal etmek, o ülkenin sahiplerine egemen olmak için yeterli değildir. Bir ulusun ruhu ele geçirilmedikçe, bir ulusun direnç ve iradesi  kırılmadıkça, o ulusa egemen olmanın olanağı yoktur. Oysa yüzyılların doğurduğu ulusal bir ruha, sağlam ve sürekli bir ulusal iradesine hiçbir güç dayanamaz..

 

ULUSAL DİRENİŞ İÇİN  YENİDEN....

Bugünden tezi yok, yeni bir kurtuluş direnç ve ruhu ile yanlışlardan kurtulmanın yolları aranmalı ve Atatürk’ün 27 Aralık 1919 günü  verdiği emrin gereği yerine getirilmelidir,

Haklarımıza ve varlığımıza sahip çıkmak için, Ulusal gücümüzü etken ulusal irademizi egemen kılacak bir düşünce yapısını, ulusun her bireyine aşılamak ve bunlara sahip çıkacak dirençle donatmak. Çünkü bakın Atatürk ne diyor.

“Bireyler düşünür olmadıkça, haklarını anlamış bulunmadıkça yığınlar istenilen yöne iyi ya da kötü yönlere sürüklenebilirler. Kendini kurtarabilmek için her bireyin ülkenin alınyazısıyla kendisinin ilgilenmesi gerekir.”

Görülüyor ki,  birey olarak kendimizi kurtaramayız. Emir en büyük komutandan. Evet haydi göreve, haydi kutsallığı tartışılmayan ulusal göreve, yeniden ulusal kurtuluşa yol açmaya!

................................................

Not. Koşullar  şimdilik bu tehlikeyi askıya almış görünüyor. Sanılmasın ki ABD bu amacıdan vazgeçti, aldanmayalım; bu arada bağımsızlık bilincimizi eyleme geçirelim ve Yeni tehlikeye düşmemenin yollarını açalım. Atatürk’ün şu sözlerini bayrak yaparak. Atatürk, 1919’da Ankaralılarla yaptığı görüşmede, ulusal haklarımızı, varlığımızı ve onurumuzu korumanın yolunu çizerken  söylediği şu sözler bizim için bugün de yol göstericidir.

“Kendini kurtarabilmek için ulusun her bireyinin ülkenin alınyazısıyla kendisinin ilgilenmesi gerekir.”

Evet! görev hepimizin, sorumluluk da öyle.. Unutmayalım kendimizi kurtarmak için önce vatanı kurtarmak gerekir, ama ülkemizin alınyazısı kararırken, kendimizi kurtaramayız. Ve bunun u için de öncelik bağımsızlığımızı ipotekten kurtarmaktadır.

Evet bağımsızlık önde gelir. Bağımlı yaşam kölelikten de beterdir.

DİPNOTLAR

*        (E) Hakim Alb. Milli Savunma Bakanlığı (eski) Hukuk Müşaviri

**      Atatürk, Müdafaa-i Hukuk Örgütünce Kurulan Temsilciler Kurulunun Başı olarak 1919’un 27 Aralığında Ankara’ya gelir ve 28 Aralık günü Ankaralılarla bir konuşma yapar. O konuşmada söylediği sözlerden alınmıştır Ki o sözler bu ulus için, bu ulusun bireyi olanlar için her zaman her yerde uyulacak emirdir.

(1) Prof. Dr.Hans.J.Morgenthau, Ulusalararası Politika, Türk Siyası Bilimler Derneği yayınları, Yirmi birince Basımdan çevirenler. Baskın Oran ve Ünsal Oskay , 1970,Birinci Basım.syf: 411

(2)     Truman Doktrinin uygulanmasını izlemek için Türkiye’de uzun süre inceleme yapan ABD’li uzman, Max Weston Thornbourg, Raporunu, şu söylemle bitirir: “ Türkiye bizden yardımı bu vaad ve beyanatların uygulamaları ışığı altında isterse, o zaman yalnız sermayemizi değil, fakat aynı zamanda hizmetlerimizi, ananelerimizi ve ideallerimizi plase edecek ve elden gitmesine müsaade edemeyeceğimiz bir plasman fırsatı elde etmiş olacağız.” ( Bu Rapor, Turkey Aid For What adıyla  FORTUN Dergisinin Ekim 1947 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

(3)     Modüs Vivendi: Geçici Anlaşma. Sorun çözülünceye değin geçerli geçici anlaşma

(4)     ABD Lozan antlaşmasını imzalamamıştır. Nedeni  kapitülasyonların kaldırılmasıdır. Kapitülasyonların kaldırılmasını isteyen ABD, bu isteminin reddi üzerine toplantıyı terk etmiş Lozan’ı tanımamış ve imzalama-mıştır. Ayrıca 1927 tarihine değin, Türkiye Cumhuriyetini tanımamış ve elçi yollamıştır. 1927’de Lozan için Kongrede açılan görüşmelerde olumsuz sonuçlanmış Kongre Lozan’ı tanıma önerisini reddetmiştir. Ancak Türkiye ile resmi ilişki kurmak isteyen yönetimle, geçici bir anlaşma (MODÜS VİVENDİ) yapılmış ve ABD Büyükelçisi bundan sonra gelmiştir.

(5)     Platt Değiştirgesi hakkında kitabın yazıldığı tarihte Doç.(bugün) Prof..Dr Türkkaya Ataöv’ün klasikleşen  değerli “Amerikan Belgeleriyle Amerikan Emperyalizminin Doğuşu adlı kitabından, benim Oltadaki Balık Türkiye. adlı çalışmamdan bilgi edinilebilir. Amerika, Küba Anayasasına eklettiği hükümlerle Küba’yı işgalinin meşru sayılacağını, Küba’nın bağımsızlığının korunması için Küba’ya müdahale edebileceğini, bu süreçte yaptığı her işlemin meşru olduğunu kabul ettirmiştir. Ataöv, anılan kitap. Syf; 112-114

(6)     Prof. Dr. Türkkaya Ataöv, agy. Syf:100-112 Senatör Beveridge bir konuşmasında. Filipinler sonuna dek Birleşik Devletleri’ne ait topraklar olarak  kalacaktır. Ve Filipinlerin biraz gerisinde Çin’in sınırsız pazarları yatmaktadır. İkisinden de çekilmeyeceğiz. agy.syf: 110

(7)     Prof. Dr.Hans.J.Morgenthau, agy.syf: 412-413

 


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |