|
BİR AMERİKAN OYUNU YA DA EGEMENLİK NASIL
YİTİRİLİR
M. EMİN DEĞER (*)
“Bir ulus varlığı ve hakları için bütün gücüyle,
bütün ruh ve maddi gücüyle ilgilenmezse, bir
ulus kendi gücüne dayanarak varlık ve
bağımsızlığını sağlayamazsa şunun bunun oyuncağı
olmaktan kurtulamaz. Başarı için, ulusal
güçlerin etken ve ulusal iradenin egemen olması
ilkesi benimsenmelidir.” M. Kemal Atatürk(**)
22 Şubat 2003 günü saat11.25’de ETV TV’nin ekran
altı yazılarında şu haber sıkça yineleniyordu:
“ABD Dışişleri Bakanı Powell’ın, Türkiye ile
yapılan müzakerelerin ilerlediğini, yardım ile
ABD askerinin Türkiye’de konuşlandırılması
konusunda olumlu sonuca yaklaşıldığını
söyledi.” Bu bir ekran altı haberindeki söylem
Amerika’nın, yarım yüzyıl sonra, 1940’ların
sonunda saptadığı hedefe yaklaşmanın heyecan ve
sevincini yansıtıyordu sanki.
23 Şubat günü NTV Tv’nin 13’00 Haberlerinde yer
alan “ ABD’nin Türkiye’ye esneklik tanıyan yeni
önerilerinde ilerleme sağlandığı..” ayrıca alt
yazıda bir dakika kadar gösterildi. Anlaşılan
ABD, iki gün önce “kararınızı 24 saat içinde
vermezseniz ilişkiler kesilir” uyarısına
esnet-klik getirmişti. Çünkü amacı, bir an önce
Türkiye’yi savaş alanı olarak kullanmanın yolunu
açmaktı. Ve Amerika bu konudaki amacından asla
vazgeçmeyecektir. Çünkü Türkiye onun çıkarlarını
sağlanması ve korunmasında çok önemli bir
coğrafya parçası...
01 Nisan 2003 Başbakan R.Tayyip Erdoğan’ın,
Başkan Bush’un her sabah ilk okuduğu Wall Street
Journal’a yazdığı yazının başlığı, ülkem adına
utanç verici ve içeriğindeki saylamlarla ulusal
onurumuzu zedeleyici anlamlar içermektedir. Daha
yazının başlığıyla yaltaklanma anlamını içeren
şu sözler ulusumuzun tarihinde ancak ihanet
içindeki aymazların “Ülkem, sizin sadık
dostumuz ve müttefikinizdir” başlığı eskilerin
deyimiyle “arz-ı ubudiyet / yani üstün
bağlılıklarını sunmuştur..
EGEMENLİK NASIL YİTİRİLİR.
Amerika bizim yurdumuza bu açıdan bakıyor.
Ortadoğu ve öteki alanlardaki çıkarlarına
ulaşacak bir stratejik alan olarak. Ve her
koşulda o alana yerleşmek istiyor.Anayasanın
hegemon ruhunu bu toprakları kullanarak
yaşatmayı düşünüyor. Oysa bir devletin
toprakları kutsaldır, izinsiz girilemez, izin de
ancak o devletin egemenlik haklarına saygı
gösterilerek kullanılır.Morgenthau der ki:
“Egemenliğin yitirileceği diğer bir durum, daha
önce bir devletin ülkesinin “girilmezliği” diye
andığımız durumun ortadan kaldırılmasıyla
meydana çıkar. Burada A hükümeti yerini kendi
organları aracılığıyla A’nın ülkesinde kanun
koyup uygulayan B hükümetinin otoritesine
bırakmıştır. Artık kendi ülkesi üzerinde bütün
yetkisini yitiren A hükümeti yalnız isim ve
görünüşüyle yaşamaktadır.”(1)
Irak’a saldırı kararının uygulamaya konulmasıyla
gündeme oturan, ABD’nin Türkiye’de askeri
varlığıyla konuşlandırılmasında son adımlar
atılıyordu anlaşılan. Bunun anlamını irdeleyen
çıkmadı, çıkmayacak mı? Nedense en yetkili
kişiler bile bu konunun arka planını ya
düşünmediler ya da üzerine gitmekten çekindiler,
çekiniyorlar. Ya da bunun olmazlığını düşünerek
teselli buldular. Oysa bu ABD için asla
vazgeçilemeyecek bir hedefti. Çünkü bu onun için
ta 1940’ların hesapları arasında öncelikli bir
hedefti.(2) Öyle ki o tarihten bu yana atılan
her adım bu hedefe biraz daha yaklaştırıyordu
Amerika’yı. Bu onun Sivas Kongresine geç de olsa
bir cevabı mıydı dersiniz. Ya da böylece
Lozan’ın intikamı mı alınıyordu.
Çünkü Dünyanın egemen uluslarının imzaladığı
Lozan’ı imzalamayan ABD 1927 tarihine değin
Türkiye cumhuriyetini tanımazdan gelmişti.
1927’de Büyükelçi yollamak istediğinde Lozan’ın
imzası istenmiş, ama kongre Lozan'ın imzası için
Kongre kararı alınamamış,yani Lozan Antlaşması
reddedilmişti. Büyükelçinin kabulü için Modüs
Vivendi(3) uygulandı ve Amerika Türkiye’yi
geçici bir anlaşmayla lütfen (bunun Türk halk
dilindeki anlamı kerhen, istemeyerektir) tanımış
oldu.
Türkiye ABD ilişkilerinin temelindeki bu gerçek
nedense bilinmiyor. Eğer ilişkilerin artalanı
bilinmiş olsaydı, belki de günümüzün çıkmazına
düşürülmezdi!. Bir dünya hegemonu ülkenin
isterik amaçları karşısında tarihe karşı
utanılası bir umarsızlığa teslim olunmazdı.
Gerçekten umarsız mıyız?
Peki, bizler, bu toprakları bir ulusal iradenin
ayaklanmasıyla yurt yapan iradeyi hegemon /
emperyal bir iradeye teslim mi edeceğiz? 80 yıl
önce kadını-erkeği, çoluğu-çocuğuyla bu
topraklara atılan adımları kabul etmeyen ve bu
uğurda kanını canını verenlere karşı borcumuzu,
bu toprakları o gün alamayanlara buyur gel diye
teslim mi edeceğiz !?
Bu gün yanıtlanması ve tarihin karşısında
savunulması gereken soru bu olmalıdır. Ama,
kimileri bu onur sorununu paraya çevirmeye
kalkışıyor. Tarihimize kendimiz leke
sürdüğümüzün ayırdına bile varamıyoruz...
Gerçekten bu topraklarda Amerikan askerleri
konuşlanacak mı? Niçin, nasıl, hangi amaçla.,
biliyor muyuz. Bunu günü geldiğinde haydi bu
toprakları savunmak için ölüme gel dediğimiz bu
toprakların gerçek sahibine anlattık mı,
anlatacak mıyız?
ABD LOZAN’I NEDEN TANIMADI
Son günlerin olayları, Amerika ile yapılan
anlaşma ve ara anlaşmalar, (1927 tarihli Modus
Vivendi) kavramı ışığında, Lozan’ı tanımayan
ABD’(4)nin gerçek amacı düşünülerek
değerlendirilmelidir. ABD askerinin Türkiye’de
konuşlanmasına izin verildiğinde, Amerika’nın bu
ülkeye, kendi çıkarları için geleceğini, bu
topraklarda kendi yasalarını uygulayacağını bile
bile, bunun bir işgal olduğunu düşünmemek
işbirlikçiliğin ve ihanetin ötesinde bir anlam
taşır, ama bunu anlatacak sözcük de bulunamaz.
Denilecektir ki her ülke bu tür anlaşmalarda
kendi çıkarlarını koruyacaktır, bunun için de
kendi hukukunun geçerliliğini sağlayacak
hükümler konulmasında sakınca yoktur. Ve bu
bağlamda da, ABD’nin, bu topraklarda asker
konuşlandırılmasına olanak sağlayan anlaşmanın
1. maddesindeki
“Karar Sureti’nde derpiş edildiği veçhile,
Silahlı Kuvvetlerin kullanılması da dahil olmak
üzere Amerika Birleşik Devletleri’nin
Anayasası’na uygun her türlü harekete
girişecektir.”
hükmü sakınca yaratmaz. Elbet ABD kendi hukukuna
göre hareket edecektir,.,
İlk bakışta doğru gibi görülecek bir mantık;
ancak her konuda eşitler arasında ve karşılıklı
olmak koşuluyla; karşılıklı eşitlik ve
yükümlülük ilkesini bozmamak koşuluyla bile
doğru değildir.Uluslar arası ilişkilerde hep
karşılıklı eşitlik ve yükümlülük ilkelerine
bağlı kalmak koşulu önde gelir. Ancak bu sözde
kalacak bir söylemdir. Çünkü, bir devlet bir
başka devletin ülkesine o devlete yardım için ve
kendi hukuk düzeninin geçerli olması koşuluyla
gelir ve hele Anayasası’nın geçerliliğini kabul
ettirirse, burada kabul eden ülkenin
egemenliğinin, egemenlik hakkının devri söz
konusudur ki, kabul eden devlet artık bir başka
hegemonun iradesine tabi olmuş demektir. Çünkü
egemenliğin en ayırtedici ve asla ortaklık kabul
etmeyen ilkesi; bir devletin kendi sınırları
içinde hukuk düzenini kendi iradesiyle kurmak ve
sürdürmek irade ve gücüdür. Kendi kurduğu devlet
ve koyduğu hukuk düzenini o topraklarda yaşayan
her birey ve kuruma uygulamak, egemenliğin
olmazsa olmaz temel ilkesidir.
Egemenlik ve dolayısıyla bağımsızlığın olmazsa
olmaz ilkesi şudur: Bağımsız ve egemen bir ülke
topraklarının her noktasında tek irade etkendir.
Ve bu irade, bir başka iradenin o topraklarda
etkenliğini kabul edemez.
Hangi ad ve amaçla olursa olsun bir başka devlet
bu topraklara kendi devlet hukukuyla gelemez.
Amerika’nın bizi savunma perdesi ardında kendi
hegemonik amaçları için yıllardır ikili
anlaşmalarla, kimi üslerde kendi hukukunu
uygulaması egemenliğimizin hiçlenmesi değil
midir? O günlerin bilinçsizliği bu günlerin
bağımlığını doğurmuştur. Eğer tarih bilincimiz
ve eğer ABD’nin amaçları ve tarihi bilinmiş,
araştırılmış olsaydı ve eğer o dönemde Truman
Doktrinine karşı çıkanların söylemlerine değer
verilseydi, bugünün çıkmazına düşürülmezdi.
Çünkü Amerikanın tarihi bu tür aldatmaların
tarihidir. Amerika bunu geçmişte Küba’da
uygulamış ve Küba ancak ulusal bir devrimle
bağımsızlığına kavuşmuştur. ABD Platt
Değiştirgesi(5) olarak tarihe geçen bir
uygulamayla, ABD’nin, Küba Anayasasına eklettiği
hükümlere dayanarak Küba Amerikan toprağı
sayılmış, Amerika’nın işgali
meşrulaştırılmıştır. Amerika Filipinleri de
benzer bir yöntemle bayrağı altına almış ve
Filipin topraklarını Amerikan toprağına
katmıştır.(6) Çünkü bu ülkelerde kanun koyucu
güç, yani egemen güç, yetkilerini paylaşmış,
egemenliğini, parçalanmazlığını göz ardı
etmiştir.
EGEMENLİK HAKKI VE
ULUSLARARASI POLİTİKA
Soruna Uluslararası Hukuk ve politika açısından
bakalım. ABD Chicago Üniversitesi Siyaset Bilimi
Profesörlerinden Hans.J. Morgenthau’nun bilimsel
görüşleriyle ele alalım. Prof. Morgenthau diyor
ki:
“Egemenliğin yeri ikili bir ölçüye bağlıdır. a)
Devletin hükümeti hangi anlamda hukuksal olarak
diğer bir hükümet tarafından denetlenmektedir?
Ve b) fiilen hangi hükümet devletin ülkesi
içinde hükümetin görevlerini yerine
getirmektedir?
Çünkü “Aynı toprak parçası üzerindeki egemenlik
aynı anda iki ayrı otoriteye ait bulunamaz, yani
egemenlik bölünemez.”7
Bu evrensel kurallar ve değerler gösteriyor ki,
ABD askerinin Türkiye’de konuşlanmasından sonra,
Türkiye’nin yasa koyucu ve uygulayıcısı
egemenlik erkini ABD ile paylaşmış sayılacaktır
ki, egemenlik asla paylaşılamayan,
paylaşılamayacak bir erktir. Yani, TBMM ve
Hükümeti, bu topraklarda konuşlanan kimilerine
kendi hukukunu uygulayamayacağı için, onlar
ulusal iradenin dışında kalacaklarından, Türkiye
egemenliğini, ulusal iradesini Anayasasıyla
gelen güçle paylaşmış olacaktır. Ve o andan
sonra da, egemenlik parçalanmış olacağından,
ülkenin bağımsızlığından da söz edilemeyecektir.
Çünkü, bir başka irade kendi gücünü bu
topraklarda egemen kılmıştır. Böylece ülkemiz
ulusal iradenin değil, bir başka (ve hegemon/üstün)
iradenin güdümüne girmiş olacaktır. Bu yalnız
görünürdeki gelecek varsayımıdır. Anayasasıyla
gelen ülke, buraya kendi çıkarları için
geldiğinden çıkarının korunması için alınacak
önlemleri bildirecek ve TBMM’nin ve Hükümetin
çalışma koşullarını düzenleyecektir.
ABD’nin Türkiye’de asker konuşlandırmasının
sonucu, Türkiye’nin 80 yıl önce verdiği örnek
savaşın kazanımlarını terk etmesi demektir ki,
bunun hesabının verilebileceğini düşünemiyorum.
Ama ulusual bilincimle düşündüğümde, ulusumun:
“Egemenlik güçle, erkle ve zorla alınır.
Osmanoğulları, zorla Türk ulusunun egemenliğine
el koymuştu. Şimdi ulus bu saldırganlara, artık
yeter diyerek bunlara karşı ayaklanarak
egemenliğini kendi eline almış bulunuyor.”
Kurtuluşumuz ulusal bilinç ve ulusal ruha bağlı
kalmaktan geçer. Atatürk’ün şu buyruğu bize yol
göstermelidir:
“Bir ülkeyi zorla ele geçirmek, ve işgal etmek,
o ülkenin sahiplerine egemen olmak için yeterli
değildir. Bir ulusun ruhu ele geçirilmedikçe,
bir ulusun direnç ve iradesi kırılmadıkça, o
ulusa egemen olmanın olanağı yoktur. Oysa
yüzyılların doğurduğu ulusal bir ruha, sağlam ve
sürekli bir ulusal iradesine hiçbir güç
dayanamaz..
ULUSAL DİRENİŞ İÇİN YENİDEN....
Bugünden tezi yok, yeni bir kurtuluş direnç ve
ruhu ile yanlışlardan kurtulmanın yolları
aranmalı ve Atatürk’ün 27 Aralık 1919 günü
verdiği emrin gereği yerine getirilmelidir,
Haklarımıza ve varlığımıza sahip çıkmak için,
Ulusal gücümüzü etken ulusal irademizi egemen
kılacak bir düşünce yapısını, ulusun her
bireyine aşılamak ve bunlara sahip çıkacak
dirençle donatmak. Çünkü bakın Atatürk ne diyor.
“Bireyler düşünür olmadıkça, haklarını anlamış
bulunmadıkça yığınlar istenilen yöne iyi ya da
kötü yönlere sürüklenebilirler. Kendini
kurtarabilmek için her bireyin ülkenin
alınyazısıyla kendisinin ilgilenmesi gerekir.”
Görülüyor ki, birey olarak kendimizi
kurtaramayız. Emir en büyük komutandan. Evet
haydi göreve, haydi kutsallığı tartışılmayan
ulusal göreve, yeniden ulusal kurtuluşa yol
açmaya!
................................................
Not. Koşullar şimdilik bu tehlikeyi askıya
almış görünüyor. Sanılmasın ki ABD bu amacıdan
vazgeçti, aldanmayalım; bu arada bağımsızlık
bilincimizi eyleme geçirelim ve Yeni tehlikeye
düşmemenin yollarını açalım. Atatürk’ün şu
sözlerini bayrak yaparak. Atatürk, 1919’da
Ankaralılarla yaptığı görüşmede, ulusal
haklarımızı, varlığımızı ve onurumuzu korumanın
yolunu çizerken söylediği şu sözler bizim için
bugün de yol göstericidir.
“Kendini kurtarabilmek için ulusun her bireyinin
ülkenin alınyazısıyla kendisinin ilgilenmesi
gerekir.”
Evet! görev hepimizin, sorumluluk da öyle..
Unutmayalım kendimizi kurtarmak için önce vatanı
kurtarmak gerekir, ama ülkemizin alınyazısı
kararırken, kendimizi kurtaramayız. Ve bunun u
için de öncelik bağımsızlığımızı ipotekten
kurtarmaktadır.
Evet bağımsızlık önde gelir. Bağımlı yaşam
kölelikten de beterdir.
DİPNOTLAR
* (E) Hakim Alb. Milli Savunma Bakanlığı
(eski) Hukuk Müşaviri
** Atatürk, Müdafaa-i Hukuk Örgütünce
Kurulan Temsilciler Kurulunun Başı olarak
1919’un 27 Aralığında Ankara’ya gelir ve 28
Aralık günü Ankaralılarla bir konuşma yapar. O
konuşmada söylediği sözlerden alınmıştır Ki o
sözler bu ulus için, bu ulusun bireyi olanlar
için her zaman her yerde uyulacak emirdir.
(1) Prof. Dr.Hans.J.Morgenthau, Ulusalararası
Politika, Türk Siyası Bilimler Derneği
yayınları, Yirmi birince Basımdan çevirenler.
Baskın Oran ve Ünsal Oskay , 1970,Birinci Basım.syf:
411
(2) Truman Doktrinin uygulanmasını izlemek
için Türkiye’de uzun süre inceleme yapan ABD’li
uzman, Max Weston Thornbourg, Raporunu, şu
söylemle bitirir: “ Türkiye bizden yardımı bu
vaad ve beyanatların uygulamaları ışığı altında
isterse, o zaman yalnız sermayemizi değil, fakat
aynı zamanda hizmetlerimizi, ananelerimizi ve
ideallerimizi plase edecek ve elden gitmesine
müsaade edemeyeceğimiz bir plasman fırsatı elde
etmiş olacağız.” ( Bu Rapor, Turkey Aid For What
adıyla FORTUN Dergisinin Ekim 1947 tarihli
sayısında yayımlanmıştır.
(3) Modüs Vivendi: Geçici Anlaşma. Sorun
çözülünceye değin geçerli geçici anlaşma
(4) ABD Lozan antlaşmasını imzalamamıştır.
Nedeni kapitülasyonların kaldırılmasıdır.
Kapitülasyonların kaldırılmasını isteyen ABD, bu
isteminin reddi üzerine toplantıyı terk etmiş
Lozan’ı tanımamış ve imzalama-mıştır. Ayrıca
1927 tarihine değin, Türkiye Cumhuriyetini
tanımamış ve elçi yollamıştır. 1927’de Lozan
için Kongrede açılan görüşmelerde olumsuz
sonuçlanmış Kongre Lozan’ı tanıma önerisini
reddetmiştir. Ancak Türkiye ile resmi ilişki
kurmak isteyen yönetimle, geçici bir anlaşma (MODÜS
VİVENDİ) yapılmış ve ABD Büyükelçisi bundan
sonra gelmiştir.
(5) Platt Değiştirgesi hakkında kitabın
yazıldığı tarihte Doç.(bugün) Prof..Dr Türkkaya
Ataöv’ün klasikleşen değerli “Amerikan
Belgeleriyle Amerikan Emperyalizminin Doğuşu
adlı kitabından, benim Oltadaki Balık Türkiye.
adlı çalışmamdan bilgi edinilebilir. Amerika,
Küba Anayasasına eklettiği hükümlerle Küba’yı
işgalinin meşru sayılacağını, Küba’nın
bağımsızlığının korunması için Küba’ya müdahale
edebileceğini, bu süreçte yaptığı her işlemin
meşru olduğunu kabul ettirmiştir. Ataöv, anılan
kitap. Syf; 112-114
(6) Prof. Dr. Türkkaya Ataöv, agy. Syf:100-112
Senatör Beveridge bir konuşmasında. Filipinler
sonuna dek Birleşik Devletleri’ne ait topraklar
olarak kalacaktır. Ve Filipinlerin biraz
gerisinde Çin’in sınırsız pazarları yatmaktadır.
İkisinden de çekilmeyeceğiz. agy.syf: 110
(7) Prof. Dr.Hans.J.Morgenthau, agy.syf:
412-413
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |