|
AHLAKSIZ SAVAŞ!
HÜSEYİN TAVİLOĞLU
Bu bombardımanın “terörizmle savaş” falan
olmadığını tartışmaya lüzum var mıdır? Hatta tam
tersi bir şekilde 9/11 olayından sonra dünyada
oluşmuş “terörizmle savaş” ruhunu öldürdüğüne
şüphe var mıdır? Mart başından bombardıman
başlayana kadar Irak 40 adet Al Samut füzesini
kendisi imha etmiştir. Birleşmiş Milletler ise,
bu füzelerin imha edilmesini sağlayan yüzlerce
silah denetçisini ABD’nin bombalaması
kesinleşince geri çekmiştir. Irak’ın BM’den
saldırıyı kınamasını istemesi son derece
haklıdır, fakat BM onu bile yapamamıştır. Hiç
kuşku yok ki Birleşmiş Milletler Irak konusunda
kepaze durumuna düşmüştür.
İngiltere’deki ünlü “The Times” gazetesi
Birleşmiş Milletler’de pişmekte olan ve savaş
sonrası Irak’ın nasıl yönetileceğini içeren
gizli planları 5 Mart’ta kamuoyuna ifşa etmiş
bulunmaktadır.(1) 60 sayfalık planın Genel
Sekreter Koffi Annan’ın emriyle hazırlandığı ve
Güvenlik Konseyi’nden savaş kararı çıkmasa da
Amerika’nın bu işi yapmasının ardından
uygulanacağı bildirilmiştir. Bu durumda BM
Irak’a karşı tam bir iki yüzlülük içinde
yakalanmış olup kendi kuruluş “anayasasını” da
çiğnemiş bulunmaktadır.
Oysaki Annan savaş sırasında yapılacak insani
yardım konusunda bile olası planları tartışmak
istediğinde bile Rusya, Annan’ın bu işi Güvenlik
Konseyi’nin salonunda değil kendi odasında gayri
resmi olarak yapmasını istemiştir. Doğrusuda
odur.
TERÖRİZM İLE SAVAŞ YALANI!
ABD yönetimi çok çalıştığı halde Irak’ın
terörizme destek verdiğine dair bir kanıt
bulunamamıştır. Fakat aynı yönetim Suudi
Arabistan’ın terörizmle ilişkisini örtmek için
de çok çalışmıştır. ABD’nin terörizmle savaşta
olağanüstü samimiyetsizliği ortadadır.
ABD’nin, 9/11’de uçakları binalara çarptırdığını
ileri sürdüğü 19 kişiden 15’i vizelerini Suudi
Arabistan’ın Cidde kentinden almış
bulunmaktadırlar.(2) Suudi Arabistan’ın 20
yıllık Washington Büyük Elçisi Suudi Kraliyet
ailesinden Prens Bandar’ın eşi Prenses Haifa’nın
her ay hayır işi için yaşlı bir kadına yazdığı
130,000,000 dolarlık çeklerin bir kısmının
kadının kocasına oradan başka bir adama ve ondan
da San Diego’da yerleşik olan ve 9/11 olayını
gerçekleştirdiği öne sürülen iki şahsa geçtiği
saptanmıştır.(3)
Bandar bin Sultan, eski Bush ve Norman
Schwarzkopf’u özel uçağıyla İspanya’ya kuş avına
götüren, Waşington sakinlerinden(!) Dick Cheney,
Colin Powell, George Tenet (CIA şefi)
gibileriyle sıkı fıkı olup onlara evinde içkinin
su gibi aktığı partiler veren bir sultandır!
Sultan Bandar, Bush ailesine o kadar yakındır ki
kendisine Bandar Bush denmektedir. Karısının
yazdığı çeklerle ilgili olay ortaya çıktığında
Sultanın yakını birçok üst düzey Amerikalının
utançtan gözlerini yere diktikleri
belirtilmektedir. (4) Dolayısıyla “terörizmle
savaş” palavralarını geçelim.
Irak’ın Kitle İmha Silahlarından Arındırılması
Yalanı!
ABD, 20 Mart’ta Irak’ı bombalarından arındırmak
üzere bombalamaya başlamış bulunmaktadır! Acaba
ABD imha etmek amacında olduğu bombaların kaç
mislini Iraklı sivil halkın tepesinde patlatmayı
planlamaktadır? 500 misli mi? 1000 mi? 10,000
misli mi?
Tüm dünya kamuoyu bilmektedir ki, Irak’ta kitle
imha silahları olduğuna dair ABD’nin elinde
hiçbir elle tutulur kanıt bulunmamaktadır.
Irak’ta BM silah denetçilerinin arama sonuçları
boş çıkmıştır. ABD ve İngiltere sürekli olarak
ellerinde delil olduğunu ileri sürmüş, fakat
bunları bir türlü BM silah denetçilerine
vermemiştir, uzun süre sonra verdikleri de fos
çıkmış ve denetçilerin tepkisine sebep olmuştur.
Dünyanın en saygın gazeteleri, CIA ve FBI gibi
kuruluşlarda çalışan ve adının açıklanmasını
istemeyen görevlilerle röportajlar yayınlamış ve
ABD yönetiminin delil yaratsınlar diye bu
kuruluşların üzerinde kurdukları görülmemiş
baskıyı ortaya çıkartmışlardır. Bush’un
Uluslararası Atom Enerji Ajansı raporuna
dayanarak yaptığı keskin suçlamalar bizzat bu
kurum tarafından yalanlanmış Bush kamuoyu
karşısında küçük düşmüştür. Blair, uzun süre
“elimde delil var” demiş, fakat bunları
açıklamamıştır, nihayet açıkladıktan ve bir
fabrikayı kimyasal silah üretim yeri olarak
gösterdikten tam 2 saat10 dakika sonra Iraklı
yetkililer ülkelerindeki İngiliz gazetecilere
söz konusu fabrikayı gezdirmişler ve söylenenin
boş olduğunu ispatlamışlardır.(5) Bu gerçekleri
kaynak göstererek biraz daha açalım.
2002 Şubat sonlarına doğru Bush yönetimi Irak’a
ithali yasak mallar listesine yeni kalemler
ekleyerek bu ülkeye uygulanan ambargonun
sıkılaştırılmasını istedi. Yeni yasak getirilen
kalemler arasında cephane, mühimmat veya tank
taşıyabilecek kamyonlar ve bazı gübre çeşitleri
bulunmaktaydı. (USA Today 26.2.2002) ve Mayısta
bunlar BM tarafından kabul edildi. 2002’nin
sonlarına doğru ABD ambargonun daha da
sıkılaştırılmasını talep etti ve bu yeni
taleplerde 30 Aralıkta kabul edildi. (New York
Times 12.12.2002 – Associated Press 12.3.2002)
Bu noktada aklımızdan çıkarmamamız gereken
gerçek ABD’nin tüm bu yaptırımları uygularken
savaşa kesin kararlı olduğu ve planlar
yaptığıdır.
Aralarında eski silah denetçileri başkanı Scott
Ritter’in de bulunduğu bazı kritikler, Beyaz
Saray’dan ve Pentagon’dan hemen her gün yapılan
tehditlerin amacının Irak’a Birleşmiş Milletler
ile anlaşmaya çalışmasının boş olduğu hissini
vermek olduğunu öne sürmüşlerdir. Irak’taki
silah denetçilerinin halihazırdaki başkanı Hans
Blix de Ağustos 2002 yaptığı bir açıklamada:
“Eğer Iraklılar birisi tarafından işgal
edilmenin kaçınılmaz olduğuna kanaat
getirirlerse o zaman ülkelerinde silah
denetçilerinin olmasını da pek anlamlı
bulmazlar” diyerek aynı görüşe katılmıştır. (Los
Angeles Times 16.06.2002 – Reuters 18. 08.2002)
Açıkça görülmektedir ki burada amaç Saddam’ı
kışkırtarak denetçilere gösterdiği işbirliğini
bozmak ve böylece zaten kararlı oldukları savaşa
meşruiyet kazandırmaktır.
6 Eylül 2002 tarihinde Bush, Blair ile beraber
yaptıkları bir basın toplantısı sırasında şöyle
demiştir: “Size hatırlatmak isterim ki 1998’de
silah denetçileri Irak’a gittiklerinde ve içeri
alınmadıklarında –nihayet şimdi alındılar-
Uluslararası Atom Enerji Ajansı (UAEA) Irak’ın
nükleer silah sahibi olmasına 6 ay kaldığını
belirtir bir rapor yayınlamıştı, anlamıyorum
başka ne deliline ihtiyacımız var.” 26 Eylülde
UAEA başkanı Mark Gwozdecky bir açıklama yaparak
böyle bir rapor yayınlamadıklarını belirtmiştir.
Kendileri tarafından Ekim 1998’de BM Genel
Sekreteri Kofi Annan’a verilen bir rapor vardır
fakat Bush’un söylediğinin tam tersi olarak
şöyle söylemektedir: “Irak’ta silah olarak
kullanılabilecek nükleer malzeme üretebilecek
herhangi bir fiziksel kapasite kaldığına dair
hiçbir belirti yoktur” !! Bu gerçekler Beyaz
Saray ile yüzleştirildiğinde bu sefer Bush’un
sözcüsü Başkanın bahsettiği raporun tarihinin
1998 değil 1991(!) olduğunu söylemiş fakat UAEA
o tarihte de böyle bir rapor yayınlamadıklarını
belirtmiştir. Daha sonra Bush’un 1991 tarihli
iki gazete makalesinden bahsettiği
anlaşılmıştır! (Washington Times 27.09.2002)
27 Ocak 2003’te silah denetçilerinin hazırladığı
ara rapor, Bush yönetiminin doğal olarak ve
kendilerinin de beklediği gibi hiç işine
gelmemiştir. Dolayısıyla raporun açıklanmasından
bir gün sonra Powell bir açıklama yaparak
Iraklıların delilleri denetim ziyaretleri
yapılmadan hemen önce sakladıklarını veya
denetim mahallinden uzaklaştırdıklarını silah
denetçilerinin bizzat kendilerine
bildirdiklerini duyurmuştur. Bunun üzerine silah
denetçilerinin başkanı Hans Blix bir açıklama
yaparak bunu yalanlamıştır. Aynı şekilde Bush’un
ortaya attığı; Irak’ın bilim adamları yerine
Iraklı istihbarat elemanlarını denetçilerle
konuşturduğu iddiası da Blix tarafından
yalanlanmıştır. (New York Times 31.01.2003)
İngilterenin ünlü gazetesi “The Guardian” 9 Ekim
2002 tarihinde şöyle bir haber yayınlamıştır:
“Öğrendiğimize göre CIA, FBI ve enerji
departmanında çalışan yetkililere, Bush
yönetiminin öne sürdüğü iddiaları destekleyecek
yönde rapor üretmeleri için büyük baskı
yapılmaktadır, bu baskılara bazıları boyun
eğmekte, bazıları direnmekte, bazıları da sessiz
kalmayı tercih etmektedir.”
Amerikanın ünlü gazetesi “Los Angeles Times” da
aynı şekilde isminin açıklanmasını istemeyen
yetkililerle röportajlar yapmıştır, gazetede yer
alan ifadeler şöyledir: “Analistler daha önce
böylesine siyasileştirildiklerini ve baskı
altına alındıklarını hatırlamamaktadırlar...
Pentagon’daki o adamlar Irak ile El Kaide
ilişkisi gibi şeyler söz konusu olunca heyecan
çığlıkları atmaktalar. Bu konular hakkında rapor
üretilmesi ve hiç gündemden düşürülmemesi için
çok büyük baskı var. ... Son aylarda CIA
analizcilerine uygulanan baskılar acımasız
denecek bir düzeyde ve bu baskılar temelde
Savunma Bakanı Rumsfeld ile onun baş yardımcısı
Wolfowiz’den geliyor. Irak konusunda bu iki
kişiye brifing veren her CIA yetkilisi her zaman
merkeze ellerinde uzun bir şikayetler, yeni
analiz talepleri ve odaklanacak konularda
değişiklikler listesiyle dönüyorlar. Yapılan
analizlerle ilgili olarak genellikle büyük bir
tatminsizlik var ve sebep de yeterince sert
olmamaları.” (Los Angeles Times 11.10.2002)
Bush yönetiminin yüzü kendi kurumlarına dönük
olarak böylesine çatık kaşlı ve tatminsizken,
dış dünyaya dönük olarak bilakis kendinden emin
ve rahattır. Sürekli olarak Irak’ta kitle imha
silahları olduğuna dair ellerinde sağlam
deliller olduğunu ileri sürmektedirler. Hatta
bir keresinde Beyaz Saray sözcüsü Ari Fleischer,
Bush’un bu “kendinden eminliğini” delil (!)
olarak göstermiş ve şöyle demiştir: “Eğer
Irak’ın elinde kitle imha silahları olmasaydı ve
bu bilgi sağlam temellere dayanmasaydı; Amerika
Birleşik Devletleri’nin Başkanı ve Savunma
Bakanı bunu bu kadar açık ve kesin bir dille öne
sürerler miydi?(!!!)” (Associated Press
05.12.2002)
Bush ve Blair’in ellerinde delil olduğuna dair
sergiledikleri kesin tavırlar, zamanla dünya
medyasında söz konusu delilleri Irak’ta bulunan
silah denetçilerine vermeleri konusunda büyük
baskıların oluşmasına yol açmıştır. İkili
sürekli olarak delilleri denetçilere
vereceklerini açıkladıkları halde denetçiler her
zaman kendilerine işe yarar hiçbir şey
verilmediğini açıklamışlardır.
5 Aralık 2002’de Yunanlı denetçilerin başı
Demetrius Perricos bir açıklama yapmış ve Bush
yönetiminin ellerindeki delilleri denetçilerle
paylaşmak istemediğini belirterek, “En hafif
olarak söyleyebileceğim şu: herhalde Bush’un
elde ettikleriyle, bizim elde ettiklerimiz bir
birinden çok farklı” demiştir (The Times of
London 06.12.2002). 15 gün sonra ise bu sefer
denetçilerin başkanı Hand Blix bir açıklama
yaparak: “Eğer ABD ve İngiltere bu konuda bu
kadar eminseler ve ellerinde delil olduğunu
ileri sürüyorlarsa, insan doğal olarak onlardan
bu şeylerin nerede olduğunu bize
gösterebilmelerini bekliyor” demiştir. Kendisine
Batılı istihbarat örgütlerinden yeterli
işbirliği gelip gelmediği sorulduğunda; “Henüz
değil, Belli bir yardım geliyor fakat
ihtiyacımız olan kadar değil” demiştir. (Independent
21.12.2002)
Tabi bu açıklamalar denetçilerin başında bulunan
insanların hassaslıkla yapmış oldukları politik
açıklamalardır. Dolayısıyla saygın medya
kuruluşlarının isim açıklamadan yayınladıkları
denetçi ifşaatlarına bakarsak gerçek durumu daha
iyi kavrayabiliriz. Örneğin bir tanesi; “ABD’nin
bize verdiği paçavra üstüne paçavra sonra yine
paçavra” demiştir (CBS News 20.02.2003, Mirror
20.02.2003). Başka bir tanesi ise: “Bir kere
ABD’nin ellerindeki istihbarat bilgilerini bize
vermeleri çok gecikti, verdiklerinde de
bilgilerin doğruluktan çok uzak olduğu ortaya
çıktı. .. istihbarat bilgileri ya ikinci
dereceden önemli, ya müddeti geçmiş yada tamamen
yanlış. Zamanımızın ve kaynaklarımızın boşa
harcanmasına sebep oluyorlar. .. Dürüst olmak
gerekirse doğru olmayan, sözde delillerin
peşinde sağa sola koşmaktan daha önemli
yapacağımız işler var bu ülkede” demiştir. (CBS
News 20.02.2003)
Amerikanın en ciddi gazetelerinden kabul edilen
New York Times 6 Şubat 2003’te şu haberi
vermiştir: “CIA’nın elinde Irak’ın son on yılda
ABD’ye karşı herhangi bir terörist operasyona
karıştığına dair hiçbir delil yoktur. Ve CIA
Irak’ın El Kaide veya benzeri başka bir terörist
örgüte kimyasal veya biyolojik silah
sağlamadığına kani olmuş durumdadır.” (New York
Times 06.06.2002)
26 Aralık’ta silah denetçileri 188 mahalde
inceleme yaptıklarını ve yasaklı hiçbir silah
programının izine rastlamadıklarını
açıklamışlardır. (BBC 26.12.2002) 30 Aralıkta
ise silah denetçilerinin ülkeye girdiği Kasım
ayından itibaren 202 mahallin incelendiği ve
Bush yönetiminin iddia ettiği gibi Saddam’ın
kitle imha silahlarına sahip olduğuna dair bir
delile rastlanmadığı bildirilmiştir. Birleşmiş
Milletlerin Bağdat’daki sözcüsü incelenecek
mahaller listesinin çoktan tüketildiğini ve boş
kalmamak için incelenmiş yerlerin tekrar tekrar
incelendiğini açıklamıştır. (San Francisco
Chronicle 30.12.2002)
5 Ocak 2003’te ise Amerikan ve İngiliz
yönetimlerinin tekrardan hayata geçirildiğini
iddia ettiği nükleer silah üretim mahallerinde
yapılan incelemelerde buradaki binaların
molozlar içerisinde paslanmakta ve çürümekte
olduğunun gözlendiği açıklanmıştır. Saddam
muhaliflerinin ve ABD’li şahinlerin iddia
ettikleri ne kimyasal ve nükleer tesislere ne de
hareketli biyolojik laboratuarların izine
rastlanmadığı belirtilmiştir. Bu tarih
itibarıyla artık silah denetçilerinin raporları
ne olursa olsun ABD’nin Irak’a saldıracağının
kesin olduğunun bizzat gene silah denetçileri
tarafından anlaşıldığının altı çizilmiştir. (Observer
05.01.2003) 14 Şubat tarihinde de yine
denetçilerin hiçbir delil bulamadığı
belirtilmiştir. (Financial Times – Guardian
14.02.2003)
En son 7 Mart 2003 tarihinde denetçilerin başı
Blix’in Birleşmiş Milletlere sunduğu raporda da
benzer ifadelerle Irak’ın elinde kitle imha
silahları olduğuna dair kanıt bulunamadığı
belirtilmiş ve ayrıca bu tür silahların yer altı
tesislerinde olduğuna dair iddialara da, yer
altını gösteren radarlar kullanıldığı fakat yine
de bir şey bulanamadığı açıklanarak cevap
verilmiştir.
Unutulmaması gereken bir başka çok önemli nokta
da 1998’de ABD’nin Çöl Tilkisi adı altında bir
operasyon yaptığıdır. Bu bombalama operasyonunda
bir çok “şüpheli” fabrika bombalanmıştır. Bu
konuda Birleşmiş Milletler silah denetçileri
eski başkanı Scot Ritter kendisiyle yapılan
röportajda şu açıklamalarda bulunmuştur:
“Irak’ın tekrardan silahlandığı iddiaları
güvenilmez şahitlere dayanmaktadır. (Irak’tan
kaçan ve bu tür açıklamaları kim bilir ne
karşılığında yapan Saddam muhalifi Iraklıları
kastediyor.) 1998’de bombalanan fabrikalar
Birleşmiş Milletler kararlarını ihlâl
etmemişlerdir. O fabrikaların hepsi sürekli
tekrarlanan teftişler altındaydı ve oralarda
yasaklı bir malzemenin üretildiğini uzaktan da
olsa gösterir hiçbir delil hiçbir zaman
bulunamamıştı. Hiçbir şey yok orada. Hiçbir
şey.” (Scotland Herald 08.07.2002)
HALEPÇE KATLİAMI VE
GERÇEKLER
Bush yönetiminin Irak’ın bombalanması gerektiği
konusunda içerisinde elle tutulur hiçbir delil
olmayan demagojik konuşmalarının dayandığı
yegane temel Halepçe katliamıdır. Kuzey Kore’nin
nükleer silahları vardır, Irak’ın yoktur, Suudi
Arabistan’ın 9/11 saldırısıyla bağlantısı
vardır, Irak’ın yoktur, Irak Birleşmiş Milletler
kararlarına uymaktadır, kendi füzelerini kendisi
imha etmektedir vs. gibi ABD’nin Irak’ı
bombalamasına muhalif olarak ortaya getirilen
her türlü argümana karşı Bush yönetimi temelde
“kimyasal silahlar kullanarak kendi halkını
katleden şeytan” temasına dayanan demagojik
belâgat ile cevap vermektedir. Fakat ABD’nin
Halepçe konusunda son derece gayri samimi hatta
sahtekârca davranmakta olduğunun ispatı 1980’li
yıllardaki ABD – Irak tarihsel ilişkisinde
apaçık durmaktadır.
Söz konusu dönemde Irak, İran ile savaşmaktadır
ve o zamanlar ABD için Irak değil, İran
“şeytani”dir. Dolayısıyla Iraklıların İranlıları
kimyasal silahlarla haşlamasında hiçbir sorun
yoktur!! 80’lerin başında diplomatlar Birleşmiş
Milletlere ve bazı ülkelerin başkentlerine
kimyasal silah kullanımı sonucu ölü ve yaralı
İran askerlerinin cılk yaralarla kaplı
resimlerini getirmekteydiler. (New York Times,
13.02.2003) 1983 Kasımında ABD Dışişleri Bakanı
George P. Shultz’a sunulan istihbarat raporunda
Saddam Hüseyin’in askerlerinin hemen hemen her
gün İranlı askerlere karşı kimyasal silah
kullanıldığı bildirilmekteydi. (Wahington Post
30.12.2002) Herhalde Iraklılar işi tam
beceremeyip İranlıları tam
kızartamadıklarından(!) olacak, 1984’te CIA,
gizli bir şekilde Irak istihbaratçılarına hardal
gazı saldırılarını nasıl “kalibre” edeceklerini
öğrettiler. (Washington Post 15.12.1986)
Bu güvenle olsa gerek Şubat 1984’te Irak askeri
sözcüsü İran’ı alenen şöyle uyarmıştır:
“İstilacıları bilmelidirler ki, her zararlı
böcek için onu ortadan kaldıracak bir haşere
ilacı vardır .... ve Irak bu haşere ilacına
sahiptir.” (Washington Post 30.12.2002) Ve ABD
26 Kasım 1984’te her şeyi bilmesine rağmen
Bağdat yönetimi ile tüm diplomatik ilişkileri
yeniden başlatmıştır. (New York Times
27.11.1984) 1985’in başından 1986’nın sonlarına
kadar ABD İran birliklerinin konumu ve
hareketleri hakkında uzaydan topladıkları
bilgileri Irak’a vermiştir. (Wahington post
15.12.1986, New York Times 18.08.2002)
Suudilerin sahip oldukları AWACS uçakları da
Pentegon tarafından kullanılmış ve Irak’a hayati
bilgiler sağlanmıştır. Bu sayede İran’ın
köprülerine, fabrikalarına, enerji santrallerine
ve petrol terminallerine isabet yüzdeleri
arttırılmıştır. (The Nation 26.08.2002)
2 Mayıs 1986’da iki birim bacillus anthracis
–şarbon hastalığına sebep olan organizma- ve iki
birim bacterium clostridium botulinum – ölümcül
botulism zehirlenmesine sebep olan eleman-
ABD’den Irak Yüksek Eğitim Bakanlığına
gönderilmiştir. (Sunday Herald 08.09.2002) Ocak
1988’de ABD Ticaret Bakanlığı, Irak’ın SCUD
programı için gerekli ekipmanın bu ülkeye ihraç
edilmesine onay vermiştir.
Ve ... Mart 1988’de Halepçe olayı yaşanır. 3200
ilâ 5000 kişinin kimyasal gaz saldırısı sonucu
hayatını kaybettiği rapor edilmiştir. Bugünkü
Bush hükümetinin söylemlerine bakıldığında bu
olayın ABD – Irak ilişkilerinde bir dönüm
noktası olması gerektiği açıktır. Fakat hiç de
öyle olmamıştır! O dönemde bu olay ABD’nin
umurunda bile olmamıştır!. Aşağıda Halepçe
katliamından sonra ABD’nin Irak’a karşı tutumuna
dair birkaç basit örnek verilmektedir:
Mayıs 1988’de yani katliamdan iki ay sonra ABD
Dışişleri Bakan Yardımcısı Peter Burleighin ABD
şirketlerini Irak ile iş yapmaya davet
etmiştir.(6)
Ağustos 1988’de Birleşmiş Milletler bölgeye
Irak’ın kimyasal silah kullandığını belgelemek
üzere uzmanlar yollamıştır. Fakat o zaman Bağdat
yönetimi bu uzmanlarla işbirliği yapmayı
reddettiği halde ABD Bağdat’ın Güvenlik
Konseyinin karalarına uyması için hiçbir
girişimde bulunmamıştır. Hatta ABD Dışişleri
Bakanı Shultz, Türkiye’ye kaçan Kürtlerin ve
“bazı başka kaynakların” söylediklerinin
Saddam’ın kimyasal silah kullandığına işaret
ettiğini fakat Kürtlerin üzerinde de
kullanıldığı konusunda kesinlik vermediğine
işaret ederek olayı örtecek beyanatlarda
bulunmuştur. Ve ABD olaya kesinlik kazandıracak
hiçbir girişimde bulunmamıştır. İngiltere de
bugün olduğu gibi o gün de ABD’nin kuyruğu gibi
hareket etmiştir ve sonucunda Irak bu olaydan
ceza almadan kurtulmuştur. (The Nation
26.08.2002)
Daha sonra Amerikan Senatosu Dış İlişkiler
Komitesinin isteği üzerine Amerikalı bir grup
delege Türkiye’ye gelecektir ve 1988’in
sonlarına doğru Irak’ın Kürtlere karşı kimyasal
silah kullandığını kesinleştirecektir.(7) Fakat
ABD’nin tutumunda değişen hiçbir şey
olmayacaktır.
8 Eylül 1988’de ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı
Richard W. Murphy bir iç yazışmada görüşlerini
şöyle belirtmiştir: “ABD – Irak ilişkisi uzun
vadeli politik ve ekonomik hedeflerimiz
açısından önemlidir. Ekonomik ambargonun hiçbir
fayda getirmeyeceğine ve Iraklılara ters etki
yapacağına inanıyoruz.” (Washington Post
30.12.2002)
24 Mart 1989’da ABD Dışişleri Bakanı James
Baker’a iletilen bilgi notunda hem Irak’ın
hırslı bir şekilde kimyasal ve biyolojik
silahlar ve bunun yanında yeni füzeler
geliştirdiği belirtilmiş fakat hem de Baker’dan
Irak Dışişleri bakan yardımcısı Hamdoon’a
Amerikan yönetimini Irak ile ilişkileri
geliştirmek istediğini bildirmesi
istenmiştir.(8)
1989’da Bush yönetimi Irak Askeri Endüstirileşme
Bakanlığının satın almak istediği ileri
teknoloji ekipmanlar için düzinelerce ihracat
izin belgesi imzalamıştır.(9)
2 Kasım 1989’a gelindiğinde tüm uluslararası
bankalar Irak’a kredi vermeyi durdurmuştur.
Fakat o zaman Başkan olan eski Bush, tam tersi
bir şekilde Irak ile ilişkileri daha da
derinleştiren 26’nolu Ulusal Güvenlik
Direktifini imzalamış ve 1 milyar dolarlık bir
tarım kredisine onay vermiştir. Bu para ise
Irak’ın silah geliştirme programının devamını
sağlamıştır. (Wall Street Journal 7.10.2002)
25 Temmuz 1990’da ABD Bağdat büyük elçisi April
Glaspie Saddam Hüseyin ile buluşur ve ona
“Bush’un daha iyi ve daha derin ilişki
istediği” mesajını iletir ve ekler: “Başkanımız
akıllı adamdır .. Irak’a karşı ekonomik bir
savaşa girmeyecektir.” (Washington Post
30.12.2002 – The Times 31.12.2002)
Evet yanlış okumuyorsunuz! Tüm bunlar Halepçe
katliamından sonra ABD’nin tutumunu
göstermektedir! Açıkça görülmektedir ki, ABD
için Halepçe katliamı hava cıvadır. Halepçe’den
sonra ABD ile Irak arasında her şey güllük
gülistanlık devam etmiş hatta iki ülke daha da
yakınlaşmıştır.
Fakat Irak Kuveyt’i işgal ettiği zaman işin
rengi birdenbire değişmiştir. Daha işgalden bir
gün önce 1 Ağustos 1990’da Bush yönetimi Irak’a
690,000 dolarlık ileri teknoloji veri iletişim
sistemleri satış onayı vermekle meşgulken (Wahington
Post 11.03.1991) bir gün sonra Irak Kuveyt’i
işgal edince bu sefer daha aynı gün, ABD
yukarıda bahsedilen ve Irak ile ilişkileri
derinleştiren 26’no’lu Ulusal Güvenlik
Direktifini iptal etmiş 180 derece değişerek son
derece sertleşmiş ve bilindiği gibi Irak’a
saldırıya geçmiştir.
Halepçe katliamından tam 15 yıl sonra 20 Mart
2003’de ABD tekrar Bağdatı bombalamaya başlamış
bulunmaktadır. Halepçe’nin yıl dönümü sebebiyle
tüm dünya televizyonlarının vahşet görüntülerini
tekrar yayınlamasının ardından, tazelenmiş
belleklerdeki o görüntüler henüz canlılığını
kaybetmeden bombardımana başlanmış olması
rastlantı değildir.
Bu savaş ne kendi insanını kimyasal silahla
öldüren bir “şeytan”ı devirme savaşıdır, ne
Irak’ı hayali kitle imha silahlarından arındırma
savaşıdır, ne de terörizmle savaştır; bu savaş
içinde petrol entrikaları olan, doların
hegemonyasını koruma saldırganlığı olan, dinler
arası nefret olan, ve tepedeki küçük bir
azınlığın üç kuruşluk adi menfaati olan bir
ahlaksız savaştır!(*)
Böyle bir dünyada kimsenin garantisi yoktur ve
olamaz da! Demokrasimiz var diye kendimizi
Irak’tan farklı hissetmemiz büyük bir
yanılgıdır! Fikirlerin önce şu meşhur CFR’nin
yayın organı olan “Dış İlişkiler” dergisinde
yayınlandığını sonra da Amerikanın dış
politikası haline geldiğini biliyoruz. İşte bu
derginin başındaki adam Moises Naim son
makalesinde şöyle demektedir:
“Bir hükümetin meşruluğu sadece seçim
sandığından çıkan sonuçla sağlanamaz, kendini
nasıl yönettiğine de bakar. .. 1990’larda
uluslararası toplum, ülkelerde yapılan seçimleri
gözlemleme ve meşruluğuna onay verme konusunda
önemli tecrübe kazandı. Önümüzdeki Venezüella
örneği bize göstermektedir ki seçimler için
oluşturduğumuz mekanizmaların benzerlerini aynı
etkinlikte seçimle başa gelen hükümetlerin
yönetim şekillerini onaylamak için de
kurmalıyız.”(10) (!!!!!!!!)
Venezüella Başkanı Chavez bilindiği gibi
ülkesinden IMF’yi kovmuş, petrol şirketlerinin
vergilerini iki misline çıkararak parayı halkı
için harcamaya kalkışmış bir liderdir. Ünlü
gazeteci Greg Palast, Chavez bunları yapar
yapmaz “onu üç aya kadar ya Başkanlıktan
indirecekler ya da öldürecekler” demiş(11) ve
gerçekten de 2 ay sonra bir darbe ile Chavez
esir alınmış fakat sandıkta onu seçen Venzüella
halkı bu sefer de sokaklarda dış güdümlü
darbecileri engellemiştir. Arkasından ülkedeki
zenginler Amerikan’ın desteği ile ülke çapında
felç edici grevler başlatmış, en önemlisi petrol
üretimini durdurarak ülkenin hayatiyet damarını
kesmiştir. Bu yolla halka büyük sıkıntılar
yaşattıkları halde Chavez’i devirmelerini
sağlayamamışlardır.
Ve şimdi de bu medeni kılıklı kabadayılar kendi
yarattıkları grevler yüzünden zor durma düşen
Venezüella halkını göstererek: “Chavez halkına
acı çektiriyor dolayısıyla bu demokrasinin
işlemediğini gösterir; uluslararası toplum bu
gibi ülkelerde, yönetim seçimle başa geçmiş olsa
dahi yine de ‘demokrasinin’ meşru bir şekilde
işleyip işlemediğine karar verecek sistemi
oturtmalıdır”(!) demektedirler.
Açıkça görülen odur ki, süper güç Amerika, adil
olmaktan çok uzaktır, derenin aşağısında su içen
kuzuya, kurdun “suyumu bulandırıyorsun” demesi
gibi, bahaneleri sahte bir süper kabadayı haline
gelmiştir. Amerikanın sergilemekte olduğu bu
kişilik özelliği, başta Birleşmiş Milletler
olmak üzere tek dünya devletinin iskelet
kurumlarını çatırdatmış gözükmektedir. Fakat hiç
kuşku duyulmamalıdır ki, tek dünya devletçileri
yada Prof. Oktay Sinanoğlu’nun güzel deyimiyle
“küreselleşmeci kraliyetçiler” dünya arenasında
nara atmakta olan bu süper kabadayıdan ulus
devletleri korkutmak için faydalanacaklar ve
böylece onları tek dünya devleti ağılına doğru
kış kışlamaya çalışacaklarıdır. Bundaki amaç
ulus devletlerin milli egemenliklerini
uluslararası bir kuruma giderek artan ölçüde ve
nihayetinde de tamamen devretmeleridir. Bu
sonunda bireyler için ekonomik kölelik,
hesaplanan, fakat asla gerçekleşmeyecek nafile
bir çabadır.
DİPNOTLAR
1 Timesonline – by James Bone –UN leaders
draw up secret blueprint for postwar Iraq -
05.03.2003
2 The Bush –Saudi Connection – Michelle
Mairesse – www.hermes-press.com/BushSaud.htm
3 Greg Miller, Greg Krikorian and H. G.
Reza, “FBI Looks at Saudi’s Links to 9/11”, Los
Angeles Times, 23.11.2002 aktaran Mairesse
4 A Golden Couple Chasing Away a Black
Cloud – Maureen Dowd – New York Times –
27.11.2002
5 Iraq takes journalists on tour to
expose Blair ¬lies – Kim Sengupta – Independent
– 25.09.2002
6 Bruce W. Jentleson - With Friends Like
These: Reagan, Bush, and Saddam, 1982-1990. New
York: W.W. Norton. 1994. Sayfa 84-85
7 Nathaniel Hurd – Glen Rangwala –
12.12.2001 - U.S. Diplomatic and Commercial
Relationships with Iraq, 1980 - 2 August 1990 —
http://www.casi.org.uk/info/usdocs/usiraq80s90s.html
8 Satate Department memorandum: “Meeting
with Iraqi under secratery Hamdoon” 24 Mart 1989
aktaran Jentelson sayfa.107
9 Hurd – Rangwala – 12.12.2001
* Doların dünya egemenliği ve Irak’ın
Kasım 2000’den bu yana petrolünü dolar yerine
Euro ile satmaya başlaması, Dinler arası nefret
ve Amerika’daki Yahudi hakimiyeti, Bush
takımının kişisel menfaat ilişkileri ayrı
yazıların konularıdır.
10 Hugo Chavez and the Limits of Democracy
– Moises Naim – New York Times – 05.03.2003
11 World Bank Secret Documents Consumes
Argentina – www.gregpalast.com - 04.03.2002
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |