Nisan 2003  Sayı: 56 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
       Haber
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   NİSAN 2003  

“YENİ DÜNYA DÜZENİ” BÖYLE Mİ KURULACAK?...

MAHMUT YILBAŞ

Amerika Irak’a saldırdı. Bunu yaparken ne uluslar arası hukuka ve ne de Birleşmiş Milletler kararına uydu. Yapılan düpedüz haksız bir saldırıydı.

Saddam yönetiminin elinde tüm dünya için tehlike olabilecek kitle imha silahları bulunduğu  iddiası, ABD yönetiminin Irak’a başlattığı saldırının görünen gerekçesi idi; ancak, kitle imha silahlarının izine, şu ana kadar rastlanamadı; en azından, Bağdat’a kadar girilmiş olmasına rağmen, kullanılmasından çok korkulan bu kitle imha silahlarını, Saddam rejimi savaşta kullanmadı.

ABD ve İngiltere’nin “koalisyon” adını verdikleri askeri güçleri, Saddam’dan kurtarmak için Irak’ı kanlı biçimde işgal ettiler. Irak’ın askeri hedefleri ile sivil yerleşim yerleri, bütün dünyanın gözü önünde, günlerce füzeler ve uçaklarla dövüldü. Kadın ve çocuklar bu bombardımanın baş kurbanı oldular. Saddam rejimi sona erdirildikten sonra, Bağdat,  Musul, Kerkük başta olmak üzere, Irak şehirleri hem Irak halkı hem de işgalciler tarafından yağmalanmaktadır. Halk resmi daireleri, iş yerlerini ve hatta hastaneleri yağmalarken, işgalci güçler ve yerli işbirlikçileri bankaları (Irak Merkez Bankası), tapu daireleri ve nüfus idarelerini tahrip etmekten; arkeoloji müzeleri ve kütüphanelerinin içini  boşaltmaktan geri durmadılar.

ABD, Irak’ı petrolü ve daha sonraki yayılma projelerine uygun üs sağlayacak jeostratejik konumundan dolayı işgal ettiğini, daha ilk günden itibaren göstermekten hiç çekinmedi. Irak’ın güneyinden itibaren işgal ettiği bölgelerde, ilk defa, el koyduğu yerler petrol kuyularıydı. Bu Basra’da, Musul’da ve Kerkük’te hep böyle oldu. Bağdat’ın yağmalanmasına göz yumarken, koruma altına aldığı tek resmi bina ise“Petrol Bakanlığı” idi.

ABD yönetimi, “Dünyaya meydan okuyarak” Irak’a saldırıp işgal ederken, dünyaya tek başına egemen olmak istediğini göstermek istemiştir. ABD Yönetimi, dünya egemenliğini kurarken ne hukuk, ne uluslar arası ilişkiler, ne Birleşmiş Milletler, ne bazı devletlerin siyasal muhalefeti ve ne de dünya halklarının ortaya koyduğu demokratik kitlesel tepkiler, yani hiçbir şeyin kendisini durduramayacağını ortaya koymuştur. ABD, kendini dünyada tek hegemonik  güç olarak görmektedir. Bu askeri, iktisadi ve siyasi sömürgeci güç artık kontrolden çıkmış bulunmaktadır. Artık, kendini kontrol edemez duruma gelmiştir. Birleşmiş Milletleri Güvenlik Konseyi’ni , Avrupa ve Asya’nın büyüklerini yani bütün dünyayı, küresel egemenliğinin önünde bir engel olarak görmektedir.

ABD küresel egemenliğini, dünyaya özgürlük ve demokratikleşme vaat ederek gerçekleştirmek istediğini söylemektedir. Özgürlük dedikleri de, kendilerinin yönetim özgürlüğüdür; yani şirketlerinin mallarını , sermayelerini ve ordularının ellerini, kollarını sallayarak her tarafa serbestçe girip çıkmalarıdır. Yani dünyayı özgürce, hiçbir engel olmaksızın, kolayca sömürmektir.

Irak’a saldırarak topraklarına ve dolayısıyla yer altı kaynaklarına (başta petrol) el konulması, 1980’li yıllardan başlayarak “piyasa demokrasisi” olarak sunulan “yeni dünya düzeni”nin aslında ABD’nin dünyayı ele geçirip bir imparatorluk kurmaktan başka bir şey olmadığının çok açık kanıtıdır. Bu gerçek, dünya halkları tarafından çok iyi anlaşılmaktadır. ABD’ne karşı bir cephe, dünyanın her tarafında büyüyerek sürmektedir. 

Dünya, Amerikan İmparatorluğuna yani “yeni dünya düzeni” ne  karşı direnmek zorunda olduğunun bilincine varmıştır. Çünkü insanlık, haklar kadar sorumluluğunun bulunduğunu fark etmediği sürece gelişme ve uygarlığın  söz konusu olamayacağını, artık görmektedir.

Haklar ve sorumluluklar, bütün bir madalyon gibidir. Bir yüzünde haklar ve bütünün öbür yüzünde ise sorumluluklar vardır.

Bu ise küresel bir gerçektir. Bu kabul görmeden insanoğlunun değişimi yakalamasını düşünmek hayalciliktir.

Ancak bu gerçek, bizleri her türlü savaştan, çatışmadan uzak tutabilir. Haklarımızın yanında sorumluluklarımızın bulunduğunu görmekle, insan ilişkilerindeki kirlenme, ekonomik sorunlar ve sefahatle daha güçlü mücadele şansını buluruz.

Bunu kavramadan, insan haklarına inançtan, insanca düşünmeden ve insan mutluluğundan söz edilmesi inandırıcı olamaz.

Dünya ekonomisi, küresel problem ve açmazlarla karşı karşıya... Küresel sorunlar, küresel çözümler ister. Bu çözümler dünyadaki bütün kültürlere, toplumların değerlerine, normlarına ve temel düşüncelerine uygun olmalıdır.

Küresel çözümler özgürlük, hukuk ve barışı insanlara, hiçbir art niyet olmaksızın, taşımalıdır.

Daha iyi bir sosyal düzen, ister ulusal ve isterse uluslararası ölçülerde olsun, sadece kanunları hükümler ve anlaşmalar ile sağlanamaz. Küresel bir anlayışa ve ahlaka ihtiyaç vardır.

Gelişme ve değişim, insan istekleri üzerinde uzlaşmaya varılmış değerler ve standartlar ile gerçekleşebilir.

Eğer “Tek Bir İnsan” veya “Tek Bir Devlet” bağımsızlığı ve zenginliği  diğerleri aleyhine geliştirmek yoluyla elde etmek için çaba harcarsa bu dünyanın, insanlığın aldatılması demektir.

İnsanlık, özgürlüğünü doğal kaynaklara zarar vermek ile elde ederse, gelecek kuşaklar acı çekerler...

Bu da, yeterli değildir; küreselleşme ideolojileri, inançları ve farklı politik görüşleri bağdaştırmayı da, insanlığın geleceği için, başarmalıdır. Özellikle inançların, karşıtlarına karşı mücadele ve dayatması ile dünya barışına kavuşulamaz.

Küreselleşme böyle bir anlayışa dayandırılamaz ise, dünya insanlarının acıları azalmaz, aksine artar.

Dünya insanı zaten acılar içerisinde...

Dünya eko-sistemi çöküyor...

Yoksulluk insanlığın yaşama potansiyelini yok ediyor...

Açlık insan vücudunu kemiriyor...

Aile yaşamı ortadan kalkıyor...

Ülkeler sosyal çöküntü içerisinde...

Adaletsizlik, ülke vatandaşlarını itaatsizliğe itiyor...

Anarşi, bütün toplumlarda başlıca sorun halinde...

Aile içi şiddet, birçok ülkede çocuk ölümlerine ciddi şekilde yol açmakta.

Din adına şiddet ve toplu kıyımlar sürüyor...

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, üstüne üstlük “küreselleşme” adı verilen ve malum odaklardan pompalanan bir anlayışla insanlar, toplumlar ve devletler birbirine düşman edilmeye çalışılmaktadır.

Yaşayan canlılar topluluğuna, insanlara, bitkilere, hayvanlara, havaya, suya ve toprağa saygı, tabii ki içten, duyulmadan, beslenilmeden, aldatmacalarla bir yere varılamaz.

Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz anlayışını içimize sindiremeden, bu gidişle “dünyayı üzerinde yaşayanlara dar edeceğiz...”

Başkalarının bize nasıl davranmasını istiyorsak, onlara o şekilde davranmayı düşünmeden, onlardan önce kendimize saygısızlık ve kötülük etmiş oluruz.

Kalplerimizi başkalarına açmadan, başkalarının açmasını beklemek “küresel aldatmacadır.”

Açıkçası teknolojik gelişme, bilgi iletişimi ve ekonomik gerekçeler tek başlarına veya birlikte “küresel etik’i” oluşturamazlar.

Hele bunu savaş ve işgalle gerçekleştireceğim iddiası ise, çılgınlıktan başka bir anlam taşımaz. Savaşla, işgalle ancak çocukları, kadınları ve masum insanları, öldürür ve katleder yani cinayet işlersiniz.

İnsanlığı, kendi ailemiz olarak görmedikçe, başkaları içinde yaşamamız gerektiğine inanmadıkça, çocukları, yaşlıları, yoksulları, acı çekenleri, engellileri, yalnızları ve göçmenleri düşünmedikçe; yeni bir ‘küresel etik’ yaratılmadan, yeni bir ‘Dünya Düzeninden’ söz edilmesi hayalcilikten öteye gidemez.

Olsa olsa; askeri, mali, teknolojik, ticari ve kültürel tekelinizi dünya üzerinde, ancak bir süre, yaygınlaştırabilirsiniz. Sonrasında ise, tarihin geçmişinde kalmış diğer imparatorluklar gibi, çökmekten, yok olmaktan kurtulamazsınız.

Hatta, dünya halkları, bu imparatorluğun kurulmasını önlemek için şimdiden harekete geçti bile!...

Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |