|
SÜRDÜRÜLEBİLİR POTANSİYEL VE KIBRIS
SEDAT İLHAN
General (E)
“Potansiyel” sözcüğünün Türkçe karşılığı
Gizilgüç (TDK Sözlük) .Bizler her nedense bu
gizilgüç sözcüğünü benimseyemedik.Dolayısiyle
Sürdürülebilir Gizilgüç ( Sustainable
Potentiality ) deyişini “Geliştirilebilir
Potansiyel” olarak ta adlandırıyoruz. Ancak
burada ki esas husus , Potansiyelin anlamında
gizlidir. Halihazırda varolup, uygulamaya
geçmemiş veya bir dürtü ile uygulamaya geçecek
güç olarak da nitelendirilebilir.İkinci bir sual
olarak akla şu gelebilir: Sürdürülebilir
Potansiyel kuramı da nereden çıktı? İşte bu
kuramı yazara mal edebilirsiniz. Bugünkü yazımla
bu görüşümü tetkik ve eleştirilerinize sunarak,
Kıbrıs için olanları açıklamaya çalışacağım.
ULUSAL HEDEF,ULUSAL STRATEJİ
VE POTANSİYEL
Her ülkenin ulusal hedefine ulaşmada
uygulayacağı yöntem ( Strateji ) , Sürekli
Gelişmeyi ( Sustainable Development ) de
öngörmelidir. Bir başka deyişle hedefe
gelişmeden ulaşılırsa , sonraki girişimler için
potansiyel yetersizliği ile karşılaşma riski
yaratılmış olacaktır.Böyle bir sorunla
karşılaşmamak için bir yandan stratejinin
uygulanması için ulusal gücü
(Ekonomik,politik,sosyal,kültürel,güvenlik,teknolojik
ve bilimsel güç unsurlarını ) geliştirirken,
diğer yandan da sonraki girişimler için
potansiyel artırımını öngörecek girişimleri
sürdürmek gerekir.Bugün bütün ülkeler geleceğin
gereksinimlerini karşılayacak uzun vadeli bir
potansiyel geliştirme kuramını uygulama
çabasındalar.
AB VE SÜRDÜRÜLEBİLİR
POTANSİYEL KURAMI
AB-Avrupa Birliği ,bir yandan her üye ülkenin
ulusal gücünün geliştirilmesini sağlayıp,
dünyada ABD karşısında ikinci büyük güç olma
kurumsal hedefine yönelmeyi sağlayacak yöntemi
(Kurumsal Stratejiyi) uygularken, diğer yandan
da genişleme politikasını (Sürdürülebilir
Potansiyel Kuramını) aşamalı olarak
uygulayarak, mevcut potansiyel ile hedefe
ulaşılsa dahi, bunun yeterli olmaması
olasılığına karşı önlem alıyor. Bu nedenle üyesi
Yunanistan’ın potansiyel geliştirme uygulaması
olan Kıbrıs’ı üye olarak AB içine katmanın
çabasını sürdürüyor. Bu yolla iki kuş vuruluyor:
Hem Yunanistan’ın ve hem de AB’nin geleceğe
hizmet edecek potansiyeli geliştirilerek,örnek
bir “Sürdürülebilir Potansiyel” kuramı
uygulanıyor. Yunanistan da bir yandan ulusal
gücünü AB olanakları ile geliştirerek, AB’nin
dünyada ABD karşısına çıkabilecek ikinci büyük
güç olma hedefine hizmet verirken, diğer yandan
da Ege Denizi’ndeki istekleri ve Kıbrıs’ın
üyeliği ile kazanımlarını artırarak geleceğin
ulusal potansiyelini yaratmağa çalışıyor.
ÜLKELERİN SÜRDÜRÜLEBİLİR
POTANSİYEL UYGULAMALARI
Günümüzde her ülke ve kurum/kuruluş, mevcut
olanaklarının yanında , ileriye dönük potansiyel
geliştirme olanağı ile
değerlendirilmektedir.Örneğin, bugün Yunanistan
AB ile ulaşabileceği gücün tavanına ulaşmış
bulunmaktadır. Bu potansiyel ile AB için seçilen
hedefe ileride katkıda bulunamayacaktır. O halde
Kıbrıs’ta AB’ye katılmalı; Yunanistan’ın Ege
üzerindeki,ABD bünyesindeki Rum azınlık ve dünya
üzerinde etkin olan deniz ulaştırması gibi
olanakları sürekli ilerlemeyi öngören bir kuram
ile (Sustainable Potentiality) uygulama
sürdürülmelidir. Bugün Yunanistan mevcut durumu
ile değil bu potansiyeli( Özellikle ileride AB
yanlısı politikayı izleyebilecek ABD’de ki etkin
Rum lobisi) ile değerlendirilerek AB üyesi
yapılmıştır. Rusya ise, bir yandan ulusal gücünü
geliştirerek dünyada tekrar süper güç olma
hedefi için stratejisini uygularken, diğer
yandan da eski SB-Sovyetler Birliği
olanaklarına tekrar kavuşmanın yöntemini (
Sürdürülebilir Potansiyel Kuramını)
uygulamaktadır.ABD’in hakça ve serbest ticaret
olanaklarını bütün dünyaya ( Globalism-Küresellik
) yayarak halkının yaşam düzeyini artırma
ulusal hedefinde ilerlerken diğer taraftan da
Avrasya’da egemen olma çabaları,”Sürdürülebilir
Potansiyel” kuramının bir başka örneğini
oluşturmaktadır. Çin Taiwan’ı ve Güney Kore
Kuzey Kore’yi potansiyel hedefi olarak
görmektedir.Bu kuram için her ülke ve
kurum/kuruluşun uygulama yöntemi mevcut olup,
şimdiki durumlarından daha çok, bu kuramı
uygulama olanakları ile değerlendirilmekteler.
Nitekim Türkiye ,tarihinin en kötü ekonomik
bunalımlarını yaşarken, dünyanın 10 büyük
ekonomik pazarlarından birisi ilan edilip,
Sürdürülebilir Potansiyeli dikkate alınarak G20
gurubu üyesi yapılmıştır.
SÜRDÜRÜLEBİLİR POTANSİYELİN
DEĞERLENDİRİLMESİ
Sürdürülebilir Potansiyel kuramının
değerlendirilmesinde en önemli unsuru “İnsan”,
“Coğrafya-Kaynaklar”, “Yönetim” ve bunların
üstün özellikleri oluşturmaktadır.Esasen bu üç
unsur “Devlet” sözcüğünün tanımını da
oluşturduğundan, Sürdürülebilir Potansiyelin
değerlendirilmesi devletin geleceğe yönelik
üstün yeteneklerinin değerlendirilmesi şeklinde
de adlandırılabilir.Yine komşumuzdan örnek
verecek olursak, Yunanistan bu konuda AB
yardımı ile yönetim (Yasama, Yürütme, Yargı)
potansiyelini üstün duruma getirmeye çabalarken,
Kıbrıs’ı üye yapıp ve EGE Denizin’deki
isteklerini sürdürerek “Coğrafya” potansiyelini
de artırmaktadır.Ancak en önemli insan unsuru ve
kaynaklar bakımından Yunanistan ve Güney Kıbrıs
donma noktasında bulunmaktalar. Bu nedenle
Kıbrıs’ın tamamı potansiyele katılırken,
dışarıdaki Yunanlıların etkinliği artırılıyor,
İstanbul’da bir Ortodoks Devleti kurma çabaları
el altından yürütülüyor ve Pontus rüyası
diriltilmeğe çalışılıyor.
İNSAN UNSURUNUN ÖNEMİ
Ancak, hem AB’nin hem de bütün üyelerinin,
Sürdürülebilir Potansiyel kuramında bir büyük
engeli vardır: İNSAN. İlkel bir göç politikası
uygulayan AB, nüfusunu sorunlar içine
sürüklenen bir yaşlanma ile karşı karşıya
getirmiştir. Halbuki ABD, uygar bir göçmen alım
yöntemi ile geleceğin potansiyelinin temelini
oluşturacak İNSAN faktörünü yaratmaktadır.Bir
başka deyiş ile ifade edecek olursak AB,
ülkelerin ulusal güç unsurlarının hepsini
geliştirip, genişlemesini de tamamlamış olarak
ABD karşısına ikinci bir büyük güç olarak çıksa
dahi, bu özellik o günkü yaşlı ve sorunlu nüfus
ile ileriye dönük sürdürülemeyecektir. ABD genç
ve dinamik yapısı karşısında, bugün olduğu gibi
o günde ezilecektir.
TÜRKİYE’NİN SÜRDÜRÜLEBİLİR
POTANSİYEL UYGULAMA YÖNTEMİ
Türkiye temelde insan faktörü yönünden
avantajlara sahip olmakla beraber, bu unsurun
eğitilmesinde geri kalmaktadan,
Coğrafya-Kaynaklar yönünden AB ülkeleri
arasında iyi durumda bulunan Türkiye’nin
potansiyel yönünden en önemli unsurunu yurt
dışındaki Türkler ve Kıbrıs Türkleri
oluşturmaktadır. Bunu bilen AB, ülkelerindeki
Türkleri asimile etmeğe, bölmeye veya Türkiye’ye
geri göndermeye yönelik insan haklarına aykırı
ilkel yöntemler uygularken, Kıbrıs’ı da
Rumlaştırarak, Türkiye’yi Anadolu’ya hapsetmenin
çabası içindedir.Türk Sürdürülebilir Potansiyel
unsuru AB’nin potansiyel kuramı ile
çatışmaktadır.
AB ve Özellikle Yunanistan; potansiyel
uygulamasında Türkiye’nin avantajları büyük
engel oluşturduğundan; Kıbrıs’ta Rum egemenliği
kurulduktan sonra, 2004 Tarihinde Lahey’de
Türkiye’nin Ege Denizinde tecrit
işlemi,İstanbul’da Papa Devleti’ne benzer bir
Ortodoks Devleti kurulması,Pontus düşüncesinin
canlandırılması, PKK-KADEK girişimini
destekleyerek canlı tutup ülkeyi bölmeyi kendi
“Sürdürülebilir Potansiyel” uygulamaları için
zorunlu görmektedirler.
KIBRIS
Annan Planı ile BM’leri de kendi hizmetine sokan
AB,bir yandan Türkiye’yi üyelik vaatleri ile
oyalarken , diğer yönden ülkemizin
potansiyelini de azaltmanın uğraşısı içindedir.
Annan Planının hizmetinde olanlar bilerek veya
kandırılmış olarak Yunanistan ve AB
Sürdürülebilir Potansiyel kuramının hizmetine
girerek kendi ülkesinin uygulamasına ihanet
etmiş olmaktalar.Kıbrıs’ın tamamının Rum
kontroluna girmesi olanakları sağlanmadıkça,
Başkan Denktaş uyuşmaz gösterilerek çaba değişik
platformlarda sürdürülecektir.
Bu arada Kuzey Kıbrıs’ı Rum’un kontroluna
vermeyi Türk onuruna yakıştıranlar bilmeliler
ki; Güneyin donmuş Sürdürülebilir Potansiyeli
içinde onlar Rum’un ancak,asgari ücretle
çalışan hizmetkarları olabileceklerdir.Türk
kadınlar hizmetçi ve erkekler uşak olarak
kullanılacak ,bu yolla Osmanlı döneminde
yaşadıkları hizmetkar durumunun intikamını almış
olacaklardır.
Abonelik
için tıklayınız.
-
Geri - |