Nisan 2003  Sayı: 56 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
       Haber
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   NİSAN 2003  
80 YILLIK BİR HİKAYE:
(TÜRK – AMERİKAN İLİŞKİLERİ)
 
SALİH ALTINOK
Vali Yrd. - VAN

Amerikan Kongresi Araştırma Birimi’nin ABD Dışişleri Bakanlık Komitesine hazırladığı Rapordan :

“....... ABD’nin denizaşırı güvenlik politikası ve Ortadoğu ile beklentileri olduğu sürece, Türkiye ile işbirliği gereklidir.Özellikle Türkiye,  ABD’nin Doğu Akdeniz’de ve Libya’dan Doğu Akdeniz’e kadar olan kıyı şeridinde etkili bir harekatta bulunma yeteneğini doğrudan etkilemektedir.Bölgede bir Sovyet askeri serüvenini başarısızlığa uğratmada Türkiye kadar ucuz ve avantajlı  bir başka seçenek yoktur...(Türkiye olmasa da ) ABD’nin bu boşluğu İsrail ile doldurması söz konusu olabilir, ancak bunun bedeli ve sakıncaları çok büyük olur.... Ortadoğu‘daki amaçlarımızı  tekrar  tekrar hatırlatmaya gerek yoktur:

1-Muhtemel bir Sovyet silahlı saldırısına karşı kalkan oluşturmak,

2-Caydırıcılık sağlanamadığı takdirde, etkili  bir savunma için sürekli güç bulundurmak    (üsler),

3-Nato’nun güney kanadını korumak, 4-İsrail’i desteklemek, 5-  Hür dünyanın Akdeniz’  deki ulaşım  yollarını korumak, 6-Ortadoğu petrolünün sürekli akışını sağlamak ......İşte Türkiye bize bunlar için gereklidir.....”

Mondoros Mütarekeleriyle bazılarının (1918) Wilson Prensiplerine  sarılmasıyla başlayan ve 80 – 90 yıllık bir gel-git hareketine dönüşen Türk-Amerikan ilişkilerine mantıklı bir açıklama getirmek, ancak Amerika’nın (Türkiye’nin de içinde yer aldığı )coğrafyadaki ulusal  çıkarlarına  açıklık getirmekle mümkün olabilir.

20.Yüzyılın ilk yarısında ABD, hemen her alanda Sovyetler Birliğine karşı tam bir üstünlüğe sahipti. İkinci yarısında ise (bilhassa 1965’ten sonra), Sovyetler Birliği en azından askeri dengeyi sağlamış ve hatta Avrupa’da üstünlüğü ele geçirmeyi başarmıştı.Stratejik denge bir yana bırakılırsa , ABD yine de ekonomik, teknolojik, siyasal kararlılık ve siyasal nüfuz alanlarında hâlâ göreceli bir üstünlüğe sahipti.Ancak, yine de denge riske edilmemeliydi. İki büyük sosyalist devlet (Sovyetler Birliği ve Çin Halk Cumhuriyeti), en az iki yönden baskı altında bulundurulursa, ABD’ye karşı açıkça bir cephe almayı göze alamazdı. Böylece, ABD sorun ve baskılardan  sıyrılmış olarak genel dengeyi sağlayabilecek ve olayları denetleyebilirdi. İşte 20. yüzyılın ikinci yarısında, Amerikan dış politikasının yeni misyonu, bu çerçevede belirginleşiyordu. Bunu sağlayabilecek olan politika da, Nato’nun askeri gücünün arttırılması ve insan haklarının siyasal bir  silah olarak  Sovyetlere karşı kullanılması olmuştur. Asıl amaç ise, daha da geniş kapsamlı bir politika içinde Sovyet’lerin Avrupa’da savunma durumuna geçirilmesiydi.

Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |