Nisan 2003  Sayı: 56 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
       Haber
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   NİSAN 2003  

KIBRIS SORUNU VE ULUSLARASI HUKUK

NECATİ ÖZGEN
Orgeneral (E)

10-11 Mart 2003 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin gözetiminde, liderler (Denktaş-Papadapulos) arasında Lahey’de yapılan görüşmeler, bir sonuca varmadan dağılmıştır.

Genel Sekreterin üçüncü defa değişiklik yaparak taraflara sunduğu belgede neler vardı. Önce çok kısa ve özet olarak, bu değişikliklerin neler olduğunu size sunmak istiyorum.

Bahse konu değişiklikde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin temel konulardaki kaygılarını gidermekten hayli uzak görünmektedir.

1.       İki liderin imzalamaları gereken metnin hemen altında, garantör devlet sıfatıyla, Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’ın imzalarını içeren bir beyan mevcuttur. Bu beyana verilen onayla, referandumun yapılması kabul edilmektedir, oysa ki ;  içerisinde doldurulması gereken yaklaşık 1700 sahifeyi ihtiva edecek konular mevcutken her iki liderin üzerinde çalışamadığı, anlaşamadığı bir belgeyi halk oylamasına götürmenin ne kadar sakıncalı olacağı ortadadır.

Referandum sonunda Kıbrıs’ın birleşik olarak AB’ne girmesi yönünde bir ifade eklenmiştir. Bu ifade ile referandumdan hayır sonucu çıksa dahi Güney Kıbrıs’ın tek yanlı olarak AB’ne girme hakkı saklı tutulmuştur.

2.       Yeni belgede ortak devlet yerine “Federal Hükümet”, parça devletler yerine “Oluşturucu Devletler, yeni devletin ismi olarakta; daha önce KKTC’nin benimsediği Birleşik Kıbrıs Cumhuriyetleri yerine, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti ifadesine yer verilmiştir. Oluşturucu devletlerin isimleri olarak, Kıbrıs Türk Eyaleti, Kıbrıs Rum Eyaleti kullanılmaktadır. Bu durumda KKTC’nin varlığı ortadan kaldırılmakta ve bir eyalet durumuna sokulmaktadır. Yukarıda belirtilen kavramsal değişiklikler KKTC’nin egemenliğinin kabul edildiği anlamını taşımamaktadır.

3.       Bir önceki belgede Karpaz bölgesi Rumlara verilmekteydi., yeni duruma göre burası KKTC’ne bırakılmaktadır. Buna karşılık Karpaz bölgesine kısıtlamasız Rumların geriye dönüşü öngörülerek, bölge dolaylı olarak Rumlaştırılmaktadır.

Ayrıca, KKTC’nin batısında ve sahil kesiminde bulunan Günebakan, Süleymaniye, Kurutepe, Gemikonağı, Madenliköy ve Erenköy ile Meserya ovasında bulunan Pile, Yılmazköy ve Türkeli köyleri Karpaz yarımadasına karşılık Rum tarafına bırakılmaktadır.

4.       Rumların KKTC’ne dönüş oranı 15 ci yılda % 28’den % 21’e indirilmiştir. Buna karşılık antlaşmanın imzalanmasından iki yıl sonra 65 yaş üzeri Rumlar (yanlarında eşleri ve çocukları olmak üzere) kısıtlamasız olarak geri dönebileceklerdir. Bu yaş durumunda dönecek Rumların miktarı ortalama 2400 kişi olabileceği hesaplanmıştır. Bu düzenleme ile geriye dönüşün % 28’den % 21’e indirilmesi anlamsız hale gelmektedir.

5.       Kıbrıs vatandaşlığı zorunlu oturma süresi 7 yıldan 9 yıla çıkarılmıştır. Üniversite öğrencilerinin ve öğretim elemanlarının oturma süresi vatandaşlık elde etmek için kullanılmayacaktır. Bu şekilde bir düzenleme ile, KKTC’nde mevcut üniversitelerin Türkiye’den gelen öğrenci ve akademisyenlere kapatılmasının hedeflendiği, ayrıca Kıbrıs dışında yaşayan 500.000 KKTC vatandaşının geri dönüşü zorlaştırılmaya çalışılmaktadır.

Türkiye uyruklu KKTC vatandaşlarının sayısına ilişkin kısıtlama 33000’den 45000’e çıkarılmıştır. Ancak listenin oluşturulmasına ilişkin kısıtlamalar getirilmiştir. (18 yaşına ulaşmadan önce Kıbrıs’ta kesintisiz yedi yıl ve son beş yıl içerisinde en az bir yıl Kıbrıs’ta daimi vatandaşlık hakkından faydalanmış, 18 ve üzeri yaşlarda olan şahıslar ve onların Kıbrıs’ta sürekli oturma hakkına sahip küçük çocukları, kalış sürelerine göre, Kıbrıs’ta kesintisiz yedi yıl sürekli olarak oturma hakkına sahip olan diğer insanlar.)

6.       Vize uygulamalarına Schengen sözleşmesinin hükümleri tatbik edilecek ve Türkiye’den Ada’ya gelişlere engel olunacaktır.

7.       Tüm Yunan ve Türk birliklerinin Kıbrıs’tan çekileceği ifade edilmektedir. Böyle bir düzenleme ile, zaman içerisinde Ada’daki Türk Silahlı Kuvvetlerinin tamamen Ada’dan çekilmesinin hedeflendiği değerlendirilmektedir.

Silah çizelgesindeki kısıtlamalara ilişkin olarak;

-        Türkiye ve Yunanistan’ın Ada’da bulundurdukları birliklerin personel mevcutlarının her birinin 6000’i geçmeyecek şekilde kısıtlanmasının yanı sıra, bünyelerinde bulunduracakları silahların miktarlarına ve özelliklerine de kısıtlama getirilmektedir.

-        Söz konusu kısıtlamalar incelendiğinde; Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) ve Yunan Kontenjan Alayı (YKA) birliklerinin, halen sahip olduğu harp silah ve araçlarını dikkate alınarak hazırlandığı , aşağıdaki örneklerle ortaya çıkmaktadır.

Her iki taraf, Ada’da 50’şer tank bulundurabilecek ve bu tanklar 50 tondan daha az ağırlıkta olacaktır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin Ada’da bulundurduğu tankların ağırlığı 54 tonun üzerinde, Rum Milli Muhafız Ordusundaki tankların AMX-30 ve AMX-30 B2 tanklarının ağırlığı 36 ton, T-80 tankının ağırlığı ise 46 tondur. Görüldüğü üzere kriterlerin tamamı Rum tarafı lehinde olabilecek sonuçları ortaya koymaktadır.

8.       Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin taraflara sunduğu bu 3. versiyondur. Daha önceki belgeler kabul edilseydi, Kıbrıs’ta bugüne kadar mahzurlarını sıraladığım birçok konuları kaybetmiş olacaktık. Karpaz bölgesini, kuzeye geçecek Rumların % 28 oranını, Kıbrıs’ta kalacak Türkler’in miktarının otuzüç binde kalacağı... Gibi.

Demek ki çözümsüzlük çözüm değilmiş; 28 yıldır yapılan görüşmelerde mücadele ederek önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Laik, demokratik, insan haklarına saygılı ve barış içinde yaşayan bir devlet kurulmuştur. Halkı özgürce yaşamaktadır.

Rum tarafı ve Yunanistan Ada’nın tamamını istemektedir. Avrupa Birliğine girme garantisi alan Rum tarafı istediğini almadan çözüm için gayret gösterir mi? Nitekim 1990 yılından itibaren göstermemiştir, adeta havanda su döğmüştür.

9.       Görüşmelerin bir neticeye varmadan kesilmesinden hemen sonra, Avrupa Birliği Komisyon Sözcüsü 10 Mart 2003’te bir açıklama yapmıştır.

Kıbrıs’ın bütünü AB’ne Mayıs 2004’te tam olarak alınacağını, bahse konu bu süreç tamamlandıktan sonra, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Ada’da Avrupa topraklarını işgal etmiş durumunda olacağını beyan etmiştir.

Bu açıklamaya hiç şaşmamak gerekir. Neden derseniz? Avrupa Parlementosunun 1996 ve 1998 yıllarında bu konuda almış olduğu kararlara bakmak kafidir.

 

19.09.1996 TARİHLİ KARARI :

Avrupa Parlementosu, Türk Hükümetinden özellikle işgalci askeri güçlerin çekilmesine ve Kıbrıs sorununa adil ve uygulanabilir bir çözüm bulması çağrısında bulunan Birleşmiş Milletler kararlarını kabul etmesini ve uygulamasını ister.

 

17.09.1998 TARİHLİ KARAR :

Avrupa Parlementosu, Türkiye’ye Ada’nın askersizleştirilmesini sağlamak amacı ile, Kıbrıs’tan askeri güçleri çekme konusunda pratik adımlar atması çağrısında bulunur.

Gerek Avrupa Birliği Sözcüsünün beyanatı ve gerekse Avrupa Parlementosu’nun aldığı kararlar birbiri ile örtüşmektedir. Ancak hukuki değildir. Neden derseniz? 1960 Garanti Antlaşması’nın 4. maddesi aynen şöyledir.

“Bu antlaşmanın hükümlerinin ihlali durumunda, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere, bu hükümlere uyulmasını sağlamak için gerekli teşebbüs ve tedbirler konusunda istişare etmeyi taahüt ederler.

Ortaklaşa ve antlaşmayla harekete geçmek mümkün olmuyorsa garanti eden devletten herbirisi, bu antlaşma ile yaratılan düzeni yeniden kurmaya münhasır amacı ile harekete geçmek, müdahale etme hakkını saklı tutarlar.”

Görüldüğü üzere Türk Silahlı Kuvvetleri hukuken Kıbrıs’tadır. Hem Kıbrıs’a hem deYunanistan’a barış getirmiştir.

Kıbrıs’ın AB’ne alınması uluslararası hukuka aykırıdır. Kural dışıdır. Bu durumun ilgili devletler nezdinde protesto edilmesi gerekmektedir.

Bu konuda haklılığımızı ortaya koyan hukuki kural şöyledir.

 

1960 GARANTİ ANTLAŞMASI

1 NCİ MADDESİ:

Kıbrıs Cumhuriyet’i; bağımsızlığının, ülke bütünlüğünün ve güvenliğinin korunmasını sağlamayı ve aynı zamanda anayasasına saygı göstermeyi taahüt eder.

Herhangi bir devlete tamamen veya kısmen, herhangi bir siyasi veya ikitisadi birliğe katılmamayı taahüt eder. Bunda, Ada’nın Yunanistan ile birleştirilmesi veya taksiminin teşvik edilmesine yönelik doğrudan veya dolaylı bütün faaliyetleri yasaklamayı taahüt eder.

TÜRKİYE        YUNANİSTAN  İNGİLTERE

FATİN E. AVERUFF- SELWYNLLOYD

RÜŞTÜ TOSSİZZA

ZORLU                    

KIBRIS CUMHURİYETİ

BAŞ PSİKOPOS MAKARİOS-DR. FAZIL KÜÇÜK

yukarıdaki hukuk maddesine rağmen Ada, AB’ne alınırsa uluslararası hukuk çiğnenmiş  ve AB Ada’yı bölmüş olur. Biz hukukun üstünlüğünü savunuyoruz. Bunu da dünyaya anlatmalıyız.

Ayrıca Kıbrıs Anayasası’nın 170 (1) maddesinde ifadesi bulunan “En fazla müsaadeye mazhar devlet” statüsü Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’a verilmiştir.

AB’ne üyelik ise bu hükmüde ihlal etmiş olacaktır. Çünkü; İngiltere ve Yunanistan’ın içinde yer aldığı bir siyasi örgütte Türkiye’nin üye olmaması “en müsadeye mazhar devlet” kaydının uygulanma imkanını bertaraf etmektedir.

Yukarıda hukuksal maddeler varken güney Kıbrıs’ın AB’ne alınması açıkça uluslar arası hukuka aykırıdır. Danimarka Başbakanı, taraflar Kıbrıs sorununu çözüp daha sonra AB’ne girmeleri gerektiğini, beyan etmiştir.

10. Her şey bitmiş değildir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yoluna devam edecektir. Bu sürede;

-        Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ; Kıbrıs için acil ekonomik kalkınma planı hazırlamalı ve hemen uygulanmalıdır. Bu uygulamalara takip ve nezaret edilmeli ve KKTC Devleti de tüm kesimleri ile çok çalışmalıdır.

-        Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bütçesinden 50 trilyon TL. kesilmemeli, bilakis, yapılacak ekonomik plana göre bütçeye ilave edilmelidir.

11. Rahmetli İsmet Paşa Lozan görüşmelerinde;

“Memleketimi esarete mahkum eden bir vesikaya imza koyamam” dediğinde İngiliz delegesi Lord Curzon;

“Bıktım bu sağır ve inatçı adamdan... Milli egemenlik ve istiklal diyor , başka bir şey demiyor. Kendisini ne zannediyor” diye feveran etmiştir.

Sn. Denktaş’ta 40 yıldır İnönü gibi aynı şeyleri söylüyor. Haksız mı?


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |