|
KIBRIS SORUNU VE ULUSLARASI HUKUK
NECATİ ÖZGEN
Orgeneral (E)
10-11 Mart 2003 tarihinde Birleşmiş Milletler
Genel Sekreteri’nin gözetiminde, liderler
(Denktaş-Papadapulos) arasında Lahey’de yapılan
görüşmeler, bir sonuca varmadan dağılmıştır.
Genel Sekreterin üçüncü defa değişiklik yaparak
taraflara sunduğu belgede neler vardı. Önce çok
kısa ve özet olarak, bu değişikliklerin neler
olduğunu size sunmak istiyorum.
Bahse konu değişiklikde Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti’nin temel konulardaki kaygılarını
gidermekten hayli uzak görünmektedir.
1. İki liderin imzalamaları gereken metnin
hemen altında, garantör devlet sıfatıyla,
Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’ın imzalarını
içeren bir beyan mevcuttur. Bu beyana verilen
onayla, referandumun yapılması kabul
edilmektedir, oysa ki ; içerisinde doldurulması
gereken yaklaşık 1700 sahifeyi ihtiva edecek
konular mevcutken her iki liderin üzerinde
çalışamadığı, anlaşamadığı bir belgeyi halk
oylamasına götürmenin ne kadar sakıncalı olacağı
ortadadır.
Referandum sonunda Kıbrıs’ın birleşik olarak
AB’ne girmesi yönünde bir ifade eklenmiştir. Bu
ifade ile referandumdan hayır sonucu çıksa dahi
Güney Kıbrıs’ın tek yanlı olarak AB’ne girme
hakkı saklı tutulmuştur.
2. Yeni belgede ortak devlet yerine
“Federal Hükümet”, parça devletler yerine
“Oluşturucu Devletler, yeni devletin ismi
olarakta; daha önce KKTC’nin benimsediği
Birleşik Kıbrıs Cumhuriyetleri yerine, Birleşik
Kıbrıs Cumhuriyeti ifadesine yer verilmiştir.
Oluşturucu devletlerin isimleri olarak, Kıbrıs
Türk Eyaleti, Kıbrıs Rum Eyaleti
kullanılmaktadır. Bu durumda KKTC’nin varlığı
ortadan kaldırılmakta ve bir eyalet durumuna
sokulmaktadır. Yukarıda belirtilen kavramsal
değişiklikler KKTC’nin egemenliğinin kabul
edildiği anlamını taşımamaktadır.
3. Bir önceki belgede Karpaz bölgesi
Rumlara verilmekteydi., yeni duruma göre burası
KKTC’ne bırakılmaktadır. Buna karşılık Karpaz
bölgesine kısıtlamasız Rumların geriye dönüşü
öngörülerek, bölge dolaylı olarak
Rumlaştırılmaktadır.
Ayrıca, KKTC’nin batısında ve sahil kesiminde
bulunan Günebakan, Süleymaniye, Kurutepe,
Gemikonağı, Madenliköy ve Erenköy ile Meserya
ovasında bulunan Pile, Yılmazköy ve Türkeli
köyleri Karpaz yarımadasına karşılık Rum
tarafına bırakılmaktadır.
4. Rumların KKTC’ne dönüş oranı 15 ci
yılda % 28’den % 21’e indirilmiştir. Buna
karşılık antlaşmanın imzalanmasından iki yıl
sonra 65 yaş üzeri Rumlar (yanlarında eşleri ve
çocukları olmak üzere) kısıtlamasız olarak geri
dönebileceklerdir. Bu yaş durumunda dönecek
Rumların miktarı ortalama 2400 kişi olabileceği
hesaplanmıştır. Bu düzenleme ile geriye dönüşün
% 28’den % 21’e indirilmesi anlamsız hale
gelmektedir.
5. Kıbrıs vatandaşlığı zorunlu oturma
süresi 7 yıldan 9 yıla çıkarılmıştır. Üniversite
öğrencilerinin ve öğretim elemanlarının oturma
süresi vatandaşlık elde etmek için
kullanılmayacaktır. Bu şekilde bir düzenleme
ile, KKTC’nde mevcut üniversitelerin Türkiye’den
gelen öğrenci ve akademisyenlere kapatılmasının
hedeflendiği, ayrıca Kıbrıs dışında yaşayan
500.000 KKTC vatandaşının geri dönüşü
zorlaştırılmaya çalışılmaktadır.
Türkiye uyruklu KKTC vatandaşlarının sayısına
ilişkin kısıtlama 33000’den 45000’e
çıkarılmıştır. Ancak listenin oluşturulmasına
ilişkin kısıtlamalar getirilmiştir. (18 yaşına
ulaşmadan önce Kıbrıs’ta kesintisiz yedi yıl ve
son beş yıl içerisinde en az bir yıl Kıbrıs’ta
daimi vatandaşlık hakkından faydalanmış, 18 ve
üzeri yaşlarda olan şahıslar ve onların
Kıbrıs’ta sürekli oturma hakkına sahip küçük
çocukları, kalış sürelerine göre, Kıbrıs’ta
kesintisiz yedi yıl sürekli olarak oturma
hakkına sahip olan diğer insanlar.)
6. Vize uygulamalarına Schengen
sözleşmesinin hükümleri tatbik edilecek ve
Türkiye’den Ada’ya gelişlere engel olunacaktır.
7. Tüm Yunan ve Türk birliklerinin
Kıbrıs’tan çekileceği ifade edilmektedir. Böyle
bir düzenleme ile, zaman içerisinde Ada’daki
Türk Silahlı Kuvvetlerinin tamamen Ada’dan
çekilmesinin hedeflendiği değerlendirilmektedir.
Silah çizelgesindeki kısıtlamalara ilişkin
olarak;
- Türkiye ve Yunanistan’ın Ada’da
bulundurdukları birliklerin personel
mevcutlarının her birinin 6000’i geçmeyecek
şekilde kısıtlanmasının yanı sıra, bünyelerinde
bulunduracakları silahların miktarlarına ve
özelliklerine de kısıtlama getirilmektedir.
- Söz konusu kısıtlamalar incelendiğinde;
Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) ve Yunan
Kontenjan Alayı (YKA) birliklerinin, halen sahip
olduğu harp silah ve araçlarını dikkate alınarak
hazırlandığı , aşağıdaki örneklerle ortaya
çıkmaktadır.
Her iki taraf, Ada’da 50’şer tank
bulundurabilecek ve bu tanklar 50 tondan daha az
ağırlıkta olacaktır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin
Ada’da bulundurduğu tankların ağırlığı 54 tonun
üzerinde, Rum Milli Muhafız Ordusundaki
tankların AMX-30 ve AMX-30 B2 tanklarının
ağırlığı 36 ton, T-80 tankının ağırlığı ise 46
tondur. Görüldüğü üzere kriterlerin tamamı Rum
tarafı lehinde olabilecek sonuçları ortaya
koymaktadır.
8. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin
taraflara sunduğu bu 3. versiyondur. Daha önceki
belgeler kabul edilseydi, Kıbrıs’ta bugüne kadar
mahzurlarını sıraladığım birçok konuları
kaybetmiş olacaktık. Karpaz bölgesini, kuzeye
geçecek Rumların % 28 oranını, Kıbrıs’ta kalacak
Türkler’in miktarının otuzüç binde kalacağı...
Gibi.
Demek ki çözümsüzlük çözüm değilmiş; 28 yıldır
yapılan görüşmelerde mücadele ederek önemli
ilerlemeler kaydedilmiştir. Laik, demokratik,
insan haklarına saygılı ve barış içinde yaşayan
bir devlet kurulmuştur. Halkı özgürce
yaşamaktadır.
Rum tarafı ve Yunanistan Ada’nın tamamını
istemektedir. Avrupa Birliğine girme garantisi
alan Rum tarafı istediğini almadan çözüm için
gayret gösterir mi? Nitekim 1990 yılından
itibaren göstermemiştir, adeta havanda su
döğmüştür.
9. Görüşmelerin bir neticeye varmadan
kesilmesinden hemen sonra, Avrupa Birliği
Komisyon Sözcüsü 10 Mart 2003’te bir açıklama
yapmıştır.
Kıbrıs’ın bütünü AB’ne Mayıs 2004’te tam olarak
alınacağını, bahse konu bu süreç tamamlandıktan
sonra, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Ada’da Avrupa
topraklarını işgal etmiş durumunda olacağını
beyan etmiştir.
Bu açıklamaya hiç şaşmamak gerekir. Neden
derseniz? Avrupa Parlementosunun 1996 ve 1998
yıllarında bu konuda almış olduğu kararlara
bakmak kafidir.
19.09.1996 TARİHLİ KARARI :
Avrupa Parlementosu, Türk Hükümetinden özellikle
işgalci askeri güçlerin çekilmesine ve Kıbrıs
sorununa adil ve uygulanabilir bir çözüm bulması
çağrısında bulunan Birleşmiş Milletler
kararlarını kabul etmesini ve uygulamasını
ister.
17.09.1998 TARİHLİ KARAR :
Avrupa Parlementosu, Türkiye’ye Ada’nın
askersizleştirilmesini sağlamak amacı ile,
Kıbrıs’tan askeri güçleri çekme konusunda pratik
adımlar atması çağrısında bulunur.
Gerek Avrupa Birliği Sözcüsünün beyanatı ve
gerekse Avrupa Parlementosu’nun aldığı kararlar
birbiri ile örtüşmektedir. Ancak hukuki
değildir. Neden derseniz? 1960 Garanti
Antlaşması’nın 4. maddesi aynen şöyledir.
“Bu antlaşmanın hükümlerinin ihlali durumunda,
Türkiye, Yunanistan ve İngiltere, bu hükümlere
uyulmasını sağlamak için gerekli teşebbüs ve
tedbirler konusunda istişare etmeyi taahüt
ederler.
Ortaklaşa ve antlaşmayla harekete geçmek mümkün
olmuyorsa garanti eden devletten herbirisi, bu
antlaşma ile yaratılan düzeni yeniden kurmaya
münhasır amacı ile harekete geçmek, müdahale
etme hakkını saklı tutarlar.”
Görüldüğü üzere Türk Silahlı Kuvvetleri hukuken
Kıbrıs’tadır. Hem Kıbrıs’a hem deYunanistan’a
barış getirmiştir.
Kıbrıs’ın AB’ne alınması uluslararası hukuka
aykırıdır. Kural dışıdır. Bu durumun ilgili
devletler nezdinde protesto edilmesi
gerekmektedir.
Bu konuda haklılığımızı ortaya koyan hukuki
kural şöyledir.
1960 GARANTİ ANTLAŞMASI
1 NCİ MADDESİ:
Kıbrıs Cumhuriyet’i; bağımsızlığının, ülke
bütünlüğünün ve güvenliğinin korunmasını
sağlamayı ve aynı zamanda anayasasına saygı
göstermeyi taahüt eder.
Herhangi bir devlete tamamen veya kısmen,
herhangi bir siyasi veya ikitisadi birliğe
katılmamayı taahüt eder. Bunda, Ada’nın
Yunanistan ile birleştirilmesi veya taksiminin
teşvik edilmesine yönelik doğrudan veya dolaylı
bütün faaliyetleri yasaklamayı taahüt eder.
TÜRKİYE YUNANİSTAN İNGİLTERE
FATİN E. AVERUFF- SELWYNLLOYD
RÜŞTÜ TOSSİZZA
ZORLU
KIBRIS CUMHURİYETİ
BAŞ PSİKOPOS MAKARİOS-DR. FAZIL KÜÇÜK
yukarıdaki hukuk maddesine rağmen Ada, AB’ne
alınırsa uluslararası hukuk çiğnenmiş ve AB
Ada’yı bölmüş olur. Biz hukukun üstünlüğünü
savunuyoruz. Bunu da dünyaya anlatmalıyız.
Ayrıca Kıbrıs Anayasası’nın 170 (1) maddesinde
ifadesi bulunan “En fazla müsaadeye mazhar
devlet” statüsü Türkiye, İngiltere ve
Yunanistan’a verilmiştir.
AB’ne üyelik ise bu hükmüde ihlal etmiş
olacaktır. Çünkü; İngiltere ve Yunanistan’ın
içinde yer aldığı bir siyasi örgütte Türkiye’nin
üye olmaması “en müsadeye mazhar devlet”
kaydının uygulanma imkanını bertaraf etmektedir.
Yukarıda hukuksal maddeler varken güney
Kıbrıs’ın AB’ne alınması açıkça uluslar arası
hukuka aykırıdır. Danimarka Başbakanı, taraflar
Kıbrıs sorununu çözüp daha sonra AB’ne girmeleri
gerektiğini, beyan etmiştir.
10. Her şey bitmiş değildir. Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti yoluna devam edecektir. Bu sürede;
- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ; Kıbrıs
için acil ekonomik kalkınma planı hazırlamalı ve
hemen uygulanmalıdır. Bu uygulamalara takip ve
nezaret edilmeli ve KKTC Devleti de tüm
kesimleri ile çok çalışmalıdır.
- Türkiye Cumhuriyeti Devletinin
bütçesinden 50 trilyon TL. kesilmemeli, bilakis,
yapılacak ekonomik plana göre bütçeye ilave
edilmelidir.
11. Rahmetli İsmet Paşa Lozan görüşmelerinde;
“Memleketimi esarete mahkum eden bir vesikaya
imza koyamam” dediğinde İngiliz delegesi Lord
Curzon;
“Bıktım bu sağır ve inatçı adamdan... Milli
egemenlik ve istiklal diyor , başka bir şey
demiyor. Kendisini ne zannediyor” diye feveran
etmiştir.
Sn. Denktaş’ta 40 yıldır İnönü gibi aynı şeyleri
söylüyor. Haksız mı?
Abonelik
için tıklayınız.
-
Geri - |