|
EY KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ’NDEN TOPRAK
VEREBİLENLER VE VERMEYENLER!...
DOÇ. DR. NECATİ DEMİR*
Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde
(Ziya Paşa)
Bir insanın tecrübeli olabilmesi için elli yıl
hatalar ile dolu bir ömür sürmesi gerekmez. Türk
tarihi tecrübelerle doludur. Hemen her konu, her
türlü devlet adamı, her durum ile ilgili
örnekler bulunmaktadır. Yeter ki bakılsın,
araştırılsın, okunsun. Daha önce kazanılmış
tecrübelerden yararlanmak, zamandan en büyük
tasarruftur.
Türk tarihinde devlet adamları toprak
verebilenler ve vermeyenler diye ikiye
ayrılırlar. Hem toprak verebilenlerin hem de
toprak vermeyenlerin sonu bellidir. Fazla yorum
yapmadan okuyucularımıza sunuyoruz:
a. Toprak Verebilenler
Uygurlar, Göç Destanı
“Uygur ilinde Hulin adında bir dağ vardı. Bu
dağdan Tuğla ve Selenge adında iki ırmak
çıkardı. Bir gece bu iki ırmak arasındaki bir
ağacın üzerine gökten mavi bir ışık indi. İki
ırmak arasında yaşayan halk bunu dikkatle takip
ettiler. Mukaddes ışık, ağacın gövdesinde
aylarca durdu. Ağacın gövdesi gittikçe
kabarıyor; oradan güzel musiki sesleri
geliyordu. Geceleri, otuz adım çevresinde bir
ışık görünüyordu. Bir gün ağacın gövdesi
yarılarak içinden beş çocuk çıktı. Bu çocuklar
beş ayrı odacıkta idiler. Ağızları üstünde asılı
birer emzikten süt emiyorlardı. (Bunlar, ışıktan
doğmuş mukaddes çocuklardı.) Halk ve amirler
onlara büyük saygı gösterdiler. Bu çocukların en
büyüğünün adı Sungur Tigin, ikincisinin adı
Kutur Tigin, üçüncüsü Tükel Tigin, dördüncüsü Ur
Tigin, beşincinin adı Bugu Tigin’di. Bunların
Tanrı tarafından gönderildiğine inanan Uygurlar,
içlerinden birini hakan yapmayı düşündüler. Bugu
Tigin; güzellik, zekâ ve ehliyetçe ötekilerden
üstün olduğundan onu ittifakla hakan seçtiler.
Büyük bir şölen yaparak tahta oturttular.
(Aradan uzun zamanlar geçti.) Bir gün Uygur
tahtına yeni bir hükümdar oturdu. Bu hakan,
Çinliler’le yapılan savaşlara bir son vermek
için, oğlu Galı Tigin’e Kiyu – Liyen adlı bir
Çin prensesi almayı tasarladı.
Bu prenses sarayını Hatun Dağı’nda kurdu. O
çevrede Tanrı Dağı adında başka bir dağ ve onun
güneyinde de Kutlu Dağ denilen büyük bir kaya
vardı.
Çin elçileri, bakıcılarla birlikte geldiler.
Onlar kendi aralarında dediler ki: “Hatun
Dağı’nın saadeti bu kayaya bağlıdır. Bu hükümeti
zayıflatmak için onu yok etmeli.”
Bunun üzerine Çinliler, prenseslerine karşılık,
bu kayanın kendilerine verilmesini istediler.
Yeni hakan, yurt içindeki bu taş parçasını
Çinliler’e kıskanmaksızın verdi. (Hâlbuki bu
mukaddes bir taştı; Uygur ülkesinin saadeti, bu
tılsımlı taşın, Türk bütünlüğünün ve
yurtseverliğinin sembolü olan bu kayanın yurtta
kalmasına bağlıydı. O giderse, saadette
giderdi).
Fakat bu, kolay götürülecek bir kaya değildi.
Çok büyüktü. Onun için Çinliler kayanın etrafına
odun yığıp ateş yaktılar. Taşı iyice
kızdırdıktan sonra üzerine keskin sirke dökerek
parçaladılar. Parçaları arabalara yükleyip birer
birer Çin’e götürdüler.
Bu büyük hâdise oldu: Vatandaki bütün kuşlar,
hayvanlar, kendi dilleriyle bu kayanın gidişine
ağladılar. Yedi gün sora da Tigin öldü. Memleket
felâketten kurtulamadı. Halk rahat yüzü görmedi.
Irmaklar kurudu. Göllerin suyu tükendi. Toprak
çatladı, yiyecek vermez oldu.
Nihayet Bugu Han’ın çocuklarından bir tanesi
yurda hakan seçildi. Onun zamanlarında
memleketteki ehlî, vahşî bütün hayvanların,
bütün kuşların, bütün çocukların hatta
cansızların “Göç!. Göç!.” diye derin üzüntüyle
bağırdıkları duyuldu. Uygurlar bu manevi
işaretle (bu ilâhî emre uyarak) toplandılar.
Yurtlarını bırakıp göçmeye başladılar. Nerede
durmak istedilerse bu sesleri duydular. Nihayet
Beş Balıg’ın bulunduğu yere geldiler. Orada
sesler kesildi. Uygurlar da burada durup beş
mahalle (beş şehir) yaptılar. Adını Beş Balıg
koydular. Burada yaşayıp çoğaldılar”1.
b. Toprak Verenler ve Vermeyenler
M. Ö. 55, Anayurt
Hun Kağanı Tanhu Ho-han yeh ve Kardeşi Çi-çi
Milât sıralarında kaleme alınmış Çin yıllığı
Ts’ien Han-shu’da M.Ö. 55’te Hun Devlet
Meclisi’nde cereyan eden bir tartışmadan
bahsetmiştir. O yıllarda zayıf düşerek malî
darlık çeken Hun Devleti’ne ekonomik destek
sağlamak düşüncesi ile Çin’e başvuran Tanhu Ho-han
yeh, yardım karşılığında Hunların Çin’e
bağlanması teklifini görüşmek üzere meclise
getirdiği zaman Tanhu’nun kardeşi Çi-çi ve
taraftarları şöyle demişti: “Çin’e bağlanmak mı?
Biz yalnız cesareti tebcil eden bir milletiz.
Esirlik bize göre utanç vericidir. Binilecek
atlarımız, savaşacak erlerimiz var. Ülkemizle
birlikte atalarımızdan devraldığımız
istiklâlimizi elbette koruyacağız. Bundan
feragat ederek bize bağlı kavimler önünde
şerefimizi düşüremeyiz”2.
Tanhu Ho-han yeh ile Kardeşi Çi-çi’nin görüş
ayrılığı Hun Devleti’ni ikiye ayırır. Tanhu Ho-han
yeh kendisine bağlı kuvvetler ve hâkim olduğu
topraklar ile Çin’e bağlanır. Çin’e bağlananlar
Çinliler arasında erimişler ve Çinli
olmuşlardır. Kim bilir günümüzde kendisini Çinli
sananların hangileri Tanhu Ho-han yeh’in
torunlarıdır.
Çi-çi ise batıya çekilip ağırlık merkezi Çü-Talas
olmak üzere İran, Afganistan, Hindistan, Doğu ve
Orta Avrupa’nın büyük bir bölümünü kapsayan yeni
bir devlet kurar. Çi-çi’nin kurduğu Batı Hun
Devleti onurlu bir biçimde tarihteki yerini
almıştır3.
c. Toprak Vermeyenler
22 Eylül 1919, Sivas
Mustafa Kemal Paşa
Sivas Kongresi’nin toplandığı günlerde doğu
illerimizde Ermensitan’ın kurulması ve Amerikan
Mandası konusunda incelemeler yapmak üzere
Sivas’a gelen Amerikan İnceleme Heyeti Başkanı
ve Avrupa’nın Amerikan Kuvvetleri Kurmay Başkanı
General Harbord ile Atatürk’ün görüşmesi
sırasında konuşulanlar:
General Harbord, Atatürk’e şöyle
der: “ Millet, tasarlanıp
yapılabilecek her türlü teşebbüs ve fedakârlığa
başvurduktan sonra da başarı sağlanamazsa ne
yapacaksın?”
Atatürk: “Bir millet varlığını ve istiklâlini
kurtarabilmek için düşünülebilen her türlü
teşebbüs ve fedakârlığı yaptıktan sonra başarıya
ulaşır. Ya başaramazsa ne demek, o milletin
ölmüş olduğu hükmüne varmak demektir. Öyle ise,
millet yaşadıkça ve fedakârca teşebbüslerine
devam ettikçe başarısızlık da söz konusu
olamaz”4.
General Harbord: “Bazı kişilerin intihar
ettiklerini biliyoruz. Şimdi de bir milletin
intiharına mı şahit olacağız?”
Mustafa Kemal Paşa: “Söylediğiniz doğrudur
general, içinde bulunduğumuz durumda yapmak
istediğimiz şey ne askerlik açısından, ne de
başka bir açıdan açıklanabilir. Ancak her şeye
rağmen yurdumuzu kurtarmak, özgür ve uygar bir
Türk devleti kurmak, insanca yaşayabilmek için
yapacağız bunu.”
General Harbord: “Başaramazsanız ne olacak?”
Mustafa Kemal Paşa: “Bir kuş gibi düşmanın avucu
içine düşecek ve ağır ve şerefsiz bir ölüme
katlanacak yerde, atalarımızın çocukları olarak
dövüşerek ölmeyi tercih ederiz”5.
Toprak vermeyip ölmeyi göze alan Mustafa Kemal
Paşa ve arkadaşları, hiç tartışmasız başarılı
olmuşlar, tarihteki yerlerini altın harflerle
almışlardır. Kurdukları Türkiye Cumhuriyeti
Devleti dimdik ayaktadır. Binlerce yıl da ayakta
kalacağına hiç şüphe yoktur.
Bu, yalnızca üç örnek. Tarihte yaşanmış bu
olayların sonuçları ortadadır. Herkes bilmelidir
ki dünyada hiçbir şey tesadüf değildir. Herkes
yaptıklarından sorumludur.
DİPNOTLAR
* Cumhuriyet Üniversitesi Eğitim
Fakültesi –Sivas demir_necati@hotmail.com
1 N. Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı
Tarihi, C. I, MEB yay., İstanbul 1971, s. 28-29;
Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, C. I, Ankara
1993, s. 81-82.
2 İbrahim Kafesoğlu-Mehmet Saray, Atatürk
İlkeleri ve Dayandığı Tarihî Temeller, Türk
Dünyası Araştırmaları Vakfı yay., İstanbul 1983,
s. 15-16’dan naklen.
3 Ali Ahmetbeyoğlu, “Türkistan’dan (Orta
Asya) Doğu Avrupa’ya Yapılan Türk göçleri”,
Türkler, C. 2, Yeni Türkiye yay., Ankara 2002,
s. 523.
4 Kemal Atatürk, Nutuk, (Bugünkü Dille
Yayına Hazırlayan: Zeynep Korkmaz), Atatürk
Araştırma Merkezi yay., Ankara 2000, s. 118-119.
5
Ahmet Necip Günaydın, Millî Mücadelede Sivas ve
Mustafa Kemal Paşa, Sivas 2000, s. 123-124.
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |