Nisan 2004  Sayı: 68 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   NİSAN 2004  

EY KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ’NDEN TOPRAK VEREBİLENLER VE VERMEYENLER!...

DOÇ. DR. NECATİ DEMİR*

Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz

Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde

(Ziya Paşa)

Bir insanın tecrübeli olabilmesi için elli yıl hatalar ile dolu bir ömür sürmesi gerekmez. Türk tarihi tecrübelerle doludur. Hemen her konu, her türlü devlet adamı, her durum ile ilgili örnekler bulunmaktadır. Yeter ki bakılsın, araştırılsın, okunsun. Daha önce kazanılmış tecrübelerden yararlanmak, zamandan en büyük tasarruftur.

Türk tarihinde devlet adamları toprak verebilenler ve vermeyenler diye ikiye ayrılırlar. Hem toprak verebilenlerin hem de toprak vermeyenlerin sonu bellidir. Fazla yorum yapmadan okuyucularımıza sunuyoruz:

a. Toprak Verebilenler

Uygurlar, Göç Destanı

“Uygur ilinde Hulin adında bir dağ vardı. Bu dağdan Tuğla ve Selenge adında iki ırmak çıkardı. Bir gece bu iki ırmak arasındaki bir ağacın üzerine gökten mavi bir ışık indi. İki ırmak arasında yaşayan halk bunu dikkatle takip ettiler. Mukaddes ışık, ağacın gövdesinde aylarca durdu. Ağacın gövdesi gittikçe kabarıyor; oradan güzel musiki sesleri geliyordu. Geceleri, otuz adım çevresinde bir ışık görünüyordu. Bir gün ağacın gövdesi yarılarak içinden beş çocuk çıktı. Bu çocuklar beş ayrı odacıkta idiler. Ağızları üstünde asılı birer emzikten süt emiyorlardı. (Bunlar, ışıktan doğmuş mukaddes çocuklardı.) Halk ve amirler onlara büyük saygı gösterdiler. Bu çocukların en büyüğünün adı Sungur Tigin, ikincisinin adı Kutur Tigin, üçüncüsü Tükel Tigin, dördüncüsü Ur Tigin, beşincinin adı Bugu Tigin’di. Bunların Tanrı tarafından gönderildiğine inanan Uygurlar, içlerinden birini hakan yapmayı düşündüler. Bugu Tigin; güzellik, zekâ ve ehliyetçe ötekilerden üstün olduğundan onu ittifakla hakan seçtiler. Büyük bir şölen yaparak tahta oturttular.

(Aradan uzun zamanlar geçti.) Bir gün Uygur tahtına yeni bir hükümdar oturdu. Bu hakan, Çinliler’le yapılan savaşlara bir son vermek için, oğlu Galı Tigin’e Kiyu – Liyen adlı bir Çin prensesi almayı tasarladı.

Bu prenses sarayını Hatun Dağı’nda kurdu. O çevrede Tanrı Dağı adında başka bir dağ ve onun güneyinde de Kutlu Dağ denilen büyük bir kaya vardı.

Çin elçileri, bakıcılarla birlikte geldiler. Onlar kendi aralarında dediler ki: “Hatun Dağı’nın saadeti bu kayaya bağlıdır. Bu hükümeti zayıflatmak için onu yok etmeli.”

Bunun üzerine Çinliler, prenseslerine karşılık, bu kayanın kendilerine verilmesini istediler. Yeni hakan, yurt içindeki bu taş parçasını Çinliler’e kıskanmaksızın verdi. (Hâlbuki bu mukaddes bir taştı; Uygur ülkesinin saadeti, bu tılsımlı taşın, Türk bütünlüğünün ve yurtseverliğinin sembolü olan bu kayanın yurtta kalmasına bağlıydı. O giderse, saadette giderdi).

Fakat bu, kolay götürülecek bir kaya değildi. Çok büyüktü. Onun için Çinliler kayanın etrafına odun yığıp ateş yaktılar. Taşı iyice kızdırdıktan sonra üzerine keskin sirke dökerek parçaladılar. Parçaları arabalara yükleyip birer birer Çin’e götürdüler.

Bu büyük hâdise oldu: Vatandaki bütün kuşlar, hayvanlar, kendi dilleriyle bu kayanın gidişine ağladılar. Yedi gün sora da Tigin öldü. Memleket felâketten kurtulamadı. Halk rahat yüzü görmedi. Irmaklar kurudu. Göllerin suyu tükendi. Toprak çatladı, yiyecek vermez oldu.

Nihayet Bugu Han’ın çocuklarından bir tanesi yurda hakan seçildi. Onun zamanlarında memleketteki ehlî, vahşî bütün hayvanların, bütün kuşların, bütün çocukların hatta cansızların “Göç!. Göç!.” diye derin üzüntüyle bağırdıkları duyuldu. Uygurlar bu manevi işaretle (bu ilâhî emre uyarak) toplandılar. Yurtlarını bırakıp göçmeye başladılar. Nerede durmak istedilerse bu sesleri duydular. Nihayet Beş Balıg’ın bulunduğu yere geldiler. Orada sesler kesildi. Uygurlar da burada durup beş mahalle (beş şehir) yaptılar. Adını Beş Balıg koydular. Burada yaşayıp çoğaldılar”1.

b. Toprak Verenler ve Vermeyenler

M. Ö.  55, Anayurt

Hun Kağanı Tanhu Ho-han yeh ve Kardeşi Çi-çi

Milât sıralarında kaleme alınmış Çin yıllığı Ts’ien Han-shu’da M.Ö. 55’te Hun Devlet Meclisi’nde cereyan eden bir tartışmadan bahsetmiştir. O yıllarda zayıf düşerek malî darlık çeken Hun Devleti’ne ekonomik destek sağlamak düşüncesi ile Çin’e başvuran Tanhu Ho-han yeh, yardım karşılığında Hunların Çin’e bağlanması teklifini görüşmek üzere meclise getirdiği zaman Tanhu’nun kardeşi Çi-çi ve taraftarları şöyle demişti: “Çin’e bağlanmak mı? Biz yalnız cesareti tebcil eden bir milletiz. Esirlik bize göre utanç vericidir. Binilecek atlarımız, savaşacak erlerimiz var. Ülkemizle birlikte atalarımızdan devraldığımız istiklâlimizi elbette koruyacağız. Bundan feragat ederek bize bağlı kavimler önünde şerefimizi düşüremeyiz”2.

Tanhu Ho-han yeh ile Kardeşi Çi-çi’nin görüş ayrılığı Hun Devleti’ni ikiye ayırır. Tanhu Ho-han yeh kendisine bağlı kuvvetler ve hâkim olduğu topraklar ile Çin’e bağlanır. Çin’e bağlananlar Çinliler arasında erimişler ve Çinli olmuşlardır. Kim bilir günümüzde kendisini Çinli sananların hangileri  Tanhu Ho-han yeh’in torunlarıdır.

Çi-çi ise batıya çekilip ağırlık merkezi Çü-Talas olmak üzere İran, Afganistan, Hindistan, Doğu ve Orta Avrupa’nın büyük bir bölümünü kapsayan yeni bir devlet kurar.  Çi-çi’nin kurduğu Batı Hun Devleti onurlu bir biçimde tarihteki yerini almıştır3.

c. Toprak Vermeyenler

22 Eylül 1919, Sivas

Mustafa Kemal Paşa

Sivas Kongresi’nin toplandığı günlerde doğu illerimizde Ermensitan’ın kurulması ve Amerikan Mandası konusunda incelemeler yapmak üzere Sivas’a gelen Amerikan İnceleme Heyeti Başkanı ve Avrupa’nın Amerikan Kuvvetleri Kurmay Başkanı General Harbord ile Atatürk’ün görüşmesi sırasında konuşulanlar:

General Harbord, Atatürk’e  şöyle der:            “ Millet, tasarlanıp yapılabilecek her türlü teşebbüs ve fedakârlığa başvurduktan sonra da başarı sağlanamazsa ne yapacaksın?”

Atatürk: “Bir millet varlığını ve istiklâlini kurtarabilmek için düşünülebilen her türlü teşebbüs ve fedakârlığı yaptıktan sonra başarıya ulaşır. Ya başaramazsa ne demek, o milletin ölmüş olduğu hükmüne varmak demektir. Öyle ise, millet yaşadıkça ve fedakârca teşebbüslerine devam ettikçe başarısızlık da söz konusu olamaz”4.

General Harbord: “Bazı kişilerin intihar ettiklerini biliyoruz. Şimdi de bir milletin intiharına mı şahit olacağız?”

Mustafa Kemal Paşa: “Söylediğiniz doğrudur general, içinde bulunduğumuz durumda yapmak istediğimiz şey ne askerlik açısından, ne de başka bir açıdan açıklanabilir. Ancak her şeye rağmen yurdumuzu kurtarmak, özgür ve uygar bir Türk devleti kurmak, insanca yaşayabilmek için yapacağız bunu.”

General Harbord: “Başaramazsanız ne olacak?”

Mustafa Kemal Paşa: “Bir kuş gibi düşmanın avucu içine düşecek ve ağır ve şerefsiz bir ölüme katlanacak yerde, atalarımızın çocukları olarak dövüşerek ölmeyi tercih ederiz”5.

Toprak vermeyip ölmeyi göze alan Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, hiç tartışmasız başarılı olmuşlar, tarihteki yerlerini altın harflerle almışlardır. Kurdukları Türkiye Cumhuriyeti Devleti dimdik ayaktadır. Binlerce yıl da ayakta kalacağına hiç şüphe yoktur.

Bu, yalnızca üç örnek. Tarihte yaşanmış bu olayların sonuçları ortadadır. Herkes bilmelidir ki dünyada hiçbir şey tesadüf değildir.  Herkes yaptıklarından sorumludur.

 

         DİPNOTLAR

*        Cumhuriyet Üniversitesi Eğitim Fakültesi –Sivas demir_necati@hotmail.com

1        N. Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, C. I, MEB yay., İstanbul 1971, s. 28-29; Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, C. I, Ankara 1993, s. 81-82.

2        İbrahim Kafesoğlu-Mehmet Saray, Atatürk İlkeleri ve Dayandığı Tarihî Temeller, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı yay., İstanbul 1983, s. 15-16’dan naklen.

3        Ali Ahmetbeyoğlu, “Türkistan’dan (Orta Asya) Doğu Avrupa’ya Yapılan Türk göçleri”, Türkler, C. 2, Yeni Türkiye yay., Ankara 2002, s. 523.

4        Kemal Atatürk, Nutuk, (Bugünkü Dille Yayına Hazırlayan: Zeynep Korkmaz),  Atatürk Araştırma Merkezi yay., Ankara 2000, s. 118-119.

5                    Ahmet Necip Günaydın, Millî Mücadelede Sivas ve Mustafa Kemal Paşa, Sivas 2000, s. 123-124.


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |