|
NE İDİ NE OLDU...
AMA ARTIK RENGİ BELLİ OLDU...
KOFI ANNAN
MÜDAFAA-İ HUKUK
Kıbrıs’ın ve Türkiye’nin geleceğini belirleyecek
olan Annan Planı hakkında bugüne kadar sıklıkla
yazılıp çizildi fakat kimse bu planı yazdığı
söylenen Bay Kofi Annan’ın kim olduğunu
araştırmak zahmetinde bulunmadı. İnsanlar
çocuğunu emanet edeceği bakıcıyı bile
araştırırken koskoca bir ülkenin geleceği
belirlenecek anlaşmanın emanet edileceği şahsın
da kim olduğunun bilinmesi gerekli değil midir?
Global Kapitalizm için çok önemli planların
gerçekleşmesi beklenen kritik yılların Birleşmiş
Milletler Genel Sekreterliği koltuğuna Kofi
Annan adında daha önceden adı sanı duyulmamış
karizmatik (bence Morgan Freeman’i andırıyor),
kibar, Ganalı bir zencinin oturtulması ilgi
çekicidir. Kofi Annan’ın resmi biyografisine
baktığımızda bu kadar hızlı yükselmesinin
sebebini anlamak mümkün değil, çünkü Annan’ın
kariyeri bırakın büyük diplomatik başarılara
atılmış imzaları, baştan başa eline yüzüne
bulaştırdığı başarısız görevlerle dolu. Zenci
olduğu için genelde Afrikayla ilgili görevlere
verilen Annan Somali’deki görevinde tam bir
başarısızlığa imza atmış ve Ruanda Katliamı’nda
ise göz göre göre gelen felaketi önleyememiştir.
Bu boyuttaki iki başarısızlığa imza atan bir
diplomat Birleşmiş Milletlerin başına geçmek bir
yana, işinden bile olabilirdi; fakat böyle
olmadı.
Peki Annan gibi başarısız bir diplomatı dünyanın
en prestijli işine getiren güç neydi ? Bunun
cevabı için Sayın Kofi Annan’ın geçmişine bakmak
lazım. Annan bir Gana vatandaşı, ama sıradan bir
Ganalı değil. Gana’yı esas olarak iki kabile
yönetir. Fanteler ve Ashanteler. Bu iki kabile
İngilizlerin bölgeyi sömürgeleştirmesinden önce
yüzlerce yıl boyunca bu topraklara hakim
olmuştu. Annan, anne tarafından Fante, baba
tarafından ise yarı Ashante yani Gananın
seçkinlerinden biri olarak doğmuş ve ayrıca
babasının bir kabile şefi olması dolayısı ille
de bir zenci aristokratı. İngiliz sömürge
yönetiminin sonlarına doğru bu kabileler yeni
yönetime oldukça iyi uyum sağlamış durumdaydı.
Annan’ın kabile şefi babasına bölgenin
kaynaklarını sömüren Yahudi Lever kardeşler
şirketi yüksek maaşlı bir müdürlük pozisyonu
vermişlerdi (Evet Bu Lever şu an dünyanın en
büyük kimyasal ürün şirketlerinden olan
bildiğimiz Lever) Kofi Annan’ın babasının bir
özelliği de Gana’daki en önde gelen
masonlarından olması. Kofi Annan, ülkesindeki bu
seçkin durumunun da etkisiyle Ford Bursuyla
Amerika’ya okumaya gönderildi ve mezuniyetinin
ardından Birleşmiş Milletlere girdi. Kendi gibi
Ganalı aristokrat olan güzel bir zenci bayanla
evlenen Annan’ın kariyerinin ilk dönemleri son
derece sönük ve genelde Birleşmiş Milletler
hesabına bozuk yemek ve ilaçları insani yardım
adı altında soydaşlarına dağıtmakla geçti. Kofi
Annan bir süre sonra, karısından boşandı ve son
derece özel1 bir kadınla ikinci evliliğini
yaptı. Her başarılı erkeğin ardında bir kadın
vardır, lafını haklı çıkarırcasına Annan ikinci
evliliğinden sonra bugün oturduğu koltuğa doğru
roket gibi yükselmeye başladı.
Bir zamanların önemsiz işler adamı Annan, bir
anda Birleşmiş Milletler’in en popüler ve gözde
diplomatı haline geldi. Peki bu özel kadının
sırrı neydi? Annan’ın ikinci eşi ilk karısının
tersine son derece güzel ,sarışın bir İsveçli
olan Nanne Lagergren’dir. Bir ressam ve başarılı
bir avukat olan güzel bayan Lagergren’in amcası
ise, son derece ünlü birisi. Yahudiler
tarafından kahraman ilan edilen ve Spielberg
tarafından çekilen filme konu olan Şindler gibi
bayan Lagergren’in amcası da Yahudiler gözünde
bir kahraman haline gelmiş olan Raoul Wallenberg.
Bugün Kudüs’te Yahudi Soykırımında ölenlerin
anısına 1953 yılında inşa edilen Yad Vashem
anıtın bulunduğu bölgede Doğruların Caddesi
adında bir sokak vardır. Bu sokağın her iki
yanında Yahudilerin soykırımdan kurtulmasına
yardım eden 600 kişinin anısına dikilmiş ve her
birinin üzerinde adları yazılı 600 ağaç
sıralanmaktadır. Bu ağaçların birisi ise Kofi
Annan’ın karısının amcasının ismini taşır.
Söylenenlere göre, Raoul Wallenberg
Macaristan’da 30 bin kadar yahudiyi toplama
kamplarına gitmekten kurtarıp sağladığı İsveç
pasaportlarıyla israile göndermiştir. Bir mimar
olan Raoul Wallenberg, 1936’da yeni bir devlet
kurma çabası içindeki Yahudilerin giderek
çoğalan göçlerle yerleştikleri Hayfa’da bir
bankada çalışıyordu. Burada çeşitli Yahudi
gruplarla temasa geçen Raoul Yahudilerin
davasına gönül vermiş ve İkinci Dünya Savaşı
sırasında İsveç Hükümeti’nin de desteğiyle
binlerce Yahudiyi kurtarmış olduğu söylenmekte.
Savaşın sonunda Sovyetler tarafından ajan olduğu
gerekçesiyle tutuklanan Wallenbergden bugüne
kadar haber alınamadı. Sovyetler onun savaşta
öldüğünü söylerken İsveçliler ise hâlâ hayatta
olabileceğine inanmakta. Raoul Wallenberg adına
kurulan dev bir insani yardım vakfı özellikle
Brezilyalı Yahudiler tarafından finanse
edilmekte ve başta Kofi Annan’ın karısı olmak
üzere pek çok kişi bu vakfın üye listesinde. Bu
listede Yahudi kurtarıcılarından biri olarak
ödüllendirilen ve geçenlerde ölen 1944 yılındaki
Rodos Konsolosu Selahettin Ülkümen ve bugün
Birleşmiş Milletler Protokol dairesinde çalışan
Mehmet Ülkümen gözümüze çarpan Türklerden. Diğer
tanıdık isimler ise, eski Kıbrıs Rum Kesimi
Cumhurbaşkanlarından Tassos Papadopulos ve
Glafkos Klerides. Herhalde bu isimlerin Annanın
karısının Yahudi kahramanı amcasının anısına
kurulmuş vakfa üye olmaları tamamen tesadüftür
(!!!). Listenin tamamına bakıp şaşırmak
isteyenler www. raoul-wallenberg. org.ar/
english/comitew.htm adresine bir bakabilirler.
Bu Raoul Wallenberg adına kurulmuş birde İnsan
Hakları Derneği bulunmakta. Bu dernek 2001
yılından beri İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde
açtıkları merkezde Türk hakim, savcı ve
polislerine insan hakları dersleri veriyor. Biz
Barbar Türklere insanlık öğretmek için canını
dişine takan bu dernek aynı zamanda
homoseksüellerin maruz kaldığı ayrımcılık konulu
bir seminere de Türkiye’de ilk defa imza
atmıştı. Buseminer de biz Barbar Türkler medeni1
olmamakla ve bazı sapıkların birbiriyle sapık
ilişki kurma haklarını engellemekle suçlandık.
Bakın görüyorsunuz; Yahudi ve İsveçli
dostlarımız ülkemizde ne kadar yararlı işlerle
uğraşmakta.
Buraya kadar yazdıklarımıza ne var bütün
bunlarda diye tepki verebilenler çıkabilir ve
haklıdırlar; çünkü Kofi Annan’ın hikayesindeki
esas heyecanlı kısımlar bundan sonra başlıyor.
Kofi Annan’ın karısının da bir üyesi olduğu
Wallenberg ailesi pekte sıradan bir aile
sayılmaz. Yahudi kökenli bir aile olan
Wallenbergler Avrupa’nın en zengin ve güçlü
ailelerinden. Son derece köklü ve eski zenginler
olan Wallenbergler, İsveç ekonomisinin neredeyse
yüzde 50’sini kontrol altında tutmaktalar.
Investor AB adındaki dev holdingleri
aracılığıyla 9 milyar dolarlık bir fonu kontrol
ediyorlar. AstraZeneca,ABB,Atlas Copco,
Electrolux, Ericsson, Gambro, OM, Saab AB,
Scania, SEB ve WM-data gibi pek çok şirkette
açık hisseleri ve dünyanın pek çok yerinde gizli
yatırımları bulunmakta. Kofi Annan’ın karısının
da bu milyarlarca dolarlık servetin
ortaklarından biri olduğunu söylersem sayın
Annan’ın ne kadar şanslı bir adam olduğunu da
çıkarabilirsiniz.
Wallenbergler Koç Holding ve Sürenlerle de son
derece sıkı dostlar. Peter Wallenberg ile Rahmi
Koç Milletlerarası Ticaret Odası’nın
başkanlığında halef selef. Kapsamlı ticaret ve
biraderlik ilişkileri bulunmakta. Süren ailesine
de zenginliklerinin kaynağı TransTürkü neredeyse
hediye edenlerde Wallenberglerden başkası değil.
Bu ailenin en önemli özelliği ise, kaybetmeyi
hiç sevmedikleri için hep çift taraflı
oynamaları. Mesela İkinci Dünya Savaşı’nda
ailenin kahraman evladı Raoul Wallenberg
Macaristan’daki Yahudileri Alman rejiminden
kurtarmaya çalışırken Wallenberglerin bankası
Enskilda Almanya’ya savaşı finanse etmesi için
büyük çapta borçlar veriyor ve kendi
fabrikalarında imal ettikleri SKF top
mermilerini Almanlara veriyordu. Alman ordusunun
top mermilerinin büyük çoğunluğunu Wallenbergler
üretmişdir diyebiliriz. Günümüzdede uluslarası
pek çok ortamda Wallenbergler oldukça etkindir.
Konuyu toparlayacak olursak, Yahudi Lobisi ve
Global Kapitalizmin desteğini karısı kanalıyla
elde eden ve Mason bir Afrikalı kabile şefinin
oğlu olan başarısız; ama karizmatik diplomat
sayın Kofi Annan, kendisine yazdırılan plan
üstüne yapılacak Kıbrıs görüşmelerinde
tarafların anlaşamadığı yerlerin üzerini kendisi
dolduracakmış. Siz olsanız Kıbrıs’ın ve
Türkiye’nin geleceğini böyle bir adamın kalemine
emanet eder miydiniz?
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |