Nisan 2004  Sayı: 68 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   NİSAN 2004  

23 NİSAN 1920; ULUSAL EGEMENLİĞİN

ANLAM VE ÖNEMİ

A. SAMİ SEZER*

Büyük Devrimci Mustafa Kemal önderliğinde; Osmanlı Devlet Düzeni’nin siyasal, sosyal ve ekonomi yapısına karşı, 19 Mayıs 1919 tarihinde bir ULUSAL DEMOKRATİK DEVRİM süreci olarak tarih sahnesine çıkan ve temelinde; bir “Ulusal Ayaklanma - Başkaldırı” niteliği taşıyan KEMALİST DEVRİM’in; “Tam Bağımsızlık” ile “Ulusal Güçleri Etken ve Ulusal İradeyi Egemen Kılmak” sözünde ifadesini bulan “Kayıtsız ve Şartsız Ulusal Egemenliği gerçekleştirmek ve bu eksenlere dayanan, ÇAĞDAŞ VE ULUSAL YENİ BİR DEVLET KURMAK amacıyla başlayan Aksiyon Dönemi; bir İhtilal Aşaması olarak nitelendirilmekte,

Bu süreç içinde en önemli dönüm noktalarından biri kabul edilen 23 Nisan 1920 tarihi ise: Büyük Millet Meclisinin açılması ile birlikte, Osmanlı Devletinin karşısında, eylemli olarak, bu devletin kuruluş tarihi olup, bu dönem; işbirlikçi bir Osmanlı Padişahı ve Osmanlı Hükümetlerinin yanı sıra, Emperyalist İşgalci Güçlere karşı Ulusal Bağımsızlık Savaşı’nın (Kurtuluş Savaşı-İstiklal Harbi) da gerçekleştirildiği, hem İhtilal, hem savaş dönemi olarak kabul edilmektedir..

Bu tarihte kurulan yeni devlet; ilk Ulusal Türk Devleti (Ulus-devlet) dir ve o gün, adı resmen konulmamış olsa da, bugünlere kadar yaşayan ve ebediyen de yaşayacak olan TÜRKİYE CUMHURİYETİ olmuştur.

Mustafa Kemal’in düşüncesinde, “Tam Bağımsızlığın tamamlayıcısı, milletin egemenliğidir.” Egemenlik; Ulusun elinde olmadıkça, Tam Bağımsızlığın gerçekleşemeyeceğine inanır. Milli Hakimiyete dayanmayan bir icra, bir hükümet türü (Babıali’deki gibi) hiçbir zaman kabul etmemiştir. Bunun, aksine, ülkeyi düşmana satmağa kadar varabileceğine pek çok kanıt vardır.”(1)

Tüm kurum ve kuruluşlarıyla Cumhuriyetin tesisine ve ilan edilmesine doğru giden bu gelişme süreci içinde,Türk Devrim Tarihi’nin en önemli sayfalarından birini oluşturan bu tarihsel olayın anlam ve öneminin anlaşılabilmesi; hiç kuşkusuz, bu noktaya kadar olan tarihsel akışın değerlendirilmesi ile mümkün olabilecektir.

30 Ekim 1918 tarihinde yapılan Mondros Mütarekesinin getirdiği Emperyalist İşgalin etkileri; siyasal istikrarsızlık ve otorite boşluğunun yanı sıra, eski ve çağın gerisinde kalmış bir Osmanlı Devlet Düzeninin sosyo-ekonomik yapısı içinde, varolan ekonomik ve sosyal dengeleri de iyice bozmuş, ancak, tüm bunlara karşın; işbirlikçi bir Padişah ve Hükümetlerinin, özellikle İstanbul’un işgali ile birlikte, tam bir teslimiyetçi anlayış ve kayıtsızlık içinde, bu eski düzeni korumaya çalışmaları, Tarihsel Gerilimi iyice artırarak, zaten girilmiş bulunulan bir devrim sürecini hızlandırmış ve artık, kökten bir değişikliği, kaçınılmaz hale getirmiştir.

Mustafa Kemal, ULUSAL DEMOKRATİK DEVRİM’i başlattığında, karşısında:

-Emperyalizm işbirlikçisi bir Padişah-Halife Vahidettin ve Osmanlı Hükümetlerini,

-Emperyalist işgalci İtilaf Devletleri (İngiltere, Fransa ve İtalya) ve onların maşası olan Yunanistanı,

Bunlara ek olarak da; ulusal varlığa düşman kişi, kurum ve kuruluşları; çeşitli çıkar gruplarını; daha önce birlikte çalıştıklarından, muhalif olanları; Padişaha, din ve gelenek bağlarıyla içten bağlı ve uysal bir kısım Halk Kitlesi bulmuştu.

Emperyalist Batı Devletleri tarafından ezilen ve varlığı sona ermiş sayılan Ulusumuzun, Yarı bir Sömürge haline getirilmiş ve geri bıraktırılmış olan ülkemizin; Tam Bağımsızlığına kavuşabilmesi ve Ulus Egemenliğine dayanan, Çağdaş ve Ulusal Yeni Bir Türk Devletinin kurulabilmesi için, öncelikle, Emperyalizmin İşgaline karşı koymak üzere, bir Ulusal Bağımsızlık (Kurtuluş) Savaşının, mutlak olarak kaçınılmazlığı söz konusu idi.

Ama, ondan önce de, Milli İrade (Ulusal İstem) nin tecelli edeceği bir teşkilatın, yani, bir Meclis’in kurulması şarttı. Ancak, varlığı zaten tükenmiş olan Osmanlı Devleti; başında bulunanlar istese bile (!), artık, bu savaşı yapamayacak kadar güçsüzdü. Bu savaşı, sadece ve yalnızca, yeni bir devlet yapabilirdi.Girilmiş bulunulan bir Devrim Sürecinde, Tarihsel Akış; artık, yeni bir devletin kurulması gerektiğini, dayatmaya başlamıştı.

Bu durumda; Emperyalizm’in İşbirlikçisi olan eski devletin yöneticilerinin de, Tam Bağımsız ve Ulus Egemenliğine dayanan yeni bir devletin kuruluşuna, hiçbir zaman izin vermeyecekleri, muhakkak olduğuna göre; Ulus Adına, eski devlete karşı ayaklanarak, başkaldırarak, onunla da mücadele etmek, zorunlu olmuştu.

“Osmanlı Devletinin toplumsal yapısındaki bozukluklar ve dengesizlikler ile büyük devletlerin, ülke üzerinde tam bir ekonomik egemenlik kurmaları, aydınların, bu durumu düzeltmek için çeşitli fikir akımlarının içine girmeleri, Türk Devrimini hazırlayan önemli olaylardır.

Birinci Dünya Savaşından yenik çıkmamız, devletin siyasal egemenliğini de ortadan kaldırdı. Bu son etken, Atatürk’ün başında bulunduğu siyasal ve askeri kadroyu, ilk önce, bir Bağımsızlık Savaşı yapmaya yöneltmiştir. Savaşın bir bölümü, Osmanlı Hükümetine karşı yapıldığından, tam bir Ulusal İhtilal niteliğinde idi. (…) Diğer ihtilaller gibi, düzensizlik içinde geçmedi. Bu bakımdan da Türk Devrimi, büyük bir özellik taşımaktadır. ihtilalcilere karşı olanlar yok edildi, savaşı yürütecek güçte, yeni bir devlet kuruldu ve sonunda, zafer sağlandı. Kurulan yeni devlet; savaş sonunda, Osmanlı Düzenini, gene ihtilal niteliği taşıyan kesin hareketlerle ortadan kaldırdı. Dışa karşı yürütülen savaş, başarı kazandığı için, bu ihtilal, örneğin Fransa’daki gibi kanlı olmamıştır. Fakat, özü bakımından, tam bir ihtilaldir. Kaldırılan Osmanlı Düzeni yerine, yeni, akılcı ve ilerici bir sistem geçirildi, işte, Türk Devriminin, en basit çizgileriyle amacı; bu anlatılanları gerçekleştirme olmuştur.”(2)

Tarihsel Akış; artık, bir devrim süreci içinde, Ulusal Demokratik Devrimi ve onun, ihtilal ve inkılap aşamalarını, sırasıyla ve kaçınılmaz bir şekilde, Ulusumuzun önüne getirip koymuştu.

Mustafa Kemal; bunun bilincinde ve tarihin ender yetiştirdiği en büyük Asker, Devrimci ve Devlet Adamlarından birisi olarak, daha sonra, 1927 yılında vereceği Büyük Söylevinde, şunları söyleyecekti: “Beliren Ulusal Savaşın tek amacı, yurdu dış saldırıdan kurtarmak olduğu halde; bu savaşın, başarıya ulaştıkça, Ulusal Egemenliğe Dayanan Yönetimin bütün ilkelerini ve kurumlarını, evre evre, bugünkü döneme kadar gerçekleştirmesi, olağan ve kaçınılmaz bir Tarih Akışı idi. Bu kaçınılmaz Tarih Akışını, gelenekten gelen alışkanlığı ile hemen sezinleyen Padişah Soyu; ilk andan başlayarak, Ulusal Savaşımın, amansız bir düşmanı oldu.

Bu kaçınılmaz Tarih Akışını, ilk anda, ben de gördüm ve sezinledim. Ama, baştan sonuna, bütün evreleri kapsayan sezgilerimizi, ilk anda, bütünüyle açığa vurmadık ve söylemedik. İleride olabilecekler üzerine çok konuşmak, giriştiğimiz gerçek ve maddi savaşa, boş kuruntular niteliği verebilirdi; dış tehlikenin yakın etkileri karşısında, üzüntü duyanlar arasında göreneklerine, düşünme yeteneklerine, ruhsal durumlarına uymayan olasılık içindeki değişikliklerden ürkeceklerin, ilk anda direnmelerine yol açabilirdi. Başarı için kestirme ve güvenli yol, her evreyi, zamanı geldikçe uygulamaktı. Ulusun gelişmesi ve yükselmesi için, esenlik yolu bu idi.

“Ben de öyle yaptım.” (3)

Ulusal Demokratik Devrim Sürecine girilmesinin hemen ardından, bu devrim süreci’nin, İhtilal Aşamasında, özellikle Büyük Millet Meclisinin toplanma ve açılma çalışmalarının yapılacağı günlerde, Padişah Soyu’nun girişimiyle, Emperyalizm-Padişah-Osmanlı Hükümetleri İşbirliği kurulacak ve bu işbirliğinin teşvik ve tertipleri ile gerçekleştirilecek Karşı-devrim Hareketleri olarak “Gerici Ayaklanma Dalgaları”, Mustafa Kemal’in; onlara karşı da büyük bir mücadele vermesini gerektirecektir.

Erzurum ve Sivas Kongrelerinin ardından; imzalanan Amasya Protokolü ile üzerinde anlaşmaya varılan, Osmanlı Meclis-i Mebusanı seçimleri; 7 Kasım 1919 tarihinde Adana, Antep, Aydın ve Maraş haricinde bütün vilayetlerde yapılacak ve Mustafa Kemal, çoğunluğu sağlayan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adayı olarak, Erzurum Mebusu seçilecek, ancak bu sıfatıyla, İstanbul’a hiç gitmeyecektir.

İstanbul’un, 16 Mart 1920 tarihinde Resmen işgali ile artık, “(...) Ulus isteminin temsilcisi olarak, bir örgüt yaratmak zamanı gelmiş bulunuyordu, İtilaf Devletleri; İstanbul’a ve Milletvekilleri Meclisine el koymakla, Milletvekillerini tutuklamakla ve bunları Malta Adasına göndermekle; Türk Ulusunu, istemlerini dile getirecek bir kuruldan yoksun bırakmışlardı. İstanbul Hükümetini, tutsak bir duruma getirmişlerdi.

Atatürk’e göre, bu yeni meclis, Devlet Sistemini değiştirmeye yetkili bir meclis olmalıydı. Bu nedenle, “Kurucu Meclis” özelliği taşıması gerekiyordu.Fakat, “Kurucu Meclis” deyiminin, bazı kişilerce benimsenmediğini gördü. Halkımızın alışmadığı, yadırgamak olasılığı bulunan bu deyim yerine, “Olağanüstü Yetkili Bir Meclis” deyimini kullanmayı, daha uygun buldu, Bu kararını,  9 Mart 1920 günü İllere, Bağımsız Sancaklara, Kolordu Komutanlıklarına bir genelge ile bildirdi.”(4)

Mustafa Kemal’in, 22.4.1921 tarihinde yayımlanan Hakimiyet-i Milliye gazetesine söyleyeceği cümleleriyle ifade edersek; “16 Mart’taki feci olay üzerine artık, İstanbul’a büsbütün kement vurulmuş, millet ve memleket, başsız kalmıştı. Onun istiklalini düşünmek ve kurtarmak için, Ankara’da Milli bir Meclis toplamak lazım geldi. Bu kanaat üzerine, lazım gelen çarelere başvurduk. Böylece, geçen Nisan ortalarında, Milletvekilleri, Ankara’da toplanmaya başladı…”

Bu arada; 5 Nisan 1920 tarihinde, yeniden hükümeti kuracak olan Sadrazam Damat Ferit Paşa, İngilizlerle işbirliği yaparak, Büyük Millet Meclisinin faaliyetlerini engellemeye çalışacak, bu amaçla, ayaklanmalar tertipleyecek, tüm bunların yanı sıra; 11 Nisan 1920 tarihinde, “Padişaha Karşı Ayaklanma Fetvası” bile çıkarttırarak, bu fetva ile, Ulusal Mücadeleye katılanların öldürülmelerinin caiz olacağını bildirecektir.

O günlerde, “(..........) Ankara’da, Büyük Millet Meclisi Toplantılarının başlamasının gecikmesinden tedirgin olan Mustafa Kemal’e, “her kerametin, meclisten beklenemeyeceğini” söyleyen Yunus Nadi’ye, Mustafa Kemal’in verdiği yanıt, son derece anlamlı ve Mustafa Kemal’in kafasındaki yönetim biçimini açıklamak bakımından, son derece önemlidir. “...Ben, bilakis, her kerameti, meclisten bekleyenlerdenim Nadi Bey!.. Bir devreye yetiştik ki, onda, her iş, meşru olmalıdır. Millet işlerinde meşruiyet, ancak, Milli Kararlara istinad etmekle (dayanmakla), milletin temayülatı umumiyesine (genel eğilimlerine) tercüman olmakla elde edilir. Bence, meclis; nazariye değil, hakikattir ve hakikatlerin en büyüğüdür. Evvela meclis, sonra ordu Nadi Bey.! Orduyu yapacak olan millet ve ona niyabeten (onun adına) meclistir.

Bütün bu gelişmelerin ardından, Büyük “Millet Meclisi, nihayet, 23 Nisan 1920 tarihinde açılarak, çalışmalarına başlayacaktır.

Emperyalist İtilaf Devletleri tarafından, 14 Kasım 1918 de gerçekleştirilen İstanbul’un Fiili İşgalinin; 16 Mart 1920 de, Resmi bir işgal haline getirilmesi üzerine, “Mustafa Kemal, 16 Mart 1920 den sonra, İstanbul Hükümeti diye bir şey tanımamaktadır ve son derece haklıdır. Zira, “Resmen” işgal altında bulunan bir kentteki hükümetin, yasal ve meşru bir iktidar olamayacağı açıktır. Ulusun iradesine dayanan yasal ve meşru iktidar, Ankara da, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çatısı altındadır ve Mustafa Kemal de, bunun başındadır.(…)

Kafasındaki Meşru İktidarın; sadece Ulus Egemenliğine dayanan bir iktidar olduğunu söylediğimiz Mustafa Kemal’in, Ulusa ve Ulusun Temsilcileri olan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve bu meclisin üyelerine olan büyük saygısını, örneklemek istiyoruz.

Her şeyden önce, Erzurum ve Sivas Kongrelerindeki havaya ve bu kongreler sonrasında yayımlanan bildirilere baktığımız zaman, Mustafa Kemal’in temel amacının; kapatılmış bulunan Meclisi Mebusan Seçimlerinin derhal yapılması ve hükümetin, Ulus Temsilcilerinin Denetimi altına sokulması olduğunu görürüz. Zaten, Sivas Kongresi sonrasında, Damat Ferit Hükümeti, istifa etmek zorunda kalacak ve seçimlere gidilecektir. Ve İstanbul’un işgali üzerine, Mustafa Kemal’in yaptığı çağrı ile Büyük Millet Meclisi, Olağanüstü Bir Meclis olarak, Ankara’da toplanacaktır.”(5)

“Millet Meclisi; sürekli oturumlar yaparak, Yasama Görevine devam ediyordu.

İstanbul Hükümeti tarafından, Yabancı Devletlerle yapılmış bütün antlaşmalar, uzlaşmalar, ekonomik projeler, geçersiz ilan edildi. Ülkenin bütün gelirleri, bu arada, Padişaha ait Taşınmaz Mallar ve Dinsel Amaçlı Vakıflar da, Ankara’nın yönetimi altına girdi. Başkent; böylece, mali açıdan felce uğratılmış oluyordu. İstiklal Mahkemesi adıyla bir Devrim Mahkemesi kuruldu. Ankara Hükümetine karşı girişilecek her eylem, sadece muhalefet düzeyinde olsa dahi, vatana ihanet olarak ilan edildi.”(6)

24 Nisan 1920 de ,T.BM.M.; Ankara’da, ikinci toplantı gününde, Mustafa Kemal’i, başkanlığa seçmiştir. Mustafa Kemal, yaptığı teşekkür konuşmasında, şunları söylemektedir” …gerek hayat-ı askeriye ve gerek hayat-ı siyasimin bütün edvar (devirler) ve safahatını işgal eden mücadelatımda (savaşımlarımda), daima, düstur-u hareketim (eylem ilkem), irade-i Milliye’ye istinad ederek (Ulusal İradeye dayanarak), milletin ve vatanın muhtaç olduğu gayelere yürümek olmuştur...”(7)

29 Ekim 1923 tarihinde resmen kurulacak olan “Cumhuriyet; Türklerin, millet olarak gerçekleştirmeye çalıştıkları Devrimci bir kurumdur. Milli Kurtuluş Hareketinin de başarısı ve ürünüdür. 23 Nisan 1920 de kurulan devlet; yeni bir devlettir, modern bir devlettir. Bu devletin şeklinin, Cumhuriyet olarak adlandırılması, 29 Ekim 1923 de olmuştur. 23 Nisan 1920 de, yeni devlet kurulmakla beraber, o gün, ismi telaffuz edilememiştir. Cumhuriyet; yönetim olarak, fiilen başlamış ve uygulama alanında etkin olmuştur.”(8)

2 Mayıs 1920 tarihi; gerçekte bir İhtilal Meclisi olan Büyük Millet Meclisinde,

Mustafa Kemal’in, asıl amacını saklı tuttuğu bir önergesi ile İlk Ulusal Hükümet’in kuruluş tarihi olacaktır.Bu asıl amaç; bilindiği üzere, tüm kurum ve kuruluşlarıyla, bir CUMHURİYET REJİMİ’dir..

Cumhuriyet Rejimini kurma ve Emperyalizme karşı savunma ve mücadele kasdı ile kurulan bu Ankara Milli Hükümeti de, bir İhtilal Hükümeti’dir.

Ve İlk Ulusal Türk Devletinin, hemen ardından kurulmuştur.

Bu hükümet, aynı zamanda, Büyük Devrimci Önder Mustafa Kemal’in deyişiyle,  “Ulusal Egemenlik temeline dayanan bir Halk Hükümeti”dir.

Bir “Savaş Kabinesi” olarak da adlandırılan bu hükümet ile birlikte, artık, İstanbul’daki Osmanlı Hükümetinin karşısında, Ankara’da yeni bir hükümet kurulmuş ve Anadolu, İstanbul’dan ayrılmış olacaktır.

Ancak, Ankara’da bütün bunlar olurken, Osmanlı Hükümetinin karşısında bu ilk Ulusal Hükümetin kurulmasının üzerinden, henüz birkaç gün geçtikten sonra, “İstanbul Birinci Örfi İdare Harp Divanı; Mustafa Kemal, Kara Vasıf Bey, Ali Fuat Paşa, Dr. Adnan (Adıvar), Halide Edip ve Rüstem Bey için 11 Mayıs 1920 de Gıyabi İdam Kararlarını vermiş, Padişah, 24 Mayıs’ta bu kararları onaylamıştı.”(9)

Büyük Millet Meclisi Başkanlığının yanı sıra, Hükümetin Başkanlığına da seçilen Mustafa Kemal’in Yasama ,Yürütme ve Yargı Güçlerini kendisinde toplaması ile ilgili olarak, kendisine, “Diktatör” diyenler görülecektir. Ancak bu; Tarihsel Gerçeklere uygun olmayan, çok yanlış ve haksız bir nitelendirme idi. Bu tür nitelendirmelere karşın, “hiçbir zaman, Halk Temsilcilerine aldırış etmemek ya da onların önemini azaltmaya kalkışmak gibi girişimlerde bulunmamıştır. Hep, Parlamentoya dayandı, aynı zamanda, ona egemen oldu; Parlamentoyu yüceltti; çoğunluk kararlarına boyun eğdi, fakat her zaman da, kararların, ödün vermeksizin, kendi istediği doğrultuda alınmasını sağlamayı bildi. Çok ender görülen bu politika ustalığı ile o, tepeden tırnağa, Modem Tipte Bir Devlet Adamıdır.”(10)

“Kimileri de, Atatürk; yaradılıştan mağrur ve mütehakkim adamdı, gerçek Demokrasinin gerekleri, onun mizacına uygun düşmezdi.” diyorlar. Gerçekten öyle miydi.? Atatürk’ün ani öfkelerini, birdenbire verilmiş sert kararlarını hatırlayanlar, bu görüşe hak vermekte acele etmemelidirler. Son gününe kadar, hayatını ve hareketlerini, yakından incelersek, varacağımız kanaat şu olacaktır: Atatürk; Fransız İhtilalinin hayranıydı. Bu ihtilalin felsefesi, bütün fikirlerine, her zaman hakim olmuştur. Samsun’a ayak basarken, kafasında yaşattığı hayal, buydu. Yurdunda, Batı Demokrasilerine eş bir Demokrasi Hayatı kurulup, gelişmedikçe, kurtuluş olmayacağına inanıyordu. “Hakimiyet, Kayıtsız Şartsız Milletindir.” formülü üzerinde, bu kadar ısrar etmesi, açtığı devrin, bu idealini gerçekleştirememiş olmasına rağmen, sonuna kadar formülüne sadık kalması, bunu açıkça gösterir.

“Atatürk; Milli Mücadeleyi, tam bir Demokrasi İmanıyla hazırlamış, ilk Büyük Millet Meclisini, bu imanla toplamıştır.”(II)

Büyük Millet Meclisinin açılması ile birlikte, Osmanlı Düzeninin yıkılış süreci de, yeni bir noktaya gelmiştir. Artık, Çağdışı kalmış bu düzenin yerine, yeni ve çağdaş bir düzen, bütün müesseseleri ve değerleri ile yerleşmeye başlayacaktır.

Bu bağlamda; bazı birkaç hükmü yürürlükte kalmak üzere, 1876 Tarihli Kanun-u Esasisinin temsil ettiği, Eski Devlet Düzeni yerine; çok geçmeden, yeni bir Devlet Düzeninin kuruluşunun ve bir intikal döneminin ifadesi olan 20 Ocak 1921 Tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu (Anayasa) geçecektir.

Mustafa Kemal, 17 Mart 1920 tarihinde hazırladığı, ancak, yayımlamaktan, bilinen nedenlerle vazgeçtiği genelgesinde kullandığı, “Kurucu Meclis” ifadesini, bu defa, 19 Mart 1920 tarihinde yayımladığı genelgesinde kullanmayacaktır.Gerçekte ise; 23 Nisan 1920 tarihinde açılan Büyük Millet Meclisi, fiilen, Kurucu Meclis olarak çalışacak ve Mustafa Kemal, o gün ifade edemediği, meclisin bu niteliği konusunda, kurulan yeni devletin 20 Ocak 1921 tarihli Anayasası ile ilgili olarak yapacağı bir konuşmada,

“Meclisi aliniz (Yüce Meclisiniz), aynı zamanda, bir Meclis-i Müessesan (Kurucu Meclis) salahiyetini haizdir.(Yetkisine sahiptir.) Mevcut Kanun-u Esasi’yi (Anayasayı) kaldırır, yerine, yenisini koyabilir.”(12) diyecektir.

Büyük Millet Meclisi; işte bu Kurucu Meclis niteliğinin gereği olarak bir İhtilal Anayasası niteliğinde olan 1921 tarihli ilk Ulusal Anayasa’yı kabul edecektir.

Böylece, Büyük Millet Meclisinin üstünlüğüne dayanan bir ihtilal Yönetimi kurulacak ve yeni devletin yönetim biçimi de, bu Anayasaya göre düzenlenecektir.

Mustafa Kemal; Türkiye Büyük Millet Meclisinin gayesi ile ilgili olarak, Ocak 1921 de, Daily Expres Gazetesine, şunları söyleyecektir.”... Bu meclisin gayesi; Milli Hudutlar dahilinde, Milli istiklali temindir.Türk Kavmi, bir müstakil mevcudiyet dairesinde, hukukun tasdikinden başka bir şey istememektedir.”

Yeni kurulan bu ilk Ulusal Türk Devleti; son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nın kabul ettiği

Misak-ı Milli Sınırlarını esas alarak, ülke bütünlüğü ve ulusal birliğe dayanılarak kurulmuştur.

Ancak; Misak-ı Milli ile belirlenen ülke toprakları, henüz, Emperyalizmin işgali altındadır ve bu topraklar için, büyük bir savaşın yapılması gerekmektedir.

Mustafa Kemal; Misak- Milli ile ilgili olarak, 10.1. 1922 tarihinde, Vakit Başyazarı Ahmet Emin ile mülakatında “Misak-ı Milli; barış imzalamak için en makul ve en asgari şartlarımızı kapsayan bir programdır. Barışa ulaşmak için öngöreceğimiz esasları kapsar...”,

Bir süre sonra, 17.2.1923 tarihinde, İzmir İktisat Kongresini açış konuşmasını yaparken de, “Misak-ı Milli; milletin tam istiklalini temin eden ve bunu temin edebilmek için, ekonomik alanda gelişmesine mani olan bütün sebepleri, bir daha ve kesinlikle dönmemek üzere ortadan kaldıran bir rehberdir” diyecektir.Türkiye Büyük Millet Meclisinin yönettiği, Emperyalizme karşı” İstiklal Savaşı; çetin, grift, muğlak, muazzam bir savaştı. Yalnız bir ihtilal değil, yalnız müteaddit cepheli bir harp değil; hem harp, hem ihtilal, tarihte hemen hemen benzeri olmayan bir İhtilal Harbi idi.

İhtilalin idaresi, siyasetin idaresi, harbin idaresi, her biri ayrı ayrı, çetin bir işti. Mustafa Kemal de; İhtilalci, Devlet Adamı, Serdar; yani, Sivil Şef, Siyasi Şef, Askeri Şef birleşmişler, Cromwell, Washington, Moltke onda toplanmışlardı.        

Mustafa Kemal; hem ihtilalin Siyasi Şefi, hem İhtilal Harbi’nin Başkumandanı oldu; bu birleşme sayesinde, Dış ve İç Politikayı, Stratejiyle ahenkli kıldı ve her üçünü de, bükülmeyen iradesiyle, zafer ve istiklal gayelerinin hizmetinde kullandı.”(13)

“Kısaca ifade edersek; birbiri peşinden harp felaketine uğramış, yanmış, yıkılmış bir vatan en verimli parçaları düşman eline geçmiş, bugünkü topraklarımız, kendimizi savunacak ordudan mahrum, siyasi kararsızlık içerisinde Kukla Bir Padişah Hükümeti….. yoksul ve yarınından emin olmayan Türk Halkı!.

Atatürk; böyle bir durumda, Anadolu’da Milli Bir Hükümetin kurulabileceğini ilk düşünen insandır. Bu inancını tahakkuk ettirmek için, bir avuç arkadaşı ile İstanbul’dan Anadolu’ya geçmiştir. Bin bir güçlüğü yendikten sonra, yeni ve zinde bir devletin (Türkiye Cumhuriyetinin) temelini atmıştır. Bu husus, Atatürk’ün Siyasi Dehasına kesin bir delildir ve çok büyük bir Devlet Adamı oluşunun ifadesidir.

O, Ankara’da, Milli Hükümet kurma tarihi olan 23 Nisan 1920 yılından sonra, yoksul ve elinden bütün imkanları alınmış bir milleti, Hürriyet Bayrağı altında silaha sarılmaya davet etmiş, az zamanda, maneviyatı yerinde, muntazam bir ordu kurmaya ve bununla, iç isyanları bastırmaya, Halife Ordusunu tepelemeye, dış düşmanları denize dökmeye imkan bulmuştur.

Bu haliyle Atatürk; Tarihin yetiştirdiği müstesna bir asker olarak, bütün dünyanın takdirini kazanmıştır. (14)

23 Nisan 1920 tarihinde açılan Büyük Millet Meclisi ile “(…)Türk Milletinin Tarihinde, yeni bir devre açılmış; Demokratik Devletin Temeli, o gün, Ankara’da atılmıştır. Millet iradesinin eseri olan Büyük Millet Meclisinin üzerinde hiçbir güç yoktur. Vatanın ve Milletin kurtuluşunu, Mustafa Kemal’in başkanlığındaki bu meclis gerçekleştirecektir.

Önce, milletin birliğini sarsan ve düşmana yönelinmesi gereken Milli Kuvvetleri meşgul eden ayaklanmalar bastırılmıştır. iç Cephe kuvvetlendirildikten sonra, kurulan düzenli Orduyla, işgal Kuvvetlerine karşı verilen bir seri muharebe, kesin zaferle sonuçlandırılmış ve vatan, düşmandan temizlenmiştir.(15)

Bu Ulusal Demokratik Devrim Süreci içinde; Emperyalist amaçlar taşıyan ve “Türkiye üzerinde hak gören yabancı ülkeler, ancak, Komutan Mustafa Kemal Paşa’nın karşısındaydılar.

Ama, Mustafa Kemal olarak, yani, Devrimci Niteliği içinde; onun gerçek düşmanları, son yüzyılların birikimi içinde yozlaşmış Osmanlılıktı.”( 16)

Anadolu’da, Ankara’da, Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı gün olarak 23 Nisan 1920 tarihi:

Ulus Egemenliğine zorla el koymuş olan Osmanoğulları’nın Ferdi Saltanatına ve onun idare biçimine; diğer bir deyişle, kahredici istibdadına karşı; mukaddes silahın çevrildiği ve Ulusça ayaklanılarak, bir Ulusal ihtilal ile, Saltanatın fiilen yıkıldığı,

Ulusal Egemenliğin ve bu egemenliğe dayanan İlk Ulusal Devletin kurulduğu, bu niteliğiyle de; Türk Ulusu’nun, kendi yazgısının sorumluluğunu doğrudan doğruya yüklendiği, ve Milli iradenin Hakimiyeti ile kendi kendisini yönetmeye başladığı bir gündür.

Böylece, bu tarihte, adeta; büyük Devrimci Halk Ozanı Pir Sultan Abdal’ın, Sivas’ta kendisini yakalatıp astıran Hızır Paşa için:

“Yürü bre Hızır Paşa

Senin de çarkın kırılır

Güvendiğin Padişahın

Ola ki bir gün devrilir.” sözleri ile,

Büyük Selçuklu Devletinin ünlü veziri Nizam-ü1 Mü1k’ün, eseri “Siyasetname”sinde işaret ettiği” Türkmen’e dikkat edesin Hakanım!.. Devlet Kurucu Kavim’dir.Devletinin, devleti olduğundan kuşkuya düşerse, seni devirir, yenisini kurar.” sözleri, Büyük Devrimci Mustafa Kemal’in önderliğinde, artık gerçekleşmiştir.

Mustafa Kemal; 1.11.1920 tarihinde, Ankara Zabit Namzetleri (Subay Adayları)Talimgahının ilk mezunlarının diploma töreninde, Büyük Millet Meclisinin açılışına giden ve parlak bir geleceğe doğru uzanan bu Ulusal Demokratik Devrim sürecini, şöyle ifade edecektir.

“Efendiler!

Garbın (Batı) hiç bir vakit affedemeyeceğimiz zalimleri, memleketimiz Türkiye’yi parçalamak, bu topraklarda yaşayan milletimizin haysiyetini, istiklalini paymal etmek (ayak altına almak, çiğnemek) için verdikleri asırlık kararı, en nihayet, mevki-i tatbike (uygulamaya) koyarken; milletimiz, bugün, cihana şamil (dünyayı kapsayan) İnkılabat (inkılaplar) ve İhtilalat (İhtilaller) içinde, mevcudiyetini muhafaza lüzumuna kanidir. (…) Millet, kendilerine bütün zalim nazarlar (bakışlar) ve feci teşebbüsler karşısında, ciddi, hakiki mevcudiyetle ayaklandı ve bunun neticesi olarak, Ankara’da, Büyük Millet Meclisi vücude geldi.”(17)

Yine, Mustafa Kemal, 23 Nisan 1922 tarihinde, 23 Nisan Tarihi’nin anlam ve önemi ile ilgili olarak, Yenigün Muharririne vereceği bir demecinde,

“23 Nisan; Türkiye Milli Tarihi’nin başlangıcı ve yeni bir dönüm noktasıdır. Bütün bir dünyanın düşmanlığına karşı duran Türkiye Halkı’nın, Türkiye Büyük Millet Meclisini vücude getirmek hususunda gösterdiği harikayı ifade eder.” diyecektir.

İşte, bu Büyük Millet Meclisi; 21 Ekim 1920 tarihinde, altında B.M.M. Reisi olarak Mustafa Kemal imzası olan şu beyannamesini yayınlayacaktır.

“Büyük Millet Meclisi Beyannamesi:

Emperyalist Devletlerin, devlet ve milletimizin hayatına, açıkça kasdetmeleri neticesinde, meşru müdafaa için, Türkiye Büyük Millet Meclisi; şimdiye kadar, muhtelif vesilelerle, açık ve zımni olarak ilan ettiği maksat ve mesleğini, bir kere daha, bütün cihana arz için, şu beyannameyi neşreylemeyi lüzumlu görmüştür.

Türkiye Büyük Millet Meclisi; milli hudutları içinde, hayat ve istiklalini temin ve Hilafet ve Saltanat Makamını kurtarmak yemini ile teşekkül etmiştir.

Bundan dolayı; hayat ve istiklalini tek ve mukaddes emel bildiği Türkiye Halkını, Emperyalizm ve Kapitalizm’in zor ve zulmünden kurtarmak, irade ve hakimiyetinin sahibi kılmakla, gayesine ulaşacağı kanaatindedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi; milletin hayat ve istiklaline suikast eden Emperyalist ve Kapitalist Düşmanların tecavüzlerine karşı müdafaa ve bu maksada karşı hareket edenleri tehdit azmi ile kurulmuş bir iradeye sahiptir. Emir ve kumanda salahiyeti, Büyük Millet Meclisinin manevi şahsiyetindedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi; halkın, öteden beri maruz bulunduğu sefalet sebeplerini, yeni vasıtalar ve teşkilat ile kaldırarak, yerine; refah ve saadet koymayı, başlıca hedef addeder.

Bundan dolayı ziraat, maarif, adliye, maliye, iktisat ve vakıflar işlerinde ve diğer meselelerde içtimai kardeşlik ve yardımı hakim kılarak, halkın ihtiyaçlarına göre tesisler vücuda getirmeye çalışacaktır.

Bunun için de; siyasi ve içtimai prensiplerini, milletin ruhundan almak ve tatbikatta, milletin temayül ve geleneklerini gözetmek fikrindedir.

Bu itibarla; Türkiye Büyük Millet Meclisi; memleketin idari, içtimai ihtiyaçlarına ait hükümleri, yavaş yavaş tetkik ve kanun şeklinde tatbik eylemeye başlamıştır.

Allah yardımcı olsun.

21 Teşrinsani (Ekim) 336 (1920)”(18)

Büyük Millet Meclisinin en yaşlı üyesi olması nedeniyle, gerek, Sinop Milletvekili Şerif Bey’in, Mustafa Kemal Paşa tarafından kaleme alınarak kendisine verilen Büyük Millet Meclisini açış konuşmasında,

“(…) gerek daha sonra, Meclisçe halka yayımlanan bildiri de ve en sonra, Halifeye gönderilen yazıda ve “Şer’iyye Encümeni Bildirisinde; hep, “Hilafet ve Saltanat Makamına Sadakat”tan söz edilmiş ise de, bu; yüzyıllardan beri, Saltanatı, doğal hatta Tanrısal ve kutsal bir kurum olarak başında görmeğe alışmış olan halkı, kuşkulandırıp, onun, Kurtuluş Savaşına karşı çıkmasına meydan vermemek için kullanılan bir taktikti.

Yoksa, Mustafa Kemal; artık çürümüş bir Sultanlık Kurumuyla, Türkiye’nin yönetilemeyeceğini görmüş ve buna son verme konusundaki kararını, çoktan vermişti.”(19)

Nitekim, 24 Nisan 1920 günü, Mustafa Kemal; ilk Ulusal Hükümetin kurulması için meclise sunduğu önerge nedeniyle yaptığı konuşmasının bir yerinde; yüksek mecliste yoğunlaşan Ulusal iradeden söz ederken, bu meclisin, taşıdığı olağanüstü yetki ile ülke ve Hilafetin kurtuluşunu sağlamak, savunmak görev ve yetkisi ile kurulduğunu belirtirken, artık, yüksek meclisin üzerinde bir güç olmadığını da açık bir şekilde söylemiştir..

Yine bu konuşmasında; maddi ve manevi sorumluluğun, Heyet-i Temsiliye’den alınarak, artık meclisin yüklenmesi gerektiğini, ısrarla belirtmiş, sunduğu bu önergenin kabul edilmesiyle birlikte, meclis, böylece, ulus işlerine doğrudan el koyarak, ulusal iradeyi egemen kılmak üzere ilk Ulusal Hükümeti kurmuştur.

Mustafa Kemal, bu konu ile ilgili olarak, daha sonraki yıllarda vereceği “Büyük Söylev”inde, şunları söyleyecektir.”Efendiler!..., Meclise teklif ettiğim mühim bir husus da, Hükümet Teşkili meselesiydi.Bu meselenin ve buna dair teklifle bulunmanın, o devir için ne kadar nazik olduğunu, takdir buyurursunuz.

Hakikat; Osmanlı Saltanatının ve hilafetin, münkarız ve mülga olduğunu düşünerek, yeni bir devlet kurmaktan ibaret idi.

Fakat, vaziyeti, olduğu gibi telaffuz etmek, maksadın, büsbütün ziyanı mucip olabilirdi.

Böyle bir hükümet; hakimiyeti milliye esasına müstenit Halk Hükümetidir. Cumhuriyettir.”(20)

Büyük Millet Meclisi açıldığında, yabancıların elinde “baskı ve zor altında” ve “mazur” olarak kabul edildiği için, hukuki durumunun tayini, ilerideki bir tarihe bırakılan ve bir prensip olarak, Makam-ı Hilafet ve Saltanatı kabul edilen” Padişah Vahidettin için de, 30 Ağustos 1922 tarihinde Emperyalizme karşı Büyük Zaferin kazanılmasının hemen ardından, çaresine bakılacağı vakit, artık gelmiş olacaktır.

“1920-1923 yıllarında, Atatürk; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanıdır.

Olağanüstü, kendine özgü bir İhtilal Meclisidir bu… Tüm Yasama, Yürütme, Yargı Yetkilerini elinde toplamıştır. Çetin bir Kurtuluş Savaşı yürütür.

Atatürk; bu savaşın, tartışmasız lideridir. Kendi yarattığı devletin, başıdır. Sonra, yeniden kurduğu Türk Ordularının Başkomutanlığını yüklenir ve orduları, Büyük Zafere götürür. İhtilal Lideri, Devlet Kurucusu, Vatan Kurtarıcısı, Muzaffer Başkomutan, Bağımsızlık Önderi olarak dünyaya ün salmıştır.”(21)

Mustafa Kemal; Büyük Millet Meclisinin açılışı ve yeni Türk Devletinin kurulması ile birlikte, fiilen kaldırılarak devrilmiş olan Osmanlı Egemenliğinin (Saltanat); resmen (Hukuki olarak da) kaldırılması için 1 Kasım 1922 tarihinde yapılacak olan Büyük Millet Meclisi toplantısında,

“Egemenlik ve Saltanat; hiç kimse tarafından, hiç kimseye, Bilim gereğidir diye, görüşmeyle, tartışmayla verilemez.

Egemenlik; güçle, erkle ve zorla alınır.

Osmanoğulları; zorla Türk Ulusunun Egemenliğine el koymuşlardı.

Bu yolsuzluklarını, altı yüz yıldan beri sürdürmüşlerdi. Şimdi de,Türk Ulusu, bu saldırganlara, artık yeter, diyerek ve bunlara karşı ayaklanarak, egemenliğini, kendi eline almış bulunuyor.

Bu bir olup bittidir.

Söz konusu olan; ulusa egemenliğini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız sorunu değildir.      Sorun; olup bitmiş bir gerçeği, yasa ile saptamaktan başka bir şey değildir.

Bu, kesinlikle yapılacaktır.

Burada toplananlar, Meclis ve herkes, sorunu doğal bulursa, sanırım ki uygun olur.

Yoksa, yine; gerçek, yöntemine göre saptanacaktır, ama, belki, birtakım kafalar kesilecektir.!” (22) diyecektir.

Ve Saltanat kaldırılacaktır.

“Mustafa Kemal için asıl kurtuluş; düşmanın da ülkeyi işgaline neden olan yoksulluğa ve cehalete karşı verilecek savaştan, başarıyla çıkmakla gerçekleştirilebilirdi.

Bu hedef doğrultusunda, vakit geçirilmeden, milleti geri kalmışlıktan kurtaracak siyasi, sosyal, ekonomik, hukuki ve kültürel alanda inkılaplar yapılmıştır. Bu inkılaplarla; Türk Devleti ve Milletini, yıllardır geri bırakan müesseseler ve düşünce yapısı değiştirilmiş, yerine, ilmin ve aklın rehberliğinde, sürekli yenileşme, çağdaşlaşma egemen kılınmıştır”(23).

Mustafa Kemal; Türk Devrimi ile ilgili değerlendirmesini, İnkılap kelimesini, Devrim anlamında kullanarak, 1925 yılında, Ankara Hukuk Fakültesini açarken, şöyle yapacaktır.

“Bu İnkılap (Devrim); kelimenin vehleten (birdenbire, ilkin) ima ettiği İhtilal manasından başka, ondan daha vasi (geniş) bir tahavvülü (değişmeyi) ifade etmektedir.”(24)

Eskiden olduğu gibi, günümüz diliyle de, bu geniş değişmeye, yine, İnkılap denilmekte..         “Atatürk’ün, belki de en kuvvetli cephesi; İnkılapçılık Vasfıdır.

Zira o; 600 yıldan fazla, Tek İnsan İdaresinde yaşamı Ş ve bir Orta Zaman Düşünüşünden ileri gidememiş bir milleti, 15 yıllık iktidarı zamanında, Batı Uygarlığına kavuşturmuş insandır. Bu haliyle Atatürk; Tarihin ender yetiştirdiği bir dehadır.(25)

Devrinin ünlü bir Biyografı Üstadı Emil Ludwig, onun için, “hükümlerinde; yaşanacak devirlere de ışık olmuş adam” diyecektir.

“O; hep milletine hizmet eden biri oldu, böyle biri olmaktan başka bir şey de istemedi. Başarısının bütün sırrı da, buradadır.”(26)

 

         DİPNOTLAR

(*)     İçişleri Bakanlığı Planlama Uzmanı, Amasya.

(1)     Orhan Koloğlu,”Mazlum Milletler Devrimleri ve Türk Devrimi”, Çaba Matbaası, 1. Kitap

(2)     Ahmet Mumcu, “Tarih Açısından Türk Devriminin Temelleri ve Gelişimi”, İstanbul 1979

(3)     Mustafa Kemal Atatürk, Söylev”Nutuk, Dil Derneği Yayını, İstanbul 1998,

(4)     Mustafa Kemal Atatürk,Söylev”Nutuk, Dil Derneği Yayını, İstanbul 1998,

(5)     Toktamış Ateş, “Türk Devrim Tarihi”,Güryay Matbaası, İstanbul 1984

(6)     Dagobert Von Mikusch, “Gazi Mustafa Kemal, Avrupa ile Asya Arasındaki Adam”

(7)     Toktamış Ateş, a.g.e.

(8)     Hamza Eroğlu, “Türkiye Cumhuriyeti 78. Yılında”, İlk Hedef Dergisi Cumhuriyet Özel Sayısı, Ekim 2001, Sayı 1

(9)     “İhtilaller ve Darbeler Tarihi”, Hürriyet Ofset Matbaacılık, İstanbul

(10)    Dagobert Von Mikusch, a.g.e

(11)    Yaşar Nabi, “Atatürk Yolu”, 3.8., Bahar matbaası, İstanbul 1974

(l2)     “Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I”

(13)    Ali Fuat Erdem,”Mustafa Kemal Atatürk”, Atatürk ve Gençlik Dergisi, Ayyıldız Matbaası, Ankara 1963

(14)    Şükrü Saraçoğlu, “Atatürk ve Eseri”, a.k.

(15)    “Atatürk’ün Samsun’a Çıkışı ve Kurtuluş Savaşı’nın Başlatılmasına Dair Belgeler”,Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüd Başkanlığı (ATASE) Yayını”, Ankara 1999

(16)    Özdemir Nutku,”Söylev’in Oyun Durumuna Getirilmesi ve Sahne Yorumu”,Türk Dili, Aylık Dil ve Yazın Dergisi, Söylev Özel Sayısı, Kasım 1977, Sayı 314

(17)    Sadi Borak-Utkan Kocatürk,”Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri,Tamim ve Telgrafları”, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara 1972

(18)    Samet Ağaoğlu,”Kuvayl MilIiye Ruhu”, 2.B., Sistem Of set, İstanbul 1999

(19)    Hıfzı Veldet Velidedeoğlu,”Devirden Devire”, L.B., c.l., Bilgi Basımevi, Ankara 1974

(20)    “Kazım Karabekir-Paşaların Kavgası”, Atatürk-Karabekir”,Yayına Hazırlayan:İsmet Bozdağ, Metinler Matbaacılık, İstanbul 1991

(21)    Bilal N.Şimşir, “Atatürk İle Yazışmalar i (1920-1923)”Başbakanlık Basımevi, Ankara 1981

(22)    Mustafa Kemal Atatürk, Söylev "Nutuk”,

(23)    “Atatürk’ün Samsun’a Çıkışı ve Kurtuluş Savaşının Başlatılmasına Dair Belgeler”

(24)    Herbert Melzig,”Atatürk’ün Başlıca Nutukları (1920-1938), Ülkü Matbaası, İstanbul 1942

(25)    Şükrü Saraçoğlu, a.g.yz.

5                    Dagobert Von Mikusch, a.g.e.


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |