Nisan 2004  Sayı: 68 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   NİSAN 2004  

KIBRIS, GİRİT OLABİLİR Mİ?

DOÇ. DR. A. NÜKHET ADIYEKE*

Son yıllarda, Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan önemli sorunlardan birisi de Kıbrıs’ın statüsüdür. Kıbrıs ile ilgili konuların her tartışılmasında, aşamalara dikkat çekilmesinde de yine her zaman Girit örneği kullanılır. Bu iki adanın kaderinin benzeşmesinden ya da coğrafi olarak aynı bölgede yer almalarından ziyade her ikisi üzerinde de oynanan uluslararası politik oyunların ve #Megali İdea’nın hedefleri içinde yer almalarının bir sonucudur. Zira 1830’da kurulan Yunanistan’ın Megali İdea politikasının ilk hedeflerinden biri Girit idi. Akdeniz içindeki adaların ve bunun tamamlayıcısı olan Kıbrıs Adası’nın da bu hedefin bir parçası olduğu anlaşılıyor. Girit ve Kıbrıs Doğu Akdeniz’in tarihsel süreçte kilit özelliği gösteren iki adasıdır. En eski dönemlerden beri her iki adanın kaderi biri birine benzetilmiştir. Girit’te oluşan ve Antik Anadolu uygarlıkları ile önemli kültürel alışverişlerde bulunan Girit medeniyetinin dışında, her iki ada da tarih boyunca varlıklarını başka devletlere bağlı olarak sürdürmüştür. Dolayısıyla adalar üzerindeki egemenlik kurma mücadeleleri genellikle birlikte yürümüştür. Adalardan birisine sahip olan güç, hemen diğerine yönelmiştir. Ancak adaların kaderlerinin birbirine benzemesi, onların aynı tarihsel geçmişe sahip oldukları anlamına gelmez. Zira tarihte ne aynılık vardır ne de tekrar söz konusudur. Kıbrıs sorunu, XIX. yüzyıl başlarından, XXI. yüzyıla ulaşan kesintisiz bir sorundur. Girit sorunu ise, Türkiye için XIX. yüzyılda başlamış ve XX. yüzyılın ilk çeyreğinde bitmiştir. Dolayısıyla geniş perspektifte benzerlikleri incelerken anakronizme kapılmadan süreçleri kendi koşulları içinde değerlendirmek gerekir. Zira XX. yüzyıl olaylarını ve gelişmelerini, XIX. yüzyıldaki bir olayla aynı koşullar içinde görmek bizi yanlış sonuçlara götürür.

Türk tarihi açısından iki adanın bir başka karşılaştırılabilirliği ise, Megali İdea hedefleri içindeki önemleri göz önüne alınarak mümkün olabilir.

A-Tarihsel Süreç İçinde Girit ve Kıbrıs Her iki ada stratejik bütünün bir parçası gibidir. Dolayısıyla adalardan birisini elde eden güç, gözünü hemen diğerine çevirmektedir. 648 yılında Kıbrıs Adası’nı ele geçiren Araplar, Girit’e yönelmişler ve 826 yılında Girit’i almışlardır. Ardından 760 yılında Kıbrıs’ı geri alan Bizanslılar, 960 yılında Girit’i almışlardır. 1192 yılında Kıbrıs’ı ele geçiren Venedikliler, 1204 yılında da Girit’i elde etmişlerdir. Son olarak 1571 yılında Kıbrıs Osmanlılar tarafından alınmış, 1669 yılında da Girit’in fethi tamamlanmıştır. Görüldüğü gibi Doğu Akdeniz egemenliğinde ilk alınan ada hep Kıbrıs olmuştur. Girit’in bütün el değiştirmeleri çok kanlı savaşlarla olmuştur. Bunun en önemli nedeni Girit’in coğrafi konumu ve Giritlilerin farklı yapısında saklıdır. Adalılık sendromu Girit’te çok yoğun bir şekilde kendisini hissettirmiştir.Tarihsel süreçte Kıbrıs Adası’nda ciddi başkaldırılar görülmezken, Girit adasında Venedik yönetimi zamanında Venediklilere karşı, Osmanlı döneminde Osmanlılara karşı ayaklanmalar hiç eksik olmamıştır. Kıbrıs’ta böylesine süreklilik gösteren ayaklanmalara rastlanmaz. Ortaçağlar içinde korsanların sığınağı olan her iki adanın yerli halkı da Ortodoks’tur. Ne var ki Latin Venedik egemenliği dönemi adalar halkı için bir dinsel baskı dönemi olmuştur. Katolik öğretisi adalarda egemenlik kurmuş, Ortodoks kilisesi baskı altına alınmıştır. Bu adalar, Venedik için ekonomik olarak da tam bir #sağman inek -une ferme d’exploitation-1 olmuştur.(1) Bu yüzdendir ki, her iki ada Osmanlılar tarafından alındığında yerli halk tepki göstermedi. Tam tersi her iki adada da Osmanlı egemenliği Ortodoksluk için yeniden doğuş oldu.Osmanlı yönetimi, Kıbrıs’ta 1571’de Girit’te de 1645’de başladı. Her iki adada da Katolik baskısı sona erdi. Daha önemlisi yine her iki adada yerli halka toprak üzerinde mülkiyet hakkı tanındı. Bu özellik Osmanlı genel sistemi içinde pek yaygın değildir. Yine her iki ada halkı millet sistemi içinde Venedik dönemine göre çok daha özgür bir hayat alanına kavuştular. Hatta iki adada da Müslümanlarla ilişkilere girdikleri, ticaret yaptıkları görülmektedir. Ne var ki, her iki ada arasında Osmanlı yönetimi açısından çok bariz farklılıklar da vardır. Bu farklılıklar, Girit’in Osmanlıların elinden hemen çıkıvermesinin de etmenlerinden birisidir. Girit’in fethi, Osmanlılar için yirmi beş yıl süren zorluklar mücadelesi oldu. Osmanlı fetihlerinin hemen hemen durduğu bir zamanda ele geçirilmiş olması, Girit’in fethine farklı bir destanlaştırma sağladı. Kıbrıs için böyle bir yaklaşım söz konusu değildir. Kıbrıs Adası, Osmanlı’nın büyümekte olduğu bir dönemde alındı. Bunun çok önemli bir sonucu olarak da Osmanlı idaresi, Kıbrıs’ta klasik kurumlarını çok rahat uygulamıştır. Dolayısıyla Kıbrıs, Osmanlının diğer coğrafyalarından farklı olmayan bir tarzda yapılandırılmıştır. Fakat Girit, Osmanlı yönetiminin klasik kurumlarının değişmeye başladığı, toplumsal yapıda çok ciddi sorunların kendisini hissettirdiği, ekonomik sorunların yaşandığı bir dönemde fethedilmiştir. Bu nedenle Girit’te Osmanlı yönetimi gevşek veya oldukça farklı bir şekilde örgütlenmiştir. Girit ele geçirildiği andan itibaren ayrıcalıklı bir yapıya sahip olmuştur. Bir başka deyişle Girit Osmanlı için #farklı olmuştur. İki ada açısından bu farkların tespiti önemlidir. Kıbrıs Adası alındıktan sonra, eyalet haline getirilmiştir. Kıbrıs Eyaleti içinde Tarsus, Alaiye (Alanya) Sis ve İçel sancakları bulunmaktadır. Başka bir deyişle Kıbrıs Adası alındıktan sonra idari olarak Anadolu’ya bağlanmıştır. Sonraki dönemlerde de başka adalar ile birlikte mütalaa edilmiştir. Halbuki Girit hiçbir zaman ne Anadolu ile ne de diğer adalarla birliktelik oluşmuştur. Fethedildiği andan, elden çıktığı ana değin bağımsız bir eyalet olarak örgütlenmiştir. İdari açıdan bu farklılık kilise örgütlenmesinde tersi bir şekilde kendisini göstermiştir. Girit’te var olan Ortodoks kilisesi, bağımsız bir dini otorite değil, Fener Patrikhanesi’ne bağlı bir kilisedir. Girit’teki metropolitlik her zaman Fener Patrikhanesi’nin ve İstanbul’un kontrolü altındadır. Zaten dinsel yapı olarak da Giritlilerin diğer coğrafyalara göre, farklı oldukları söylenebilir. Osmanlı yönetiminin kurulduğu anda çok sayıda Giritlinin Müslümanlığa geçmesi(2) metropolitliğin etkisinin az olduğuna bir başka işarettir. Bu çerçevede Kıbrıs’ta ortaçağlardan beri önemli bir Ortodoks kilisesi vardır. Her ne kadar Venedik döneminde bu kilise etkisizleştirilmeye çalışılmışsa da Osmanlı döneminde tekrar ihya edilmiştir. Osmanlı döneminde sadece dini açıdan değil yönetsel açıdan da güçlü bir Kıbrıs Başpiskoposluğu vardır. Bu başpiskoposluk Osmanlı yönetimince, tarihsel misyonuna uygun olarak Fener Patrikhanesi’nden bağımsız addedilmiştir. Balkanlar’da Sırpların ve Bulgarların milliyetçililik mücadelelerini Fener Patrikhanesi’nden kopma ve bağımsız kilise kurma mücadelesine paralel yürüttükleri düşünülürse, Kıbrıs kilisesinin bu ayrıcalıklı yapısının önemi daha kolay anlaşılır.

Adalardaki nüfus oranları hemen hemen birbirine yakındır. XIX. yüzyıl öncesinde, her iki adada da Rum nüfusun Müslüman nüfustan biraz fazla olduğu görülmektedir. Ne var ki, adalardaki toplumsal yapının oluşum şekli her iki adada çok farklı olmuştur. Osmanlı yönetimi Kıbrıs’ı aldıktan sonra Ada’ya Anadolu’dan çok sayıda Türk göç ettirmiştir. Bu, Ada’da güçlü bir Türk kültürünün doğmasına da yol açmıştır. Hatta bu göç ettirilenler mahallelerde karışık olarak ikamet etmişlerdir.(3) Bu, Kıbrıs Türk halkının Ada’daki varlığını her şeye rağmen bugünlere dek koruyabilmesinde önemli bir faktördür. Nitekim Kıbrıs Türk folkloru incelendiği zaman, Anadolu ile bağlantısı açıkça görülebilmektedir.Girit Adası için bu gelişmeler geçerli olmamaktadır. Girit fethedildikten sonra, Kıbrıs’a olduğu gibi Anadolu’dan büyük çaplı göçürme yapılmamıştır.(4) Girit’teki etnik dönüşüm, yerli ahalide yaşandı. Anadolu’dan giden yönetici ve Bektaşilerin yanı sıra Ada’da birkaç kurum işletildi. Bunlar yerli yeniçerilik, ihtida ve evliliklerdir. Bu üç kurum, Ada’da bir dönem sonra önemli oranda bir Müslüman kitle oluşmasını sağladı.

Girit’teki bu oluşumlar, buraya özgü özellikler ortaya çıkardı. Örneğin Müslümanlar, Rumca konuşuyorlar ve lakapları yarı Türkçe yarı Rumca telaffuz ediliyordu. Hasanaki, Halilaki, Monolaki gibi isimler kaynaklarda sıkça karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla yukarıda anılan Adalılık Girit’te Anadolu’dan pek de unsurlar taşımıyordu. Girit’te, Kıbrıs’ta görüldüğü gibi bir Anadolu kültür öğesine pek rastlanmıyordu. Bunda da en önemli faktör Ada’daki Türkler arasında Türkçe’nin değil, Rumca’nın konuşuluyor olması idi.Girit Adası’nda, Kıbrıs’ta olduğu gibi kültürel ve etnik açıdan Anadolu’ya bağlılık olmamıştır. Dolayısıyla Yunan propagandasının Girit’te toplumsal bir taban bulması çok kolay olmuştur. Hatta Yunan isyanı sırasında Ada’da az sayıda da olsa irtidat (İslam’dan çıkma) olayları yaşanmıştır.(5)Tüm bu gelişmeler göstermektedir ki Girit, yeni kurulan Yunanistan için daha rahat elde edilebilecek bir konumdadır. 1821 Yunan isyanı sırasında, her iki adada da isyanlar çıkmış, Kıbrıs’ta ayaklanmalar bastırıldıktan sonra 1878’e kadar ciddi bir olaya rastlanmazken Girit’te olayların ardı arkası hiç kesilmemiştir. 1831 yılında bütün Osmanlı topraklarında nüfus sayımları yapılmış ancak Girit bu sayımlar arasında yer almamıştır.

Tanzimat düzenlemeleri, Osmanlı topraklarının genelini kapsayacak şekilde planlanmış ve Kıbrıs’ta da uygulanmış olmasına karşın, Girit’te uygulanmamıştır. XIX. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren iki adanın kaderi yine birbirine yaklaşmaya başlamıştır. Yeni kurulan Yunanistan’ın büyüme hedefleri diğer adalar gibi Girit ve Kıbrıs’ı da içine almıştır.

B- Megali İdea hedefleri arasında Teselya, Epir, Adalar, Girit, Batı Trakya’dan başka Kıbrıs ve Batı Anadolu’da yer almaktadır. Teselya, Epir, Adalar, Girit ve Batı Trakya bu sınırlar içine alınabilmiştir. Kıbrıs ve Batı Anadolu, Megali İdea’nın başarısız olduğu yerlerdir. Yunanistan’ın Küçük Asya macerası, bu ülkenin reel politikasından Batı Anadolu’yu çıkarmıştır. Fakat, Kıbrıs için aynı şeyi söylemek pek de mümkün görünmemektedir. Başka bir deyişle Kıbrıs Yunanistan’ın reel politikasından çıkmamıştır. Dolayısıyla Kıbrıs politik olarak, Teselya, Epir, Adalar, Girit ve Batı Trakya politik gelişmelerinin sanki bir devamı imiş gibi görünmektedir. Nitekim, hem Yunan söylemlerinde hem de Türk söylemlerinde, özellikle Adalar, Girit ve Batı Trakya, Kıbrıs için örnek olarak veya ibret olarak hep anılmaktadır. Anılan bu bölgeler, Osmanlı İmparatorluğu’ndan koparılıp,Yunanistan’a katıldıkça Kıbrıs Rum kilisesi ve liderleri de Kıbrıs’ın da aynı yöntemlerle bir gün Yunanistan’a ilhak edileceğini düşündüler.(6) Nitekim 1821 ayaklanmasında idam edilen Başpiskopos Kiprianos’u anma vesilesi ile 7 Temmuz 1963 tarihli Eleftheria gazetesinde şöyle yazıyordu: “Kıbrıs her ne kadar anavatanın kurtuluş mücadelesine katılmışsa da yine sultanların ve daha sonra da İngilizlerin boyunduruğu altında yaşaması mukadder olmuş, anavatan Girit’i, Ege Adaları’nı ve Oniki adaları kurtardığı gibi onu da kurtarmağa muvaffak olamamıştır.”(7)Tersi bir yaklaşımla Türk toplumu da Teselya’yı, Epir’i, Adaları ve Girit’i örnek alıp Kıbrıs’ta da aynı gelişmelerin yaşanmasına engel olma mücadelesi vermiştir. Temel kaygı, enosis gerçekleşirse Kıbrıslı Türklerin yazgısının Girit, Oniki Adalar ve Batı Trakya’daki Türklerle aynı olacağı idi.

Yunanistan’ın Megali İdea coğrafyası içinde iki farklı alan bulunmaktadır. Birinci grupta Adalar, ikinci grupta ana karalar yer alır. Bu açıdan Teselya, Epir ve Batı Trakya ana karalarında uygulanan politika ile Yedi Ada, Oniki Ada, Girit ve Kıbrıs’ta uygulanan lojistik farklılıklar gösterir. Adalar’da Yunan politikaları daha rahat zemin bulabilmekte ve Osmanlı’nın müdahalesi de daha geç olmaktaydı. Dolayısıyla Adalar, Kıbrıslı Rumlar için önemle izleniyordu. Örneğin; 1914 yılında Yedi Ada’nın Yunanistan’a ilhakının ellinci yıl dönümü törenlerinde Kıbrıslı Rumlar Yunanistan kralına kutlama telgrafı çekerek en kısa zamanda kendilerinin de Yunanistan’a katılmak istediklerini bildirmişlerdir.(8) Rum cemaat bununla da yetinmemiş, Yedi Ada’nın Yunanistan’a katılışının ellinci yılı törenleri için Korfu’da düzenlenen resmi şenliklere Kıbrıslı Rumlar adına Yasama Meclisi üyesi Avukat Paskal Efendi’yi göndermiştir.(9)

Girit’te de, Kıbrıs’ta da Enosisçilerin tek bir idealleri vardı, o da Büyük Yunanistan’ın kurulmasıydı. Her iki adada da başlatılan Enosis kampanyasının ardında Yunan ve Rum Ortodoks kilisesi ve Atina’da öğrenim görmüş avukat, doktor, öğretmenler vardı. Bu kitleler her iki Ada’da da aynı yöntemi uygulamaya çalışıyorlardı. Dikkati çeken önemli bir nokta da Girit’in ileride Yunanistan’ın iç ve dış politikalarına yön verecek Venizelos, Miçotakis gibi isimler yetiştirmiş olmasıdır. Bu isimler Girit’te yaşadıkları deneyimlerle Yunanistan’ın siyasasına şekil vermişlerdir. Ancak Yunanistan’ın politik yaşamında Kıbrıs’tan aynı etkiyi izlemek mümkün değil.

Her iki adada da gerilimin sürekli diri tutulması, tedhiş, Türklerin kaçırılması ve Yunanistan ile birlikte uluslararası propaganda hep benzer çizgilerde gelişti. Nitekim bu yöntemlerin Girit’te kendilerince başarılı olduğu da görüldü. Bunun için özellikle Girit isyanları Kıbrıslı Rumlar için çok önemli kabul edilmiş ve yakından izlenmiştir. Girit’te Enosis adına başarı olarak kabul edilen yöntemlerin Kıbrıs’ta da uygulanmasının koşulları araştırılmıştır.Aynı coğrafya ve yayılma hedefinde olan Girit ve Kıbrıs adalarının toplumsal yapısında kurumlarında da ciddi benzerlikler vardır. Örneğin; Rum nüfusun çoğunluğu, oranları ne olursa olsun her iki adadaki genel meclislerde 1/3 oranı ile ifade edilmiştir. Bu oransal benzerlikten daha önemlisi Girit Meclisi’nde alınan Enosis kararları aynen Kıbrıs Meclisi’nin de gündemine girmiştir. Kıbrıs Rum cemaati, Girit’teki gelişmeleri oldukça dikkatli bir şekilde izliyordu. Bu çerçevede Girit ayaklanmacıları için yardım hatta gönüllü dahi gönderiyorlardı.(10)Girit için dönüm noktası olan muhtariyet, Kıbrıs için de yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Zira Girit’teki politikalar Yunanistan için başarılı idi, Kıbrıs’ta da uygulanabilirdi. Enosisçiler, Girit’e Yunanistan’la birleşmiş gözüyle bakmaya başlamışlardı. Bu çerçevede 1898 yılından itibaren Kıbrıs’ta da Enosis faaliyetleri hızlandı. Bu yıl George Phrankoudes adlı biri #Yurtsever Kıbrıs Birliği1 adı altında bir enosis örgütü kurdu. Aynı dönemde Girit’in Avrupa devletleri tarafından Osmanlı egemenliği altında muhtariyet idareye sahip olması ve muhtariyetin uygulanmasının Yunan Kralı’nın oğlu Prens Georges’e verilmesi, Kıbrıs’taki Rumlar arasında coşkuyla karşılandı. Patris gazetesinde Girit’in Yunanistan’a verilmesinden sonra Kıbrıs’ın da aynı prensin yönetimine verilmesini isteyen yazılar yayınlanıyordu. 1902 yılında adı anılan bu kulübün organizasyonunda Girit ve Yunanistan’dan gelen bazı kişiler Rum halkı silahlandırma çalışmasına başlamışlardı. Buradaki amaç, Girit’tekine benzer bir organizasyon gerçekleştirmektir.Girit’te Rum çetecilerin, Müslüman Türk halkına karşı giriştiği tedhiş hareketleri Kıbrıslı Enosisçiler için de uygulanabilir bir politika olmuştur. Nitekim Girit’te yaşanan kıyımlar Kıbrıslı Türkler ve Rumlar tarafından farklı amaçlarla dikkatlice izleniyordu. Yunanistan tarafından hem Girit’e hem de Kıbrıs’a gönderilen silahlar ve provokatör ajanlar her iki adada da Müslüman halka terör yaşatıyorlardı. Buna paralel Rum basını Ermeni olaylarını da anarak Girit’te Rumların Türkler tarafından katledildiklerine dair haberler yayıyorlardı. Batılı devletlerin Girit’i Osmanlı Devleti’nin yönetiminden koparmakla yetinmeyip burada Rumların Müslüman Türk azınlığa karşı giriştiği katliama da seyirci kaldıklarını gören Kıbrıslı Türkler’in tedirginlikleri daha da artıyordu. Osmanlı Hükümeti de hukuksal olarak egemenliği altında olduğu halde Büyük Devletlerin baskısı ve politikaları nedeniyle katliama karşı uluslararası platformlarda protesto etmekten başka bir şey yapamıyordu.Tedhiş olayları Büyük Devletlerin müdahalesini kolaylaştırması açısından da önemliydi. Hem uluslararası politika açısından hem de cemaatlerin iç talepleri açısından uluslararası müdahale meşrulaşmış oluyordu. Tedhiş olaylarının bir diğer önemli sonucu da Girit’te de, Kıbrıs’ta da tedhişten yılan Müslümanlar, mallarını terk edip göçe başlıyorlar veya göçe zorlanıyorlardı. Öncelikle köylerden kasaba ve kentlere ardından da her iki adadan da Anadolu’ya göç yaşanmıştır. Bu göç Enosis taraftarlarını memnun ediyordu. Zira Türkler ne kadar azalırsa, Girit’in ve Kıbrıs’ın Yunanistan ile birleşme istekleri o kadar haklı görülebilirdi. Osmanlılar, Girit’ten Anadolu’ya yaşanan göçleri engellemek için çaba gösterdi. Bu çaba Giritlilere Osmanlılık bilinci kazandırmak ve bu bilinç etrafında Ada’da var olma mücadelesi aşılamaktı.(11) Ancak bu çaba da Büyük Devletlerce hazırlanan senaryonun uygulanmasını engelleyemedi. Özellikle Girit’ten Osmanlı askerlerinin de çıkarılmasıyla yaşanan baskılar ve katliamlar karşısında Müslüman nüfusun kaçışı devam etti. Bir süre sonra da Ada’daki Müslüman nüfus oldukça azaldı. Keza Kıbrıs’tan da göçler yaşandıysa da yeni zamanlarda bu tehlike anlaşıldığından Müslüman nüfus her şeye rağmen Kıbrıs’ta kalmanın yollarını aradı, kalmak için direndi. Girit Adası’nda Müslüman halkın güvenliğinden sorumlu olan İngiltere, Avusturya, Fransa ve Rusya, Yunanlıların ilhak faaliyetlerine gözlerini kapatmışlardır. Girit’te tansiyonun yükselmesine paralel Kıbrıs’ın Girit’e ilgisi de değişiyordu. 1912 yılında Girit’tekine benzer hareketlerin Kıbrıs’ta da yaşandığı gözlenmektedir. Kıbrıs Yasama Meclisi’ndeki Rum milletvekilleri tıpkı Girit’te olduğu gibi İngiliz yönetiminden daha fazla yetki ve ayrıcalık verilmesini talep etmeye başladılar.(12) Balkan Savaşı sırasında Kıbrıs’ta yaşanan Türklere karşı terör hareketlerini, Türk halkı Girit katliamının bir benzeri olarak nitelendirilmişti.Sonunda 1913 yılında Yunanlılar, Girit’i ilhak ettiler. #Bundan sonra Rumlar, tüm dünyanın kendilerine saygı borçlu olduğu, seçilmiş insanlar olduklarına inandılar.1(13) Bu saygıya bedel olarak da Girit gibi Kıbrıs’ın da kendilerine verilmesini istediler. Zira Venizelos, tıpkı Girit gibi Kıbrıs üzerinde de Yunanistan’ın doğal hakları olduğuna inanmıştı. Fakat hesaba katmadıkları konu İngiltere’nin birtakım stratejik nedenlerden dolayı Ada’ya ihtiyacı vardı. Nitekim başka sebeplerin de yanı sıra, benzeri bir oldu bitti (Kıbrıs’ın da Girit gibi Yunanistan’a ilhakı) ile

karşı karşıya kalmak istemeyen İngiltere Kasım 1914’te Kıbrıs’ı ilhak etti. Bu duruma Rumların oldukça sevindikleri görülür. Çünkü onlar Yunan dostu olan, Adalar’ı ve Girit’i Yunanistan’a kazandıran İngilizler’in eninde sonunda Kıbrıs’ı da Yunanistan’a vereceğine inanıyorlardı. Üstelik Kıbrıs konusunda artık Osmanlı devleti de olayın resmen tarafı olmaktan çıkmıştı.

C- Son evrede, Birinci Dünya Savaşı’nın arifesinde Girit, Yunanistan’a katılmıştı, fakat çeşitli sebeplerden dolayı Kıbrıs’ta Enosis geçekleşmemişti. Kıbrıs’ta Enosis faaliyetleri 1931 isyanı ile tekrar gündeme geldiyse de İkinci Dünya Savaşı içinde her hangi bir faaliyet olamamış, savaştan sonra ise her şey kaldığı yerden tekrar başlamıştır. Ne var ki, artık bütün şartlar ve dengeler değişmiştir.Değişen şartların ilki Girit artık tamamen bir Yunan toprağıdır. Bu Enosisçiler için bir başarıdır. Girit’teki politikaların Kıbrıs’a uygulanması mümkündür. Bu çerçevede Girit ve Kıbrıs’ta XIX. yüzyılda görülen tedhiş, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Kıbrıs’ta planlı bir imha hareketine dönüşür. 1955-1959 EOKA tedhişi, 1963-1974 yıllarında Türk toplumunu imha hareketleri ve Akritas Planı hep Girit’teki uygulamaların adeta birer tekrarıdır. Tedhişin çarpıtılarak propaganda haline getirilmesinde de aynı yöntem izlenmektedir. Örneğin Girit’te, Rumlar işledikleri cinayetlerin ve Ada’daki karışıklıkların nedeni olarak Osmanlı ordusunun Girit’te bulunmasının, Girit Rumlarını tahrik etmesine bağlayarak, Türk askeri adadan çekildiği takdirde adanın huzura kavuşacağını öne sürmekteydiler. Tıpkı Kıbrıs’taki Türkleri yok olmaktan kurtaran Türk ordusunun geri çekilmesini çeşitli anlaşmalarda ön koşul olarak ileri sürdükleri gibi.(14)1960’da bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti’nin oluşumunu Rumlar, Girit’teki özerk yönetim dönemini örnek alarak enosisin bir aşaması olarak görmüşlerdir. Girit özerk bir statüye kavuştuğunda ayrı bir bayrağı, pulu, parası ve polisi vardı. 1960 yılında da Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de ayrı bir bayrağı, pulu, parası ve polisi vardı. Türklerle Rumların ortak bir meclisi ve hükümeti vardı. Fakat Rumlara göre bunların hepsi Girit’te olduğu gibi enosise geçmek için bir adımdı. Zira bu politikalar Girit’te başarılı olmuştu. Unutmamak gerekir ki bu cumhuriyetin cumhurbaşkanı olan Makarios, Girit’teki Yunan başarısını her zaman örnek almıştı.Girit için II. Meşrutiyet döneminde büyük mitingler yapıldı. #Girit bizim canımız, feda olsun kanımız1 diyerek sloganlar atıldı. Keza 1950’li yılların sonlarında da büyük mitingler düzenlenip #Kıbrıs Türktür, Türk kalacaktır sloganları atıldı. Bunlar Anadolu-Türk kamuoyunun benzer duyarlılıklarını gösterse de arada farklılıklar vardır. Hasan Ali Yücel’in deyimiyle #Girit bizim canımız, feda olsun kanımız1 derken düşünülen daha çok fetihti, topraktı. Kıbrıs için ne fetih hakkı, ne toprak düşünülüyordu.(15) Kıbrıs’ta düşünülen oradaki Türk toplumunun barış ve huzur içinde yaşamlarının sağlanmasıydı.

Yukarıdaki yaklaşımlar çok önemli farklılıkları da içine alıyordu. Girit olayları I. Dünya Savaşı öncesinde yoğunlaştı. Ada’daki Müslüman unsurun savunucusu Osmanlı İmparatorluğu idi. Osmanlı İmparatorluğu ise artık uluslar arası politikanın #hasta adamı1 idi. Dolayısıyla #hasta adamın1 Girit için, önceden uluslararası platformda belirlenen sürecin önüne geçmede yapabileceği fazla bir şey yoktu. Kıbrıs Adası I. Dünya Savaşı’ndan önce fiili olarak İngiliz egemenliğinde olduğu için, Rum toplumunun rahat hareket kabiliyeti ancak II. Dünya Savaşı’ndan sonra olabilmiştir. Bu dönemde de Kıbrıs Türkleri’nin hakkını savunmak, Girit’te olduğu gibi siyasi ve ekonomik anlamda yarı sömürge olan #hasta adama1 değil, genç ve güçlü Türkiye Cumhuriyeti’ne kalmıştır. Dolayısıyla gerek uluslararası politik görüşmelerde gerekse fiili durumlarda Türkiye, Kıbrıs Türk toplumunun çıkarlarını her şekilde savunmuş ve korumuştur.

Osmanlı İmparatorluğu’nun Girit için yapamadığı bir şey daha yapılmış, Kıbrıs konusunda farklı dönemlerde Kıbrıs Türk toplumu ile birlikte politikalar üretilmiştir. Bu önceleri Cumhuriyet’te birlikte yaşama ve garantörlük, sonraları taksim, daha sonra Federe Devlet ve son olarak da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti politikaları olmuştur. Tüm bu oluşumlar uluslararası politika meydanlarında Türkiye Cumhuriyeti ve Kıbrıs Türk Toplumu/Yönetimi ile birlikte savunulmuştur.

Girit ve Kıbrıs sorunlarının uluslararası tartışmalardaki bir başka farklılığı da XX. yüzyılda tüm dünyada sivil inisiyatiflerin etkinliklerinin ve kabul edilebilirliklerinin artmasıdır. Bu oluşum, Kıbrıs’taki Türk toplumu açısından kimi zaman olumlu bir gelişme, kimi zaman da Rumların tersi propagandaları ile olumsuz gelişmeler doğurdu. Örneğin Birleşmiş Milletler ilkeleri Kıbrıs için bir garanti teşkil ederken, Girit için böyle bir şey söz konusu olmadı. Tersine 1897 başında Girit’te fiilen yönetimi ele alan Büyük Devletler, daima Osmanlı’nın #hakk-ı hakimiyeti’ni vurgularken Yunanistan’ın Enosis faaliyetlerine seyirci kaldılar. Konuyu Avrupa hükümetleri ve politikaları açısından değerlendirirken Avrupa devletlerinin XIX. yüzyıl sonunda Osmanlı İmparatorluğu’na bakış açılarını da göz önüne almak gerekir. Çünkü XIX. yüzyıl sonunda Avrupa, Balkanlar’da “ #Hasta adam” olarak tabir ettiği Osmanlı’nın varlığını sürdürmesini sağlamak yerine, söz konusu bölgede Rusya’ya karşı piyon olarak kullanabilecekleri bağımlı bir Yunanistan’ı güçlendirmek konusunda hemfikir görünüyordu.

Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs konusunda müdahil olmasının yanı sıra, XIX. yüzyılda henüz bir güç olmayan Amerika Birleşik Devletleri de Kıbrıs sorununda etkin olmaya ve varlık göstermeye başlamıştır. XIX. yüzyılda Girit bir Avrupa sorunu olduğu halde, XX. yüzyılda Kıbrıs, bir dünya sorunu olmuştur. Ne var ki Kıbrıs’ta, Girit’te hiçbir zaman var olmayan, kendi toprakları üzerinde egemen, çağdaş, bağımsız ve demokratik Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adında bir Türk Yönetimi ve Kıbrıs Türk toplumu vardır. Artık Kıbrıs’ta tartışılan bir cemaatin, bir topluluğun hayatiyeti değil, kendi devletine ve egemenlik hakkına sahip bir toplumun kabulüdür.

 D- Sonuç: Osmanlı İmparatorluğu Girit’te sadece kağıt üzerinde #hakk-ı hakimiyet ibaresinin kullanılması adına masa başında birçok tavizler vermiştir. Hatta Girit için girişmeyi göze aldığı 1897 savaşından galip çıktığı halde, barış masasında Ada’da uluslararası yönetimin temsilcisi sıfatıyla Yunan Prensinin hakimiyetine izin vererek kendi egemenlik haklarını bir anlamda kendi eliyle ipotek altına koymuştur. Genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti, uluslararası anlaşmalarla garantörlük yetkisini aldığı ve uluslararası platformlarda Kıbrıs Türk halkının egemenlik haklarını daima savunduğu Kıbrıs’ı hiçbir pazarlığın ya da tavizin konusu yapmamıştır. Hatta 1974 Kıbrıs Barış Harekatında mali yükümlülüğü ve ambargoları dahi göze aldığı halde, asla Ada’da yaşayan Türk halkının güvenliğini ve egemenlik hakkını taviz ve pazarlık konusu etmemiştir. Ancak Avrupa devletleri için asıl sorun, bölünmüş bir Kıbrıs’ın bu haliyle AB’ye üye edilmesi sorunudur. Buna pek de sıcak bakmayan AB ülkeleri, Kıbrıs konusunu Türkiye’nin AB’ye üyeliği sürecinde pazarlık konusu haline getirmeye çalışmaktadırlar. Çünkü, tek başına GKRY’nin AB’ye kabulü Avrupa Devletleri için önceden kabul edilmiş olan Garanti ve İttifak anlaşmalarını uluslararası zeminde hükümsüz kılacak ve ciddi uluslararası hukuksal sorunlar doğmasına yol açacaktır.

 

         DİPNOTLAR

*        Mersin Üniversitesi Tarih Bölümü.

*        Yazarın bu konuda A. Nükhet Adıyeke ve Nuri Adıyeke; Kıbrıs Sorunu’nun Anlaşılmasında Tarihsel Bir Örnek Olarak Girit’in Yunanistan’a Katılması, YÖK Stratejik Araştırma ve Etüdler Milli Komitesi, Ankara 2002 adlı eseri mevcuttur.

1.       Cemal Tukin; #Osmanlı İmparatorluğu’nda Girit İsyanları-1821 Yılına Kadar Girit1, Belleten, IX/34; 1945, s.175.

2.       Bu konuda çok yeni bir araştırma için bkz. Nükhet Adıyeke #XVII. Yüzyıl Girit (Resmo) Şeriye Sicillerine Göre İhtida Hareketleri ve Girit’te Etnik Dönüşüm1 14. Türk Tarih Kongresi, Ankara, Eylül 2002.

3.       Nuri Çevikel; #Kıbrıs Eyaletinde Müslim-Gayrı Müslim İlişkileri1, Osmanlı, C.IV, Yeni Türkiye Yay., 1999, s.279.

4.       Molly Greene; A Shared World (Chiristians and Muslims in the Early Modern Mediterranean), Princeton New Jersey 2000, s.79.

5.       A. Nükhet Adıyeke / Nuri Adıyeke; #Yunan İsyanı Sırasında Girit’te İrtidad Olayları1, Kebikeç, (İnsan Bilimleri için Kaynak Araştırmaları Dergisi), sayı: 10, 2000, ss.107-113.

6.       Ahmet C. Gazioğlu; Enosis Çemberinde Türkler, CYREP, Lefkoşe 2000, s.88.

7.       Yeni Kıbrıs, (Ağustos-Eylül), 1988) s.19.

8.       BOA., BEO., A. MTZ. KB, 1/104.

9.       BOA., BEO., A. MTZ. KB, 3/107.

10.     BOA., BEO., A. MTZ. KB, 2/29.

11.     Bu konuda geniş bilgi için bakınız: A. Nükhet Adıyeke; #Yunan Milliyetçiliğinin Gelişme Döneminde Girit’te Oluşan Türk Milliyetçiliği1, Mersin Üniversitesi I. Ulusal Tarih Kongresi - Tarih ve Milliyetçilik, Mersin 1999, ss.369-379.

12.     Nuri Köstüklü; #Balkan HarbiSırasında Kıbrıs Türkleri ve Yapılan Baskılar ve Kıbrıs Mevlevihanesinin Faaliyetleri1, Journal for Cypriot Studies, Vol.2, Issue.4, 1996, s.349.

13.     Oberling; age., s.14.

14.     Derviş Manizade; #Kıbrıs, Girit ve Çiğnenen Türk Hakları1, 65 Yıl Boyunca Kıbrıs (Yazdıklarım-Söylediklerim), İstanbul 1993, s.288.

15.              Hasan Ali Yücel; #Kıbrıs Mektupları 10 Şubat 19571, Yeni Kıbrıs Ekim 1985, s.20. www.stradigma.comaylık strateji ve analiz e-dergisi.


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |