|
KIBRIS, GİRİT OLABİLİR Mİ?
DOÇ. DR. A. NÜKHET ADIYEKE*
Son yıllarda, Türkiye ile Yunanistan arasında
yaşanan önemli sorunlardan birisi de Kıbrıs’ın
statüsüdür. Kıbrıs ile ilgili konuların her
tartışılmasında, aşamalara dikkat çekilmesinde
de yine her zaman Girit örneği kullanılır. Bu
iki adanın kaderinin benzeşmesinden ya da
coğrafi olarak aynı bölgede yer almalarından
ziyade her ikisi üzerinde de oynanan
uluslararası politik oyunların ve #Megali
İdea’nın hedefleri içinde yer almalarının bir
sonucudur. Zira 1830’da kurulan Yunanistan’ın
Megali İdea politikasının ilk hedeflerinden biri
Girit idi. Akdeniz içindeki adaların ve bunun
tamamlayıcısı olan Kıbrıs Adası’nın da bu
hedefin bir parçası olduğu anlaşılıyor. Girit ve
Kıbrıs Doğu Akdeniz’in tarihsel süreçte kilit
özelliği gösteren iki adasıdır. En eski
dönemlerden beri her iki adanın kaderi biri
birine benzetilmiştir. Girit’te oluşan ve Antik
Anadolu uygarlıkları ile önemli kültürel
alışverişlerde bulunan Girit medeniyetinin
dışında, her iki ada da tarih boyunca
varlıklarını başka devletlere bağlı olarak
sürdürmüştür. Dolayısıyla adalar üzerindeki
egemenlik kurma mücadeleleri genellikle birlikte
yürümüştür. Adalardan birisine sahip olan güç,
hemen diğerine yönelmiştir. Ancak adaların
kaderlerinin birbirine benzemesi, onların aynı
tarihsel geçmişe sahip oldukları anlamına
gelmez. Zira tarihte ne aynılık vardır ne de
tekrar söz konusudur. Kıbrıs sorunu, XIX. yüzyıl
başlarından, XXI. yüzyıla ulaşan kesintisiz bir
sorundur. Girit sorunu ise, Türkiye için XIX.
yüzyılda başlamış ve XX. yüzyılın ilk çeyreğinde
bitmiştir. Dolayısıyla geniş perspektifte
benzerlikleri incelerken anakronizme kapılmadan
süreçleri kendi koşulları içinde değerlendirmek
gerekir. Zira XX. yüzyıl olaylarını ve
gelişmelerini, XIX. yüzyıldaki bir olayla aynı
koşullar içinde görmek bizi yanlış sonuçlara
götürür.
Türk tarihi açısından iki adanın bir başka
karşılaştırılabilirliği ise, Megali İdea
hedefleri içindeki önemleri göz önüne alınarak
mümkün olabilir.
A-Tarihsel Süreç İçinde Girit ve Kıbrıs Her iki
ada stratejik bütünün bir parçası gibidir.
Dolayısıyla adalardan birisini elde eden güç,
gözünü hemen diğerine çevirmektedir. 648 yılında
Kıbrıs Adası’nı ele geçiren Araplar, Girit’e
yönelmişler ve 826 yılında Girit’i almışlardır.
Ardından 760 yılında Kıbrıs’ı geri alan
Bizanslılar, 960 yılında Girit’i almışlardır.
1192 yılında Kıbrıs’ı ele geçiren Venedikliler,
1204 yılında da Girit’i elde etmişlerdir. Son
olarak 1571 yılında Kıbrıs Osmanlılar tarafından
alınmış, 1669 yılında da Girit’in fethi
tamamlanmıştır. Görüldüğü gibi Doğu Akdeniz
egemenliğinde ilk alınan ada hep Kıbrıs
olmuştur. Girit’in bütün el değiştirmeleri çok
kanlı savaşlarla olmuştur. Bunun en önemli
nedeni Girit’in coğrafi konumu ve Giritlilerin
farklı yapısında saklıdır. Adalılık sendromu
Girit’te çok yoğun bir şekilde kendisini
hissettirmiştir.Tarihsel süreçte Kıbrıs
Adası’nda ciddi başkaldırılar görülmezken, Girit
adasında Venedik yönetimi zamanında
Venediklilere karşı, Osmanlı döneminde
Osmanlılara karşı ayaklanmalar hiç eksik
olmamıştır. Kıbrıs’ta böylesine süreklilik
gösteren ayaklanmalara rastlanmaz. Ortaçağlar
içinde korsanların sığınağı olan her iki adanın
yerli halkı da Ortodoks’tur. Ne var ki Latin
Venedik egemenliği dönemi adalar halkı için bir
dinsel baskı dönemi olmuştur. Katolik öğretisi
adalarda egemenlik kurmuş, Ortodoks kilisesi
baskı altına alınmıştır. Bu adalar, Venedik için
ekonomik olarak da tam bir #sağman inek -une
ferme d’exploitation-1 olmuştur.(1) Bu yüzdendir
ki, her iki ada Osmanlılar tarafından
alındığında yerli halk tepki göstermedi. Tam
tersi her iki adada da Osmanlı egemenliği
Ortodoksluk için yeniden doğuş oldu.Osmanlı
yönetimi, Kıbrıs’ta 1571’de Girit’te de 1645’de
başladı. Her iki adada da Katolik baskısı sona
erdi. Daha önemlisi yine her iki adada yerli
halka toprak üzerinde mülkiyet hakkı tanındı. Bu
özellik Osmanlı genel sistemi içinde pek yaygın
değildir. Yine her iki ada halkı millet sistemi
içinde Venedik dönemine göre çok daha özgür bir
hayat alanına kavuştular. Hatta iki adada da
Müslümanlarla ilişkilere girdikleri, ticaret
yaptıkları görülmektedir. Ne var ki, her iki ada
arasında Osmanlı yönetimi açısından çok bariz
farklılıklar da vardır. Bu farklılıklar,
Girit’in Osmanlıların elinden hemen
çıkıvermesinin de etmenlerinden birisidir.
Girit’in fethi, Osmanlılar için yirmi beş yıl
süren zorluklar mücadelesi oldu. Osmanlı
fetihlerinin hemen hemen durduğu bir zamanda ele
geçirilmiş olması, Girit’in fethine farklı bir
destanlaştırma sağladı. Kıbrıs için böyle bir
yaklaşım söz konusu değildir. Kıbrıs Adası,
Osmanlı’nın büyümekte olduğu bir dönemde alındı.
Bunun çok önemli bir sonucu olarak da Osmanlı
idaresi, Kıbrıs’ta klasik kurumlarını çok rahat
uygulamıştır. Dolayısıyla Kıbrıs, Osmanlının
diğer coğrafyalarından farklı olmayan bir tarzda
yapılandırılmıştır. Fakat Girit, Osmanlı
yönetiminin klasik kurumlarının değişmeye
başladığı, toplumsal yapıda çok ciddi sorunların
kendisini hissettirdiği, ekonomik sorunların
yaşandığı bir dönemde fethedilmiştir. Bu nedenle
Girit’te Osmanlı yönetimi gevşek veya oldukça
farklı bir şekilde örgütlenmiştir. Girit ele
geçirildiği andan itibaren ayrıcalıklı bir
yapıya sahip olmuştur. Bir başka deyişle Girit
Osmanlı için #farklı olmuştur. İki ada açısından
bu farkların tespiti önemlidir. Kıbrıs Adası
alındıktan sonra, eyalet haline getirilmiştir.
Kıbrıs Eyaleti içinde Tarsus, Alaiye (Alanya)
Sis ve İçel sancakları bulunmaktadır. Başka bir
deyişle Kıbrıs Adası alındıktan sonra idari
olarak Anadolu’ya bağlanmıştır. Sonraki
dönemlerde de başka adalar ile birlikte mütalaa
edilmiştir. Halbuki Girit hiçbir zaman ne
Anadolu ile ne de diğer adalarla birliktelik
oluşmuştur. Fethedildiği andan, elden çıktığı
ana değin bağımsız bir eyalet olarak
örgütlenmiştir. İdari açıdan bu farklılık kilise
örgütlenmesinde tersi bir şekilde kendisini
göstermiştir. Girit’te var olan Ortodoks
kilisesi, bağımsız bir dini otorite değil, Fener
Patrikhanesi’ne bağlı bir kilisedir. Girit’teki
metropolitlik her zaman Fener Patrikhanesi’nin
ve İstanbul’un kontrolü altındadır. Zaten dinsel
yapı olarak da Giritlilerin diğer coğrafyalara
göre, farklı oldukları söylenebilir. Osmanlı
yönetiminin kurulduğu anda çok sayıda Giritlinin
Müslümanlığa geçmesi(2) metropolitliğin
etkisinin az olduğuna bir başka işarettir. Bu
çerçevede Kıbrıs’ta ortaçağlardan beri önemli
bir Ortodoks kilisesi vardır. Her ne kadar
Venedik döneminde bu kilise etkisizleştirilmeye
çalışılmışsa da Osmanlı döneminde tekrar ihya
edilmiştir. Osmanlı döneminde sadece dini açıdan
değil yönetsel açıdan da güçlü bir Kıbrıs
Başpiskoposluğu vardır. Bu başpiskoposluk
Osmanlı yönetimince, tarihsel misyonuna uygun
olarak Fener Patrikhanesi’nden bağımsız
addedilmiştir. Balkanlar’da Sırpların ve
Bulgarların milliyetçililik mücadelelerini Fener
Patrikhanesi’nden kopma ve bağımsız kilise kurma
mücadelesine paralel yürüttükleri düşünülürse,
Kıbrıs kilisesinin bu ayrıcalıklı yapısının
önemi daha kolay anlaşılır.
Adalardaki nüfus oranları hemen hemen birbirine
yakındır. XIX. yüzyıl öncesinde, her iki adada
da Rum nüfusun Müslüman nüfustan biraz fazla
olduğu görülmektedir. Ne var ki, adalardaki
toplumsal yapının oluşum şekli her iki adada çok
farklı olmuştur. Osmanlı yönetimi Kıbrıs’ı
aldıktan sonra Ada’ya Anadolu’dan çok sayıda
Türk göç ettirmiştir. Bu, Ada’da güçlü bir Türk
kültürünün doğmasına da yol açmıştır. Hatta bu
göç ettirilenler mahallelerde karışık olarak
ikamet etmişlerdir.(3) Bu, Kıbrıs Türk halkının
Ada’daki varlığını her şeye rağmen bugünlere dek
koruyabilmesinde önemli bir faktördür. Nitekim
Kıbrıs Türk folkloru incelendiği zaman, Anadolu
ile bağlantısı açıkça görülebilmektedir.Girit
Adası için bu gelişmeler geçerli olmamaktadır.
Girit fethedildikten sonra, Kıbrıs’a olduğu gibi
Anadolu’dan büyük çaplı göçürme
yapılmamıştır.(4) Girit’teki etnik dönüşüm,
yerli ahalide yaşandı. Anadolu’dan giden
yönetici ve Bektaşilerin yanı sıra Ada’da birkaç
kurum işletildi. Bunlar yerli yeniçerilik,
ihtida ve evliliklerdir. Bu üç kurum, Ada’da bir
dönem sonra önemli oranda bir Müslüman kitle
oluşmasını sağladı.
Girit’teki bu oluşumlar, buraya özgü özellikler
ortaya çıkardı. Örneğin Müslümanlar, Rumca
konuşuyorlar ve lakapları yarı Türkçe yarı Rumca
telaffuz ediliyordu. Hasanaki, Halilaki,
Monolaki gibi isimler kaynaklarda sıkça
karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla yukarıda
anılan Adalılık Girit’te Anadolu’dan pek de
unsurlar taşımıyordu. Girit’te, Kıbrıs’ta
görüldüğü gibi bir Anadolu kültür öğesine pek
rastlanmıyordu. Bunda da en önemli faktör
Ada’daki Türkler arasında Türkçe’nin değil,
Rumca’nın konuşuluyor olması idi.Girit
Adası’nda, Kıbrıs’ta olduğu gibi kültürel ve
etnik açıdan Anadolu’ya bağlılık olmamıştır.
Dolayısıyla Yunan propagandasının Girit’te
toplumsal bir taban bulması çok kolay olmuştur.
Hatta Yunan isyanı sırasında Ada’da az sayıda da
olsa irtidat (İslam’dan çıkma) olayları
yaşanmıştır.(5)Tüm bu gelişmeler göstermektedir
ki Girit, yeni kurulan Yunanistan için daha
rahat elde edilebilecek bir konumdadır. 1821
Yunan isyanı sırasında, her iki adada da
isyanlar çıkmış, Kıbrıs’ta ayaklanmalar
bastırıldıktan sonra 1878’e kadar ciddi bir
olaya rastlanmazken Girit’te olayların ardı
arkası hiç kesilmemiştir. 1831 yılında bütün
Osmanlı topraklarında nüfus sayımları yapılmış
ancak Girit bu sayımlar arasında yer almamıştır.
Tanzimat düzenlemeleri, Osmanlı topraklarının
genelini kapsayacak şekilde planlanmış ve
Kıbrıs’ta da uygulanmış olmasına karşın,
Girit’te uygulanmamıştır. XIX. Yüzyılın ikinci
yarısından itibaren iki adanın kaderi yine
birbirine yaklaşmaya başlamıştır. Yeni kurulan
Yunanistan’ın büyüme hedefleri diğer adalar gibi
Girit ve Kıbrıs’ı da içine almıştır.
B- Megali İdea hedefleri arasında Teselya, Epir,
Adalar, Girit, Batı Trakya’dan başka Kıbrıs ve
Batı Anadolu’da yer almaktadır. Teselya, Epir,
Adalar, Girit ve Batı Trakya bu sınırlar içine
alınabilmiştir. Kıbrıs ve Batı Anadolu, Megali
İdea’nın başarısız olduğu yerlerdir.
Yunanistan’ın Küçük Asya macerası, bu ülkenin
reel politikasından Batı Anadolu’yu çıkarmıştır.
Fakat, Kıbrıs için aynı şeyi söylemek pek de
mümkün görünmemektedir. Başka bir deyişle Kıbrıs
Yunanistan’ın reel politikasından çıkmamıştır.
Dolayısıyla Kıbrıs politik olarak, Teselya, Epir,
Adalar, Girit ve Batı Trakya politik
gelişmelerinin sanki bir devamı imiş gibi
görünmektedir. Nitekim, hem Yunan söylemlerinde
hem de Türk söylemlerinde, özellikle Adalar,
Girit ve Batı Trakya, Kıbrıs için örnek olarak
veya ibret olarak hep anılmaktadır. Anılan bu
bölgeler, Osmanlı İmparatorluğu’ndan
koparılıp,Yunanistan’a katıldıkça Kıbrıs Rum
kilisesi ve liderleri de Kıbrıs’ın da aynı
yöntemlerle bir gün Yunanistan’a ilhak
edileceğini düşündüler.(6) Nitekim 1821
ayaklanmasında idam edilen Başpiskopos
Kiprianos’u anma vesilesi ile 7 Temmuz 1963
tarihli Eleftheria gazetesinde şöyle yazıyordu:
“Kıbrıs her ne kadar anavatanın kurtuluş
mücadelesine katılmışsa da yine sultanların ve
daha sonra da İngilizlerin boyunduruğu altında
yaşaması mukadder olmuş, anavatan Girit’i, Ege
Adaları’nı ve Oniki adaları kurtardığı gibi onu
da kurtarmağa muvaffak olamamıştır.”(7)Tersi bir
yaklaşımla Türk toplumu da Teselya’yı, Epir’i,
Adaları ve Girit’i örnek alıp Kıbrıs’ta da aynı
gelişmelerin yaşanmasına engel olma mücadelesi
vermiştir. Temel kaygı, enosis gerçekleşirse
Kıbrıslı Türklerin yazgısının Girit, Oniki
Adalar ve Batı Trakya’daki Türklerle aynı
olacağı idi.
Yunanistan’ın Megali İdea coğrafyası içinde iki
farklı alan bulunmaktadır. Birinci grupta
Adalar, ikinci grupta ana karalar yer alır. Bu
açıdan Teselya, Epir ve Batı Trakya ana
karalarında uygulanan politika ile Yedi Ada,
Oniki Ada, Girit ve Kıbrıs’ta uygulanan lojistik
farklılıklar gösterir. Adalar’da Yunan
politikaları daha rahat zemin bulabilmekte ve
Osmanlı’nın müdahalesi de daha geç olmaktaydı.
Dolayısıyla Adalar, Kıbrıslı Rumlar için önemle
izleniyordu. Örneğin; 1914 yılında Yedi Ada’nın
Yunanistan’a ilhakının ellinci yıl dönümü
törenlerinde Kıbrıslı Rumlar Yunanistan kralına
kutlama telgrafı çekerek en kısa zamanda
kendilerinin de Yunanistan’a katılmak
istediklerini bildirmişlerdir.(8) Rum cemaat
bununla da yetinmemiş, Yedi Ada’nın Yunanistan’a
katılışının ellinci yılı törenleri için Korfu’da
düzenlenen resmi şenliklere Kıbrıslı Rumlar
adına Yasama Meclisi üyesi Avukat Paskal
Efendi’yi göndermiştir.(9)
Girit’te de, Kıbrıs’ta da Enosisçilerin tek bir
idealleri vardı, o da Büyük Yunanistan’ın
kurulmasıydı. Her iki adada da başlatılan Enosis
kampanyasının ardında Yunan ve Rum Ortodoks
kilisesi ve Atina’da öğrenim görmüş avukat,
doktor, öğretmenler vardı. Bu kitleler her iki
Ada’da da aynı yöntemi uygulamaya
çalışıyorlardı. Dikkati çeken önemli bir nokta
da Girit’in ileride Yunanistan’ın iç ve dış
politikalarına yön verecek Venizelos, Miçotakis
gibi isimler yetiştirmiş olmasıdır. Bu isimler
Girit’te yaşadıkları deneyimlerle Yunanistan’ın
siyasasına şekil vermişlerdir. Ancak
Yunanistan’ın politik yaşamında Kıbrıs’tan aynı
etkiyi izlemek mümkün değil.
Her iki adada da gerilimin sürekli diri
tutulması, tedhiş, Türklerin kaçırılması ve
Yunanistan ile birlikte uluslararası propaganda
hep benzer çizgilerde gelişti. Nitekim bu
yöntemlerin Girit’te kendilerince başarılı
olduğu da görüldü. Bunun için özellikle Girit
isyanları Kıbrıslı Rumlar için çok önemli kabul
edilmiş ve yakından izlenmiştir. Girit’te Enosis
adına başarı olarak kabul edilen yöntemlerin
Kıbrıs’ta da uygulanmasının koşulları
araştırılmıştır.Aynı coğrafya ve yayılma
hedefinde olan Girit ve Kıbrıs adalarının
toplumsal yapısında kurumlarında da ciddi
benzerlikler vardır. Örneğin; Rum nüfusun
çoğunluğu, oranları ne olursa olsun her iki
adadaki genel meclislerde 1/3 oranı ile ifade
edilmiştir. Bu oransal benzerlikten daha
önemlisi Girit Meclisi’nde alınan Enosis
kararları aynen Kıbrıs Meclisi’nin de gündemine
girmiştir. Kıbrıs Rum cemaati, Girit’teki
gelişmeleri oldukça dikkatli bir şekilde
izliyordu. Bu çerçevede Girit ayaklanmacıları
için yardım hatta gönüllü dahi
gönderiyorlardı.(10)Girit için dönüm noktası
olan muhtariyet, Kıbrıs için de yeni bir dönemin
başlangıcı oldu. Zira Girit’teki politikalar
Yunanistan için başarılı idi, Kıbrıs’ta da
uygulanabilirdi. Enosisçiler, Girit’e
Yunanistan’la birleşmiş gözüyle bakmaya
başlamışlardı. Bu çerçevede 1898 yılından
itibaren Kıbrıs’ta da Enosis faaliyetleri
hızlandı. Bu yıl George Phrankoudes adlı biri
#Yurtsever Kıbrıs Birliği1 adı altında bir
enosis örgütü kurdu. Aynı dönemde Girit’in
Avrupa devletleri tarafından Osmanlı egemenliği
altında muhtariyet idareye sahip olması ve
muhtariyetin uygulanmasının Yunan Kralı’nın oğlu
Prens Georges’e verilmesi, Kıbrıs’taki Rumlar
arasında coşkuyla karşılandı. Patris gazetesinde
Girit’in Yunanistan’a verilmesinden sonra
Kıbrıs’ın da aynı prensin yönetimine verilmesini
isteyen yazılar yayınlanıyordu. 1902 yılında adı
anılan bu kulübün organizasyonunda Girit ve
Yunanistan’dan gelen bazı kişiler Rum halkı
silahlandırma çalışmasına başlamışlardı.
Buradaki amaç, Girit’tekine benzer bir
organizasyon gerçekleştirmektir.Girit’te Rum
çetecilerin, Müslüman Türk halkına karşı
giriştiği tedhiş hareketleri Kıbrıslı
Enosisçiler için de uygulanabilir bir politika
olmuştur. Nitekim Girit’te yaşanan kıyımlar
Kıbrıslı Türkler ve Rumlar tarafından farklı
amaçlarla dikkatlice izleniyordu. Yunanistan
tarafından hem Girit’e hem de Kıbrıs’a
gönderilen silahlar ve provokatör ajanlar her
iki adada da Müslüman halka terör
yaşatıyorlardı. Buna paralel Rum basını Ermeni
olaylarını da anarak Girit’te Rumların Türkler
tarafından katledildiklerine dair haberler
yayıyorlardı. Batılı devletlerin Girit’i Osmanlı
Devleti’nin yönetiminden koparmakla yetinmeyip
burada Rumların Müslüman Türk azınlığa karşı
giriştiği katliama da seyirci kaldıklarını gören
Kıbrıslı Türkler’in tedirginlikleri daha da
artıyordu. Osmanlı Hükümeti de hukuksal olarak
egemenliği altında olduğu halde Büyük
Devletlerin baskısı ve politikaları nedeniyle
katliama karşı uluslararası platformlarda
protesto etmekten başka bir şey
yapamıyordu.Tedhiş olayları Büyük Devletlerin
müdahalesini kolaylaştırması açısından da
önemliydi. Hem uluslararası politika açısından
hem de cemaatlerin iç talepleri açısından
uluslararası müdahale meşrulaşmış oluyordu.
Tedhiş olaylarının bir diğer önemli sonucu da
Girit’te de, Kıbrıs’ta da tedhişten yılan
Müslümanlar, mallarını terk edip göçe
başlıyorlar veya göçe zorlanıyorlardı. Öncelikle
köylerden kasaba ve kentlere ardından da her iki
adadan da Anadolu’ya göç yaşanmıştır. Bu göç
Enosis taraftarlarını memnun ediyordu. Zira
Türkler ne kadar azalırsa, Girit’in ve Kıbrıs’ın
Yunanistan ile birleşme istekleri o kadar haklı
görülebilirdi. Osmanlılar, Girit’ten Anadolu’ya
yaşanan göçleri engellemek için çaba gösterdi.
Bu çaba Giritlilere Osmanlılık bilinci
kazandırmak ve bu bilinç etrafında Ada’da var
olma mücadelesi aşılamaktı.(11) Ancak bu çaba da
Büyük Devletlerce hazırlanan senaryonun
uygulanmasını engelleyemedi. Özellikle Girit’ten
Osmanlı askerlerinin de çıkarılmasıyla yaşanan
baskılar ve katliamlar karşısında Müslüman
nüfusun kaçışı devam etti. Bir süre sonra da
Ada’daki Müslüman nüfus oldukça azaldı. Keza
Kıbrıs’tan da göçler yaşandıysa da yeni
zamanlarda bu tehlike anlaşıldığından Müslüman
nüfus her şeye rağmen Kıbrıs’ta kalmanın
yollarını aradı, kalmak için direndi. Girit
Adası’nda Müslüman halkın güvenliğinden sorumlu
olan İngiltere, Avusturya, Fransa ve Rusya,
Yunanlıların ilhak faaliyetlerine gözlerini
kapatmışlardır. Girit’te tansiyonun yükselmesine
paralel Kıbrıs’ın Girit’e ilgisi de değişiyordu.
1912 yılında Girit’tekine benzer hareketlerin
Kıbrıs’ta da yaşandığı gözlenmektedir. Kıbrıs
Yasama Meclisi’ndeki Rum milletvekilleri tıpkı
Girit’te olduğu gibi İngiliz yönetiminden daha
fazla yetki ve ayrıcalık verilmesini talep
etmeye başladılar.(12) Balkan Savaşı sırasında
Kıbrıs’ta yaşanan Türklere karşı terör
hareketlerini, Türk halkı Girit katliamının bir
benzeri olarak nitelendirilmişti.Sonunda 1913
yılında Yunanlılar, Girit’i ilhak ettiler.
#Bundan sonra Rumlar, tüm dünyanın kendilerine
saygı borçlu olduğu, seçilmiş insanlar
olduklarına inandılar.1(13) Bu saygıya bedel
olarak da Girit gibi Kıbrıs’ın da kendilerine
verilmesini istediler. Zira Venizelos, tıpkı
Girit gibi Kıbrıs üzerinde de Yunanistan’ın
doğal hakları olduğuna inanmıştı. Fakat hesaba
katmadıkları konu İngiltere’nin birtakım
stratejik nedenlerden dolayı Ada’ya ihtiyacı
vardı. Nitekim başka sebeplerin de yanı sıra,
benzeri bir oldu bitti (Kıbrıs’ın da Girit gibi
Yunanistan’a ilhakı) ile
karşı karşıya kalmak istemeyen İngiltere Kasım
1914’te Kıbrıs’ı ilhak etti. Bu duruma Rumların
oldukça sevindikleri görülür. Çünkü onlar Yunan
dostu olan, Adalar’ı ve Girit’i Yunanistan’a
kazandıran İngilizler’in eninde sonunda Kıbrıs’ı
da Yunanistan’a vereceğine inanıyorlardı.
Üstelik Kıbrıs konusunda artık Osmanlı devleti
de olayın resmen tarafı olmaktan çıkmıştı.
C- Son evrede, Birinci Dünya Savaşı’nın
arifesinde Girit, Yunanistan’a katılmıştı, fakat
çeşitli sebeplerden dolayı Kıbrıs’ta Enosis
geçekleşmemişti. Kıbrıs’ta Enosis faaliyetleri
1931 isyanı ile tekrar gündeme geldiyse de
İkinci Dünya Savaşı içinde her hangi bir
faaliyet olamamış, savaştan sonra ise her şey
kaldığı yerden tekrar başlamıştır. Ne var ki,
artık bütün şartlar ve dengeler
değişmiştir.Değişen şartların ilki Girit artık
tamamen bir Yunan toprağıdır. Bu Enosisçiler
için bir başarıdır. Girit’teki politikaların
Kıbrıs’a uygulanması mümkündür. Bu çerçevede
Girit ve Kıbrıs’ta XIX. yüzyılda görülen tedhiş,
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Kıbrıs’ta planlı
bir imha hareketine dönüşür. 1955-1959 EOKA
tedhişi, 1963-1974 yıllarında Türk toplumunu
imha hareketleri ve Akritas Planı hep Girit’teki
uygulamaların adeta birer tekrarıdır. Tedhişin
çarpıtılarak propaganda haline getirilmesinde de
aynı yöntem izlenmektedir. Örneğin Girit’te,
Rumlar işledikleri cinayetlerin ve Ada’daki
karışıklıkların nedeni olarak Osmanlı ordusunun
Girit’te bulunmasının, Girit Rumlarını tahrik
etmesine bağlayarak, Türk askeri adadan
çekildiği takdirde adanın huzura kavuşacağını
öne sürmekteydiler. Tıpkı Kıbrıs’taki Türkleri
yok olmaktan kurtaran Türk ordusunun geri
çekilmesini çeşitli anlaşmalarda ön koşul olarak
ileri sürdükleri gibi.(14)1960’da bağımsız
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin oluşumunu Rumlar,
Girit’teki özerk yönetim dönemini örnek alarak
enosisin bir aşaması olarak görmüşlerdir. Girit
özerk bir statüye kavuştuğunda ayrı bir bayrağı,
pulu, parası ve polisi vardı. 1960 yılında da
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de ayrı bir bayrağı,
pulu, parası ve polisi vardı. Türklerle Rumların
ortak bir meclisi ve hükümeti vardı. Fakat
Rumlara göre bunların hepsi Girit’te olduğu gibi
enosise geçmek için bir adımdı. Zira bu
politikalar Girit’te başarılı olmuştu. Unutmamak
gerekir ki bu cumhuriyetin cumhurbaşkanı olan
Makarios, Girit’teki Yunan başarısını her zaman
örnek almıştı.Girit için II. Meşrutiyet
döneminde büyük mitingler yapıldı. #Girit bizim
canımız, feda olsun kanımız1 diyerek sloganlar
atıldı. Keza 1950’li yılların sonlarında da
büyük mitingler düzenlenip #Kıbrıs Türktür, Türk
kalacaktır sloganları atıldı. Bunlar
Anadolu-Türk kamuoyunun benzer duyarlılıklarını
gösterse de arada farklılıklar vardır. Hasan Ali
Yücel’in deyimiyle #Girit bizim canımız, feda
olsun kanımız1 derken düşünülen daha çok
fetihti, topraktı. Kıbrıs için ne fetih hakkı,
ne toprak düşünülüyordu.(15) Kıbrıs’ta düşünülen
oradaki Türk toplumunun barış ve huzur içinde
yaşamlarının sağlanmasıydı.
Yukarıdaki yaklaşımlar çok önemli farklılıkları
da içine alıyordu. Girit olayları I. Dünya
Savaşı öncesinde yoğunlaştı. Ada’daki Müslüman
unsurun savunucusu Osmanlı İmparatorluğu idi.
Osmanlı İmparatorluğu ise artık uluslar arası
politikanın #hasta adamı1 idi. Dolayısıyla
#hasta adamın1 Girit için, önceden uluslararası
platformda belirlenen sürecin önüne geçmede
yapabileceği fazla bir şey yoktu. Kıbrıs Adası
I. Dünya Savaşı’ndan önce fiili olarak İngiliz
egemenliğinde olduğu için, Rum toplumunun rahat
hareket kabiliyeti ancak II. Dünya Savaşı’ndan
sonra olabilmiştir. Bu dönemde de Kıbrıs
Türkleri’nin hakkını savunmak, Girit’te olduğu
gibi siyasi ve ekonomik anlamda yarı sömürge
olan #hasta adama1 değil, genç ve güçlü Türkiye
Cumhuriyeti’ne kalmıştır. Dolayısıyla gerek
uluslararası politik görüşmelerde gerekse fiili
durumlarda Türkiye, Kıbrıs Türk toplumunun
çıkarlarını her şekilde savunmuş ve korumuştur.
Osmanlı İmparatorluğu’nun Girit için yapamadığı
bir şey daha yapılmış, Kıbrıs konusunda farklı
dönemlerde Kıbrıs Türk toplumu ile birlikte
politikalar üretilmiştir. Bu önceleri
Cumhuriyet’te birlikte yaşama ve garantörlük,
sonraları taksim, daha sonra Federe Devlet ve
son olarak da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
politikaları olmuştur. Tüm bu oluşumlar
uluslararası politika meydanlarında Türkiye
Cumhuriyeti ve Kıbrıs Türk Toplumu/Yönetimi ile
birlikte savunulmuştur.
Girit ve Kıbrıs sorunlarının uluslararası
tartışmalardaki bir başka farklılığı da XX.
yüzyılda tüm dünyada sivil inisiyatiflerin
etkinliklerinin ve kabul edilebilirliklerinin
artmasıdır. Bu oluşum, Kıbrıs’taki Türk toplumu
açısından kimi zaman olumlu bir gelişme, kimi
zaman da Rumların tersi propagandaları ile
olumsuz gelişmeler doğurdu. Örneğin Birleşmiş
Milletler ilkeleri Kıbrıs için bir garanti
teşkil ederken, Girit için böyle bir şey söz
konusu olmadı. Tersine 1897 başında Girit’te
fiilen yönetimi ele alan Büyük Devletler, daima
Osmanlı’nın #hakk-ı hakimiyeti’ni vurgularken
Yunanistan’ın Enosis faaliyetlerine seyirci
kaldılar. Konuyu Avrupa hükümetleri ve
politikaları açısından değerlendirirken Avrupa
devletlerinin XIX. yüzyıl sonunda Osmanlı
İmparatorluğu’na bakış açılarını da göz önüne
almak gerekir. Çünkü XIX. yüzyıl sonunda Avrupa,
Balkanlar’da “ #Hasta adam” olarak tabir ettiği
Osmanlı’nın varlığını sürdürmesini sağlamak
yerine, söz konusu bölgede Rusya’ya karşı piyon
olarak kullanabilecekleri bağımlı bir
Yunanistan’ı güçlendirmek konusunda hemfikir
görünüyordu.
Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs konusunda müdahil
olmasının yanı sıra, XIX. yüzyılda henüz bir güç
olmayan Amerika Birleşik Devletleri de Kıbrıs
sorununda etkin olmaya ve varlık göstermeye
başlamıştır. XIX. yüzyılda Girit bir Avrupa
sorunu olduğu halde, XX. yüzyılda Kıbrıs, bir
dünya sorunu olmuştur. Ne var ki Kıbrıs’ta,
Girit’te hiçbir zaman var olmayan, kendi
toprakları üzerinde egemen, çağdaş, bağımsız ve
demokratik Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adında
bir Türk Yönetimi ve Kıbrıs Türk toplumu vardır.
Artık Kıbrıs’ta tartışılan bir cemaatin, bir
topluluğun hayatiyeti değil, kendi devletine ve
egemenlik hakkına sahip bir toplumun kabulüdür.
D- Sonuç: Osmanlı İmparatorluğu Girit’te sadece
kağıt üzerinde #hakk-ı hakimiyet ibaresinin
kullanılması adına masa başında birçok tavizler
vermiştir. Hatta Girit için girişmeyi göze
aldığı 1897 savaşından galip çıktığı halde,
barış masasında Ada’da uluslararası yönetimin
temsilcisi sıfatıyla Yunan Prensinin
hakimiyetine izin vererek kendi egemenlik
haklarını bir anlamda kendi eliyle ipotek altına
koymuştur. Genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti,
uluslararası anlaşmalarla garantörlük yetkisini
aldığı ve uluslararası platformlarda Kıbrıs Türk
halkının egemenlik haklarını daima savunduğu
Kıbrıs’ı hiçbir pazarlığın ya da tavizin konusu
yapmamıştır. Hatta 1974 Kıbrıs Barış Harekatında
mali yükümlülüğü ve ambargoları dahi göze aldığı
halde, asla Ada’da yaşayan Türk halkının
güvenliğini ve egemenlik hakkını taviz ve
pazarlık konusu etmemiştir. Ancak Avrupa
devletleri için asıl sorun, bölünmüş bir
Kıbrıs’ın bu haliyle AB’ye üye edilmesi
sorunudur. Buna pek de sıcak bakmayan AB
ülkeleri, Kıbrıs konusunu Türkiye’nin AB’ye
üyeliği sürecinde pazarlık konusu haline
getirmeye çalışmaktadırlar. Çünkü, tek başına
GKRY’nin AB’ye kabulü Avrupa Devletleri için
önceden kabul edilmiş olan Garanti ve İttifak
anlaşmalarını uluslararası zeminde hükümsüz
kılacak ve ciddi uluslararası hukuksal sorunlar
doğmasına yol açacaktır.
DİPNOTLAR
* Mersin Üniversitesi Tarih Bölümü.
* Yazarın bu konuda A. Nükhet Adıyeke ve
Nuri Adıyeke; Kıbrıs Sorunu’nun Anlaşılmasında
Tarihsel Bir Örnek Olarak Girit’in Yunanistan’a
Katılması, YÖK Stratejik Araştırma ve Etüdler
Milli Komitesi, Ankara 2002 adlı eseri
mevcuttur.
1. Cemal Tukin; #Osmanlı İmparatorluğu’nda
Girit İsyanları-1821 Yılına Kadar Girit1,
Belleten, IX/34; 1945, s.175.
2. Bu konuda çok yeni bir araştırma için
bkz. Nükhet Adıyeke #XVII. Yüzyıl Girit (Resmo)
Şeriye Sicillerine Göre İhtida Hareketleri ve
Girit’te Etnik Dönüşüm1 14. Türk Tarih Kongresi,
Ankara, Eylül 2002.
3. Nuri Çevikel; #Kıbrıs Eyaletinde
Müslim-Gayrı Müslim İlişkileri1, Osmanlı, C.IV,
Yeni Türkiye Yay., 1999, s.279.
4. Molly Greene; A Shared World (Chiristians
and Muslims in the Early Modern Mediterranean),
Princeton New Jersey 2000, s.79.
5. A. Nükhet Adıyeke / Nuri Adıyeke;
#Yunan İsyanı Sırasında Girit’te İrtidad
Olayları1, Kebikeç, (İnsan Bilimleri için Kaynak
Araştırmaları Dergisi), sayı: 10, 2000, ss.107-113.
6. Ahmet C. Gazioğlu; Enosis Çemberinde
Türkler, CYREP, Lefkoşe 2000, s.88.
7. Yeni Kıbrıs, (Ağustos-Eylül), 1988)
s.19.
8. BOA., BEO., A. MTZ. KB, 1/104.
9. BOA., BEO., A. MTZ. KB, 3/107.
10. BOA., BEO., A. MTZ. KB, 2/29.
11. Bu konuda geniş bilgi için bakınız: A.
Nükhet Adıyeke; #Yunan Milliyetçiliğinin Gelişme
Döneminde Girit’te Oluşan Türk Milliyetçiliği1,
Mersin Üniversitesi I. Ulusal Tarih Kongresi -
Tarih ve Milliyetçilik, Mersin 1999, ss.369-379.
12. Nuri Köstüklü; #Balkan HarbiSırasında
Kıbrıs Türkleri ve Yapılan Baskılar ve Kıbrıs
Mevlevihanesinin Faaliyetleri1, Journal for
Cypriot Studies, Vol.2, Issue.4, 1996, s.349.
13. Oberling; age., s.14.
14. Derviş Manizade; #Kıbrıs, Girit ve
Çiğnenen Türk Hakları1, 65 Yıl Boyunca Kıbrıs
(Yazdıklarım-Söylediklerim), İstanbul 1993,
s.288.
15.
Hasan Ali Yücel; #Kıbrıs Mektupları 10 Şubat
19571, Yeni Kıbrıs Ekim 1985, s.20. www.stradigma.comaylık
strateji ve analiz e-dergisi.
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |