Nisan 2004  Sayı: 68 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   NİSAN 2004  

MÜDAFAA-İ HUKUK’UN TARİHİMİZDE YERİ

AV. ŞIHÇA YAVUZ*

Giriş

Müdafaa-i Hukuk; yakın tarihimizde önemli yeri olan bir düşünce ve aksiyonun adıdır. Bu hareketin ve düşüncenin ne zaman, nasıl bir ortamda oluştuğunu mercek altına alıp incelemekte yarar var. Önce “Müdafaa-i Hukuk-u Milliye”nin açılımı üstünde duralım. Hukuk hak sözcüğünün çoğulu olup, Müdafaa-i Hukuku Milliye; Ulusal Hakların Savunması anlamındadır. Bu sınırlı açıklamanın bu oluşumu anlatmaya yeterli olmadığı açıktır. Tarihi bir oluşumu dar sözlük kalıpları içinden çıkarıp onu, tarihteki yerini saptayıp bulunduğu ortamda değerlendirmek daha doğru olur. Müdafaa-i Hukuk, yurdumuzun işgali sonunda doğan bir kuruluştur. Bağımsızlığını yitiren bir ulusun bağımsızlık mücadelesini başlatan bir oluşumdur. Bağımsızlık Savaşı siyasal olgunluğa erişmiş milletler için bir haktır. Bu hakkın savunulması yurtta, yurttaşlar arasında örgütlenerek olur. Bağımsızlık, tarihte hep var olmuş ulusun olmazsa olmazlarındandır.Vazgeçilmez bir haktır. İşgal altındaki bir ulusun ulusal dayanışma ruhu içinde birleşip bir araya geldiği derneğin tarih içindeki yerini özet olarak saptamanın tam da zamanıdır diye düşünüyoruz.

 

Kuruluş

Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Birinci Dünya Savaşı sonunda, 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Silah Bırakışması’ndan yaklaşık bir ay sonra kuruldu. Mondros ve onu izleyen Sevr anlaşmaları ile Osmanlı “devlet” vasfını yitirerek dışa karşı sessiz, teslimiyetçi, iktidarsız bir duruma düştü. Ülke hemen baştan başa işgal edildi. İçinde bulunulan durumdan kurtuluş için çözüm yolu olarak iki görüş ortaya atıldı. Bunlardan muhafazakar görüş yanlıları; işgalin sabır ve sükunla karşılanması gerektiği, hakkın sulh konferanslarında aranacağı üstünde duruyorlar, saltanat ve hilafetin himaye ile korunacağına inanıyorlar, sömürgeleşmeyi tevekkülle karşılıyordu. Büyük devletlerin himayesini gerekli gören bu görüş politik bir çizgi olarak acıdır ki günümüze kadar gelmiştir. Buna karşılık o günkü ifadeyle inkılapçılar; devletin niteliğinin mütareke döneminde tamamen eridiğini Türklerin bağımsız devlet halinde yaşama hakkının dışa karşı korunması gerektiğini, Türk halkının vatanını bizzat kurtarması ve bu uğurda gerektiğinde silahlı mücadeleye atılmasının günü geldiğini savunuyor, bağımsızlığın, kurtuluşun, mücadele azmi ve irade ile başarılacağına inanıyordu. Bu görüşü paylaşanlar, Mondros Silah Bırakışması’ndan bir ay sonra, 2 Aralık 1918 günü Müdafaa-i Hukuku Milliye Cemiyeti’ni kurdular.(1)

Müdafaa-i Hukukun kurucuları ve kuruluş günlerine ilişkin kanımca en önemli kaynak Nutuk ile Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin kurucusu Cevat Dursunoğlu’nun Milli Mücadelede Erzurum adlı kitabıdır. Konumuzla ilgili ayrıntılı bilgiyi C. Dursunoğlu’nun kitabında buluyoruz. Bu esere göre, Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin reisi, eski Bitlis Valisi Harputlu Nedim Bey adında yaşlı bir zattır. Kurucu üyelerin diğerleri; Beyrut eski Valisi Süleyman Nazif, Diyarbakırlı İsmail Hakkı, Diyarbakır mebusu Feyzi, Sivas mebusu Rasim, Sivaslı genç bir yedek subay olan Abdülmuttalip ve yine genç bir yedek subay olan Diyarbakırlı Cavit Beylerdir.(2)

 

İlk Adım

C. Dursunoğlu, anılarında cemiyetle olan ilk ilişkisini şöyle anlatıyor: “Kendimi takdim ederek cemiyet emrinde çalışmaya geldiğimi söyledim. Bu cemiyetin ruhi muharriki Süleyman Nazif’ti. Genç bir unsurun arzı hizmetinden memnun oldu. Derhal beni aralarına aldılar.” Devamla “O günkü müzakere Seyit Abdülkadir’in kurduğu “Kürt Teali Cemiyeti”nin Şark vilayetlerinde meydana getirilmesi istenen birliği bozacağı hakkında idi. Ertesi gün, bu cemiyetin merkezine gittik. Cemiyetin reisi ayandan Seyit Abdülkadir’le beraber üç genç, hazırdılar. Bu gençlerden birisini tandım. Bitlisli Yüzbaşı Emin ile Şark cephesinde tanışmıştım. O zaman Türkçü idi. Burada Kürt Muhtariyeti fikri güden bir cemiyette Emin’i görmek bende büyük bir hayret uyandırdı. Öbür ikisi pürüzsüz Türkçe konuşan varlıklı iki İstanbul çocuğu idi. Bu iki gencin o zaman iki kelime Kürtçe bilmediklerine eminim. Kendilerini dilini bilmedikleri, yurtlarını görmedikleri bir kavmin “muhayyel taht”ının adayları sayıyorlardı. Bizi çok soğuk bir yüzle karşıladılar. Süleyman Nazif, bunların durumuna aldırmayarak, Şark vilayetlerinin üzerinde kötü ihtiraslar dolaştığını, Ermenilerin yurdumuza göz diktiğini bu durum karşısında Müslüman hakimiyetinin devamının ancak bu bölge halkının gösterecekleri birlikle mümkün olacağını Kürt Teali Cemiyeti adıyla bir cemiyet kurulmasının Kürt’le Türk’ü birbirinden ayıracağını, halbuki; bizim kurduğumuz “Müdafaa-i Hukuk-i Milliye Cemiyetinin hiçbir kavmi ayrılık gütmeksizin, Türk-Kürt ayırmaksızın bütün bu vilayetler halkını içine alabileceğini kuvvetli bir mantık ve canlı bir dille anlattı.”(3)

Görüldüğü gibi Müdafaa-i Hukuk; günümüzde de gündemde olan bu soruna bir iç mesele olarak bakmış ayrımcılık yapmadan kardeşlik, yurttaşlık, vatandaşlık bağları içinde görüp değerlendirmiştir.

 

Genel Merkez

Türkiye Cumhuriyetinin temelindeki harç olarak gördüğümüz Müdafaa-i Hukukun ilk genel merkezi yurtseverler için kutsal yerlerdendir. İlgilenenleri düşünerek Cemiyetin yerini daha yakından tanıyalım. Genel Merkez İstanbul’da ünlü Sultanahmet Miting alanına bakan Divan Sokak’tadır. Bugün dış kapı numarası 46’dır. Bina önceleri Müdafaa-i Milliye Sepet Fabrikası, sonra Sağlık Müzesi, şimdi Sağlık Grup Başkanlığı Dairesi olarak kullanılıyor.

Müdafaa-i Hukukçu Cevat DURSUNOĞLU cemiyetin bu merkezinden aldığı yetki belgesi ile Erzurum şubesini kurmak için Şam vapuru ile İstanbul’dan Trabzon’a geliyor. Yazar Trabzon’dan Erzurum’a gidişini yollarda başlığı altında şöyle anlatır: “Yollar, Rus ordusunun çeşitli döküntüsüyle dolu idi. Köylerin çoğu boştu. Halkın pek azı yurtlarına dönebilmişlerdi. Bunlar da birer virane olan evlerine yerleşmeğe çalışıyor, günlük geçim derdiyle çırpınıyorlardı. Hele Gümüşhane’den öteye karşı sertleşmeye başlayan amansız iklimde yoksul halkın durumu hakiki bir afet halini almıştı. Köylerde od yok, ocak yok. Geçen dört yılın çetin kış savaşlarında insan eti yemeğe alışan kurtlar geceleri sürülerle dolaşıyor ve insanlara saldırıyorlardı. Biz ancak kafileler halinde ve günde on beş yirmi kilometre yürüyebiliyorduk. İklim şiddeti, savaş sonrası musibeti yetişmiyormuş gibi bir de hükümetsizlik felaketi her tarafa çökmüştü. Memleketin şirazesini ancak bu sınır vilayetleri halkının siyasi olgunluğu ve sağ duyusu koruyordu. Bu kötü şartlar altında birçok günler yavan ekmek dahi bulamadan han viranelerinde ışıksız ve ateşsiz geceleyerek çeşitli güçlüklerle yirmi bir günde Erzurum’a varabildik.”(4)

Bu alıntı; yirmi bir günlük yolculuğun on yedi satırla anlatımıdır. Anadolu’nun 1918’de çekilen fotoğrafıdır. Aynı zamanda bir Müdafaa-i Hukukçunun görev bilincinin metne yansımasıdır.

 

Kongreler

Müdafaa-i Hukuk deyince, hemen kongreler ve kongrelerde alınan kararlar akla gelir. Gerek Milli Mücadele tarihimiz, gerekse Anayasa Hukukumuz açısından kongreler üstünde durulmaya değer bir konudur. Prof. Dr. Bülent Tanör’ün “Türkiye’de Kongre İktidarları” bu alanda yapılan en ciddi yayındır.(5) Yazar kongre hareketlerinin nirengi noktalarını titizlikle ortaya koymuş kongre örgütlenmelerinin hangi ihtiyaçtan doğduğunu inceleyerek tüm soru işaretlerinin yanıtını araştırmıştır.

 C. Dursunoğlu, merkezden aldığı yetki belgesine dayanarak Erzurum Şubesinin kuruluş çalışmalarına başlar. Anlamlı ve heyecanlı kongrelerin başında Erzurum Kongresi ve Sivas Kongresi gelir. Bu arada yurdun birçok yerinde kurulan Muhafazaa-i Hukuk, Redd-i İlhak gibi benzer örgütlerin de kongreleri yapılır. Bağımsızlık Savaşının ünlü komutanlarından Mareşal Fevzi Çakmak hasta yatağında Dr. Orhan Remzi Kazancıgil’e o günleri şöyle anlatıyor:

“Eğer Mondros Mütarekesi’ni takip eden aylarda bir tayyareden Anadolu’ya bakarsanız yer yer yanan ateşler görülecektir. Bunlar ışıldayan çoban ateşleridir. Bunlar Müdafaa-i Hukuk ateşleridir. Bu ateşleri birleştirecek bir alev lazımdı. İşte onu Mustafa Kemal Paşa’nın meşalesi temin etti.” (6)

23 Temmuz 1919’da Erzurum Kongresi, 4-12 Eylül 1919’da Sivas Kongresi yapılır. Sivas Kongresi sırasında 7 Eylül 1919 günü Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti olarak birleşirler. 11 Eylül 1919’da Müdafaa-i Hukuk Kongresi aralarından Temsilciler Heyeti seçer.

23 Nisan 1920’de; Temsilciler Heyeti, Mebusan Meclisi üyeleri ve Anadolu’dan gelen milletvekilleri Ankara’da ilk BMM’de toplanırlar. Dünyamızda gücünü ulusal iradeden alan ilk bağımsızlık savaşı başlatılır. Emperyalizme karşı başlatılan bu ulusal savaşın komutanı Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin üyesi, kongre başkanı Mustafa Kemal’dir.

2 Aralık 1918 de kurulan Müdafaa-i Hukuk Hareketinin varlığı hukuksal anlamda 23 Nisan 1920’ e kadar tarihsel işlev açısından Halk Fırkası kuruluş tarihi olan 9 Eylül 1923’e kadar sürmüştür. İlk Müdafaa- i Hukuk Cemiyetinin sona erdiği tarih ne olursa olsun işlevi etkisi hep devam etmiştir. Müdafaa-i Hukuk abartısız Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş harcıdır. Cumhuriyet kültürünün doğmasına, ulusal bilincin yerleşmesine kaynak olmuştur.Özetle bu akım ulusumuzun kimliğine kişiliğine işleyerek günümüze kadar gelmiştir.

 

Mondros ve Sevr

Tarihimizde Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin işlevini saptamak için Mondros ve onu izleyen Sevr Antlaşmasının maddelerinin altı çizilerek okunmalıdır. Dünü ve bugünü doğru anlamak ve yorumlamak için buna gereksinim var. Her iki metinde de bulunduğumuz coğrafyada emperyalist devletlerin özlemleri, niyetleri, çıkarları ve paylaşım hesapları yatıyor. İçinde bulunduğumuz bölge dün zengin enerji kaynakları ve stratejik konumu nedeniyle hep ilgi odağı idi. Bugüne de aynı nedenle ilgi odağıdır. Bu coğrafyada dün imparatorluğun parçalanmasına, bugün de Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmesi amaçlı hesaplar yapılıyor. Mondros ve Sevr’de 1918’in emperyalistlerinin Ortadoğu planları vardı. Bugün de günümüz emperyalistlerinin Büyük Ortadoğu Projesi vardır. Dün bu planı uygulamak için içte ve dışta yandaş aradılar kolayca buldular. Savaş öncesi, savaş sırası ve sonrasında planlarını uygulamak için karar organlarını ve itiraz odaklarını etkisiz hale getirmek için yerli işbirlikçilerini harekete geçirdiler. Bugün de Büyük Ortadoğu Projesini uygulamak için yerli işbirlikçiler arıyorlar ve buluyorlar. Buldukları dışa karşı servislerini ustaca yapıyorlar.

Birinci Dünya Savaşı’nı bitimini izleyen tarihlerde yayınlanan gazete başlıklarını okuduğumuzda yerli basının emperyalizme verdiği destek görülür. Söyleşilerde ve köşe yazılarında sık sık “mütareke basını”ndan söz edilir. Mütareke basını deyip geçmeden bunu somut örneklerle anlatmakta yarar var:

Yerimizin sınırlı olmasını dikkate alarak Mondros ve Sevr’i izleyen ve Ulusal Bağımsızlık Savaşı başlaması sırasında ve sonrasında o dönem gazetelerin çarpıcı başlıkları aşağıdadır.

 

Peyam-i Sabah

“Mustafa Kemal ne yaptı? İsyan!” (2 Ağustos 1919)

“Yalancı milliyet davası, şer-i şerif’e aykırıdır.” (Ali Kemal, 11 Nisan 1920)

“İdam! İdam! İdam! Mustafa Kemal cezasını bulacak.” (Ali Kemal, 25 Nisan 1920)

“Milli hareket boşa gitmeye mahkumdur.” (Sait Molla, 1 Mayıs 1920)

“Mustafa Kemal’in maskaralıkları“ (Ali Kemal, 7 Mayıs 1920)

“Mustafa Kemal ve hempalarının idamı” (13 Mayıs 1920)

“Büyük Millet Meclisi, küçük heriflerin eseridir.” (Ali Kemal 28 Mayıs 1920)

“Mukadderatımızı Ankara’ya bırakmamalıyız. “(Ali Kemal, 1 Ocak 1922)

 

Alemdar

“Katli vaciptir fetvası üzerine: “Mustafa Kemal, layık olduğu cezayı gördü.” (15 Nisan 1920)

“Anadolu Kemalistlerden temizlenecektir.” (29 Nisan 1920)

“Rıfat’ın fetva-yı deccaliye’si” (Ankara müftüsü Börekçizade Rıfat’ın hazırladığı karşı fetva. Deccal, kıyamet günü ortaya çıkacak olan yalancı ve zararlı yaratık, yalancı mesih.) (11 Mayıs 1920)

“Kemali pay-ı taht Ankara” (10 Ocak 1921)

“Ankara Hükümeti, Doğu’yu (bolşevikleri) seçmiştir (27 Mayıs 1921)

Diğer Gazeteler:

“Mustafa Kemal Paşa Anadolu’da bir milli hareket yaratmaya çalışıyor. Bu ne çocukça bir hayaldir! Bütün cihanın kuvvetine karşı... Savaştan ezilmiş zavallı Anadolu’nun gücü ile... kafa tutmasının ne hükmü olabilir? Anadolu’da ne kalmıştır, ne var ki mukavemet teşkili kabil olsun.” (Renin,11 Ekim 1919)

“Kızıl tehlike.” (Açıksöz, 22 Şubat 1920)

“Yalnız Fransızlar Türklerin dostudur.” (Ferda 20 Nisan 1920)

Konya’da Delibaş isyanı sırasında verilen bir haber başlığı “Mustafa Kemal firara hazırlandı.” (Ferda, 18 Ekim 1920)(7)

Bu gazetelerin yayınlandığı tarihlerde bir yandan cephelerde çarpışılıyor, öte yandan da yukarıdaki basının etkisi ile çıkan iç isyanlarla boğuşuluyordu. Bu mücadele gücünün kaynağını o dönemin kelimeleri ile ifade ettiğimizde Müdafaa-i Hukuk-u Milliye’dir Bu enerjinin bugünkü adı da Ulusal Hakların Savunması olan Müdafaa-i Hukuk’tur.

 

Ortadoğu Planları

1918 tarihli ilk Ortadoğu planının öncüleri (İngiltere, Fransa İtalya) geri plandaki ise ABD idi. 86 yıl sonra yeniden sahneye konulan bu plan içindekini saklayan iyi bir ambalajla yeniden sunuluyor. O günden bu yana güçler dengesi değiştiğinden şimdiki projenin öncüsü ABD perde arkasında koalisyon ortağı bazı AB üyeleridir. Proje değişmemiş baş rol oyuncuları yer değiştirmiştir. İkinci Büyük Ortadoğu Projesi’nin mimarı Türkiye Cumhuriyetini 7 yıl sonra tanıyan, ancak prosedüre uygun olarak kongreden onay almayan (nasıl oluyorsa) dost, stratejik ortak, müttefikimiz sayılan ABD’dir.

İlk planı dahilde kabul edip savunanlar vardı. Acıdır ki ikinci projeyi de dahilde kabul edip savunanlar var.

İlk planı destekleyen işbirlikçi basının yaptıklarını bugün holding basını haber başlıkları ve köşe yazıları ve tv. kanalları ile dünü aratmayacak biçimde yapıyorlar. Dün Ali Kemal’ler vardı, bugün de Ali Kemal’ler var.

 

Müdafaa-i Hukuk

Bütün bu olup bitenleri görenler; tarih tekerrür ediyor diyenler önce Müdafaa-i Hukuk Vakfı çatısı altında toplanarak Cumhuriyet’in 80. yıl etkinlikleri toplantısında 25-26 Ekim 2003 günü 76 ilimizden gelen 326 katılımcının iştiraki ile ATO toplantı salonunda Müdafaa-i Hukuk Derneğinin kurulmasını istediler. Kongreden Temsilciler Kurulu seçildi. Bu kurul 13 Aralık 2003 tarihinde toplanarak derneğin kurulmasını kararlaştırdı. Sonuçta 24.12.2003 tarihinde; ilkinden 85 yıl 22 gün sonra Müdafaa-i Hukuk Derneği Genel Merkezini oluşturarak resmen Ankara’da Mediha Eldem Sokak 70/10 Kızılay adresinde kuruldu.(8) Derneğin amacı tüzüğünün dördüncü maddesinde “Ulusal Bağımsızlık Savaşı sonunda belirlenen üniter devlet yapımızı, toprak bütünlüğünü, sınırlarımız içinde oluşan ortak kültürümüzü, yer altı ve yer üstü kaynaklarımızı, doğal çevremizi, egemenlik haklarımızı, ulusal hukukumuzu, Kemalist düşünce sistemi içinde, müdafaa-i hukuk bilinci ile yasalar çerçevesinde korumak ve kollamaktır. Bu bilincin yayılıp kökleşmesi amacı ile tarihi, sosyal, kültürel alanları kapsar biçimde her türlü bilimsel araştırma yapmak” olarak özetleniyor.

Açıklanan amaçlar doğrultusunda, Müdafaa-i Hukuk Vakfı, Müdafaa-i Hukuk Dergisi ve Müdafaa-i Hukuk Derneği tarihi bir misyon üslenmiştir. Bu misyonu yüklenenler; Mustafa Kemal ve arkadaşları gibi başını dik tutanlar, ülkenin işgale gerek kalmadan kuşatıldığını bilenler, Ataları direnen bir ulusun torunları dilenmez diyenler, günün ulusal hakları koruma,kollama günü olduğuna inanlar dünün Müdafaa-i Hukukçuları gibi örgütlenmek gereğini duyuyor.Bugün Anadolu bu duygu ve düşüncelerin heyecanını yaşıyor. Müdafaa-i Hukuk Derneği bu coşku ile ilk kongresini 24.04.2004 tarihinde Ankara’da yapacak.

 

         DİPNOTLAR

*        Ankara Barosu avukatlarından.

(1)     5.Kasım 1918de kurulan Kars İslam Şurası ulusal değil yerel bir örgüttür. Bkz. Ulusal ve Yerel Kongreler Bibliyografyası.

(2)     Cevat DURSUNOĞLU “Milli Mücadelede Erzurum” sayfa 17.

(3)     Cevat DURSUNOĞLU a.g.e 18.

(4)     Cevat DURSUNOĞLU a.g.e 24.

(5)     Bülent TANÖR Türkiye’de Kongre İktidarları (1918-1920)YKY 427 sayfa.

(6)     Prof. Dr. Tarık Zafer TUNAYA “Türkiye’de Siyasi Partiler 1952 shf. 475.

(7)     Doğan AVCIOĞLU “Türkiye Milli Kurtuluş Tarihi” Cilt:1 shf. 146.

(8)              Müdafaa-i Hukuk Dergisi sayı 65 Ocak 2004.


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |