Şubat 2003  Sayı: 54 "Ülkenin bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
       Haber
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   ŞUBAT 2003  

ANMAK İÇİN HAK ETMEK GEREK
MUSTAFA YILDIRIM


"Ve intikamcı onun peşine takıldıysa onun kaçıp kurtulmasına olanak tanımaz çünkü o komşusuna ihanet etmiş ve ondan nefret etmişti." Joshua, XX.51

Operatörler, halkın zihnini denetim altında tutabilmek için "imaj" tasarımı oyununu oynamayı sürdürmüşlerdir. Yapılan işin anlamına denk düşen "göz boyama" kavramını kullanmaktan kaçınanlar, halkın tek haber alma aracı olan basın ve görüntülü yayını denetim altına almayı başarmışlardır. Özellikle basın dünyasında görüş yayıcı ve görüş oluşturucu işlevi bulunan seçkin köşe yazarları, gazetelere müteahhit ve banker çevresinin egemen olmasıyla yükseltilen ücretlerle gazeteciliği ideal edinmiş genç gazetecilerden kopartılmış, özgün gazetecilik kimliğinden ayırdına varmadan uzaklaşmışlardır.
Bu süreci, dış ülkelere uzun süreli geziler, içerde yabancı vakıfların parasal katkılarıyla gerçekleştirilen yatılı-yemekli seminerler, iyi otellerin iyi salonlarında yapılan gösterişli konferanslar eşlik etmektedir. Örneğin, Alman Hristiyan demokrat Partisi'nin uzantısı Konrad Adenauer Stiftung, yerli gazetecilerle birlikte Anadolu'ya açılıyor ve seminerler (kursları) düzenliyor. Bir avuç gerçek gazeteci, bu gidişe direnmeye çalışıyor. Gazeteler ve televizyonlar, büyük şirketlerin yerlisine geçme aşamasını aşıp, dışardan hissedarlarla kurulan ortaklıklar sonucu, bir tür içerden yönlendirici kurumlara dönüşüyor ve ABD'de yaratılmış "manufacturing public perception" işini, yani halkın zihnine bir ön algılama süzgeci yerleştirmenin verdiği rahatlıkla hayasızca saldırıyorlar.
"Project Democracy" operasyonunun dünyadaki uygulamalarına bakıldığında, Türkiye'deki uygulamanın kısa sürede amacına ulaşması ve başarı düzeyi şaşırtıcıdır. Türkiye'de kısa sürede darbeler yaşandı. İktisadi bunalım, borç şantajı derken, "siyasal istikrar" diye diye tahsilat yapanlar, bir anda partilerinden istifa ederek, hükümeti sarstılar. Ve iki yıldır bir türlü geçirilemeyen yasalarla, Lozan Antlaşması'nın, azınlıkların eğitim hakkını tanımlayan 41. maddesi, ABD kongresinin raporuna koşutluk içinde değiştirildi, 1936 yasasıyla sınırlanan azınlık vakıf örgütlenmesinin önünü açacak ve yeni toprak talepleri yaratacak vakıflar yasası değişikliği gerçekleştirildi.
Aslında bunların olmaması şaşırtıcı olabilirdi. Çünkü bunca dolarla ve bunca siyasal-akademik-dinsel ilişkiyle desteklenen atölyeler boşuna çalışmamış, devletin bakanlıkları, adalet ve eğitim dahil, ona AB euro'suyla beslenen projeleri boşuna yapmış olamazlardı. Kemal Derviş, birdenbire ABD'ye, gidip 10 günlük çalışmanın ardından, ARI hareketinin lideriyle 4,5 saat görüştükten sonra, Ankara'ya gelip CHP başta olmak üzere partilerin Genel Başkanları ile siyasal görüşmeler yaptı; İstanbul'a döndü ve TESEV kurucusu, Bilderberg üyesi B. Eczacıbaşı ile uzun uzun görüştü. Eczacıbaşı "K. Derviş'in arkasındayız" dedikten sonra, Kemal Derviş ilginç bir yemekte arkadaşlarıyla buluştu:

Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |