|
PATRİKHANE
BİZİMDİR AMA BİZDEN DEĞİLDİR
AYTUNÇ ALTINDAL
Fener Patrikhanesi ve Patrik Barthelomeos'la
ilgili olarak Basın'da yoğun haber ve eleştiriler
görülmeye başlandı. Uzun yıllar adından söz
edilmeyen ve bir anlamda "Unutulmuş"
olan Patrikhane son bir yıldır yazılı, sözlü
ve görüntülü basının gündemine girdi. Kanımca
iyi de oldu. Patrikhane'ye ve genel olarak Hristiyan
aleminde neler olup bittiğine yönelik bir ilgi
oluştu. Özellikle İslami çizgideki, Zaman, Milli
Gazete ve Türkiye ile yayın hayatına yeni atılan
Beklenen Vakit gazeteleriyle, aynı çizgideki
birçok derginin bu konuya eğilmesi isabetli
olmuştur. Kiliseler'in özellikle de Fener Patrikhanesi'nin
"Politikaları"anlaşılmadan, Türkiye'de
ilk elde Dış-Politika'nın, buna bağlı olarak
da İç-Politikanın şekillendirilemeyeceği kanısındayım.
Bu nedenledir ki, tüm gayretimle başta Dışişleri
Bakanlığı olmak üzere tüm yetkili kuruluşları
"Canlandırmaya"çalışıyorum.
Yukarıda Fener Patrikhanesi'nin "Politikası"dedim.
Bilmeyenler için şaşırtıcı gelebilir. Fener
Patrikhanesi "Siyasi"değil, "ruhani"bir
birimdir denilebilir. Bu görüşte bir noktaya
kadar haklılık da vardır. Ancak gerçek durum
böyle değildir. Tek kelimeyle söylersek,"Fener
Patrikhanesi, gerçekte. Tam bir Siyasi Birimdir".
Bunu biraz açayım.
Lozan görüşmeleri 20 Kasım 1922'de başladı ve
24 Temmuz 1923'e kadar sürdü. ABD, Osmanlı Devleti'ne
savaş ilan etmemiş olduğu için, görüşmelere
imzacı taraf olarak değil, sadece gözlemci olarak
katıldı. Lozan görüşmelerinde heyetimizi temsil
eden İsmet İnönü, konu Fener Patrikhanesi'ne
gelince, "Patrikhanesi'ne ruhani değil,
siyasi bir kuruluş olduğunu, bu nedenle de İstanbul'dan
çıkartılması gerektiğini" açıkladı. Bu
görüşünü güçlendirmek için İnönü, Patrikhane'nin
İstanbul'un işgali sırasında sergilediği Türk
Düşmanlığı'nı gösterdi. Başta Fransızlar olmak
üzere diğer delegasyonlar bu görüşü değiştirmeye
çalıştılar. Onlara göre ortada varlığı inkar
edilmeyen bir Türk düşmanlığı vardı ama bu Patrikhane'yi
değil, olsa olsa, o günkü Patriği bağlardı.
İnönü bu görüşe uzun zaman direndi. Sonunda
10 Ocak 1923'te, yazılı değil, sözlü olarak
verdiği bir açıklamada, Fener Patrikhanesi'nin
İstanbul'daki mevcudiyetinin sadece "Ruhani"alanla
sınırlanırsa kabul edilebileceğini belitti.
Yine İnönü'ye göre mübadele ( karşılıklı göç
) ancak bu şartla gerçekleşebilirdi. Bu konular
tartışıldı ve sonuçta İnönü'nün tezi kabul edildi,
Fener Patrikhanesi, tüm siyasi faaliyetlerine
son vermek kaydıyla ve sadece "Ruhani alanda
faaliyet göstermesi kaydıyla İstanbul'da kaldı.
Yoksa Fener Patrikhanesi Aynaranoz Adası'na
nakledilecekti!"
Abonelik
için tıklayınız.
-
Geri - |