|
BİZİM
OLMAYAN SAVAŞA "HAYIR"
Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN
Türkiye Cumhuriyeti, emperyalizmin baskıları
sonucunda yarı sömürge durumuna düşürülen Osmanlı
İmparatorluğunun yıkılması üzerine verilmiş
olan bir Kuvay-ı Milliye savaşı sonucunda kurulmuş
bir devlettir. İmparatorluğun yıkılmasından
sonra arkada kalan milli sınırlar içerisinde
bir milletin tarih sahnesine çıkması ancak bir
ulusal kurtuluş savaşı sonucunda gerçekleşmiştir.
Emperyalist güçlere karşı Kuvay-ı Milliye mücadelesinin
yürütülmesi Anadolu ve Trakya'da bir milletin
oluşmasını sağlamış ve bu millet daha sonra
kendi ulusal devletini kurarak, çağdaş milletler
dünyasındaki onurlu yerini almıştır. Milletimizin
kurtarıcısı, devletimizin kurucusu Büyük Atatürk'ün
Türklere gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyine
erişmek doğrultusunda, Türkiye Cumhuriyeti yirminci
yüzyıl boyunca üzerine düşen sorumlulukları
yerine getirmeye, görevleri yapmaya en üst düzeyde
dikkat etmiştir.
Türkiye Cumhuriyetinin kurucuları, koskoca bir
imparatorluğun Birinci Dünya Savaşı sonucunda
nasıl parçalanarak dağıldığını görmek için,
yönetimde oldukları dönemde ortaya çıkan ikinci
dünya savaşından uzak kalmışlardır. Birinci
dünya savaşına giren Osmanlı İmparatorluğu dağılmaktan
kurtulamamıştır. Emperyalistlerin yeni Orta
Doğu planları çerçevesinde daha yirminci yüzyıl
başlarında ve ortalarında bölünmeğe çalışılan
Türkiye Cumhuriyetinin, kurucularının dikkatli
ve dengeli dış politikaları sayesinde Türk milleti
korunabilmiştir. Her türlü dış baskıya direnen
Türk ulusunun yaşamsal varlığı doğrultusunda
dikkatli bir dış politika izleyen Cumhuriyet
yönetimi, bütün dünya savaşırken ülkeyi ve devleti
savaştan uzak tutmasını bilmiştir.
Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasından sonra
Balkanlar ve Orta Doğu bölgelerinde meydana
gelen otorite boşluğunu komşuları ile yaklaşmakta
gören Atatürk, Balkan ülkeleri ile Balkan Paktını,
Orta Doğu ülkeleri ile Sadabat Paktını kurarak
emperyalist ülkeleri Türkiye'nin merkezinde
bulunduğu bölgeden uzak tutmak istemiştir. İkinci
dünya savaşı öncesinde emperyalist ülkeler arasındaki
hegemonya savaşı doğuya doğru ilerlerken, bölge
ülkeleri arasında dayanışma ile emperyalist
ülkelerin Türkiye'nin çevrelerine girmesi önlenmeye
çalışılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti komşuları
ile yakınlaştıkça emperyalist ülkelerin baskılarına
karşı direnebilmiştir. İkinci dünya savaşı sonrasında
bölgeye emperyalist ülkeler yeniden gelmişler
ve Türkiye üzerindeki baskılarını artırmışlardır.
Demokrasiye geçilmesi ile beraber Türkiye üzerinde
emperyalist baskılar artmış ve Türkiye bu baskılarla
boğuşarak yirminci yüzyılı tamamlamak zorunda
kalmıştır.
Türkiye'nin Nato'ya girmesi ile beraber ülke
üzerindeki batı baskısı artmış, Türkiye giderek
batılı ülkelerin etkisi altına girerken komşuları
ile karşı karşıya gelmiş ve ters düşmüştür.
Soğuk Savaş yıllarında Batı bloku Türkiye'yi
Sovyet kampına karşı uzak karakol olarak görmüş,
güvenlik alanında içine almış ama ekonomik ve
siyasal konularda dışlamıştır. Bu nedenle Türkiye
arada kalarak kimseye yaranamamıştır. Nato üyesi
olarak batıya yaklaşmış ama dışarıda bırakılmış,
batıya yakın durduğu için de diğer dünya ülkeleri
tarafından karşıya alınmıştır. Soğuk savaş sonrasında
dünyada yeniden yapılanma gündeme geldiğinde
Avrupa ile Amerika Birleşik Devletlerinin yollarının
ayrıldığı ve Türkiye üzerinde anlaşamadıkları
görülmüştür.
Abonelik
için tıklayınız.
-
Geri - |