Şubat 2003  Sayı: 54 "Ülkenin bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
       Haber
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   ŞUBAT 2003  

BİZİM OLMAYAN SAVAŞA "HAYIR"
Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN


Türkiye Cumhuriyeti, emperyalizmin baskıları sonucunda yarı sömürge durumuna düşürülen Osmanlı İmparatorluğunun yıkılması üzerine verilmiş olan bir Kuvay-ı Milliye savaşı sonucunda kurulmuş bir devlettir. İmparatorluğun yıkılmasından sonra arkada kalan milli sınırlar içerisinde bir milletin tarih sahnesine çıkması ancak bir ulusal kurtuluş savaşı sonucunda gerçekleşmiştir. Emperyalist güçlere karşı Kuvay-ı Milliye mücadelesinin yürütülmesi Anadolu ve Trakya'da bir milletin oluşmasını sağlamış ve bu millet daha sonra kendi ulusal devletini kurarak, çağdaş milletler dünyasındaki onurlu yerini almıştır. Milletimizin kurtarıcısı, devletimizin kurucusu Büyük Atatürk'ün Türklere gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyine erişmek doğrultusunda, Türkiye Cumhuriyeti yirminci yüzyıl boyunca üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeye, görevleri yapmaya en üst düzeyde dikkat etmiştir.
Türkiye Cumhuriyetinin kurucuları, koskoca bir imparatorluğun Birinci Dünya Savaşı sonucunda nasıl parçalanarak dağıldığını görmek için, yönetimde oldukları dönemde ortaya çıkan ikinci dünya savaşından uzak kalmışlardır. Birinci dünya savaşına giren Osmanlı İmparatorluğu dağılmaktan kurtulamamıştır. Emperyalistlerin yeni Orta Doğu planları çerçevesinde daha yirminci yüzyıl başlarında ve ortalarında bölünmeğe çalışılan Türkiye Cumhuriyetinin, kurucularının dikkatli ve dengeli dış politikaları sayesinde Türk milleti korunabilmiştir. Her türlü dış baskıya direnen Türk ulusunun yaşamsal varlığı doğrultusunda dikkatli bir dış politika izleyen Cumhuriyet yönetimi, bütün dünya savaşırken ülkeyi ve devleti savaştan uzak tutmasını bilmiştir.
Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasından sonra Balkanlar ve Orta Doğu bölgelerinde meydana gelen otorite boşluğunu komşuları ile yaklaşmakta gören Atatürk, Balkan ülkeleri ile Balkan Paktını, Orta Doğu ülkeleri ile Sadabat Paktını kurarak emperyalist ülkeleri Türkiye'nin merkezinde bulunduğu bölgeden uzak tutmak istemiştir. İkinci dünya savaşı öncesinde emperyalist ülkeler arasındaki hegemonya savaşı doğuya doğru ilerlerken, bölge ülkeleri arasında dayanışma ile emperyalist ülkelerin Türkiye'nin çevrelerine girmesi önlenmeye çalışılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti komşuları ile yakınlaştıkça emperyalist ülkelerin baskılarına karşı direnebilmiştir. İkinci dünya savaşı sonrasında bölgeye emperyalist ülkeler yeniden gelmişler ve Türkiye üzerindeki baskılarını artırmışlardır. Demokrasiye geçilmesi ile beraber Türkiye üzerinde emperyalist baskılar artmış ve Türkiye bu baskılarla boğuşarak yirminci yüzyılı tamamlamak zorunda kalmıştır.
Türkiye'nin Nato'ya girmesi ile beraber ülke üzerindeki batı baskısı artmış, Türkiye giderek batılı ülkelerin etkisi altına girerken komşuları ile karşı karşıya gelmiş ve ters düşmüştür. Soğuk Savaş yıllarında Batı bloku Türkiye'yi Sovyet kampına karşı uzak karakol olarak görmüş, güvenlik alanında içine almış ama ekonomik ve siyasal konularda dışlamıştır. Bu nedenle Türkiye arada kalarak kimseye yaranamamıştır. Nato üyesi olarak batıya yaklaşmış ama dışarıda bırakılmış, batıya yakın durduğu için de diğer dünya ülkeleri tarafından karşıya alınmıştır. Soğuk savaş sonrasında dünyada yeniden yapılanma gündeme geldiğinde Avrupa ile Amerika Birleşik Devletlerinin yollarının ayrıldığı ve Türkiye üzerinde anlaşamadıkları görülmüştür.

Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |