|
HIYANET ANLAYIŞI, ACABA, DEĞİŞİME Mİ UĞRADI?!.
MAHMUT YILBAŞ
Başlıktaki sorunun yanıtını ararken “Hıyanet”
kelimesinin hem dil, hukuk ve hem de sosyal
bakımdan ne anlama geldiğine önce bakmak
gerekir.
Dil Derneği’nin Türkçe Sözlüğü’ne göre, “hıyanet
“sözcüğü şu anlama geliyor.
1- Kutsal şeylere el uzatma, kötülük etme ya da
karşı davranma
2- Güveni kötüye kullanma, aldatma, vefasızlık
3- Vefasız, sözünde durmayan
Hıyanet fiili ceza hukuku açısından suç sayılmış
ve buna göre Türk Ceza Kanunu’nda suç fiili
tarif edilmiş ve cezası da belirtilmiştir.
“Devletin şahsiyetine karşı cürümler başlığını
taşıyan ikinci kitabın birinci Bab’ın, Birinci
Fasıl’ın 127 nci maddesinin 5 nci fıkrasında,
milli menfaatler aleyhine bulunmak maksadı ile
yabancılarıda velev ki bilvasıta olsun kendisi
veya başkaları için para veya herhangi bir
menfaat veya vait kabul eden vatandaş, eğer fiil
daha ağır bir cürüm teşkil etmiyorsa, üç seneden
on seneye kadar ağır hapis cezası ile
cezalandırılır.” hükmü bulunmaktadır. Ayrıca
ağırlaştırıcı nedenler arasında “Para veya
menfaat matbuat vasıtası ile propaganda yapmak
için yapılmış veya vaat edilmiş ise…”
sayılmaktadır.
Bunları niçin mi yazıyorum?
Ege Ordu Komutanı Sayın Hurşit Tolon davetli
bulunduğu İzmir’in Karaburun İlçesi’ne bağlı
Eğlen Hoca köyünde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin
tüm birlik ve kurumlarında uygulanan ve millete
hizmetin bir başka örneğini oluşturan
“Toplumsal Gelişime Destek” toplantısında
vatandaşlara hitaben yaptığı konuşmada “Bu
memleket hep güzel insanlar yetiştirirdi. Son
zamanlarda hain de yetiştirmeye başladı. Hain
yoksa ‘verelim, kurtulalım’ diyen kim?” görüşünü
açıklayınca ortalık karıştı, toz duman oldu.
Malum medyanın artık herkes tarafından bilinen
yazarları, sanki sözleşmişçesine, Orgeneral
Sayın Hurşit Tolon’un ‘emekliye’ sevk edilmesini
dahi gündeme getirmek suretiyle bir yıpratma
kampanyası, akılları sıra, sürdürdüler.
Türk Ulusu bu yazar takımını özellikle “Karen
Fogg” olayından tanırlar. Ünlü bir gazeteci
bunlara sürekli “KAREN FOGG” çocukları
demektedir. KAREN FOGG olayı neydi? Bir takım
e-postaları ele geçmişti. Karen Fogg bu
mektuplarında, bazı yazarlarla olan yakın
ilişkisinden söz ediyordu.
Neydi bu ilişkiler?
Karen Fogg diyordu ki!
Kimi tanınmış gazeteci ve TV yorumcuları “para”
karşılığında AB dergisinde yazsınlar. Makbuz
gönderildiğinde ödeme hemen yapılacak. Ayrıca
kamuoyunu yönlendirmeleri ile tanınmış bazı
gazeteciler ile İstanbul Kumkapı’da Kör Agop’ta
akşam yemeğinde bir araya gelinmesi için
düzenleme yapılmasını; “sweet-heart” diyerek
mektuplaştığı gazeteciden istiyordu.
Karen Fogg Türkiye aleyhine faaliyet gösteriyor,
bilgi topluyor ve bu amaç için kimi gazeteci,
sendikacı, önemli bürokrat ve sivil toplum
örgütleriyle içli dışlı ilişkiler kurmuş
bulunuyordu.
Bunlar bu olayda köşelerinde neler, neler
yazdılar; hepsi tarihe birer ibret vesikası
olarak geçti.
Kimileri “Kendimi satacaksam bir meyhane
parasına satmam. Fogg ile bir kez değil daha
fazla yemek yedim.”,
Kimileri de “Fogg’un e-postalarının açıklanması
Türkiye’ye büyük zarar vermiştir. Birden bire
kendimi eski Sovyetler Birliği’nde yaşıyor
sandım. Tarih bağnaz, baskıcı ve ceberrüt
milliyetçiliğin bir ülkeyi ne büyük felaketlere
sürüklediğinin örnekleriyle doludur.”
Birisi ise “Karen Fogg ile ondan önceki AB
Büyükelçisi Lake ile de sık görüşürdüm. Avrupa
Birliği’nin Ankara temsilciliği tarafından
yayınlanan dergiye yazı yazdım. Bu yazı
karşılığında bir para almadım. Aklıma gelmedi
ama gelseydi, karşılıksız yazmazdım. Yazıların,
televizyon ve radyolarda katıldığımız
programların mutlaka parasal bir karşılığı
olması gerektiğini düşünüyorum.”,
demişlerdi.
Şimdi de aynı kişiler, Ege Ordu Komutanı
Orgeneral Sayın Hurşit Tolon’un açıklamasına
karşı çıktılar.
Birisi “Ege Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon
yine konuştu. Yine ağır siyaset yaptı. Paşa’nın
konuşması danışıklı dövüş mü? Yoksa askeri
disiplinin hiçe sayılması mı? Genelkurmay’ın
altındaki başka komuta odaklarından yakılan
yeşil ışığın bir ürünü mü? Karşı devrimle
mücadelenin bir parçası mı yoksa?...
Demokrasiler de asker bu kadar konuşmaz.
Demokrasi de, anayasa da, yasalar da buna izin
vermiyor. Hurşit Paşa yine de konuşuyor. Neden?
Karşı devrimle mücadele stratejisi mi?”
Ünlü bir diğeri ise “Bu durumda ben de vatan
haini sayılıyorum. Çünkü Kıbrıs’ta çözüm
istiyorum… Komutanlarımızın TSK’yi bu
tartışmalar içine sokmaya hakkı var mı? Hainlik
suçlamasının bu kadar ucuz olamaması gerekir…
Paşalarımızın bu tavırlarına karşı çıkmamız
normaldir.”,
Başka biri ise “Tolon, Kıbrıs’ta ‘ver kurtul var
diyenler var’ diyor ve Kıbrıs’ta çözüm
isteyenleri ‘hain’ olarak nitelendiriyor. Bence
çok yanılıyor. Orgeneral Tolon’a şunu
hatırlatmak isterim. Bir ülkede rütbesi ve
makamı ne olursa olsun, kimsenin kimseye kendisi
gibi düşünmediği için ‘hain’ deme hakkı yoktur.
Unutmasın ki bazen hesapsız tavır
sergileyenlerin ülkelere verdiği zararı, bir
hain ordusu bir araya getiremez.”,
diye yazdılar.
Bunlara Genelkurmay’dan gelen cevap ise “… ülke
savunmasında sorumluluk üstlenmiş bir ordu
komutanının söz konusu sohbet toplantısındaki
ifadelerinin Kıbrıs’ta adil ve kalıcı bir çözüm
isteyenleri itham ettiği şeklinde yorumlanması
doğru değildir. Bu bağlamda Orgeneral Hurşit
Tolon’un sözlerinin bütününü dikkate almadan
demokrasiye saygısızlık olarak
nitelendirilmesinin, ifadeyi kullanan kişinin
görevi ve kişiliğiyle bağdaşmayan haksız bir
davranış olduğu…” şeklinde açıklanmıştır.
Mütareke döneminde de işbirlikçiler, Ulusal
Kurtuluş Savaşı vermek üzere yola çıkan Kuva-yı
Milliye önderlerini “şaki, sergerde, katil,
maceraperest” gibi sözlerle suçluyor, kurtuluşun
yegane yolunun mandacılıktan, özellikle
İngiltere’nin himayesine sığınmaktan geçtiğini,
ispata çalışıyorlardı.
Bugün de kimileri “Bu topraklarda ver-kurtulcular
var!” diyenlerden rahatsızlık duyuyorlar. Öyle
bir noktaya gelindi ki “Ben Bölücüyüm” demek ve
Türk Yurdunun bir parçasında, bir başka devlet
kurmak için etnik ayrımcılığı ön planda tutmak
suç değil ama bunlara karşı ülkenin üniter
yapısını ve bütünlüğünü savunmak, neredeyse suç
haline geldi. Etnik ayrımcılığın öncüleri, insan
hakları ve demokrasi savunucuları, diğerleri
ise, bir suçlu gibi “takibata” maruz
kalmaktadır. Başına gelen bir öngörü değil,
gerçek olduğunu bilmektedir.
Şimdi bunlara bakıp ta “Hıyanet anlayışı acaba
değişime mi uğradı” demek abartmak mı olur?
Hiç de değil?
Bakınız “Hain” tartışmasının yazılı –basın- dahi
öncülerinden biri köşesinde şöyle diyor:
“Ama bir ülkede bazı görüşleri savunanlar,
ötekileri ‘Vatan Haini’, ‘Ali Kemal’, ‘Mütareke
Basını’ diye, tamtam sesleri arasında linç
etmeye kalkışırsa, o zaman ‘Bir dakika dur
bakalım’ deme hakkı doğar.”
“…Bugün Kıbrıs konusunda çözümsüzlüğe itip,
Türkiye’yi bir üçüncü dünya yalnızlığına
sürüklemek isteyen bazı kişilerin geçmiş
siciline bir göz atın. Bunlar arasında tanıdık
simalar göreceksiniz. (…)’Vatan severlik’,
‘devlet malını peşkeş çektirmek’, ‘milletin
malını sattırmamak’ bayrakları altında yürüyerek
engellenenleri.”
“Vatan hainliği, ‘ver kurtulculuk’ çok keyfi ve
insafsız suçlamalardır.”
“Çünkü önümüzde ‘zaman’ denilen müthiş bir
yargıç var. (…) Dünün ‘hain’ denilenlerinin
aslında birer ‘kahraman’ olduğu anlaşılıyor. O
yüzden bugün ‘ver-kurtul’ diye suçlanan insanlar
ve onları böyle suçlayanlar için bu eşsiz
yargıcın 10 yıl sonra neler söyleyeceğini
hiçbirimiz bilmiyoruz. O nedenle bırakalım kimin
hain, kimin ver-kurtulcu olacağına zaman karar
versin.”
Ve, tarafların Newyork’ta Birleşmiş Milletler
Genel Sekreteri Kofi Annan nezdinde yaptıkları
görüşmeler sonunda, Kıbrıs konusunda
müzakerelere yeniden başlanılması kararı
alınması üzerine, İstanbul basınının önde
gelenlerinde “Bu tablo Nobel’e kadar götürür” ve
“Bir tarih değişiyor” diye manşetler atılmış ve
ayrıca bu yoldaki televizyon ekranlarında da
sevinçten neredeyse zil çalıp oynayacak duruma
gelinmiştir.
Bunlara baktıkça, düşüncelerin aşağıdaki gibi
sonlandırılması çok mu abartılmış olur:
Görüyorsunuz ya! Yakında bunlara “Üstün Hizmet
Madalyası” verilmesi ve Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’nin toprak ve ulus bütünlüğünü
savunanların cezaevlerine gönderilmesi
istenirse, fazla şaşırılmamalıdır! Çünkü buna
doğru gidilmektedir…
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |