|
KIBRIS, BUZDAĞININ SADECE GÖRÜNEN UCU
Prof. Dr. EROL MANİSALI
Kıbrıs’taki seçimlerde Amerika’nın ve AB’nin
doğrudan doğruya taraf olarak Türkiye’nin (ve
Denktaş’ın) karşısına dikilmeleri iki şeyin de
kanıtlanması anlamını taşır:
- Batı (ABD ve AB), Türkiye’yi adadan tasfiye
etmek istemektedir.
- AB, Türkiye’yi hiçbir zaman içine almayacağı
için onu adadan tamamen çıkarmak istemektedir.
“İçimizdeki Danimarka” bu tasfiye planında
AB’nin ve ABD’nin yanında yer alıyor. İçimizdeki
Danimarka bu topraklarda mekân tutmasına karşın
“Batı kapitalizminin ve onun çıkarlarının
Türkiye’deki uzantısı olduğu için” bu durumu
doğal karşılamak gerekir.
KKTC seçimlerinin bir cephesinde ABD, AB,
Türkiye’deki Danimarka, Rumlar ve Atina yer
aldılar. Seçimlerin diğer cephesinde ise Türkiye
ve Türkiye’ye yakın durmak isteyen insanlar
vardı.
KKTC’deki bölünmenin gerisinde, Türkiye’deki
bölünmeler yatmaktadır. Türkiye’deki ulusal
cephe ile “gayri milliler” arasındaki ayrışma,
KKTC’ye yansıdı. Türkiye’deki ve KKTC’deki “AB
muhipleri” aralarında işbirliği yaptılar. Hem de
Brüksel’i ve ABD’yi arkalarına alarak gerçek
amaçlarını ortaya koydular. Brüksel’e ve
Washington’a pazarlanan aslında Kıbrıs değil
Türkiye’dir.
Esas sorun Türkiye’de
Kıbrıs’ta ortaya çıkan zaaf ve kilitlenmenin
temelinde Türkiye’nin yönetimindeki zaaflar ve
tutarsızlıklar yatmaktadır. Nedir bunlar?
-Türkiye-AB ilişkileri yanlış bir zeminde
yürüyor. Ulusal politika belirleyip kullanamayan
yönetimler, AB’nin boyunduruğu altına
giriyorlar. Bu gidişi “gayri milli sermaye-köktendinci
ittifakı” destekliyor. Aynen Kıbrıs seçimlerinde
görüldüğü gibi bu kutsal ittifak, kendi
çıkarları için Türkiye’nin AB boyunduruğu altına
girmesini istiyor. Kıbrıs, “ilk taksit” olarak
sunulmak isteniyor.
- Türkiye’deki yönetimlerin ulusal inisiyatif
almak istemediğini gören AB, Türkiye’ye baskıyı
giderek arttırmaktadır. AB tarafından Türkiye
üzerinde baskıların artmasına karşın Ankara’dan
ciddi bir tepki gelmiyor.
AB’nin KADEK’ten Güneydoğu’ya, Kıbrıs’tan Ege’ye
kadar uzanan ağır itham ve taleplerine TBMM’den
ve hükümetten gereken ağırlıkta bir yanıt ve
tepki çıkmadı. Türkiye’nin, ulusal çıkarların
korunması konusunda gösterdiği zaaf, karşı
tarafın baskıyı arttırmasına yol açıyor.
Acaba içimizdeki Danimarka’nın yönetim
üzerindeki etkisi mi bu cesareti kendilerine
veriyor? Yoksa, bizi Danimarka yönetiyor da biz
mi farkında değiliz?
Medyanın karartma ve sis perdesi arkasına
gömdüğü gerçekler, ancak “toplumsal demokrasi ve
ulusal politikalar” ile gün ışığına
çıkarılabilir. Kıbrıs’ta Türkiye’nin karşı
karşıya kaldığı ve giderek derinleşen sorunlar,
Türkiye içindeki sorunların bir yansımasıdır.
Türkiye iktisadi, siyasi ve güvenlik konularında
ulusal inisiyatif alıp çıkarlarını koruyamayan
bir noktaya doğru hızla sürükleniyor.
- Ya bu gerçeği görüp toplumsal (ve toplumcu)
bir demokratik yapı konusunda gerekenleri
yapacağız,
- veya zaman içinde yavaş yavaş bölünüp
kaybolacağız.
Taraflar açık açık yerlerini almış bulunuyorlar.
Esas mesele, “Türkiye’nin tarafında olanların”
birleşmelerinde görülen yetersizliktir. “Karşı
tarafta” olanlar çoktan bir araya gelmiş, harıl
harıl çalışıyorlar, aynen eski günlerdeki gibi.
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |