Şubat 2004  Sayı: 66 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   ŞUBAT 2004  

GİRİT’İ VEREN GAFLET, KIBRIS’I DA MI VERİYOR?

LÜTFİ ÖZDER

Rum tarafında yayınlanan 20 Ocak 2004 tarihli Filelefteros gazetesi Rum Adalet Bakanı Daros Theodoru’nun bir açıklamasına yer verdi.

“Kıbrıs’ın Kuzeyinde de, AB’den Mülteci Operasyonu” başlığını taşıyan bu haberde, “Rum polis gücü, hava kuvvetleri, liman ve sahil polisi ile Göçmenlik Bürosu yetkililerinin katılacağı ve bir kaç gün devam edecek olan operasyon sırasında, KKTC ile Türkiye arasında seyreden ve Ada’ya gelecek olan gemilerin kontrolünün yapılacağı” duyuruldu. Operasyonun ne zaman yapılacağı konusunda ise bilgi verilmedi.

Fileleftheros’un haberinde, bunun bir tatbikat değil, operasyon olduğu özellikle belirtilirken, İtalya, Yunanistan, İspanya ve diğer AB ülkelerinin katılacağı bu operasyonda Güney Kıbrıs’ın koordinasyon görevini üstleneceği ve Rum yetkililerinin karargahının eski Limasol Limanı olacağını vurguladı. Güney Kıbrıs’tan hava ve deniz araçlarının katılımıyla gerçekleştirilecek operasyonda, Güney Kıbrıs’ın silahlı teknelerinin KKTC ile Türkiye arasındaki uluslararası sularda diğer AB üye ülkelerin botlarıyla birlikte devriye yapacaklarını yazdı.

Bu alelade bir haber değildir. AB bayrağı çekmiş, Rum-Yunan gemilerinin bir Türk gölü olan KKTC ile Anadolu arasındaki sulara tecavüz edecekleri, kaçak mülteci arama bahanesi ile iki ülke arasında seyreden sivil Türk gemilerinin yollarını keserek yoklayacakları yasak’ ilan ettikleri KKTC limanlarına girişlerini engelleyecekleri, KKTC’yi Rum-Yunan deniz ablukasına alacakları, Yunan gölü haline getirdikleri Ege denizinden sonra, KKTC-TC arasındaki sulan da Yunan gölü haline getirtecekleri, Türkiye’yi Güneyden çembere alacakları, bu denizin derinliklerinde yatan petrol yataklarına fiilen el atarak doğal zenginliklerimize silah gücü ile el koymaya kalkışacakları anlamına gelecektir.

Üstelik bu açıklama, Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu’nun Türkiye’ye “silahlanmayı azaltalım” çağrısının yapdığı sözde başbakanımız Mehmedali Talat ile Anavatan Dışişleri Bakanı Gül’ün yavru vatanı Annan Planı temelinde Yunanistan’a nasıl ikram edeceklerinin pazarlığını yaptıkları bir güne denk geliverdi.

“Allah şaşırttı” derler ya... Rum Yunan ikilisinin AB bayrağı çekerek TC-KKTC arasındaki ulaşımı denetimleri altına alarak kesme ve diğer entrikalara hazırlandıklarının bir Rum bakan tarafından açıklanması başta TC yetkilileri olmak üzere hepimizi uyandıramaz ve içine düştüğümüz gaflet uykusundan çıkarak kendimize gelmemize yol açmazsa, hiçbir gelişme bizi bu gaflet ve delaletten çıkaramayacak demektir.

Bu Rum-Yunan entrikası, Girit’in elimizden çıkarak Yunanistan’ın eline geçmesini sağlayan senaryoların tıpatıp aynısıdır.

Rum-Yunan ikilisinin hırs ve ihtirası, Kıbrıs’ın üçte ikisini yutmakla bitmedi.

Şimdi bütün ihtiraslarını Kıbrıs’ın geri kalmış üçte birini nasıl yutacakları hesapları üzerine kurdular. Kıbrıs’ta iki tarafın eşit şartlar içinde dostça yaşamalarını sağlayacak onurlu bir barışa asla niyetleri yoktur. Barış ve dostluk taarruzları ile bizi içten parçalayıp birbirimize düşürürken, nihai hedeflerine doğru yürüyorlar.

Türk milleti Girit’i masa başında kaybetmişti. 1800’lü yılların sonunda Osmanlı İmparatorluğunu tıpkı bugünlerde olduğu gibi “Avrupalılaşma, batılaşma” histerisi sarmıştı. Bu histeriye bakan Avrupa o zamanlarda ‘Aramıza girecekseniz Girit işini çözün” dayatmasını diline dolamıştı. Osmanlı, Avrupalı olma hayali içinde Yunan golünü 12’den yemiş, Girit Yunanistan toprağı olmuştu ama, Osmanlı, Avrupalı olamamıştı.

Avrupa şimdi de, Kıbrıs sorununu Türkiye’nin Avrupalılaşmasının önündeki engellerden biri olarak resmen ortaya koydu. Bugün “Önce Kıbrıs’ı halledin” derken, “Yunanistan’a teslim” edin anlamına gelen formüller dayatıyor. Boyun eğersek sadece müzakere için tarih verebileceklerini belirtirken, “en az 10 yıl daha hiçbir şekilde Türkiye üye olamaz” diyorlar.

Avrupa, Türkiye’nin Avrupalılaşma çabasının her aşamasında Kıbrıs meselesini öne sürerek tek bir çözüm gösteriyor: “Verip kurtulmak!..”.

Avrupa “Girit’i bırakın” diye dayatırken, Osmanlı “Vermeyiz!..  Hani toprak bütünlüğümüzü garanti etmiştiniz?” diye soruyordu?

Şimdi “Hani uluslararası antlaşmalara göre Kıbrıs, Türkiye’nin üye olmadığı bir uluslararası kuruluşa katılamazdı?” sorusunu sorma cesaretini bile gösteremiyoruz.

Girit Meclisi 6 kasım 1908’de; “Yunanistan’a ilhak” kararını verdi. Osmanlı kuru bir protestodan öteye geçmedi.

Rum Meclisi 26 Haziran 1967’de, ENOSİS yani Yunanistan’a ilhak kararını oybirliği ile verdi, hala görmek, anlamak istemiyoruz.

Nisan 1897’de Türkiye, Girit’teki ayaklanmayı kışkırtan Yunanistan’a savaş açtı. Yunanistan yenilince İngiltere, Fransa, İtalya ve Rusya yardımına koştu. Bu ülkelerin sözde denetimine, daha doğru bir deyimle ortak işgaline bırakılan Girit, fiilen Türkiye’den koptu.

Şimdi Kıbrıs Annan Planı ile fiilen AB’ın işgaline bırakılıyor. AB bayrağı çekmiş Rum- Yunan donanması Türkiye ile KKTC arasındaki sularda Türk gemilerinin yolunu keseceğini, KKTC’yi ablukaya alacağını ilan ediyor.

Ve biz hala uyuyoruz. Mehmedali Paşa aklı ile Avrupa’dan insaf ve izan bekliyor, Kıbrıs’ı ikram ederek üyelik tarihi almakla Avrupalı olacağımızı düşlüyoruz.

Korkarım ki Girit’i veren gaflet, Kıbrıs’ı da vermesin.

Bu ne gaflettir yarabbi?!..


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |