|
MUASIR MEDENİYET
“ÇAĞDAŞ UYGARLIK”
ERSEN TOLUNAY
Büyük ATATÜRK, Türk Ulusu’na “Muasır
medeniyetler seviyesi’ne ulaşmayı imlemişti
değil mi? Bugünkü dille “Çağdaş uygarlık
düzeyi”ne yükselmeyi. ÇAĞDAŞ UYGARLIK denilen
şey yada çizgi, düzey –ne derseniz deyin-
öylesine geniş kapsamlı bir kavram ki. Bilimden
teknolojiye; ulusların toplam gelir düzeyinden,
birey başına düşen gelire; sağlıktaki niteliğe,
çocuklara gösterilen özene, yaşlıların ve
özürlülerin korunup kollanmasına ve de toplumsal
yaşamdaki konumlarının belirlenmesine, işsizlik
oranına, yaşam niteliğine, okumuş yazmışların
sayısına, kadınla erkeğin toplumdaki yerlerinin
aynı düzeyde olmasına, ulaşıma, iletişime;
çocuk ölümlerindeki sıklığa, buluşlara, ve de
özgürlüğe, hukukun üstünlüğüne, kişisel
edinimlere saygıya değin –daha usa gelebilecek-
geniş bir yelpazeyi içeriyor. TÜRKİYE’ye bu ve
benzeri ölçütleri gözönüne alarak baktığımızda,
ulu Önder’in imlediği ‘Çağdaş uygarlık
düzeyi’nin çok gerilerinde olduğumuz görülüyor.
Bakın, yukarıda sıraladığımız ölçütlerin içinde,
doğayı hor kullanmakta var, birey başına düşen
sabun tüketimi de. Çağdaş uygarlık düzeyine
ulaşmak, bizim toplum olarak yaptığımız gibi
‘laf üretmekle’ olmuyor. Üretmekle, çabalamakla,
çalışmakla, emekle oluyor. Çağdaş uygarlık
düzeyi’ne ulaşmak ‘yetmiş milyonluk’ büyük bir
ülke olduğumuz övüncüyle de olmuyor. Bir kez
giderek unutmaya, “profesyonellik” gibi kulağa
epeyce hoş gelen bir kavramın arkasına
sığınarak -çıkarlarımız için- dışlamaya ve
görmezden gelmeye çalıştığımız gerçek anlamdaki
“yurtseverliği” toplumumuza yeniden egemen
kılmanın bir yolunu bulmamız gerekiyor. 1960
Devrimi’nden sonra uygulamaya konulan “Yedek
Subay Öğretmenlik” –bana göre- bu anlamdaki
önemli adımlardan biriydi. Genç kuşakların ülke
gerçekleri ile yüzyüze geldikleri bu uygulamanın
bireylerinden biri olarak, iki yıl görev
yaptığım köyde, hem çok şey öğrendim, hem de
elimden geldiğince,usumun erdiğince, bir şeyler
öğrettim. Şuna inanınız ki, ülkenin dört bir
yanındaki köylere dağılan gençler -içlerindeki
çürüklere karşın- önemli görevler üstlendiler.
Her şeyi bir yana bırakınız, yüzlerce gencin
ülkesinin, doğusu batısı; kuzeyi güneyi ile
tanıması,görmesi ve orada iki dönem yaşaması, o
gençler için unutulmaz bir kazanım oldu. Ve
inançla söylüyorum ki, yurtseverlik duyguları
bilendi, çoğaldı, güçlendi.
Hiç kuşkusuz, ‘Çağdaş uygarlık düzeyi’ne
ulaşmanın ölçütlerinden biri de temizlik. Biz
ümmetlikten ‘ulus’ düzeyine yükselirken,
geleneksel ve tarihsel alışkanlıklarımızı
aşamadık. Bakın, toplum olarak evlerimizin
temizliğine gösterdiğimiz özeni, titizliği ve
duyarlılığı çevremize göstermiyoruz. Benim
çocukluğumda, yeni gelinler çıplak ayaklarının
altlarına aldıkları bez parçaları üzerinde dans
ederek, tahta döşemeli evlerin tabanlarını apak
ederlerdi. Ve öyle temizlenmiş evlere de övgü
olarak “sakız gibi” denirdi. “Sakız gibi” evler
yaratan o gelinler, o zamanlar çok yaygın olarak
kullanılan mangal ve sobaların küllerini
sokaklara gönüllerince boşaltırlardı. Yine o
yıllarda, çadır kurularak konaklanan ılıcalarda
(ki, çermik denirdi) çadırların içleri günde beş
kez süpürülür, ama çevreleri pislikten ve çöpten
geçilmezdi. ÇAĞDAŞ UYGARLIK bireylerin ve o
bireylerin oluşturduğu toplumların dünya
görüşüyle yakından ilgili. Bugün denizlerimiz,
ormanlarımız ve de tümüyle doğamız yok olma
saldırısıyla yüzyüzeyse, suçu kendimizde
aramalıyız. Yollardaki trafik levhalarını bile
söküp götüren bir anlayışın egemen olduğu
toplumumuzun Büyük ATATÜRK’ün imlediği ‘Çağdaş
uygarlık düzeyi’ne ulaşabilmesi olanaklı mı?
“Biz böylesine yaşamaktan mutluyuz, ÇAĞDAŞ
UYGARLIK DÜZEYİ’de neyin nesiymiş” diyorsanız,
ona da diyeceğim yok. Tanrı insanlara us (akıl)
vermiş. Kullansınlar diye. AVRUPA BİRLİĞİ’ne
girmek için çırpınışımızın nedeni, “insanca
yaşamak” isteğimizden kaynaklanmıyor mu? Giderek
artan nüfusumuzun birey başına düşen gelir
payını unufak ettiğini nasıl görmezden
gelebiliriz? Çağdaş uygarlık düzeyleriyle örnek
aldığımız ülkelerle, uluslarla, aramızdaki
ıraklığın her geçen gün daha da arttığı
gerçeğini yadsıyabilir miyiz? Ulu Önder ATATÜRK,
ulusumuzun ve ülkemizin geleceğini çağdaşlaşmada
görerek, bize çağdaşlaşmış ülkeler düzeyine
ulaşmamızı imlemişti. Ama oturarak değil,
çalışıp üreterek. Ama tüketerek değil, emekle,
alınteriyle üreterek. “TÜRK MİLLETİ ÇALIŞKANDIR”
saptamasını bugüne değin kanıtladığımız
inancında değilim ben. ÇAĞDAŞLIK konusunda, öyle
büyük sözler etmeye gerek yok. Birey başına
düşen sabun kullanımına, diş macunu tüketimine
bakınız. Büyük ATATÜRK’ün imlediği ‘çağdaş
ülkeler düzeyi’ne ulaşıp ulaşamadığımızın yanıtı
orada.
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |