Şubat 2004  Sayı: 66 "Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   ŞUBAT 2004  

MUASIR MEDENİYET

“ÇAĞDAŞ UYGARLIK”

ERSEN TOLUNAY

Büyük ATATÜRK, Türk Ulusu’na “Muasır medeniyetler seviyesi’ne ulaşmayı imlemişti değil mi? Bugünkü dille “Çağdaş uygarlık düzeyi”ne yükselmeyi. ÇAĞDAŞ UYGARLIK denilen şey yada çizgi, düzey –ne derseniz deyin- öylesine geniş kapsamlı bir kavram ki. Bilimden teknolojiye; ulusların toplam gelir düzeyinden, birey başına düşen gelire; sağlıktaki niteliğe, çocuklara gösterilen özene, yaşlıların ve özürlülerin korunup kollanmasına ve de toplumsal yaşamdaki konumlarının belirlenmesine, işsizlik oranına, yaşam niteliğine, okumuş yazmışların sayısına, kadınla erkeğin toplumdaki yerlerinin aynı düzeyde olmasına, ulaşıma, iletişime; çocuk  ölümlerindeki sıklığa, buluşlara, ve de özgürlüğe, hukukun üstünlüğüne, kişisel edinimlere saygıya değin –daha usa gelebilecek- geniş bir yelpazeyi içeriyor. TÜRKİYE’ye bu ve benzeri ölçütleri  gözönüne alarak baktığımızda, ulu Önder’in imlediği ‘Çağdaş uygarlık düzeyi’nin çok gerilerinde olduğumuz görülüyor. Bakın, yukarıda sıraladığımız ölçütlerin içinde, doğayı hor kullanmakta var, birey başına düşen sabun tüketimi de. Çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak, bizim toplum olarak yaptığımız gibi ‘laf üretmekle’ olmuyor. Üretmekle, çabalamakla, çalışmakla, emekle oluyor. Çağdaş uygarlık düzeyi’ne ulaşmak ‘yetmiş milyonluk’  büyük bir ülke olduğumuz övüncüyle de olmuyor. Bir kez giderek unutmaya, “profesyonellik” gibi kulağa epeyce hoş gelen bir kavramın arkasına sığınarak  -çıkarlarımız için-  dışlamaya ve görmezden gelmeye çalıştığımız gerçek anlamdaki “yurtseverliği” toplumumuza yeniden egemen kılmanın bir yolunu bulmamız gerekiyor. 1960 Devrimi’nden sonra uygulamaya konulan “Yedek Subay Öğretmenlik” –bana göre-  bu anlamdaki önemli adımlardan biriydi. Genç kuşakların ülke gerçekleri ile yüzyüze geldikleri bu uygulamanın bireylerinden biri olarak, iki yıl görev yaptığım köyde, hem çok şey öğrendim, hem de elimden geldiğince,usumun erdiğince, bir şeyler öğrettim. Şuna inanınız ki, ülkenin dört bir yanındaki köylere dağılan gençler  -içlerindeki çürüklere karşın-  önemli görevler üstlendiler. Her şeyi bir yana bırakınız, yüzlerce gencin ülkesinin, doğusu batısı; kuzeyi güneyi ile tanıması,görmesi ve orada iki dönem yaşaması, o gençler için unutulmaz bir kazanım oldu. Ve inançla söylüyorum ki, yurtseverlik duyguları bilendi, çoğaldı, güçlendi.

Hiç kuşkusuz, ‘Çağdaş uygarlık düzeyi’ne ulaşmanın ölçütlerinden biri de temizlik. Biz ümmetlikten ‘ulus’ düzeyine yükselirken, geleneksel ve tarihsel alışkanlıklarımızı aşamadık. Bakın, toplum olarak evlerimizin temizliğine gösterdiğimiz özeni, titizliği ve duyarlılığı çevremize göstermiyoruz. Benim çocukluğumda, yeni gelinler çıplak ayaklarının altlarına aldıkları bez parçaları üzerinde dans ederek, tahta döşemeli evlerin tabanlarını apak ederlerdi. Ve öyle temizlenmiş evlere de övgü olarak “sakız gibi” denirdi. “Sakız gibi” evler yaratan o gelinler, o zamanlar çok yaygın olarak kullanılan mangal ve sobaların küllerini sokaklara gönüllerince boşaltırlardı. Yine o yıllarda, çadır kurularak konaklanan ılıcalarda (ki, çermik denirdi) çadırların içleri günde beş kez süpürülür, ama çevreleri pislikten ve çöpten geçilmezdi. ÇAĞDAŞ UYGARLIK bireylerin ve o bireylerin oluşturduğu toplumların dünya görüşüyle yakından ilgili. Bugün denizlerimiz, ormanlarımız ve de tümüyle doğamız yok olma saldırısıyla yüzyüzeyse, suçu kendimizde aramalıyız. Yollardaki trafik levhalarını bile söküp götüren bir anlayışın egemen olduğu toplumumuzun Büyük ATATÜRK’ün imlediği ‘Çağdaş uygarlık düzeyi’ne ulaşabilmesi olanaklı mı? “Biz böylesine yaşamaktan mutluyuz, ÇAĞDAŞ UYGARLIK DÜZEYİ’de  neyin nesiymiş” diyorsanız, ona da diyeceğim yok. Tanrı insanlara us (akıl) vermiş. Kullansınlar diye. AVRUPA BİRLİĞİ’ne girmek için çırpınışımızın nedeni, “insanca yaşamak” isteğimizden kaynaklanmıyor mu? Giderek artan nüfusumuzun birey başına düşen gelir payını unufak ettiğini nasıl görmezden gelebiliriz? Çağdaş uygarlık düzeyleriyle örnek aldığımız ülkelerle, uluslarla, aramızdaki ıraklığın her geçen gün daha da arttığı gerçeğini yadsıyabilir miyiz? Ulu Önder ATATÜRK, ulusumuzun ve ülkemizin geleceğini çağdaşlaşmada görerek, bize çağdaşlaşmış ülkeler düzeyine ulaşmamızı imlemişti. Ama oturarak değil, çalışıp üreterek. Ama tüketerek değil, emekle, alınteriyle üreterek. “TÜRK MİLLETİ ÇALIŞKANDIR” saptamasını bugüne değin kanıtladığımız inancında değilim ben. ÇAĞDAŞLIK konusunda, öyle büyük sözler etmeye gerek yok. Birey başına düşen sabun kullanımına, diş macunu tüketimine bakınız. Büyük ATATÜRK’ün imlediği ‘çağdaş ülkeler düzeyi’ne ulaşıp ulaşamadığımızın yanıtı orada.


Abonelik için tıklayınız.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |