|
BİR ÖĞRENCİ
(PARİS)
Merhaba Sevgili Arkadaşım,
Sevgili arkadaşım uzun bir süre sana e-mail atıp
atmamakta kararsızdım, çünkü seninle AB yüzünden
kavga etmiştik, sen bizim Avrupa Birliğine
girmek istememizi, AB uşaklığı ile suçlamıştın.
Sen yine bize kibar davranmışsın, buradaki
insanlar bizi uşak olarak bile görmüyorlar,
kendilerine hizmet edecek aşağılık yaratıklar
olarak görüyorlar. Sevgili arkadaşım hatırlıyor
musun? Seninle ilk tartışmamız söyle olmuştu,
sana AB’ye girip girmememiz hakkında ne
düşündüğümü sormuştum, sen de bana “sen ...
çukuruna girmek ister misin?” diye soruyla
karşılık vermiştin, tabii ki girmek istemem
demiştim, sen de öyleyse ben niye AB’ye girmek
isteyeyim demiştin. Sevgili arkadaşım o zaman
sana çok kızmıştım ama senin ne kadar haklı
olduğunu simdi çok iyi anladım. Buradaki
arkadaşlarımız hepsi senin ne kadar haklı
olduğunu anladılar, hatta ……… bile sana hak
vermeye başladı, duyduğum kadarıyla sana AB’ye
girersek onları Müslüman yaparız demiş, sen de
ona ilk önce sen kendin Müslüman ol, Müslüman
olmak o kadar kolay mı? Sen Müslüman olduktan
sonra aileni, sonra çevreni, daha sonra da
Türkiye’yi Müslüman yap, ondan sonra Avrupa’ya
sıra gelsin benim zeka fakiri kardeşim (senin
ona geri zekalı demek istediğini daha sonra
anlamış). Bu kadar hakaretin üzerine o bile sana
hak vermeye başladı, belki sana e-mail atabilir.
Sevgili arkadaşım seçimden sonra buradaki basın
yaklaşık bir haftadır her gün baş sayfadan
Türkiye haberleri veriyor, bende seninle biraz
çıkan haberleri paylaşmak istedim; Öncelikle
şunu belirtmeliyim ki burada, sol basın bile
artık ırkçılığa varan bir Türkiye karşıtlığı
yapıyor. Seçimlerden sonra çıkan haberler zaten
Türkiye’yi neredeyse Afganistan gibi gösterdi ve
hemen ardından Türkiye’nin AB’ye dahil
edilmesine elbirliğiyle karsı çıkılması temelini
hazırlamak için gazetelerde Türkiye’yi ve
Türkleri küçük düşürücü aşağılayan haberlerin
yer almadığı bir gün bir saat bir dakika bir
saniye bile geçmiyor. Le Figaro’da çıkan bir
haber Avrupalı bir diplomatın, “Esasında onları
kimse Avrupa’da istemiyor ancak nasıl dışarıda
tutacağımızı da bilmiyoruz” dediğini
belirtirken, bugün Le Monde baş sayfadan,
Giscard D’Estaing’in, “Türkiye’nin AB’ye girişi
AB’nin sonu olur” başlıklı röportajını ve
D’estaing’in bir grup Türk’ü (bazı parti
milletvekillerinin türbanlı karılarını
göstererek) göstererek “onlar bize benzemiyor”
dediği karikatürünü yayınladı (Le Monde burada
en çok okunan ve en saygın gazetelerinden biri
bildiğiniz gibi!!!)… Zaten amaç, bu şekilde
Avrupa halkını hazırlamak ve sonra da
Türkiye’nin AB’ye girişini referanduma
bağlayarak halktan red cevabı almak..
Demokratik ve özgür diye geçinen basın şu an
gerçekten felaket derecede ırkçı ve yanlı
propaganda yapıyor. Zaten Le Monde
sitesinde,”Kürtler için Irak savası büyük bir
fırsat” başlıklı bir bölüme bile yer vermiş
durumda… Ben AB’ci bir insan iken, şu anda
AB’den nefret eden bir insan oldum. Onları
tanıdıktan sonra kısa zamanda Türkiye’ye dönmeyi
istiyorum, burada bir saniye bile kalmak
istemiyorum. Üzüntüm AB’ye giremeyeceğiz falan
diye değil, ancak bu kadar da aşağılanmayı,
küçük düşürülmeyi ne Türk halkının ne de
ülkemizin hak etmediğini düşünüyorum… Bize XV.
yüzyılda Yahudilere ya da Güney Afrika’da
apartheid döneminde zencilere nasıl
davrandılarsa öyle davranıyorlar ve Avrupa
gerçektende her bakımdan Türkiye’ye düşmanca
tutum takınıyor... Bizim nasıl 600 yıl dünyayı
yönettiğimize inanamıyorlar ya bunların dedeleri
çok zeki ya da Osmanlıların torunları çok geri
zekalı, biz onları almak istemediğimiz halde
bizim birliğe girmek istiyorlar, bir insan, bir
ülke bu kadar onursuz bu kadar aşağılık bu kadar
şerefsiz olur mu diye konuşuyorlar. Bu arada dün
de elime ortaokul ve liselilerin okudukları bir
tarih kitabi geçti… Türkiye’yi koloni ülkesi
gibi görüyorlar ve gösteriyorlar… (medya
yoluyla) Bu okullarda okutulan kitaba korkunç
bir karikatür koymuşlar, (ağlayasım geldi) yani
Cezayir, Tunus gibi falan… Ve diyorlar ki
Ortadoğu’da Türkiye’nin dışında hiçbir Müslüman
ülkesi de bağımsızlığını 2. Dünya Savaşı’na
kadar alamadı… Buyurun bakalım… Sonuçta
verdiğimiz işgalcilerden kurtuluş savaşıydı,
tıpkı Fransa’nın Almanlara karşı savaştığı gibi,
kolonilikten kurtulma savası değil!!! Sonuç
olarak, Avrupa medeniyeti bitmiş arkadaşım…
İnan ki burası ırkçılık, Haçlı zihniyeti ve
ikiyüzlülükten geçilmiyor, sen Türkiye’de AB
isteyen insanları 3-4 gruba ayırmıştın,
unutmadığım kadarıyla biri yerli işbirlikçi
sermaye ve medya, bu gurubun girmek istemesine
hak veriyordun, çünkü onlar ürettikleri malları
Avrupa’da istedikleri gibi satacaklardı. Çünkü
onlar için para önemliydi, sence onlar haklıydı,
bence de haklı, ikincisi grup olarak bizleri
sol, sosyal demokrat, laikçiler ya da sahte
Atatürkçüler (her şeyin sahtesi olduğu gibi,
şimdi de Atatürkçülerin sahtesi, milliyetçilerin
sahtesi ve Müslümanların da sahtesi çıktı
diyordun. Atatürk olsaydı, AB’ye karşı çıkardı,
AB taraftarlarını da mandacılıkla suçlardı
diyordun. Atatürk’ün en çok önem verdiği şey
bağımsızlıktı, hatta ‘Bağımsızlık benim
karakterimdir’ sözünü bize hatırlatmıştın.) diye
adlandırıyordun. Sevgili arkadaşım, Avrupalılar
Atatürk’ten nefret ediyorlar, çünkü Atatürk
onların emperyalist planlarını en iyi anlayıp
stratejisini ona göre belirlemiş, kısaca
emperyalist ülkelerin tüm planlarını bozmuştur.
Atatürk’e olan nefretleri onların emperyalist
planlarını bozmasından kaynaklanıyor.
Sevgili arkadaşım batı 80 yıl önce ne
düşünüyorsa da simdi de aynı düşüncede, yani hiç
değişmemiş, ırkçı, iki yüzlü ve aşağılık, senin
Atatürk hayranlığını simdi daha iyi anlıyorum.
Üçüncü grup olarak AB’ye onurumuzla gireceğiz
diyen sahte milliyetçileri (sende onlara b….
içine onurlu bir şekilde girilir mi diyordun),
dördüncü grup olarak Müslümanlığı anlamamış,
kendini Müslüman sanan dinci kesim (bunlar da
eğer AB’ye girersek turban serbest olacak
dediğinde de sende b….. içine girdikten sonra
turban taksan ne olur takmasan ne olur dediğin
kişiler), senin zavallı dediğin kesim sevgili
arkadaşım en çok aşağılanan kesim ise bunlar,
çünkü o da İslam’a olan nefretlerinden
kaynaklanıyor.
Sevgili arkadaşım Tayip Erdoğan’ın İtalya’ya
koşarak gidisini de alaya almışlar, İtalyan
başbakanın davranışlarını ben Fransa da nasıl
alay edildiğini anlayabiliyorum, acaba Erdoğan
İtalya başbakanın yanındayken kendisiyle alay
edildiğini anlayamıyor mu, eğer o anlayamıyorsa
yanındakiler de anlayamıyor mu, birilerinin
onları uyarması gerekiyor, kısaca sevgili
arkadaşım Avrupalı liderler bizimle resmen
oynuyorlar, bizim medya bunların hepsini
biliyordur herhalde, bilmemesi imkansız, sen de
bana sen bizim medyanın AB uşağı olduğu bilmiyor
musun diyeceksin, belki bir tanesi çıkar da
yazar diye düşünüyorum sevgili arkadaşım, sen
yine haklı çıktın eskiden sana çok kızıyorduk
ama şimdi buradaki arkadaşların hepsi sana hak
veriyorlar, hatta senin buraları görmeden nasıl
doğru düşündüğünü düşünüyoruz sevgili arkadaşım,
tüm arkadaşlar gizli de olsa sana karsı simdi
hayranlık duyuyorlar. Aslında sen yanlış
ülkede yaşıyorsun. Çünkü senin değerini buraya
geldikten sonra daha iyi anladım, çünkü
Avrupalılar sürekli okuyor, senin şanssızlığın
Türkiye’deki insanların okuma özürlüsü olması,
eğer sen Paris’te olsaydın bir numara olurdun.
Mesajıma son verirken bir de çağrıda bulunmak
istiyorum, Fransızca bilen arkadaşlar, lütfen
güzel Fransızcanızla, biraz da bizim sesimizi
duyuralım... Le Monde ve Le Figaro okuyucu
köşesinde mektupları yayınlıyor. Fransızca bilen
arkadaşlar, eleştirilerinizi, Avrupa’nın
ırkçılığını, Türkiye’ye karşı nasıl her zaman
düşmanca tutum alındığı hakkında biraz
fikirlerimizi gönderirsek, belki birinciyi,
ikinciyi yayınlamazlar ama 10.yu belki
yayınlayabilirler.
Le Figaro: direction.redaction @lefigaro.fr
Le Monde: 21 bis, rue Claude-Bernard, 75242
Paris/France
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |