|
KIBRIS İŞİN BAHANESİ...
Prof. Dr. EROL MANİSALI
AB Kıbrıs uyuşmazlığına 1990 sonrasında müdahale
etti. Soğuk savaş bitmiş, AB 1991’de Maastricht
doruğunda Avrupa Birleşik Devletleri’ni
oluşturma kararı almıştı. Bunun için de Doğu
Akdeniz’e egemen Kıbrıs Adasının tamamı AB içine
alınmalı idi.
Adada iki devlet vardı: İngiliz-Yunan-Rum
güçleri yanında Türkiye’nin de askerleri vardı.
Türkiye’nin ada ile ilişkisinin kesilmesi
gerekiyordu. Çünkü Türkiye’ye, geleceğin Avrupa
Birleşik Devletleri’nde yer verilmeyecekti.
Zaten AB Türkiye’yi içine alacak olsa, Kıbrıs
için Türkiye ile çatışmasına hiç gerek olmazdı.
AB (ve Yunanistan) bu politikasını açık olarak
ifade edemediği için Kıbrıs meselesi kedi-fare
oyununa dönüştü. Çünkü Türkiye içinde farklı
nedenlerle bu oyunu oynamaya hazır “çevreler”
vardı. Bu çevreler de Kıbrıs meselesini ,
AB’nin yaptığı gibi “kullanmaya” başladılar.
Kıbrıs işini kimler nasıl kullanıyorlar?
Sıralayalım…
1) Bazı büyük sermaye çevreleri soğuk savaş
bitince, Batı’nın içine almama kararı yüzünden
“Türkiye’yi AB’ye tek yanlı bağlama” politikası
yürütmeye başladılar.
6 Mart 1995’deki hilkat garibesi Gümrük Birliği
Belgesi, bu yüzden Türk Halkı aldatılarak dar
bir çevre tarafından imzalattırılmıştır. Aynı
çevreler “sessiz darbenin” devamı için Kıbrıs’ın
AB’ye (Yunanistan’a) verilmesi gerektiğine
inanmaktadırlar. Batı talepleri yerine
getirmeli, Türkiye direnç göstermemeli,
Türkiye’nin AB ile arası açılmamalı ki
böylelikle Sessiz Darbe aksamamalı.
2) Soruna, Avrupa’nın siyasi gözlüğü ile bakmak
zorunda olan bazı politikacılar da
devrededirler. 25 Şubat 1995’te işin bu noktaya
getirileceğini başbakana ve dışişleri bakanına
yüz yüze görüşmemizde anlatmıştım.(*)
Ancak bazı büyük sermaye çevrelerinin yapmak
istedikleri oldu. Şimdi aynı çevreler AKP
üzerinden işi yürütmek istiyorlar. Siyasi dış
çevrelerin RTE’ye “büyük ilgilerinin” arkasında
yatan esas sebep budur. Türkiye’deki siyasiler
son 8-10 yıl içinde Kıbrıs konusunda zaaf
göstermişler ve AB’nin tek yanlı ve sömürgeci
yaklaşımlarına boyun eğmişlerdi.
3)Türkiye’nin bölünmesi konusunda kendine göre
hesapları olan bazı çevreler, AB ile işbirliği
yapmışlardır. Zaten bu nedenle Güney Kıbrıs Rum
yönetimi terörist kuruluşlara tam bir destek
vermiştir. Yunanistan da bölücü terörist
kuruluşlar ile işbirliği içerisinde oldu.
4)Türkiye’de dini siyasallaştırmak isteyen
çevrelerin de AB’den kendilerine destek
alabilmek için Kıbrıs’a “toleranslı”
baktıklarını görüyoruz. Onlar için ise Kıbrıs,
AB’nin kendilerine yaptığı destek karşılığında
verilmesi gereken bir “rüşvet”tir.
Dolayısıyla “Kıbrıs üzerinden” herkesin kendine
göre bir hesabı bulunuyor. Ama bu hesapların
Kıbrıs’ta yaşayan Türk ya da Rum halkı ile
uzaktan yakından ilişkisi bulunmamaktadır.
Al Kıbrıs’ı ver takvimi…
“Al Kıbrıs’ı ver takvimi…” düşüncesinde olan
çevrelerin de sadece Kıbrıs’la değil, takvimle
de ilişkileri bulunmamaktadır. Onların
düşünceleri farklıdır:
- Bazı sermaye çevreleri Türkiye’nin tek yanlı
bağlanma sürecinin “takvim vasıtası ile”
sağlanabileceğini düşünmektedirler.
- Dini siyasallaştırmak, Cumhuriyet’in yapısını
değiştirmek, Atatürkçü düşünceyi silip atmak
için “takvimin gerekli olduğuna”
inanmaktadırlar.
- Bölücü çevreler için de takvim çok önemlidir.
AB’nin Türkiye üzerinde baskılarının devamı,
ancak “takvim ile” sağlanabilecektir.
- Takvim, Atina için de büyük önem taşıyor.
Türkiye’nin köşeye sıkıştırılıp ödünlerin elde
edilebilmesi için de takvim kaçınılmazdı. İşte
bu nedenle Atina, takvimin verilmesini,
Ankara’dan daha fazla istemektedir. Simitis bu
nedenle, samimi olarak takvim için lobi
yapmaktadır!
Ama yukarıda sıralanan çevrelerin hepsi de
“takvimin Türkiye’nin içeri alınması ile bir
ilgisinin bulunmadığını” çok iyi bilmektedirler.
Amaçları zaten bu değildir, amaçları Türkiye’nin
sıkıştırılmasıdır. “Onlar takvime, bir mengene,
bir kurtkapanı” gözü ile bakmaktadırlar.
Bazı iyi niyetli ve saf aydınlarımızı bu
çevrelerin dışında tutmak gerekir. Bunlar
gerçekten takvim verilir ise Türkiye’nin tam
olacağına inanabilmektedir.
Onlara da fazla kızmamak gerekir. 10 yıl boyunca
okudukları gazeteler, açtıkları televizyonlar
her gün yalan söyler ve yazar ise onlar da
kendilerini kandırmaya başlayıverirler.
Tartışılan Kıbrıs değil, soğuk savaş sonrasında
Türkiye’nin emperyalist Batı taleplerini
karşılayıp karşılayamayacağı meselesidir.
Kıbrıs takvim konuları buz üzerine çizilen
resimlerdir. Kralın çıplak olduğunu söyleyecek
cesaretimiz var mı, yok mu? Buna kara vermek
durumundayız.
(*) Türkiye-Avrupa İlişkilerinde Sessiz Darbe.
Abonelik için tıklayınız.
- Geri - |