|
Müdafaa-i Hukuk Temsilciler Bülteni
No:1
Müdafaa-i Hukuk’un Görüşü:
Kamu Yönetim Reformu, Kapsamlı Bir
Köleleştirme Operasyonunun Parçasıdır!
REFORMUN;
ü
Birinci
ayağı merkezi yönetimle ilgili Kamu
Yönetim Temel Kanunu ile Kamu Mali
Yönetimi ve Kontrol Kanunu,
ü
İkinci
ayağı belediyeler ve il özel idarelerinin
merkezi yönetimle ilişkisini düzenleyen
Yerel Yönetim Reformu,
ü
Üçüncü
ve son ayağı ise kamuda çalışanlarla ilgili
Personel Rejimi Yasası,
diye adlandırılıyor.
Bir kamu reformuna
ihtiyaç elbette ki var: Tüm yurttaşların
eşit biçimde yararlanamadığı kamu
hizmetlerinin düzeltilmesi, kalkınma
hamlesinin başlatılabilmesi
ve bunun insanca yaşama hedefiyle
uyumlu hale getirilmesi bizlerin de
isteği...
ANCAK;
ü
Devletin hukuki, adli, idari ve mali
yapısını düzenleyen böylesine kapsamlı
çalışmaların, geniş halk kitlelerinin
katılımı sağlanarak, toplumun bütün
kesimlerince tartışıldıktan ve bir
konsensüse varıldıktan sonra bu reformun
yapılması hayati önem taşır.
ü
Yine, bu tür reformların ülkenin para, mal
ve insan kaynaklarına ilişkin envanteri
çıkarılmadan,
ü
Yerli ve yabancı sermaye yatırımlarını,
halkın huzurunu ve refahını artıracak
şekilde programlanmadan,
ü
Kamu ve özel sektör yatırımlarını birbirini
destekleyecek şekilde yapılandırmadan,
ü
KOBİ' lere ekonomik hayatta daha aktif bir
rol verilmeden,
yüzeysel bir takım değerlendirmelerle
yapılması, bırakın kamu hizmetlerinden azami
fayda sağlanmasını, ülkenin hukuki, idari ve
mali yapısının büsbütün bozulmasına,
toplumun kaosa sürüklenmesine neden
olur.
O HALDE;
ü
Ülke kaynakları, içinde bulunduğumuz iç ve
dış güvenlik tehditleri de gözönünde
bulundurularak dönüştürülmeli,
ü
Kıt kaynaklar, hayati önemi haiz
zenginliklerimiz, milli politikalarımız
doğrultusunda tahsis edilmeli, bunlar asla
yabancı merkezlerin idare ve denetimine
bırakılmamalıdır.
ü
Yine bu tür reformlar, dar çerçeveli
olmamalı, toplumun bütün kesimlerini
kucaklayacak, dikey ve yatay adaleti
sağlayacak şekilde milli geliri artırıcı,
gelir dağılımını düzeltici sonuçlar
doğurmalıdır.
HİÇBİR ZAMAN UNUTULMAMALIDIR Kİ;
ü
Milyonlarca çalışanı işsiz bırakan, yüksek
okul mezunlarına dahi istihdam yaratmayan ve
emekli, dul ve yetimine el uzatmayan
reformlar hiçbir işe yaramaz; sadece
toplumsal barışı bozar, emeğin ve
sermayenin gelişimini engeller ve yabancı
emellerin ekmeğine yağ sürer.
SORMAK
İSTİYORUZ:
ü
AKP
tarafından yapılan bu sözde reform
çalışmalarında;
-
Ülkenin hukuki, idari, adli ve mali
sistemini adeta alt üst eden, hatta
anayasal düzende dahi bir çok değişiklik
yapılmasını öngören tasarılar, neden
kamuoyunda tartışmaya açılmamış, adeta geniş
halk kitlelerinden kaçırılmıştır?
-
Türk Devletinin envanteri çıkarılmış mıdır?
-
Ülke gerçekleri dikkate alınarak, iç ve dış
güvenlik analizleri yapılmış mıdır?
ü
Yoksa bu reformlar uluslararası planda
tasarlanan ve Dünya Ticaret Örgütü, İMF,
Dünya Bankası ve Avrupa Birliği gibi
emperyalist kuruluşlar aracılığıyla,
uluslararası antlaşmalara dayanılarak dünya
çapında uygulanan bir saldırı programının
devamı mıdır?
ü
Bu reformlar, küresel sömürücü sermayenin
ulusal ve yerel güce hakim olma oyunlarının
yeni bir aşaması mıdır?
ü
Bu soruların cevaplarını tasarıda
bulamıyoruz.
BU DURUMDA GEREKÇESİ
VE İÇERİĞİ İLE;
ü
Bu tasarının felsefesi milli değildir,
küreselleştirme ve yerelleştirme hedefli
yabancı politikalardan alınmıştır.
ü
Tasarının, kamu hizmetlerinin ulusal merkezi
yönetim ve siyasetten koparılıp küresel
güçlere bağlanması (açılması) hedeflenmekte,
dolayısıyla kamu iktidarının siyasal ve
yönetsel düzeyde dış güçlere devredilmesinin
altyapısı oluşturulmaktadır.
ü
Tasarı, bugün Türkiye'nin en önemli sorunu
olan işsizliği çözmemekte, aksine
büyük işçi ve memur kitlelerini işsiz
bırakarak, toplumsal barışın bozulmasına yol
açacak bir çok unsur barındırmaktadır.
ü
Bu tasarılar “Devlette Reform” adı
altında yeni tip iktidar modeli
getirmektedir:Yeni tip iktidarın adı
“yerelleştirme”dir. Bunun diğer adı
eyalet sistemidir, hatta federal
sistemdir.
ü
Sözleşmeli istihdam, norm kadro, toplam
kalite
yönetimi, performans değerlendirme
gibi makyajlı vitrin malzemeleri ise,
zehiri Türk toplumuna yutturmanın
ambalajı, buyeni tip iktidarın
oyuncaklarıdır.
ü
Bu yasalar yoksullar açısından bir
yıkım, rantiyeci ve yolsuzluk ekonomisinden
faydalanalar açısından ise yeni talan ve
hortumlama alanlarının özellikle
yerelde açılmasıdır.
SONUÇ VE ÖZET
OLARAK;
ü
Ülkenin eyaletlere bölünmesini, il özel
idareleri ve belediyelerce yönetilmesini
öngören ve bizim dokumuza yabancı bu
tasarı derhal terk edilmeli; yerine iç ve
dış güvenliğimizi ön planda tutan, milli
kaynaklarımıza sahip çıkan, bunları yabancı
güçlerin denetim ve idaresine terk etmeyen
bir ulusal model benimsenmelidir.
ü
Yaptıkları bir çok işte, bilgi ve
tecrübesini ispat etmiş teftiş kurulları
ve bunların en önemli insan kaynağımız olan
değerli kadroları asla tasfiye edilmemeli,
bilhassa bunların savcılarla ortak
çalışmalarını sağlayacak idari ve hukuki
altyapı hazırlanarak, daha fazla yolsuzluk
ve hortumlama olayının gün ışığına
çıkarılması sağlanmalı ve denetimin
siyasallaşmasına izin verilmemelidir.
ü
Taşraya yetki devri,
merkezi denetimin ve teftiş kurullarının
kaldırılmasını değil, tamamen aksine daha da
güçlendirilmesini gerektirir. Bu açık
gerçek hiçbir zaman gözardı edilmemelidir.
ü
Adli ve idari soruşturmalarda, klasik
müfettişlik anlayışı terk edilerek, daha
dinamik, etkin, verimli, saydam ve rehberlik
edici bir teftiş ve denetim anlayışı
getirilmeli, kamu hizmetlerinin asgari
maliyetle yerinde ve zamanında, eksiksiz
olarak halkın ayağına götürülmesi
sağlanmalıdır.
ü
Bunun için, TCK, CMUK ve İnfaz Kanunu’nda;
Bürüksel tarafından dikte ettirilen değil,
ülke gerçeklerini gözününde bulunduran, adli
ve idari yargıyı hızlandıran düzenlemeler
yapılmalıdır.
ü
Reform bahanesiyle devletin asli ve
sürekli işlerini yürüten "memurların"
dışında kalan büyük bir kitle, 1,7
milyon çalışan, sözleşmeli statüye
geçirilerek mağdur edilmemeli, bunların iş
güvenceleri ellerinden alınmamalıdır.
ü
Eğitim, sağlık, maliye, adliye ve güvenlik
gibi, hiçbir devletin asla vazgeçemeyeceği
hizmetler, yerel bazı kişi ve grupların veya
küresel güçlerin eline geçecek şekilde
yapılandırılmamalı, bu hizmetler toplumun
huzuru, refahı ve kalkınması için merkezi
idarece sevk ve idare edilmeli ve
denetlenmelidir.
Bir iktidarın başarılı olmasının yolu,
işsizliği yok etmesi ve milli
geliri arttırarak adil dağılımını
sağlamasından geçer. Bu sonuçları doğurmayan
bir reform yarar yerine zarar getirir. Bu
sorunları çözemeyen hiçbir iktidar da ayakta
duramaz.
|