|
Müdafaa-i Hukuk Bülteni
No: 10
19 Mart 2004
KAYBEDİLEN ZAMAN BOŞUNA…
“KIBRISTA TÜRKLER KENDİ TOPRAKLARI
ÜZERİNDE BİR AZINLIK OLARAK YAŞAYAMAZLAR”
Kıbrıs için çözüm arayanların 26 yıl boşa zaman
kaybettiklerini kabul edip artık gerçekçi ve adil
bir çözüm aramalarının zamanı gelmiştir.
Kıbrıs Ada'sında yaşayan, Hıristiyan
Ortodokslar'la, Müslüman Türkler'in, aynı bayrak
ve Anayasa'ya bağlı olarak bir "azınlık" gibi
Rumlarla bir arada yaşayabileceklerine inanmak ve
bu amaca yönelik çaba harcamak, boşuna zaman
kaybından başka bir şey değildir.
İnsanlık tarihinin hiç bir döneminde farklı dinden
ve toplumdan gelen insanların bir arada barış ve
kardeşlik içinde yaşadıkları görülmemiştir. Hatta
aynı dinden olup da değişik mezhepten olanlar
için bile bu geçerlidir... Dini çoğunluk, dini
azınlığı her zaman ezmiştir. Bu da bugün, birçok
ülkede, insan hakları sorununu gündeme getiriyor.
Bu, dün de böyleydi, bugün de, yarın da böyle
kalmaya devam edecek.
Kıbrıs'ta çözüm arayanlar öncelikle Adanın
stratejik ve jeopolitik konumunu, Ada üzerinde
yaşayan insanlar arasındaki din, dil, ırk
farklılıklarını ve iki toplumun birleşmesi
halinde bu oluşumdan doğabilecek problemleri çok
iyi hesaplamaları şarttır.
Kıbrıs Sorunu, bir Hıristiyanlık-Müslümanlık ya
da bir Türklük-Yunanlılık değil, bir "insanlık"
meselesidir. Ne var ki, Elenizm'in kan içicileri
Makarios ile Grivas, Kıbrıs Türklerine çok zor
günler yaşattılar.
Kuzey Kıbrıs'ta, Girne'de ve Lefkoşa'da,
sokaklarda dolaşıp, kendi kendilerine konuşan,
elleri kolları ile garip işaretler yapan, bazen
gülen, bazen de ağlayan saçı sakalı birbirine
karışmış "insanlara" rastlanır. Bunları gören
turistler "zavallı deli" diyerek geçip giderler.
Oysa bu meczupların gömleğini çıkaracak
olursanız, göğüslerinde bıçakla kesilerek ya da
oyularak yapılmış bir put, onun altında da EOKA-ENOSİS
yazısını göreceksiniz. Bu, bugün dünya kamuoyunu,
Türkiye'nin Kıbrıs'ı işgal altında tuttuğuna
inandırmaya çalışanların kanlı imzasıdır.
Yunanistan'ın ve Ortodoks Kilisesi'nin
himayesinde, Kıbrıs Türkleri'ni öldürüp
yakanların işledikleri cinayetler, Kıbrıs
Devleti'nin bütünlüğünü korumak için mi, yoksa
Ada'nın Yunanistan'a bağlanması için mi
işlenmişti? Kıbrıs’ta çözüm arayanlar acaba bu
sorunun cevabını hiç birbirlerine sordular mı?
Kıbrıs için çözüm arayanların, "Yeni Yunanlılar"
ile kendilerini dünyaya "Soylu Yunanlı" olarak
tanıtan, Kıbrıslı "uydurma Yunanlıların"
ustalıkla oynadıkları "duygu sömürüsü" ve
"şantaj" diplomasilerine alet olmamaları gerekir.
Eğer Kıbrıs konusunda ciddi kararlar verilecekse,
bazı gerçekleri görmenin ve kabullenmenin zamanı
artık gelmiştir.
1960'da Müslüman Türkler ile Hıristiyan
Ortodokslar'ı çatısı altında birleştiren "Kıbrıs
Cumhuriyeti" kurulduktan sonra, 1963'de devletin
Başkanı Başpiskopos Makarios anayasayı tek taraflı
bozmuş, Türklere tanınan tüm hakları iptal etmiş
ve onları bir azınlık durumuna getirmişti.
Makarios zorbalıkla Kıbrıs Devleti'nin tek hakimi
olduğunu dünyaya ilan etmiş ve Türkler'i asimile
etmek için en barbarca uygulamalara başvurmuştu.
1974 Temmuz ayında ise, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
İngiltere ve Türkiye'den sonra üçüncü garantörü
olan Yunanistan, sınırlarına katmak amacıyla
silah zoruyla Ada'yı işgale teşebbüs etmiştir. Bu
gelişmelerden sonra, Kıbrıs'ta yaşayan Türkler'in
Ada üzerinde tok ve güven içinde yaşayabilmeleri
için ne yapmaları gerekiyordu? Türkiye bu
insanları korumasına almasaydı durumları ne
olacaktı. Eğer Türkiye garantörlük görevine
getirmemiş olsaydı Kıbrıs Adası bugün Bosna’dan
beter kanayan bir yara olacaktı.
Uluslararası kuruluşların ve ülkelerin,
Yunanistan’ın ve Ortodoks Kıbrıslıların “Bizans
Entrikaları”yla dolu diplomatik oyunlarını bir
yana iterek, “AB üyesi Yunanistan” istiyor diye,
Kıbrıs Türkleri’ni “Elenizm’in cellatlarına”
teslim etmesinler ve Ada üzerinde oynanan “KIBRIS
KOMEDYASI”na artık bir son versinler.
-
Geri -
|