|
Müdafaa-i Hukuk Bülteni
No:
11
29 Mart 2004
KIBRIS’A SAHİP ÇIKMAK, NAMUS
BORCUDUR!..
Kıbrıs’ta gerçekten tarihi bir acı sonla
noktalanacak AB ve ABD komplosunun Türkiye’ye
dayattığı çok tehlikeli bir süreç yaşanıyor. Bu
süreç, 1 Mayıs’ta Rum kesiminin (üstelik tüm adayı
temsilen) AB’ye tam üye yapılması gibi,
uluslararası hukukun katline dayalı tümüyle sakat
bir kararı temel alıyor.
Bu dayatma karar, “biz hukuki değil siyasi
karar aldık” gülünç gerekçesiyle AB tarafından
savunulmaktadır. Yapılan işe “siyasi”
kılıfı geçirilince sanki bu işin hukuka
uygunluğuna gerek kalmazmış gibi, bir saçma
mantıkla AB bu haksız ve temelsiz uygulamasını
ısrarla sürdürmek istemektedir.
AB’nin bu haksız tutumunun diğer bir dayanağı da
“AB, uluslararası değil
uluslarüstü bir kuruluştur” şeklindeki
laf cambazlığıdır. Oysa, semavi bir nitelik
taşımadığı sürece hiçbir uluslarüstü
kuruluş uluslararası olmadan bu niteliğini
kazanamaz. Yani, her uluslarüstü kuruluş
öncelikle uluslararasıdır. Kelime ve anlam
oyunlarıyla bir temel kuralın ve hakkın özü
ortadan kaldırılamaz. İngiliz Profesor
Mendelson’un 1996 tarihli raporu bu konudaki sözde
AB tezlerini tamamen çürütmektedir.
Türkiye’nin garantörlük hakkı, AB’nin Rum kesimini
tek yanlı üye yapmasıyla yok sayılamaz. Çünkü, bir
antlaşma ancak metninde mevcut olan hükümle veya
tarafların tümünün katılımıyla yapılacak yeni
bir antlaşmayla son bulabilir. AB’nin Rum
kesimini tek yanlı üye yapma kararı, hiçbir
şekilde yeni bir antlaşma olarak kabul
edilemez.
Kıbrıs’taki sorun ne 1974 Barış Harekatı,
ne de KKTC’nin varlığıdır. KKTC;
diliyle, diniyle, tarihiyle, kültürüyle Rumlardan
tamamen ayrı (üstelik onların katliam ve
soykırımına maruz kalan) bir Türk toplumu
olarak, kendi kaderini tayin hakkını
kullanıp uluslararası hukukun ve insan haklarının
temel kurallarına tamamen uygun olarak
kurulmuştur.
Kıbrıs’ta sorun;
AB’nin Rum kesimini tek yanlı olarak ve Kopenhag
Kriterlerine uymadığı halde, üye yapmak suretiyle
adayı tümüyle kendine bağlama dayatmasıdır. Bu
dayatma devam ettiği sürece, sorunun çözümü mümkün
olamaz.
Kıbrıs’ta akıl almaz şekilde, son aşamada Kofi
Annan’a verilen boşlukları doldurma yetkisi(?),
genel sekreterin iyi niyet misyonunu fersah
fersah aşan bir tutumdur. Böyle bir yetki, Bay
Annan’ın adına hareket ettiği BM Güvenlik
Konseyinde bile yoktur. (Madem ki uluslararası
uyuşmazlıkların çözümünde böyle sihirli
formüller (!) vardı, niçin bu tür yetkiler
Filistin, Keşmir, Karabağ, Bosna, Kosova vd.
konularında kullanılmamıştı ve yüzbinlerce
günahsız insanın kanı akıtılmıştı?) Görülüyor ki
burada, “suyu bulandırdın...” misali bir
hukuk dışı dayatmaya kılıf
hazırlanmaktadır.
KKTC halkı öngörülen referandumla Annan’ın
boşluklarını dolduracağı sözde anlaşmaya evet dese
dahi, bu anlaşmanın Anayasanın 90. maddesine
göre TBMM’de görüşülmesi mümkün değildir.
Çünkü böyle bir görüşme için öncelikle
tarafların imzasını taşıyan bir “anlaşma”
nın varlığı şarttır. Bu durumda ortaya çıkacak son
metnin özellikle Türkiye’de referanduma
sunulması kaçınılmazdır.
Müdafaa-i Hukuk diyor ki:
·
AB
(ve ABD) Türkiye’nin tam üyelik isteğini açıkça
istismar ederek, KKTC’yi yok etmeyi ve Kıbrıs’ı
tamamen bir Rum adası haline getirerek AB’ye
bağlamayı istemektedir. Esas karşı çıkılması
gereken bu sinsi niyettir.
·
AB’nin 1 Mayıs dayatması
ve Kıbrıs Türklüğünün kefeni olan Annan Planı
gündemde olduğu sürece Kıbrıs’ta hiçbir sorun
çözülmez, aksine 30 yıldır hüküm süren barış
dinamitlenmiş olur. (1 Mayıs sonrası KKTC için
değil, AB için bir yıkım olacaktır. Çünkü
adanın gerçekleri AB tarafından da resmen
tescil edilmiş olacaktır, telaşları da bundandır.)
·
Kıbrıs’ta istenen sözde “çözüm”
bulunsa dahi, bu teslimiyet, Türkiye’ye AB yolunu
değil, Ege’de ve Güneydoğu konusunda olduğu gibi,
yeni tavizlerin dayatılmasını getirecektir.
·
Türkiye özellikle ve öncelikle
Rum kesiminin tek yanlı ve Türkiye’den önce
üyeliğine karşı çıkmalıdır. Bunda ısrar
edildiği taktirde, hem bu üyeliğe karşı ve
hem de insanlık suçu ambargoya karşı
(kırmızı çizgilerimizin doğal bir gereği olarak)
Lahey Adalet Divanı’na başvuracağımızı
şimdiden tüm dünyaya duyurmalıyız.
·
AB
(ve ABD) Kıbrıs’ta gerçekten çözüm istiyorsa,
“Anlaşma olmadığı taktirde Rum kesiminin tam
üyeliği ertelenecektir” kararını almalı ve
dünyaya ilan etmelidir. Bunu yapmayan ve
yapamayanlar asla iyi niyetli olamazlar.
·
Türk Milleti sırf şahsi çıkarları uğruna vatanını
işgal ettirenleri ve kendi toprağını verenleri
asla affetmez.
Bu konuda “…gaflet, dalalet ve hatta hıyanet
içinde…” olanlar/olacaklar yakın tarihimize
bir kere daha bakmalıdır: Padişahın kendi tahtını
koruma uğruna kabul ettiği Sevr paçavrasına
karşı Türk Milleti, tüm sıfat ve sınırsız
yetkilerine rağmen Sultanın değil, bunları “Ya
İstiklal Ya Ölüm!” diyerek temelden reddeden
büyük önder Mustafa Kemal’in arkasından
gitmiştir. Bu asla unutulmamalıdır.
·
Tüm yetkilileri ve bir “vatan ve
namus savunması” noktasına getirilmek istenen
Türk Milletini, 80 yıl sonra karşı karşıya
bırakıldığı bu uluslararası komplolara karşı,
açıkça tavır almaya, verilen sözler arkasında
“dik” durmaya, kırmızı çizgilerine bu defa
sahip çıkmaya ve KKTC’yi her ne pahasına olursa
olsun yaşatma azmini ve kararlılığını
göstermeye davet ediyoruz.
·
Türk Milleti
işbirlikçilerin ve mütareke basınının yalanlarına,
aldatmacalarına asla kanmamalı, ulusal davalarda
ve uluslararası terörde en az İspanyollar kadar
cesur ve kararlı olduğunu tüm dünyaya
göstermelidir.
·
AB’nin “1 Mayıs oldu-bittisi”ni peşinen
kabullenerek, Irak’tan sonra Kıbrıs’ta da kırmızı
çizgilerimizin arkasında durulmaması, “Sakarya”dan
bu yana ilk defa Türk Milleti için (üstelik bu kez
telafisi çok zor) hayal kırıklığı ve ulusal moral
çöküntüsüne yol açabilir. Buna hiç kimsenin hakkı
olamaz…
·
Savaşla ve şehit kanlarıyla
uluslararası hukuka da uygun olarak alınan
vatan toprakları asla masa başında ve boş hayaller
uğruna ve haksız dayatmalara peşkeş çekilemez.
KIBRIS İÇİN ESAS
REFERANDUM (anayasamızın gereği olarak) TÜRKİYE’DE
YAPILMALIDIR!..
-
Geri -
|