|
Müdafaa-i Hukuk Bülteni
No: 16
13
Nisan 2004
Sayın Bülent ARINÇ
TBMM Başkanı
Sayın Başkan,
Basında “Denktaş’a sus emri”
manşetiyle yer almış “Kıbrıs’la” ilgili
açıklamalarınız büyük bir hayret ve üzüntü
yaratmıştır.
Kıbrıs konusunda Sayın Denktaş’a yönelik
görüşlerinizi, o ağızlardan hiç eksik tutulmayan
demokrasi kuralları ile, TBMM’nin seçilmiş
başkanı sıfatıyla nasıl bağdaştırılabilmektedir?
Denktaş’ı hedef alan “Türkiye’yi
tartışmanın tarafı yapmayın… Ben TBMM’yi de bu
tartışmalardan uzak tutmaya çalışıyorum,
milletvekilleri meseleye objektif ve rahat
bakabilmelidir. Denktaş, derneklerin, partilerin
toplantılarında konuşuyor. Referandum Kıbrıs’ta
yapılacak ve KKTC Halkı oy kullanacak. Denktaş,
partiler üstü ve dernekler üstüdür, öyle
kalmalıdır. Kıbrıs’ta yaşayan vatandaşlar evet
dediğinde, buradaki milletvekili arkadaşlarımız da
olumlu etkilenecektir… Ben KKTC’de oy kullanan bir
insan olsaydım, geçmişte yaşananları bütün
hassasiyetimle bir kenara koyar, geleceğimin
garanti altında olduğu, başım dik, alnım açık bir
ülkenin vatandaşı olmayı düşünürdüm.”
sözlerinin, TBMM’nin bir başkanı tarafından nasıl
ifade edilebileceğini düşünmek bile, acı
vermektedir, dehşete düşürmektedir.
Tarafınızdan verildiği belirtilen bu
beyanat başından sonuna kadar demokrasi adına
ibret verici ve hepten çelişkilerle doludur.
Anlaşılıyor ki, referandum hakkında
konuşulmasından değil, Annan Planı’nın Türk
Milletine ve özellikle Kıbrıs Türklerine kurduğu
tuzakların anlatılmasından rahatsızlık
duyulmaktadır. Türkiye ve Kıbrıs’ta “malum
çevreler!”, her türlü iç-dış (AB, ABD, BM
Genel Sekreterliği) siyasi, mali, bürokratik,
basın ve yayın imkanlarını kullanarak Kıbrıs’ın
Türkiye’den kopartılarak AB’ye ve dolayısıyla
Rum’a yani Yunanistan’a bağlanması ve böylece
yıllarca peşinden koştukları “Enosis’in”
gerçekleşmesi için aylardır yürütülen
kampanyalardan rahatsızlık duyulmamış, hatta açık
ve örtülü olarak destek verilmiştir. Bu gayretler,
Kıbrıs’ı Türkiye’den ayrılmasına yol açacak bir
referandum eşiğine kadar getirmiştir.
Bu sürecin hazırlanmasında bilerek veya
bilinmeyerek katkıda bulunmaktan bir vicdan
muhasebesi yapılması yerine, gerçeklerin, yani
Kıbrıs’ta Türklüğün yok oluşuna yol açacak,
tuzaklarla dolu Annan Planı’nın kabul edilmemesi
gerektiğini Türkiye’de ve Kıbrıs’ta halka
anlatılmasından Niçin(!) rahatsızlık
duyulmaktadır ve basında size atfedilen beyanatta
bol bol “Evet” gerekçeleri ileri sürülmesi
ne kadar hakkaniyetle bağdaşmaktadır?
Yoksa Sn. Denktaş’ın, Kıbrıs’ın elden
gitmekte olduğunu görerek ister Kıbrıs’ta ve ister
Türkiye’de yaptığı konuşmalarda, “kral çıplak”
dediği için mi susturulmak istenmektedir?
Evet görüşleri, yetkili ve yetkisiz
herkes tarafından orada-burada (uçakta ve
Meclis bahçesinde) “masumiyet”
gösterileriyle açıklanırken, niçin yavru vatanı
savunmak marjinal(!) olarak
değerlendirilmektedir? Ulusal hakları savunmak
giderek suç mu olacaktır? Başkanı bulunduğunuz
TBMM, dünyada bir örneği daha görülmemiş bir
mücadele sonunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni
kurmuştur; TBMM, sadece yasama görevinin yerine
getirildiği bir organ değil, aynı zamanda ulusal
hakların savunulması gereken tek ve son merci
olmalıdır.
“TBMM tartışmalardan uzak
tutulmalıdır. Milletvekilleri meseleye rahat ve
objektif bakabilmelidir.” görüşü demokrasinin
temel ilkeleri ile bağdaşmaz. TBMM bir “Hakem”
kuruluşu değildir, hatta bir “mahkeme jürisi”
hiç de değildir!.. Anayasamıza göre TBMM üyeleri
“… Bütün milleti temsil” ederler; ve
“Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve
milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız
ve şartsız egemenliğini koruyacağıma… büyük Türk
Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine and
içerim” diye de yemin ederler.
Sayın Başkan,
KKTC, Türkiye için yavru vatan
olarak bilinir ve böyle kabul edilir. Türkiye’de
olanlar, yavru vatandaki Türk kardeşlerimizi ve
orada olanlar da, biz Türk kardeşlerini çok
yakından ilgilendirir. Kıbrıs’taki kardeşlerimize,
zor günlerinde, Türkiye hep kucak açmış ve sonunda
da soykırımı durdurmak için, şehit ve gaziler
vererek 1974’te adaya barış getirmiştir.
Kıbrıs’taki kardeşlerimiz bu sayede 30 yıldır
“barış” içerisinde yaşamışlardır. Bugün
Türkiye ve KKTC, burada ve oradaki her kesimden
işbirlikçilerin, ver-kurtul propaganda ve
politikaları ile zor, kara ve meş’um günlere doğru
sürüklenmektedir. Buna, hem Türkiye ve hem de
Kıbrıs’ta karşı çıkanları, uyarıda bulunanları,
halkı bilgilendirenleri küçümsemek, kınamak ve
“marjinal” olarak görmek yerine, onların yanında
olmak, veya hiç olmazsa, en azından sessiz
kalınmak, gerekmez mi?
Sn. Denktaş’ın ister KKTC’de ve ister
Türkiye’de yapmakta olduğu konuşmalardan
rahatsızlık duyulacağına, Anayasamızın 90.
maddesindeki “Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı
devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla
yapılacak anlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük
Millet Meclisi’nin onaylamayı bir kanunla uygun
bulunmasına bağlıdır.” hükmünün yerine
getirilmeden “Annan Planı”nın Kıbrıs’ta
referanduma nasıl sunulabildiğinin Türk Milleti’ne
anlatılması, bilgilendirilmesi daha isabetli ve
daha uygun düşmez mi?
Bulunulan makam bir “siyaset” yeri
değil bir “temsil makamı” olduğuna göre;
sizden siyaset yerine, bu temsil görevinin Anayasa
ve İçtüzüğe uygun düşecek tarafsız bir şekilde
ifasını beklemek, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı
olmanın en hukuki ve doğal sonucudur.
Saygılarımızla.
Müdafaa-i Hukuk Vakfı
Ve
Müdafaa-i Hukuk Dernekleri
Genel Merkezi
-
Geri -
|