|
Müdafaa-i
Hukuk Temsilciler Bülteni
No:2
MÜDAFAA-İ HUKUK DİYOR Kİ!
EMPERYALİZM, İSTANBUL'U TAKSİM PROJESİNİ
TEKRAR UYGULAMAYA KOYUYOR
Batılı emperyalistlerin, Avrupa Birliğinin
sağlanması ile Türklerin Avrupa ve
Anadolu'dan sökülüp Asya'nın derinliklerine
atılması, yani Anadolu topraklarının
paylaşılması yönündeki çabalarını içeren
Şark Meselesinin çözümündeki
başarısızlıklarının temelinde; esasen
İstanbul'un kimin elinde kalacağı sorunu
yatmaktaydı. Zira; Doğu sorunu aslında
İstanbul'un kime ait olacağında ve daha
sonra Çanakkale Boğazının anahtarının kimin
eline geçeceği noktasında düğümlenmekteydi.
Anadolu'nun paylaşılmasında anlaşan
batılılar, İstanbul'un paylaşılmasında bir
türlü anlaşamaz. Dolayısıyla İstanbul'un
taksimi ya da serbest bölge olması yönünde
yüzlerce proje hazırlanır. Bir yerde,
Anadolu'nun paylaşılmasında birbirine rakip
olan ülkelerin, bu kez mahallelerin
paylaşılmasında birbirine rakip
olmayacakları düşünülür.
Bu projelerden en önemlisi; Türkiye ile
Dörtlü Balkan ittifakının savaşı henüz
başlamadan önce 7 Ocak 1912'de "Indeependance
Belge" gazetesinde Selanikli bir Muhabir
tarafından yayınlanan projedir. Buna göre;
Haydarpaşa ve Asya'daki bir kısım arazinin
Almanya'ya, Pera (Bugünkü Beyoğlu) ve
tepedeki yerlerin Fransa'ya, Boğaziçi'ndeki
tepelerin Rusya'ya, Galata ve deniz
kıyısındaki mahallelerin Avusturya'ya,
İstanbul tarafı ile buraya bağlı
mahallelerin İngiltere'ye verilmesi
önerilir. Trablusgarp'ın İtalya'ya verilmesi
suretiyle, İtalya'nın Türk Başkentinden pay
alması önlenir. Böylece, Vatikan
İstanbul'dan uzak tutulmaya çalışılır.
Türkiye'nin duyarlılığını önlemek içinde,
her mahalledeki imtiyazlı bölgeyi yönetecek
delegeler konseyine bir Osmanlı komiserinin
atanması, kentin açık liman olması, Sultan
ve ailesinin ikametgahlarının muhafaza
edilmesi, buraların da tarafsız bölge olması
teklif edilir. Ayrıca Osmanlının Başkenti
Bursa olacak ve Osmanlı yönetimi buraya
taşınacaktır. Görüleceği üzere İstanbul'un
paylaşılmasında emperyalistlerin birbirine
rakip olmayacağı düşünülmesine karşı daha
başlangıçta İtalya saf dışı bırakılır.
Bu projenin yazarı; "Ne kadar tuhaf gözükse
de, hayal ürünü olan bu rüya gerçekleştiği
takdirde, dünya barışının sağlanacağı güzel
bir düştür." demekten kendini alamaz. Ancak,
ne yazık ki; Sevr Anlaşmasıyla, Anadolu ve
İstanbul'un işgali bu projenin hiçte hayal
olmadığını göstermişti.
Aynı projede; diğer bir çözüm yolu olarak
da; İstanbul'un Hong Kong gibi imtiyazlı bir
bölge haline getirilerek, kente uluslararası
hüviyet kazandırılması önerilir. Yine,
Avusturyalı Tarihçi Yazar ve aynı zamanda
Diplomat olan Kont Greppi'nin 1910'da
yayınlanan anılarında yer alan projede;
İstanbul ve İstanbul Boğazının kimseye ait
olmaması, herkese ait olması, burasının
serbest şehir olması ve sadece İstanbul
Boğazı çevresini kapsaması, ayrıca kurulacak
Yunan-Slav Konfederasyonunu oluşturan devlet
temsilcilerinin toplanacakları bağımsız bir
kent olması, böylece Federal bir devlet
kurulması, Ege'deki Takımadaların
özerkliklerini korumaları, ancak bunların
Doğu Konfederasyonuna dahil olması, ayrıca
büyük devletlerin garantör olmaları ve bu
görevi yapabilmeleri için de Takımadalardaki
bağımsız adalarda deniz üssü kurmaları
önerilmekte, Yunanlı bir yazar olan Mösyö
Pitzipious'un projesinde ise; İstanbul'un
serbest şehir niteliğinde Doğu
Konfederasyonunun Başkenti olması, burada
evrensel boyutta bir Ortodoks Kongresinin
toplanması, bu kongreye tüm Avrupa, Asya,
Afrika ve Amerika Devletlerinin
temsilcilerinin katılması, yani
Ortodoksların Vatikan'ı olması önerilir.
Öte yandan, 1913'de yayınlanan bir başka
broşürde yer alan Mösyö Ralf de Neriet'e ait
projede; İstanbul'un Papa'ya verilmesi ve
kendisinin kesinlikle oraya yerleşmesi, daha
doğrusu Vatikan'ın İstanbul'a taşınması
teklif edilir.(Trandafir G. Dluvara
Türkiye'nin Paylaşılması hak....) Söz konusu
projelere göre, İstanbul; Katoliklerle
Ortodokslar arasında en önemli
anlaşmazlıklardan birisi olarak
paylaşılamaz.
Tüm bu projeler göz önüne alındığında;
emperyalistlerin emellerini gerçekleştirmek
için tarih boyunca sürekli çaba sarf
ettikleri ve dolayısıyla ülkemizin ne kadar
açık ya da gizli tehdit ve tehlike altında
olduğu görülecektir. Zira; Emperyalistler
emellerinden hiçbir zaman vazgeçmezler.
Çünkü; onlar için sürekli sömürülecek kaynak
gerekir. Bundan önce olduğu gibi bundan
sonra da, aynı yolu izleyecekler yeni
denemeler ve girişimlerde bulunacaklardır.
ABD'nin Irak savaşı sırasında, Irak cephesi
ile ilgisi bulunmayan Trakya, Trabzon, Muş
gibi yerlerde, neredeyse Anadolu'nun
tamamına yakın bölgelerinde askeri üs
istemesi, Kıbrıs ve Güneydoğu'da izledikleri
politikalar, Ruhban okulunun açılması ve
azınlık vakıflarının İstanbul'daki talepleri
oldukça düşündürücüdür. Ayrıca, son kamu
yönetimi reform yasa tasarısı ile yerel
yönetimlere verilmek istenen yetkiler bu
açıdan bakıldığında dikkat çekici
görülmektedir.
Yukarıdaki projeler ne kadar gerçeklerden
uzak ve hayalci görülürse görülsün, bunlar
bir gün uygulanmak üzere ortaya konulan
projelerdir. Bu nedenle, karşı politikalar
oluşturup zamanında gerekli önlemlerin
alınması için, ulusal duyarlılıktan
hareketle, ülkemiz aleyhine hazırlanan bu
projeleri gün yüzüne çıkarmak ve bu yönde
gereken çabaları sarf etmek ulusal bir
sorumluluk ve görevdir.
Not: Müdafaa-i Hukuk Delegelerine ulaştırmak
ve her türlü araçtan yararlanarak çevrenize
duyurmak yararlı olacaktır.
|