|
Müdafaa-i Hukuk Bülteni
No: 21
16 Haziran 2004
SON GELİŞMELERLE İLGİLİ DEĞERLENDİRMELERİMİZ
·
Demokratikleşme ve AB süreci adı altında Türkiye
Cumhuriyeti'nin üniter yapısı
hiçe sayılarak 'Kürt Kimliği' kültürel
olmaktan çıkarılmak istenmektedir.
Bu takdim sadece PKK/Kongra -Gel'den değil,
bazı basın kuruluşları, köşe yazarları, TV
programcılarınca da yapılmaktadır.
DEHAP Genel Başkanı açıklamalarında "PKK ile
Hükümete eşit mesafedeyiz" demesini
devletimize ve demokrasimize karşı hakaret olarak
niteliyor ve ayrıca suç işlenmiş olduğunu
düşünüyor ve ilgililere adli işlem başlatması
gerektiğini hatırlatıyoruz.
·
Bölücü örgüt mensuplarının demokratikleşme ve AB
süreci adı altında eğitim, kültür, ana dil
hakkı istekleriyle yetinmeyecekleri bellidir. Bu
isteklerin yerine getirilmesi bölücü leri tatmin
etmemiştir. Onların asıl istekleri, bazı
açıklamaların satır aralarında açıkça
okunmaktadır: "Biz İstiklal Savaşı'nı birlikte
yaptık. Türkiye'nin kurucu iki halkıyız. Bu
nedenle devleti yeniden bu esas üzerinden
kurmalıyız". Demokratik Cumhuriyet diye
ısrarlı söylemlerin arkasında yatan da açıkça bu
istektir. Nihai olarak ise Türkiye topraklarında
"Bağımsız bir Kürt devleti" kurmak; son
tahlilde ise üç komşu devlette kurulacak olan
Kürt devletlerini birleştirerek "Büyük
Kürdistan" hayalini gerçekleştirmek
düşüncesindedirler.
Anadolu’da hepimiz yaklaşık en az bin yıldır
yaşamaktayız. Kader, kıvanç birliği içinde
asırları paylaşmışız. Kız alıp vermiş, bir bütün
olmuşuz. Ortak geleneği birlikte
yaşıyoruz.Tarihçilerin tespitleriyle Türkmen olan
bu topluluklar Arap- Fars kültür çevresinde
kendilerini Kürt olarak nitelemektedirler.
Tarihteki bütün Kürt hareketlerinde dış tahrik ve
destek her zaman var olmuştur. Osmanlı'nın son
asırlarında Sırp, Bulgar, Rum, Rumen halkları
kültürel hak talepleriyle başlayan bir macerayı
özerklik ve bağımsızlık aşamalarına kadar
sürüklediler. Bu tarihin adeta bir kalıbıdır.
Kürtlerle,adı geçen Balkan uluslarının aynı
kefelere konulması doğru olmaz. Lozan'ın azınlık
statüsü Müslüman olmayan vatandaşlar içindir.
Kürtler hiçbir zaman
azınlık statüsünde olmamışlardır. Türkiye'de
herkes gibi birinci sınıf vatandaş oldular, Her
türlü devlet makamında görev yaptılar, ticaretin
zirvelerine çıktılar. Kimse Kürdüm diyen
insanların herkes ile aynı haklara sahip olmasına
'bu nasıl oluyor' demedi.
Türk- Kürt ayrılığı yine dışarıda tezgahlandı ve
başarı ile bir süreç içinde uygulandı. Yerli
işbirlikçiler bu gelişmeye çanak tuttular.
"Kürt kimliği tanınmalı, kültürel kimlikleri,
hakları verilmeli" diyerek kamuoyunu
yönlendirdiler. PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri ve
emniyet güçleri savaşırken; "Biz bu savaşımda
tarafsızız" diyerek açıklamalar yaptılar.
Aslında hepsi taraftı. Türkiye Cumhuriyeti ve onun
yönetici unsurları dostunu düşmanını ayırt etmekte
niçin zorlanmaktadır ?...
·
Demokratikleşme adı altında yapılan zorlamalar,
Türkiye Cumhuriyetinin temel niteliklerini,
kuruluş felsefesini ve Atatürk ilkelerini göz ardı
etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti fazla zorlanmaktan
"dikişlerini patlatma" noktasına getirilmek
durumuyla karşı karşıya bırakılmıştır.
Büyük Türk Milleti bu gelişmeleri üzüntü
ve kaygı ile izlemektedir. Her Türk millî
sorumluluğunun bilincinde olup, ödeyeceği bedelin
hesabını yapar hale gelmiştir. Bu tutum çevremizde
açıkça görülmekte ve dile getirilmektedir.
Türk Milleti, devletine derin bağlılık duygusu
taşımakla birlikte yöneticilerin gelişmeler
karşısındaki yanlış politikalarını sabır içinde,
sükunetle izlemektedir. Ancak dayanılmaz
görüntüler karşısında öfke biriktirdiği de göz
ardı edilmemelidir.
·
"Türküm" demenin kaygı ile karşılandığı, tarih
öğretmenlerinin bile "Türk" sözünü kullanmaktan
kaçınır bir hale gelindiği uzun süredir
bilinmektedir. Bu karmaşık duygular ortamında
yaşanan son gelişmelerle halkı çileden çıkarmak
mı istenmektedir?
DEHAP'ın düzenlediği İstanbul mitinginde
yüzlerce PKK ve parti bayrağı yanında bulunan tek
Türk bayrağının bulunma sebebi yakılmak amacıyla
oraya getirilmiş olmasıydı. Yakma girişimi rüzgar
muhalefeti nedeniyle başarılamadı. Peki ama
devlet neredeydi? Türk bayrağı düşmanları
hangi barıştan, hangi kardeşlikten hangi
demokratik haklardan söz etmektedir?
·
Tahliye edilenlerin Güney-Doğu'yu kapsayan seri
mitinglerden ne amaç güdülmektedir. Bunlar Anadolu
insanını derinden yaralamıştır. PKK mücadelesinde
aktif rol oynayan bir takım devlet görevlilerinin
hapiste olmaları da halkın kafasında birer soru
işareti olarak durmaktadır.
·
Şehit ailelerine "Geçmişi unutmaları tavsiye
ediliyor". Unutmak o kadar kolay mı? Millî şuur
yoksunu olunması sadece şehitlere değil Türk
milletine de hakarettir.
·
AB'nden müzakere tarihi alacağımız umudu
Türkiye'ye büyük bedeller, tavizler ödetmektedir.
Sonu bilinmez vaatlerin peşinden tarihte de çok
koştuk. Kırım Harbi sonrası imzalanan Paris
Antlaşması'nda "Osmanlı Devleti bir Avrupa devleti
sayılacak. Avrupa devletler hukukundan aynen
yararlanacaktır" hükmü yer almasına rağmen, bu
hüküm hiçbir zaman uygulanmadı aksine saldırılar
eskisinden daha fazla artırıldı.
AB'nin geleceği de meçhul. Bu ödeyeceğimiz
bedellerin zaman içinde telafisi -tarihte olduğu
gibi- belki mümkün de olmayacaktır. Devlet
adamlarının tarih bilinci ile hareket etmesi,
geçmiş tecrübelerden ders alması gerekmektedir.
Atatürk Diyor ki :
Diyarbakırlılara:
"Ben, Türk elinin kahraman bir bucağındanım. Yazık
ki oraya Bekir diyarı diyorlar, fakat özünde Türk
diyarı idi. Bekir sonradan ona ad olmuş. Fakat
biz öz diyarımızın ne olduğunu biliriz, bizim
diyarımız Oğuz Türkün has konağıdır, bizde bu yüce
konağın çocuklarıyız.
Buraya konduğumuzdan beri ne olduğumuzu anlatmaya
çalıştık ve anlatıp duruyoruz ki: Türk eli
büyüktür ve yeryüzünde yalnız o büyüktür. Her yeri
dolduran Türk'tür. Ve her yanı aydınlatan Türk'ün
yüzüdür. Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu,
Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı,
hep bir soyun evlatları, hep aynı cevherin
damarlarıdır. Bizim yeni işimiz budur: Bu
damarlar, birbirini duysun ve birbirini tanısın.
Bu dediğim şey gerçek
olacak; çünkü gerçektir. Bu dediğim şey olduğu
zaman, başka bir alem görülecek ve bu alem,
dünyaya hayret verecek, ışığı ve feyzi insanlığa
saçacaktır. Gerçek güneşi durmaz daima yükselecek,
Türkün varlığı bu köhne dünyaya yeni ufuklar
açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek o zaman
görülecek. Bu karmakarışık işlerin içinden çıkıp
yükselebilmek için bize dirilik gerektir. Birlik
onunla beraber yürür.
Diri yalnız Türk Milletidir. Birliği ortaya koyan
da Türktür. Dirliğin ne olduğunu anlatan da
Türktür, çalışalım."
(Diyarbekir Gazetesi, 26 Eylül 1932)
(*)
Müdafaa-i Hukuk Derneği Sivas Şubesince
hazırlanmıştır
-
Geri -
|