|
Müdafaa-i Hukuk Bülteni
No: 22
25
Haziran 2004
ÜNİTER DEVLET YAPISI DARBE ALDI
T.C. Anayasası’nın başlangıç bölümündeki
“Türk varlığının, devleti ve ülkesi ile
bölünmezliği esası” ve Anayasamızın
değiştirilemez ve değiştirilmesi dahi teklif
edilemez üçüncü maddesindeki “Türkiye
Devleti ülkesi ve milleti ile bölünmez bir
bütündür” hükmü, T.B.M.M. tarafından
kabul edilen 24.06.2004 tarih ve 5197 sayılı
“İl Özel İdaresi Kanunu”nun bazı
maddelerince ihlal edilmiştir.
5197 sayılı Kanunun genel gerekçesinde bu ihlal
“açıkça” il özel idarelerinin
“özerk kurumlar” olduğu belirtilmekle
yapılmıştır. Genel gerekçede “Avrupa yerel
yönetimler özerklik şartının” yerine
getirildiği, “özerk bir mahalli idarenin”
gereği olarak il özel idarelerinin üzerindeki
idari vesayet uygulamalarının çoğuna son
verildiği, özerkliliğin gerektirdiği
“bağımsız karar alma” ya imkan tanındığı
ve “demokrasi, özerklik…” gibi
kavramların kanuna yansıtıldığı şeklinde ifade
edilmiştir. Yine, genel gerekçede “kanunun
genel çerçevesi, devletin üniter yapısına
anayasamızda yer alan idarenin bütünlüğü…
esasına uygundur” denmekle, bu
düzenlemenin bir çerçeve kanunu olduğu ve
içeriğinin Anayasamızın üniter devlet sisteminden
uzaklaşıldığı zımnen kabul edilmektedir.
TBMM tarafından kabul edilen söz konusu kanunun
Anayasamızda üniter devlet anlayışına ve
idarenin bütünlüğü prensibini getiren 126 ve
127. maddelerine aykırı düşen hükümlerinden
bazıları şunlardır:
1.
Görev ve sorumluluklarla ilgili 6. maddesi
ile, il özel idaresinin görevleri açık olarak
belirtilmemiştir. “Kanunlarla başka bir
kurum ve kuruluşuna verilmeyen mahalli müşterek
nitelikteki her türlü görev ve hizmeti yapar”
hükmü getirilmekle sınırı açık olarak
belirtilmeyen bir yerel yönetim biçimi
oluşturulmuştur.
2.
İl genel meclisinin yetkileri
ile ilgili 10/n fıkrasında “Yurt içindeki ve
yurt dışındaki mahalli idareler ve mahalli
idareler birlikleri ile karşılıklı işbirliği
yapılmasına karar vermek” hükmü ile hem
anayasamızın tarif ettiği “Mahalli müşterek
ihtiyaç kavramı” kapsamı dışına çıkılmış
ve hem de merkezi idarenin iradesi dışında yerel
yönetimlerin yurt dışında bazı ülkeler
idareleriyle ilişki kurma ve değişik
düzeylerde yapılanmaya gitmeleri yolu açılmıştır.
3.
İl Genel Meclislerini toplantıları ile
ilgili 12. maddenin 3. fıkrasında “Mutat
toplantı yeri dışında toplanılmasının…”
hükmü ile bunların resmi mekanlar dışında da
toplantı yapabilmesi imkanı sağlanmaktadır.
Böylece il genel meclisi, yerel gerekçeler
gösterilmek suretiyle dilediği yerde toplantı
yapabilecek ve böylece sorunlar
yaratabilecektir.
4.
Meclis’in feshi ile ilgili 22/b maddesindeki
“il özel idaresine verilen görevlerle ilgisi
olmayan siyasi konularda karar alırsa, İçişleri
Bakanlığı’nın bildirisi üzerine Danıştay’ın kararı
üzerine feshedilir” hükmü, ARTIK! İL
GENEL MECLİSLERİNDE SİYASİ KONULARIN GÖRÜŞÜLMESİ
YOLUNU AÇMIŞ OLMAKTADIR.
Çünkü, söz konusu hüküm siyasi konularda karar
alınmasını engellemekte; ama siyasi görüşmeler
yapılmasına mani olmamaktadır. Ayrıca görevleri
arasında bulunan konularda siyasi kararlar
alınabileceğini de hükme bağlamış olmaktadır.
Şöyle ki; eğitim (millilik niteliği artık kağıt
üzerinde kalacağından) alanında il genel meclisi
toplantılarında “laiklik”,
“anadil” ve benzeri konularda görüşme
yapılıp karar alınması olağan hale gelecektir.
5.
Valinin yetkilerini düzenleyen 29.
maddedeki “Vali, il özel idaresinin başı ve
tüzel kişiliğinin temsilcisidir” hükmü
kanunun bir çelişkiler yumağı olduğunun en
açık örneğidir. Çünkü validen il genel meclisi
başkanlığı alınmış ve başkanı olduğu “il
daimi encümeni”nin yetkileri
neredeyse yok durumuna indirgenmiştir.
Böylece vali, ve ilinde temsil ettiği Türkiye
Cumhuriyeti Devleti’nin mahalli idareler
üzerindeki Anayasal vesayeti neredeyse ortadan
kaldırılmıştır..
6.
Çeşitli yasalarla yerel yönetimlere devredilen çok
önemli yetkiler nedeniyle merkezi denetimin çok
daha büyük önemi taşıdığı bir ortamda özel
idarelerin denetimini düzenleyen 37 ve 38.
maddelerinde “Merkezden denetim ilkesi
kaldırılmakta ve böylece bir mahalli idarenin
karar alma ve sevk ve yönetiminde keyfilik”
yolu açılmış olmaktadır.
7.
Özel idarelerin gelirlerini düzenleyen 42/h
maddesindeki “Her türlü girişim, iştirak ve
faaliyetler karşılığı sağlanacak gelirler”
hükmü ile, anayasamıza göre bir kamu yönetimi
olan bu kurum “özel hukuk”a tâbi bir
şirketler grubu yani “holding”
haline gelmektedir. Kanunun 43. maddesinde de bu
hususu destekleyen hükümler mevcuttur.
Ayrıca, özel idareye borçlanma yapabilme ve
tahvil çıkarma imkanı tanıyan 51. madde ile
“İl özel idaresi kendisine verilen görev ve
hizmetler alanında ilgili mevzuatta belirtilen
usullere göre sermaye şirketleri kurabilir”
hükümlerinin, bir kamu yönetimine nasıl
“holdingleşme” yolunu açtığına dair
“hazin” bir örnek teşkil etmektedir.
8.
T.B.M.M. tarafından kabul edilmiş olan 5197 sayılı
Kanunun “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin
üniter” yapısına indirdiği en büyük
darbe, il özel idarelerinin “Yurt dışı
ilişkileri”ni düzenleyen
62. madde ile getirilmiş olmaktadır.
62. madde hükmü aynen şöyledir: “İl özel
idaresi, il genel meclisinin kararına bağlı olarak
görev alanıyla ilgili konularda faaliyet gösteren
uluslararası teşekkül ve organizasyonlara, kurucu
üye veya üye olabilir.
İl özel idaresi bu teşekkül ve organizasyonlarla
ortak faaliyet ve hizmet projeleri
gerçekleştirebilir.”
Sonuç olarak; TBMM tarafından kabul edilmiş olan
5197 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nun yukarıda
belirtilen hükümleri ile diğer bazı maddeleri
“Anayasa”mızın 3. maddesinin
“Türkiye Devleti ülkesi ve milleti ile bölünmez
bir bütündür”; 123. maddesinin
“İdare, kuruluş ve görevleri ile bir bütündür…”
ve 127. maddesinin “… merkezi idare,
mahalli idareler üzerinde, mahalli hizmetlerin
bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu
görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının
korunması ve mahalli ihtiyaçların gereği gibi
karşılanması amacıyla kanunda belirtilen esas ve
usuller dairesinde idari vesayet yetkisine
sahiptir…” hükümlerine açıkça aykırılık
halindedir.
Ayrıca bu kanun, sırada bekleyen Belediye ve Kamu
Yönetimi Temel Kanunu tasarılarının
yasalaşmalarının da önünü açmış bulunmaktadır.
Bu itibarla, bu kanunun TBMM’ne iade edilmesi yani
“VETO EDİLMESİ” gerekmektedir.
Yoksa, demokratikleşme ve insan hakları
pekiştirilmektedir düşüncesi mi hakim
kılınacaktır?
Hangi hayaller (veya gizli emeller) uğruna nereye
gidiyoruz. İşgal altındaki “IRAK” ta
bile yapılamayan, yoksa “TÜRKİYE” de
mi yapılmaktadır.
-
Geri -
|